Noam Chomsky – Korsanlar ve İmparatorlar (2018)

Amerika, Irak’ı tartışmasız bir biçimde işgal etti ve bu, ülkeyi yerle bir eden sebepsiz bir saldırı eylemiydi.

Peki, işgalci bir ordunun askerlerini öldüren bir saldırı, nasıl oluyor da bir “terör saldırısı” olabiliyor?

Noam Chomsky’ye göre, bunun tek bir yolu var:

Şayet saldıran taraf, kendisine istediği zaman bir yerleri işgal ve imha etme hakkı tanıyan biricik imtiyazlara sahipse, onun haklı eylemlerine karşı gösterilen her tür direniş terörizmdir.

İşte, ilk baskısı 1986’da yapılan, daha sonra da farklı baskılarla güncellenen ‘Korsanlar ve İmparatorlar’ın ilgilendiği konu tam da bu.

Daha açık bir ifadeyle kitap, uluslararası terörizm kavramının modern Batılı anlamdaki kullanımına ışık tutuyor ve bununla da yetinmeyerek Batı’nın üst düzey bir kinizm örneği sergileyerek uyguladığı şiddet için bir kılıf olarak kullandığı, hatta yakın zamana ait birtakım “terör” olayları üzerinden bu kullanımın ne denli çılgın boyutlar alabildiğini gözler önüne seriyor.

Kitap, bu algı ikliminin yaratılmasında medyanın, akademinin ve uluslararası kuruluşların nasıl ikiyüzlüce roller üstlendiğini açıkça ortaya koyuyor.

  • Künye: Noam Chomsky – Korsanlar ve İmparatorlar: Eskiler ve Yeniler, çeviren: Aslı Önal, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 336 sayfa, 2018

Savaş Dizdar – Bir Zamanlar Mülkiye (2015)

Savaş Dizdar’ın Mülkiye yılları, dünyanın ve Türkiye’nin yoğun dönüşümler geçirdiği 1964-1970 arasını kapsıyor.

Dizdar, üniversiteye girdiğinde hem TİP’e hem fakültenin fikir kulübüne üye olmuş ve öğrenciliği boyunca gençlik hareketlerinin içinde bulunmuş.

Anılar bu yönüyle, 68 hareketini yaratan üniversite işgallerinin bir belgeseli niteliğinde.

  • Künye: Savaş Dizdar – Bir Zamanlar Mülkiye, Ayrıntı Yayınları

Andrew Ross – Krediokrasi ve Borç Reddi Davası (2015)

Kredi ve borçlanma yoluyla, devletin halk üzerindeki sömürü faaliyetlerinin ibretlik öyküsü, bu kitapta.

ABD bankaları, 2013’ün yalnızca üç ayında 42,2 milyar dolar kâr ederek rekor kırdı.

Böylece bankalar bir çeyrekte elde edilen en yüksek kâra ulaştılar.

Bu kârın aslan payı altı bankaya gitti (Bank of America, Citigroup, Wells Fargo, JPMorgan Chase, Goldman Sachs ve Morgan Stanley).

Hâlbuki bu bankalar, kurumsal açgözlülükleri nedeniyle 2008’de küresel ekonominin mahvolmasına neden olmuştu ve bu olağanüstü kâr oranı, söz konusu bankaların krizden önceki hallerine göre daha büyük ve güçlü hale geldiklerini açıkça ortaya koyuyor.

İşte bu ve bunun gibi çarpıcı örnekler üzerinden ilerleyen Andrew Ross, borç sorunu bahanesiyle halkın sağlık, ulaşım ve kent haklarının nasıl daha yoğun sömürüldüğünü açıklıyor.

  • Künye: Andrew Ross – Krediokrasi ve Borç Reddi Davası, çeviren: Emrullah Ataseven, Ayrıntı Yayınları

Kolektif – Skolastik Fantazya (2015)

Bu kitapta, mit, masal ve fantazyaları, popüler kültür bağlamında eleştirel bir gözle irdeleyen makaleler yer alıyor.

Andersen’in ünlü Çirkin Ördek Yavrusu‘nda narsisistik boyut, Bremen Mızıkacıları ile kapitalist sistemin işleyişi arasındaki ilişki, Küçük Kara Balık ve toplumun bireyi birörnek yaşamaya zorlayışı, Uyuyan Güzel ya da uyutulan kadınlar üstüne, Hansel ve Gretel’de ev içi tekinsizlik, Küçük Prens’te değer salgınına tepki, Ateşböceği ile Karınca’da emeğin çarpıtılması ve Ezop Masalları’nda erdemli yaşamın antik tesellisi, bu makalelerde tartışılan kimi konular.

