Deirdre Bair — Paris Yaşamları (2025)

Deirdre Bair’in bu kitabı, yazarın Paris’te geçirdiği yılları merkezine alan, edebiyat, felsefe ve kişisel hafızayı iç içe geçiren özgün bir anı anlatısı sunuyor. Bair, bu eserde yalnızca Samuel Beckett ve Simone de Beauvoir gibi 20. yüzyıl düşünce ve edebiyatının iki büyük figürüyle kurduğu yakın ilişkileri değil, aynı zamanda onların dünyasına içeriden tanıklık eden bir araştırmacı ve yazar olarak kendi konumunu da sorguluyor.

‘Paris Yaşamları’ (‘Parisian Lives’), Bair’in Beckett ve Beauvoir üzerine yürüttüğü biyografi çalışmalarının perde arkasını açarken, Paris’in entelektüel ortamını gündelik ayrıntılar üzerinden görünür kılıyor. Okur, büyük metinlerin ve fikirlerin ardındaki insanî kırılganlıkları, dostlukları, gerilimleri ve suskunlukları Bair’in birebir temaslarından süzülen anlatılar aracılığıyla izliyor. Beckett’in içine kapanık, mesafeli dünyası ile Beauvoir’ın politik, kamusal ve mücadeleci kişiliği arasındaki karşıtlık, kitabın temel gerilimlerinden birini oluşturuyor.

Bair, anılarını idealize edici bir hayranlık tonuyla değil, mesafeli ve eleştirel bir bakışla kaleme alıyor. Bu sayede Beckett ve Beauvoir, ikonlaşmış figürler olmaktan çıkarak çelişkileri, zaafları ve insani yönleriyle ele alınıyor. Aynı zamanda yazar, kadın bir biyografi yazarı olarak akademik ve entelektüel dünyada karşılaştığı güçlükleri, dışlanma biçimlerini ve kendi yazarlık serüvenini de dürüstçe aktarıyor.

‘Paris Yaşamları’, Paris’i yalnızca bir arka plan olarak değil, düşüncenin, yazının ve ilişkilerin biçimlendiği canlı bir mekân olarak sunuyor. Kitap, edebiyat ve felsefe tarihinin önemli isimlerini yakından tanımak isteyen okurlar için olduğu kadar, entelektüel üretimin gündelik hayatla nasıl iç içe geçtiğini görmek isteyenler için de güçlü ve samimi bir anlatı niteliği taşıyor.

Deirdre Bair — Paris Yaşamları: Samuel Beckett, Simone de Beauvoir ve Ben
Çeviren: Ayşen Tekşen • Payel Yayınevi
Anı • 379 sayfa • 2025

John Freely – Anadolu Selçukluları (2025)

John Freely’nin bu çalışması, Anadolu Selçuklularının tarih sahnesine çıkışını, Orta Asya bozkırlarından Anadolu’ya uzanan uzun göç ve fetih süreciyle birlikte anlatıyor. Freely, Selçukluların yalnızca savaşçı bir kavim olmadığını; aynı zamanda İslam dünyasının siyasal, kültürel ve entelektüel dönüşümünde belirleyici bir rol oynadığını vurguluyor. ‘Anadolu Selçukluları: At Sırtında Fırtına’ (‘Storm on Horseback: The Seljuk Warriors of Turkey’), 10. yüzyılın sonlarında Horasan’da başlayan yükselişin, 11. yüzyılda Anadolu’nun kapılarını açan Malazgirt Zaferi’yle nasıl doruğa ulaştığını ayrıntılı biçimde ele alıyor.

Yazar, Selçukluların kurduğu devlet yapısını yalnızca askeri başarılar üzerinden değil, aynı zamanda şehirleşme, bilim, mimari ve sanat alanlarındaki gelişmelerle de inceliyor. Alparslan, Melikşah ve Nizamülmülk gibi figürlerin liderlik anlayışı ile kurumsal mirasları, İslam dünyasında uzun vadeli bir siyasal istikrarın temellerini oluşturuyor. Freely, Selçuklu dönemini Osmanlı’nın öncülü olarak değerlendirirken, bu mirasın hem Türk hem İslam kimliğini şekillendirdiğini savunuyor.

