James Edward Hansen – Küresel Isınmanın Kırılma Noktası (2009)

James Edward Hansen, küresel ısınma denince akla ilk gelen isimlerden.

Zira bu küresel ısınma teorisini bilim dünyası ve kamuoyuyla paylaşan ilk isim, Hansen.

‘Küresel Isınmanın Kırılma Noktası’, Hansen’in kaleme aldığı yazıların yanı sıra, kendisi hakkında yazılmış metinleri bir araya getiriyor.

23 Haziran 1988’de, NASA’da iklimbilimci olarak çalışan Hansen, bir Senato komisyonunda, atmosferde sera gazı etkisi tespit ettiğini ve bunun dünyanın iklimini değiştirdiğini söylemişti.

Hansen, bundan yirmi yıl sonra da, küresel ısınmayı etkisiz hale getirmek için artık çok geç kalındığını ifade edecekti.

Kitap, Hansen’in açıklamalarının ve diğer yazılarının yanı sıra, konuya dair bugüne kadar yapılan bilimsel çalışmaları da barındırıyor.

  • Künye: James Edward Hansen – Küresel Isınmanın Kırılma Noktası, derleyen ve çeviren: Abdullah Yılmaz, Ayrıntı Yayınları, ekoloji, 250 sayfa

Giorgio Agamben – İstisna Hali (2018)

“İstisna hali”, siyasal belirsizliklerin yaşandığı, iktidarın krizlerle boğuştuğu dönemlerde hukukun feshedilmesi anlamına gelir.

Bu kitabını, George W. Bush’un Irak işgali sonrasında yazan Georgio Agamben de, Batı toplumlarında demokrasinin zayıfladığı ve totalitarizm güç kazandığı dönemlerde ortaya çıkan bu durumu, Roma İmparatorluğu’ndan günümüze uzanan bir perspektifle irdeliyor.

Burada asıl olarak, hukuku ortadan kaldıran iradenin meşruiyetini nereden ve nasıl aldığıyla ilgilenen Agamben, bilhassa Carl Schmitt ve Walter Benjamin’in görüşlerinin sağlam bir tartışması bağlamında “kamu hukuku”, “siyasal olgu”, “kriz”, “hukuk ve şiddetin kaynağı”, “hukuki ve siyasal boşluk”, “zorunluluk”, “belirsizlik” ve “hukuk düzeni” gibi kavramları yeni bir zemine yerleştiriyor.

Agamben’e göre, başlarda istisnai durumlar söz konusu olunca hukuk askıya alınırdı, günümüzde ise bu durum sıradan bir hal almıştır.

Başka bir deyişle Agamben, kriz ve belirsizliklerin aşılması için başvurulan yasasızlık halinin günümüzde sürekli bir hal aldığını, yasasızlığın veya boşluğun artık normal hale geldiğini savunuyor ve bugün Devletin ve hukukun meşruiyetini sağlayan zemini yeni baştan değerlendirmemiz gerektiğini düşünüyor.

  • Künye: Giorgio Agamben – İstisna Hali, çeviren: Kemal Atakay, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 128 sayfa, 2018

Herman Melville – Toplu Hikâyeler I (2018)

Edebiyat tarihinin en ünlü yapıtlarından ‘Moby Dick’in yazarı Herman Melville’in toplu öykülerinin ilk cildi şimdi raflardaki yerini aldı.

Melville, büyük bir yazardı, fakat hayatı boyunca yazmaktan kazandığı para, bu yeteneğine nazaran çok azdı.

Melville’in yaşamının sonuna dek yazmasına karşın, bir Amerikan yazarı olmak için verdiği kahramanca mücadelesi sonuçsuz kalmıştır diyebiliriz.

Kendisinin tüm kitaplarından yaşam boyu kazancı, Birleşik Devletler’de yaklaşık 5.900 dolar, İngiltere’de ise 4.500 dolardı.

Bu kitapta bir araya getirilen toplu hikâyeler de, bu büyük edebiyatçının dehasını tam anlamıyla ortaya koymalarıyla önemli.

