Kurtul Gülenç – Frankfurt Okulu (2015)

Frankfurt Okulu, çağdaş sosyal bilimler felsefesinde bir dönüm noktasına tekabül eder.

Kurtul Gülenç’in kitabı, Frankfurt Okulu’nun önde gelen düşünürlerinden Max Horkheimer’ın fikirlerini merkeze alarak, bu ekolün görüşlerini ana çizgileriyle göstermekte, çağdaş sosyal bilimler felsefesinin kimi güncel sorunları konusunda kimi öneriler sunmakta.

Frankfurt Okulu’nun geleneksel felsefeye getirdiği eleştiri ve ekolün eleştirel toplum felsefesi; Frankfurt Okulu’nun toplum, kapitalist toplum, tarih, birey ve doğaya bakışı; Frankfurt Okulu’nun pozitivizm ve ampirik sosyal araştırmalar eleştirisi, Gülenç’in burada tartıştığı kimi konular.

  • Künye: Kurtul Gülenç – Frankfurt Okulu: Eleştiri, Toplum ve Bilim, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 288 sayfa, 2015

Kıvanç Tanrıyar – Aykırı Cinsellikler (2018)

Kıvanç Tanrıyar ilgi çekici çalışması ‘Aykırı Cinsellikler’de, erken dönem Türkçe edebiyatta cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin kendine nasıl yer bulduğunu inceliyor.

Tanrıyar bu amaçla Hüseyin Rahmi Gürpınar, Nahid Sırrı Örik, Reşat Nuri Güntekin, Reşad Ekrem Koçu gibi pek çok ismin eserlerini irdelediği gibi, Tanzimat’tan Abdülhamid rejimine,  Mütareke döneminden Cumhuriyete kadar geniş bir zaman diliminde hareket ediyor.

Kitapta,

  • Nahid Sırrı Örik’te heteronormatif eşiğe yenik düşen figürler,
  • Reşat Nuri Güntekin’de erkeklik iffeti sembolü olarak Hz. Yusuf,
  • Toplumsal örgütlenme biçimi olarak kadınlararası homososyal arzu ve başkaldıran lezbiyenlik,
  • Lezbiyenlik ve cinsel coğrafya,
  • Toplumsal sözleşmeyi aşan kadınlararası homososyal arzu,
  • Tanzimat’tan erken dönem Cumhuriyete trans erkeklik temsilleri,
  • Savaş makinesi ve heteroseksüel matris gölgesinde erilleşme,
  • Genel ahlakın kırmızı çizgisine direnme biçimi olarak Transgender,
  • Ve Abdülhamid dönemi hakikat rejimine direnen bir yapı olarak queer aile gibi, birçok konu tartışılıyor.

Künye: Kıvanç Tanrıyar – Aykırı Cinsellikler: Türkçe Edebiyatta Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 352 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman – Avrupa (2018)

“Avrupa keşfettiğiniz bir yer değildir; Avrupa bir misyondur/görevdir, yaratılacak, yapılacak, inşa edilecek bir şeydir.”

Zygmunt Bauman bu kısa ama etkili metninde, Avrupa ve Avrupalılık macerasını enine boyuna tartışıyor ve geleceğin Avrupası üzerine düşünüyor.

Bauman, Avrupa’nın bir macera yeri olduğunu ve onu keşfetmeye, icat etmeye veya çağırmaya dönük bitmek bilmez maceraların mekânı olduğunu belirtiyor ve bu maceranın tarihsel seyrini adım adım izliyor.

İmparatorluk geçmişinin Avrupa’ya nasıl bir miras ve gölge bıraktığını tartışan Bauman, bunun devamında da Avrupa’da sosyal devletin yükseldiği süreci ve oradan, özgürlükçü nitelikleriyle örnek gösterilen kıtanın güvenlik devleti anlayışına teslim olduğunu tartışıyor.