Kitaba makaleleriyle katılan isimler ise şöyle: Zeynep Direk, Delal İpek, Nazmiye Kete Tepe, Şeyma Bilginer Erdoğan, Melek Özlem Sezer, Hande Öğüt, Sıdıka Yılmaz, Menekşe Toprak, Fahrünnisa Bakırcı, Yasemin Kılınçarslan, Özgür İpek, Deniz Akın, Ayşe Bilginer, Tahsin Emre Fırat, Mehmet Naci Önal, Asiye Ata, Bahar Balcı, Hüseyin Köse, Gülhanım Küçükalkan, Yurdagül Bezirgân Arar, Zeynep Baki, Zeynep Zelal Dağ ve Beyler Yetkiner.

  • Künye: Kolektif – Skolastik Fantazya, derleyen: Hüseyin Köse, Ayrıntı Yayınları

Andrew Bennett ve Nicholas Royle – Edebiyat, Eleştiri ve Kurama Giriş (2018)

Edebiyat kuramı, edebiyat ve eleştiri okumanın zorunlu bir parçasıdır.

Andrew Bennet ve Nicholas Royle imzalı bu rehber kitap da, edebiyat hakkında düşünmenin ve edebiyatı eleştirel biçimde okumanın yeni yollarını gösteriyor.

Kitabın, yalnızca edebiyat okumaya yeni başlayanlar için değil, çalışmalarında epey yol almış okurlar için de anlaşılır ve ulaşılabilir bir kaynak olduğunu söyleyebiliriz.

Yirmi dört bölümden oluşan kitapta,

  • Okurlar ve okuma,
  • Metin ve dünya,
  • Karakter,
  • Anlatı,
  • Mecazlar ve kinayeler,
  • Yaratıcı yazım,
  • Kuir,
  • Arzu,
  • Tarih,
  • Ve ideoloji gibi, edebiyat eleştirisinde göz önünde bulundurulması gereken pek çok konu ve kavram açıklanıyor.

İlave okuma bölümleriyle de oldukça zenginleşmiş kitapta, aynı zamanda eleştirel ve kuramsal bir terimler sözlüğü ile çalışma boyunca sözü geçen metinlerin tam bir kaynakçası da yer alıyor.

  • Künye: Andrew Bennett ve Nicholas Royle – Edebiyat, Eleştiri ve Kurama Giriş, çeviren: Deniz Tekin, Ayrıntı Yayınları, eleştiri, 480 sayfa, 2018

Hal Foster – Gerçeğin Geri Dönüşü (2009)

Sanat ve arkeoloji profesörü Hal Foster ‘Gerçeğin Geri Dönüşü’nde, yirminci yüzyılı derinden etkilemiş avangard sanatı ve onun yorumcularını anlatıyor.

1960’tan beri tarihsel ve yeni avangardın yeniden eklemlenişiyle sanat ve kuramda ortaya çıkan eleştirel modelleri anlatmakla çalışmasına başlayan Foster, ardından,

  • Bu dönemdeki minimalist sanatı,
  • Sanat eserinin yazılı metin olarak şekillendiği 1970’leri,
  • 1980’lerde, imgenin yayılımcı muhafazakârlığı içinde bu modelin eriyişini,
  • Metin ve imgenin çifte patlamasına yönelik çağdaş tepkileri,
  • Sanat ile kuramın özne eleştirisini,
  • Kültürel ötekiyle uzlaşmayı,
  • Bütün bu süreçte teknolojinin üstlendiği rolü ve bunun gibi dikkat çekici konuları tartışıyor.

Çalışmayı, 1960’dan günümüze kadarki sanat anlayışlarının ve kuramın tarihçesi hakkında sağlam bir kaynak olarak öneriyoruz.

  • Künye: Hal Foster – Gerçeğin Geri Dönüşü: Yüzyılın Sonunda Avangard, çeviren: Esin Hoşsucu, Ayrıntı Yayınları, sanat, 282 sayfa

Silvia Naef – İslam’da “Tasvir Sorunu” Var mı? (2018)

Uzun zamandır Arap ve İslâm dünyasında modern sanat, görsel temsil ve tasvir konularını inceleyen Silvia Naef’ten, İslam’da tasvir sorununu çok yönlü bir bakışla irdeleyen ufuk açıcı bir eser.

İslam’ın tasviri tabu olarak görüp görmediği konusu, evveliyatı çok eski tartışmalardandır.

Naef ise, İslam’da tasvirin hep var olduğunu, başka bir deyişle Müslümanların geçmişten bugüne, özellikle de 19. yüzyıldan itibaren canlı bir imge dünyasına sahip olduğunu belirtiyor.