Kitapta, Melville’in bir zamanlar ‘Kâtip Bartleby’ adıyla da Türkçeye çevrilmiş ‘Bir Wall Street Hikâyesi: Yazman Bartleby’ öyküsünün yanı sıra, yazarın her biri apayrı tatlar veren ‘Veranda Öyküleri’, ‘Benito Cereno’, ‘Paratonerci’, ‘Büyülü Adalar’ ve ‘Çan Kulesi’ adlı eserleri bulunuyor.

Derlemenin, John Updike’ın aydınlatıcı bir sunuşuyla açıldığını da belirtelim.

  • Künye: Herman Melville – Toplu Hikâyeler I, çeviren: Mustafa İrfan Seyrek, Ayrıntı Yayınları, öykü, 304 sayfa, 2018

David I. Kertzer – Papa ve Mussolini (2018)

Tarihte de bugün de, dini kurumların başında bulunan kişilerin ve bizzat bu kurumların kendilerinin faşist diktatörlüklere kol değnekliği yaptığını görüyoruz.

Bu ilişki çok açık ve nettir.

Biz yine de bunun daha eski bir örneğine, Papa XI. Pius’un İtalya diktatörü Mussolini’nin “başarı” merdivenlerini hızla çıktığı ve Avrupa’da faşizmin yükseldiği bir dönemdeki utanç verici konumuna bakalım.

David Kertzer’in bu incelemesi, XI. Pius’un Mussolini’yle imzaladığı ve İtalya ile Roma Katolik Kilisesi arasındaki savaşı sona erdiren Lateran Antlaşması’nı ve sonrasında yaşananları kapsamlı bir şekilde irdeliyor.

Lateran Antlaşması, Kilise ile devletin birbirinden ayrılmasına son vermiş, böylece Mussolini’nin faşist hükümetinin hareket alanı artmış ve Kilise bunu yaparak faşist iktidar ile istekli bir ortaklık gerçekleştirmişti.

Kertzer’in çalışması, diktatörlük ile din ve diktatörlük ile Kilise arasındaki ilişkinin bilinmeyenlerini ortaya koymasıyla, en önemlisi de günümüze ışık tutmasıyla çok önemli.

  • Künye: David I. Kertzer – Papa ve Mussolini: XI. Pius’un Gizli Tarihi ve Avrupa’da Faşizmin Yükselişi, çeviren: Ahmet Arslan, Ayrıntı Yayınları, tarih, 560 sayfa, 2018

Zygmunt Bauman ve Rein Raud – Benlik Pratikleri (2018)

Benlik, en ilginç konulardan biridir.

İlginçtir, çünkü bir başladı mı sonu kolay kolay gelmeyen, bizi bambaşka alanlara ve sorulara götüren bir konudur.

Sosyolog Zygmunt Bauman ile akademisyen Rein Raud arasında da, benlik konulu bir yazışma başlamış ve bir süre sonra iki isim, kendilerini uzun soluklu ve zengin bir yazışmanın içinde bulmuşlar.

Yazarların bu keyifli söyleşi boyunca yanıtını aradıkları bazı sorular şöyle:

  • Bir birey dünyadaki konumunu nasıl anlamlandırır?
  • Bizi belirleyen genetik mirasımız, içinde bulunduğumuz toplumsal koşullar ve kültürel tercihlerimizken, kendi seçimlerimizi kendimizin yaptığına mı inandırılırız?
  • Bizi belirleyen kimlerdir? Benzer etmenlerce belirlenmiş diğer bireyler mi?
  • Tamamen ya da kısmen özerk olduğumuzu söyleyebilir miyiz ve eğer söyleyebilirsek ne kerteye kadar?
  • Yazgımızın omuzlarımıza sorumluluğunu yüklediği mirası denetim altında tutacak ve değiştirecek kadar özerklik sahibi miyiz?
  • Benlik (selfhood) nasıl ortaya çıkar?
  • Her insanda, her kültürde, her yaş grubunda aynı gelişim örüntüsünü mü gösterir?
  • Yoksa tarihsel bağlamı içinde düşünülmesi gereken sosyokültürel bir yapı mıdır?
  • Günümüz teknolojileri bize daha fazla özerklik mi sağlıyor yoksa özgürlüklerimizden feragat etmemiz konusunda bizi baştan mı çıkarıyor?