Bauman, ideallerini yitirmiş Avrupa’ya dair karanlık bir tablo çiziyor, fakat Avrupalılık değerlerinin yaşamasına elverişli bir dünyanın nasıl kurulabileceği üzerine de düşünüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman – Avrupa: Bitmeyen Bir Macera, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, inceleme, 160 sayfa, 2018

Friedrich Schlegel – Eleştirel Fragmanlar: Felsefi Aforizmalar (2018)

Romantik bir şair ve yazar olmasının yanı sıra, bir kültür tarihçisi, eleştirmen ve dilbilimci olarak da bildiğimiz Friedrich Schlegel’in, 1797’de dönemin etkili yayın organlarından olan Lyceum dergisinde yayınlanan ‘Eleştirel Fragmanlar’ı, kısa bir süre sonra birçok tartışmanın fitilini ateşleyecekti.

Zira 37 sayfadan oluşan 127 aforizma barındıran bu eser, yepyeni ve tümüyle özgün bir düşünsel hareketin, yani romantizmin öncüsü olacak, romantik düşünceyi derli toplu bir projeye, bir tür öncü harekete dönüştürecekti.

“Sanatçı olarak adlandırdığımız kişilerin çoğu, aslında doğanın sanat eserleridirler.” diyen Schlegel’in, felsefe ve şiirin muhteşem bir bireşimi olarak tanımlayabileceğimiz aforizmaları, yüzyıllar öncesinden bizi etkilemeye devam ediyor.

Aforizmaların bu baskısı, kitaba dair kapsamlı bir önsöz, bir kronoloji ve ekler eşliğinde yayınlanmış.

  • Künye: Friedrich Schlegel – Eleştirel Fragmanlar: Felsefi Aforizmalar, çeviren: Kerem Duymuş, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 96 sayfa, 2018

Güven Gürkan Öztan – Türkiye’de Militarizm (2018)

Militarizmin kavramsal boyutundan başlayarak militarizmin Türkiye’deki serüvenini çok yönlü bir bakışla inceleyen iyi bir analiz.

Güven Gürkan Öztan, güncellenmiş baskısıyla yeniden yayınlanan kitabına, Türkiye’de militarizm konusundaki tartışmaların seyrini irdeleyerek başlıyor.

Yazar devamında da,

  • Türkiye’de milli kimliğin inşası sürecindeki militarist eğilimleri ve bunların etkilerini,
  • Türkiye’de militarizmi besleyen iki ana damar olan ordu ve erkekliği,
  • Uluslaşma sürecinde “ideal” kadının inşasındaki militarist öğeleri,
  • Soğuk Savaşın başlangıcında militarist örüntünün oluşma serüvenini,
  • Kore Savaşı sürecindeki militarist propagandayı,
  • “Milli Dava” olarak Kıbrıs meselesiyle militarizm arasındaki ilişkiyi,
  • Türkiye’deki askeri müdahalelerin militarizmin oluşumundaki etkileri,
  • Siyasal İslam’dan Kürt sorununa, 1990’lar Türkiye’sinde militarizmin etkilerini,
  • 12 Eylül’den AKP Türkiye’sine, Türk milliyetçilikleri arasındaki hegemonya mücadelesini,
  • “Yeni Osmanlıcılık” ve İslam-Türk sentezci milliyetçiliği,
  • Ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Öztan’ın eserini, Türkiye gibi, militarist zihniyet ve pratiklerin toplumun her alanına sindiği bir ülkede, okunması elzem çalışmalardan biri olarak tavsiye ediyoruz.

Kitabın, Suavi Aydın imzalı, militarizmin Türkiye’deki macerasını dünyadaki örnekleriyle karşılaştırmalı ve tarihsel bir perspektifle ele aldığı aydınlatıcı bir sunuş yazısıyla açıldığını da belirtelim.

  • Künye: Güven Gürkan Öztan – Türkiye’de Militarizm: Zihniyet, Pratik, Propaganda, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 304 sayfa, 2018

Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm (2018)

Frederick Beiser, Alman İdealizmi, Alman Romantizmi, İngiliz Aydınlanması ve genel olarak 19. yüzyıl felsefesi konusundaki çalışmalarıyla, dünya çapında ün sahibi bir felsefeci.

Beiser’in bu kapsamlı çalışması da, 1790 ile 1800 arasındaki on yıllık zaman diliminde modern Alman politik düşüncesinin nasıl biçimlendiğini incelemesiyle çok değerli.