Naef, çalışmasına, İslam dininin kurucu metinlerinin tasvir konusunda aldığı tavırdan yola çıkıyor ve devamında,

  • İslam’ın ilk zamanlarından başlayarak, öncelikle Ortadoğu’da, sonra da İran ve esas olarak Osmanlı İmparatorluğu’nda yapılan figüratif tasvirlere bakarak İslam medeniyetinin bünyesinde tasvirin nerede ve nasıl var olabildiğini,
  • Modern çağda ve bugün, yani Müslüman dünyanın tarihindeki algısıyla 19. yüzyıldan günümüze uzanan dönemde “resmin çoğaltılması”nı,
  • yüzyılın başından itibaren fotoğrafın, heykel sanatının, resmin, sinema ve televizyonun İslam coğrafyasında kendilerini nasıl ifade ettiklerini ve din adamlarının bu fiilî duruma verdikleri tepkileri,
  • Gündelik hayatta tasvire yeni bir yer açan bu yeni medya aygıtlarının, gelişen toplumla dinin arasına nasıl girdiğini,
  • Bu durum karşısında, özgün metinlerin yeni duruma uyarlanarak nasıl yeniden yorumlandığını,
  • Bu yeniden yorumların tasvirin tamamen ya da kısmen kabulünden tamamen yasaklanmasına kadar uzanan bir yelpazede yer alışını,
  • Peygamberlerin ve başka kutsal kişiliklerin temsilindeki tutumları,
  • Ve bunun gibi, birçok ilgi çekici konuyu irdeliyor.

Naef’in çalışması, konuya, İslam dünyasını bugün hâlâ yaygın bir biçimde sırf din adamlarının düşüncelerinden yola çıkarak açıklamak isteyen ve oryantalist bakışın uzantısı olan yorumların dışında bakmasıyla çok önemli.

  • Künye: Silvia Naef – İslam’da “Tasvir Sorunu” Var mı?, çeviren: Can Belge, Ayrıntı Yayınları, sanat, 128 sayfa, 2018

Élise Thiébaut – Bu Benim Kanım (2018)

Feminist yazar Élise Thiébaut, yumurtlamanın ve doğal olarak doğurganlığın göstergesi olan âdet kanı tabusunu çok zengin bir bakış açısıyla; sosyal, tarihsel, mitolojik ve dinsel yönleriyle irdelemiş ve ortaya ‘Bu Benim Kanım’ başlığıyla hem aydınlatıcı hem de keyifli bu kitap çıkmış.

Thiébaut, milyarlarca kadından biri olarak, kişisel hikâyesinden hareketle tektanrılı dinlerin âdet kanamalarına bakışını, kemerden tampona dönemsel koruma ürünlerini, adet kanındaki kök hücreleri, âdet bankalarını, âdet kanıyla tedavi edilen hastalıkları ve bunun gibi pek çok ilgi çekici konuyu ele alıyor.

Âdet kanamasının toplumlara veya kişilere göre çok farklı biçimlere büründüğünü ortaya koyan kitap, ayrıca menstrüasyon hakkında şaşkınlık uyandıran efsaneler, batıl inançlar ve önyargılarla da hesaplaşıyor.

  • Künye: Élise Thiébaut – Bu Benim Kanım: Âdetin Kısa Hikâyesi (Yaşayan Kadınlar ve Yaratan Erkeklerden), çeviren: Sanem Işıl Aytuğ, Ayrıntı Yayınları, kadın, 208 sayfa, 2018

James Sallis – Willnot Kasabası (2018)

Amerikalı yazar, şair ve müzisyen James Sallis’in, kimi sinemaya da uyarlanmış çok sayıda kurgu eseriyle, şiir, çeviri, makale ve eleştiri kitapları bulunuyor.

Okurlar ise Sallis’i, polisiye roman türüne armağan ettiği özgün karakterlerle de bilir.

‘Willnot Kasabası’nda ise, Sallis’in en iyi karakterlerinden biriyle, Dr. Lamar Hale ile tanışıyoruz.

Kasabanın dışındaki ormanlık alanda, çok sayıda ceset bulunur.

Burada doktorluk yapan Hale de, bu durum karşısında kasabanın diğer sakinleri gibi ve hatta onlardan da daha fazla sarsılmıştır.

Tam da bu esnada Hale, FBI tarafından takip edilmekte olan Bobby Lowndes’i kapısında bulur.

Lowndes görünüşte, doğduğu kasabaya geri dönmüştür.

Fakat Lowndes’in gelişiyle, olaylar daha gizemli ve girift bir hal alacaktır.

‘Willnot Kasabası’, temposu hiç düşmeyen, zengin karakterleriyle göz dolduran, aynı zamanda dramatik yapısıyla da cezbeden sıkı bir polisiye.

  • Künye: James Sallis – Willnot Kasabası, çeviren: Özde Çakmak, Ayrıntı Yayınları, roman, 192 sayfa, 2018

Caner Sancaktar – Özyönetim Düşüncesi (2015)

Liberal temsili demokrasiye, özel mülkiyete, kapitalist ekonomiye ve devletçiliğe karşı gelişen 250 yıllık bir birikime dayanan özyönetim düşüncesi, mevcut hayattan memnun olmamak, bunu değiştirmek anlamına gelir.

Caner Sancaktar bu birikimi, Rousseau’ya, “sosyalist özyönetim” sistemiyle yönetilmiş Yugoslavya’ya ve Marx’a uzanarak tartışıyor.

  • Künye: Caner Sancaktar – Özyönetim Düşüncesi, Ayrıntı Yayınları