Bauman ve Raud’un bu diyalogu, yukarıdaki sorulara kapsamlı yanıtlar vermesiyle ve daha da önemlisi benlik konusunu anlaşılır biçimde açıklamasıyla oldukça aydınlatıcı.

  • Künye: Zygmunt Bauman ve Rein Raud – Benlik Pratikleri, çeviren: Mehmet Ekinci, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 208 sayfa, 2018

Michael Löwy – Kafka: Boyun Eğmeyen Hayalperest (2018)

Hakkında bu kadar efsane ve mit üretilmiş Franz Kafka hakkında, yeni ne söylenebilir?

Şu açıktır ki Kafka, yalnızca edebiyat için yaşadı.

Edebiyat onun takıntısı, varlık nedeni ve cankurtaran simidiydi.

Marksist sosyolog ve filozof Michael Löwy de bu kısa ama etkili kitabında, Kafka üzerine; O’nun kişiliği, kitapları, kitaplarının arka planı ve eserlerinin toplumsal/politik izdüşümleri üzerine düşünüyor.

“Kafka’nın romanlarının kozu yazı olarak yazı değildir, birey ile dünya arasındaki ilişkidir.” diyen Löwy, Kafka’ya dair bazı biyografik verilerden ve özellikle de Kafka’nın Praglı anarşist çevrelerle ilişkilerinden yola çıkarak tamamlanmamış üç romanını ve en önemli öykülerinden birkaçını analiz etmesiyle özgün bir çalışmaya imza atmış.

Kafka ve liberter sosyalizm, Kafka’nın eserlerinde baba otokrasisine karşı ortaya konan tepkiler, Kafka’da bir din olarak özgürlük, ‘Şato’daki bürokratik despotizm ve gönüllü kölelik, Kafka’da gerçekçilik ve Kafkaesk durum gibi konuları irdeleyen çalışmanın bir diğer özgünlüğü de,  Kafka’nın eserini kat eden anti-otoriter tutkuyu ayrıntılı bir şekilde tartışmasıdır diyebiliriz.

  • Künye: Michael Löwy – Kafka: Boyun Eğmeyen Hayalperest, çeviren: Işık Ergüden, Ayrıntı Yayınları, edebiyat inceleme, 144 sayfa, 2018

Darrin M. MacMahon – İlahi Gazap (2015)

Deha nedir, dâhi kimdir?

Tarihçi Darrin MacMahon’dan uzun vadeli entelektüel bağlamları çeşitli kavramlarla irdeleyen dikkat çekici bir fikirler tarihi.

Yazarın burada tanımladığı şekliyle deha kavramı, yalnızca geçmişte göze çarpan şahsiyetler ve büyük sanatçıları değil, havarileri, peygamberleri, azizleri, büyücüleri ve hatta iblislerle ifritleri de kapsıyor.

  • Künye: Darrin M. MacMahon – İlahi Gazap, çeviren: Arlet İncidüzen, Ayrıntı Yayınları

Zygmunt Bauman ve Stanislaw Obirek – Tanrı’ya ve İnsana Dair (2018)

Kısa bir süre önce burada, sosyolog Zygmunt Bauman ile teolog Stanislaw Obirek’in iyi ile kötü, parçalanmış benlik, modern çağın karmaşaları, insanın ve medeniyetin geleceği üzerine diyaloglarını sunan ‘Dünyaya ve Kendimize Dair’ adlı kitaba yer vermiştik.

Yazarlar elimizdeki kitapta ise, her şeyden önce tüm insanlara aynı inancı, aynı değerleri ve bir yerde aynı düşünce biçimini dayatan anlayışlarla hesaplaşıyor ve farklı inançların, farklı düşüncelerin kendilerine hayat bulacakları bir dünyanın imkânlarını konuşuyorlar.