Beiser, bu on yıl zarfında, Fransız Devrimi karşısında oluşan reaksiyon, Almanya’da liberalizm, muhafazakârlık ve romantizm gibi üç karşıt politik geleneğin ortaya çıkmasına neden olduğunu ve bu geleneklerden her birinin, modern Alman politik düşüncesinin on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllardaki gelişiminde merkezî rol oynadığını belirtiyor.

Yazar, bu geleneklerin köken ve bağlamlarını belirleyerek temel politik ideallerine dair bir analiz ortaya koyuyor.

1790’ların belli başlı politik düşünür ve hareketlerinin bir incelemesi niteliğinde olan çalışmada her bölüm, bu on yılın merkezî figürlerini, bunların politik teorilerinin kökenlerini, Fransız Devrimi karşısındaki tepkilerini ve savundukları düşüncelerde politikanın önemini tartışıyor.

Kitabın en dikkat çekici katkısı ise, Alman düşüncesinin on sekizinci yüzyıl ve hatta Fransız Devrimi boyunca apolitik olduğu yönündeki, hâlâ hâkim olan görüşe temelden karşı çıkması.

Beiser, 1790’lardaki Alman felsefesinde hâkim olan politik amacı ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Frederick C. Beiser – Aydınlanma, Devrim ve Romantizm: Modern Alman Politik Düşüncesinin Doğuşu (1790-1800), çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 576 sayfa, 2018

John Ralston Saul – Küreselleşmenin Çöküşü (2018)

Kapitalizmin içinde bulunduğu bugünkü kriz, kolay kolay aşılacakmış gibi görünmüyor.

Son kırk yılın politikalarının bizi nereye götüreceğine dair uzun yıllardır ikazlarda bulunan bir grup insan neredeyse hiç dikkate alınmazken, bu başarısızlığı yaratan insanlar, konumlarında ısrarcı olmaya devam ediyor.

İşte Kanadalı yazar John Ralston Saul de bu kitabında, küreselleşmenin yaşadığı güncel krizin ülke ülke izini sürüyor.

Birçok ülkede siyasi ve ekonomik düşünce düzeninde önemli etkileri bulunan ve kimilerinin “kahin” olarak tanımladığı Saul, kitabında Türkiye’nin ekonomik ve siyasi yapısını da irdeliyor.

Ekonominin bir din haline gelmesinin bizi kıyısına getirdiği uçurum, küreselleşme taraftarlarının gerçekleşmeyen vaatleri, ilerleme ideolojisinin çarpıklıkları, gelecekte bizi nelerin beklediği ve daha fazlası, burada.

Kitaptan Türkiye ile ilgili birkaç alıntı:

“Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 2002 senesinde iktidara gelip ekonomik reformlarına başladığında, ulusal gelirin % 36’sına %1’lik bir dilim hükmediyordu. 2016 senesine geldiğimizde, bu % 1’lik dilim, ulusal gelirin % 55’ine sahip oldu.”

“Bunların hiçbiri başka seçenekleri araştırma yoluna gitmediler. Araştırılmaz; çünkü hükümetler, devletin şirketlerini siyasî ya da kişisel olsun eşe dosta satmakla meşguldürler.”

“Sahip olduğu karmaşıklık ve dinamizmle Türkiye Avrupa’nın pek çok sorunundan paçayı kurtarmayı başardı. Lâkin, bu süreçte kendisine zarar da verdi. Ekonomilerin zenginleşebilmesi, herkesin güven duyduğu yasal bir sistemin başat rol oynadığı istikrarlı, açık ve şeffaf toplumlara bağlıdır.”

“Hükümetlerin istikrar ve dahil ediciliğin egemen olduğu bir atmosferi sağladığı durumda bölgesel, kültürel ve hatta siyasî farklılıklar canlı bir ekonomi için önemlidir. Sakin dahil edişler, her yerde tüm hükümetlerin birincil sorumluluğudur. Yirminci yüzyılda yeniden öğrendik ki, merkezî ya da yukarıdan aşağı bir iktidarı veyahut da belirli bir etnik ya da siyasî grubun egemenliğini vurgulayarak herhangi bir ekonomik avantaj sağlayamayız.”

  • Künye: John Ralston Saul – Küreselleşmenin Çöküşü: Dünyanın Yeniden Keşfi, çeviren: Erdem İlgi Akter, Ayrıntı Yayınları, iktisat, 416 sayfa, 2018

Noam Chomsky – Korsanlar ve İmparatorlar (2018)

Amerika, Irak’ı tartışmasız bir biçimde işgal etti ve bu, ülkeyi yerle bir eden sebepsiz bir saldırı eylemiydi.

Peki, işgalci bir ordunun askerlerini öldüren bir saldırı, nasıl oluyor da bir “terör saldırısı” olabiliyor?

Noam Chomsky’ye göre, bunun tek bir yolu var:

Şayet saldıran taraf, kendisine istediği zaman bir yerleri işgal ve imha etme hakkı tanıyan biricik imtiyazlara sahipse, onun haklı eylemlerine karşı gösterilen her tür direniş terörizmdir.

İşte, ilk baskısı 1986’da yapılan, daha sonra da farklı baskılarla güncellenen ‘Korsanlar ve İmparatorlar’ın ilgilendiği konu tam da bu.

Daha açık bir ifadeyle kitap, uluslararası terörizm kavramının modern Batılı anlamdaki kullanımına ışık tutuyor ve bununla da yetinmeyerek Batı’nın üst düzey bir kinizm örneği sergileyerek uyguladığı şiddet için bir kılıf olarak kullandığı, hatta yakın zamana ait birtakım “terör” olayları üzerinden bu kullanımın ne denli çılgın boyutlar alabildiğini gözler önüne seriyor.

Kitap, bu algı ikliminin yaratılmasında medyanın, akademinin ve uluslararası kuruluşların nasıl ikiyüzlüce roller üstlendiğini açıkça ortaya koyuyor.

  • Künye: Noam Chomsky – Korsanlar ve İmparatorlar: Eskiler ve Yeniler, çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 336 sayfa, 2018

Savaş Dizdar – Bir Zamanlar Mülkiye (2015)

Savaş Dizdar’ın Mülkiye yılları, dünyanın ve Türkiye’nin yoğun dönüşümler geçirdiği 1964-1970 arasını kapsıyor.

Dizdar, üniversiteye girdiğinde hem TİP’e hem fakültenin fikir kulübüne üye olmuş ve öğrenciliği boyunca gençlik hareketlerinin içinde bulunmuş.

Anılar bu yönüyle, 68 hareketini yaratan üniversite işgallerinin bir belgeseli niteliğinde.

  • Künye: Savaş Dizdar – Bir Zamanlar Mülkiye, Ayrıntı Yayınları

Andrew Ross – Krediokrasi ve Borç Reddi Davası (2015)

Kredi ve borçlanma yoluyla, devletin halk üzerindeki sömürü faaliyetlerinin ibretlik öyküsü, bu kitapta.

ABD bankaları, 2013’ün yalnızca üç ayında 42,2 milyar dolar kâr ederek rekor kırdı.

Böylece bankalar bir çeyrekte elde edilen en yüksek kâra ulaştılar.

Bu kârın aslan payı altı bankaya gitti (Bank of America, Citigroup, Wells Fargo, JPMorgan Chase, Goldman Sachs ve Morgan Stanley).

Hâlbuki bu bankalar, kurumsal açgözlülükleri nedeniyle 2008’de küresel ekonominin mahvolmasına neden olmuştu ve bu olağanüstü kâr oranı, söz konusu bankaların krizden önceki hallerine göre daha büyük ve güçlü hale geldiklerini açıkça ortaya koyuyor.

İşte bu ve bunun gibi çarpıcı örnekler üzerinden ilerleyen Andrew Ross, borç sorunu bahanesiyle halkın sağlık, ulaşım ve kent haklarının nasıl daha yoğun sömürüldüğünü açıklıyor.

  • Künye: Andrew Ross – Krediokrasi ve Borç Reddi Davası, çeviren: Emrullah Ataseven, Ayrıntı Yayınları