Yazarlar, manevi sıkıntılarını, bunları aşma umutlarını ve arınmaya dair fikirlerini farklı entelektüel ve kurumsal çerçevelerde kayda geçirse de, Bauman’ın da altını çizdiği gibi, farklı noktalardan yola çıkıp aynı yerde buluşuyorlar.

Dolayısıyla diyaloğu hem teorik hem de pratik alanda yapılmış bir egzersiz olarak düşünebiliriz.

Farklılıkların yaşayacağı bir dünyanın muhtemel yararlarıyla olduğu kadar, riskler ve tuzaklarla da dolu olabileceğini belirten yazarlar, farkındalığı ve öz-denetimi daha güçlü, daha iyi bir öz-kavrayışın yolumuzu aydınlatabileceğini düşünüyor.

  • Künye: Zygmunt Bauman ve Stanislaw Obirek – Tanrı’ya ve İnsana Dair, çeviren: Akın Emre Pilgir, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 160 sayfa, 2018

Angus Stewart Deaton – Büyük Firar (2018)

Sağlık ekonomisi ve eşitsizlik konularında kapsamlı araştırmalar yapmış olan Angus Stewart Deaton, “Tüketim Analizi, Yoksulluk ve İktisadi Refah” konularındaki çalışmaları vesilesiyle 2015 Nobel Ekonomi Ödülü’nü de aldı.

Hatırlanacağı gibi ‘Büyük Firar’, İkinci Dünya Savaşı’nda bir esir kampından kaçan adamları anlatan bir filmdi.

Deaton’ın ‘Büyük Firar’ı ise, insanlığın yoksunluktan ve erken ölümden kaçışına, insanların kendi yaşamlarını daha iyi hale getirerek diğerlerinin de izleyeceği bir yol açmasına dair bir hikâye.

Deaton burada, ilerleme ile eşitsizlik arasındaki dansı tarihsel ve güncel bir bakışla ele alırken, ilerlemenin nasıl eşitsizlikler yarattığını ve bu eşitsizlikler arasındaki derece farklarını kapsamlı bir şekilde tartışıyor.

Bunu yaparken, tek başına zenginliğin veya eşitsizliğin hikâyesini anlatmaktan ziyade, bu hikâyelerle birlikte sağlığın hikâyesini, sağlık ve varlığın nasıl el ele gittiğini ele alması, çalışmayı özgün kılan başlıca husus.

Kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Ekonomik büyüme ve eşitsizliğin kökenleri,
  • Dünyadaki ortalama ömür beklentisi ve gelir durumu arasındaki ilişki,
  • Küresel yoksulluk ve küresel işsizlik,
  • Küreselleşme çağında sağlık,
  • ABD’de ekonomik büyüme, gelir dağılımı ve eşitsizlik,
  • Kalkınma projelerinin gözlerden sakladıkları…

Künye: Angus Stewart Deaton – Büyük Firar: Sağlık, Varlık ve Eşitsizliğin Kökenleri, çeviren: Aysun Babacan, Ayrıntı Yayınları, tarih, 336 sayfa, 2018

Christian Jungersen – Kayboluyorsun (2015)

Yıllardır mutlu bir evlilik sürdüren Mia-Frederik çifti, Frederik’in beyninde tespit edilen bir tümörle sarsılır.

İşin daha da korkutucu yanı, tümörün Frederik’in kişiliğini değiştirecek denli etkili oluşudur.

Mia’yı, kocasının tehlikeli ticari girişimleri ile sonu gelmez ihanetleriyle boğuşacağı ürkütücü günler beklemektedir.

Güvenlik ve refah toplumlarını kıyasıya eleştiren ‘Kayboluyorsun’, özellikle insanın psikolojik dehlizlerinde ürkütücü bir yolculuğa koyulmasıyla etkileyici bir roman.

  • Künye: Christian Jungersen – Kayboluyorsun, çeviren: Nur Beier, Ayrıntı Yayınları