Eserde, anlatı dili tarihsel ayrıntılardan beslenirken akıcı ve edebi bir üslup da korunuyor. Freely, savaşların yıkıcılığını ve imparatorlukların ihtişamını aynı anda aktararak, Selçukluların Anadolu tarihindeki dönüştürücü gücünü gözler önüne seriyor. Kitap, hem akademik hem popüler tarih okurlarına hitap eden; Selçuklu dönemini askeri fetihlerin ötesinde, medeniyet kurucu bir dönem olarak yeniden yorumlayan kapsamlı bir çalışma olarak öne çıkıyor.

  • Künye: John Freely – Anadolu Selçukluları: At Sırtında Fırtına, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2025

Howard Gardner – Çoklu Zekâ: Yeni Ufuklar (2025)

Howard Gardner bu kitabında, zekâ kavramına yönelik klasik anlayışın sınırlarını aşan çoklu zekâ kuramını geliştiriyor. Geleneksel testlerin ölçtüğü dil ve matematik becerilerinin ötesinde, insanın farklı alanlarda üstün potansiyellere sahip olabileceğini savunuyor. Gardner, bireylerin yalnızca tek tip bir zekâ ile değil, birbirinden bağımsız fakat birbiriyle etkileşim halinde olan yedi temel zekâ türüyle dünyayı anlamlandırdığını ileri sürüyor.

‘Çoklu Zekâ: Yeni Ufuklar’ (‘Multiple Intelligences: New Horizons’), dilsel, mantıksal-matematiksel, görsel-uzamsal, bedensel-kinestetik, müzikal, kişilerarası ve içsel zekâ biçimlerini detaylı örneklerle açıklıyor. Gardner, bu zekâların her birinin farklı öğrenme biçimlerini ortaya koyduğunu vurguluyor. Eğitim sistemlerinin ise genellikle sadece iki zekâ türüne yoğunlaştığını belirterek bunun büyük bir sınırlılık yarattığını gösteriyor. Bu yaklaşım, öğretme yöntemlerinin çeşitlenmesi gerektiğini, bireylerin güçlü yönlerine uygun yollarla gelişim sağlayabileceğini anlatıyor.

Yazar, kuramını yalnızca eğitimle sınırlı tutmuyor, iş dünyasından sanat alanına, günlük yaşamdan toplumsal iletişime kadar geniş bir bağlamda değerlendiriyor. Gardner’a göre çoklu zekâ, hem bireysel farkların anlaşılmasında hem de adil ve etkili bir eğitim modelinin oluşturulmasında kritik bir rol oynuyor. Kitap, zekânın tek boyutlu bir ölçü olmadığını, farklı zekâların harmanlandığı bir potansiyel olduğunu ortaya koyarak, öğrenme ve gelişim anlayışına yeni ufuklar açıyor.

  • Künye: Howard Gardner – Çoklu Zekâ: Yeni Ufuklar, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, bilim, 320 sayfa, 2025

Kolektif – Devrimler Çağında Yunan Devrimi 2025)

Bu eser, 1821 Yunan Devrimi’nin 200. yılını kutlamak amacıyla bir araya getirilen 21 akademisyenin özgün yorumları, argümanları ve yeni bilgileriyle dolu bir eser. Kitap, Yunan Kurtuluş Savaşı’nın uluslararası tarihteki önemini ortaya koymayı ve 1815’te Fransız Devrimi’nin yenilgisinden sonra Avrupa’da devrimlerin yeniden canlanmasında dönüm noktası olduğunu vurgulamayı amaçlıyor.

Kitap, Yunan Devrimi’ni sadece Yunanistan’ın değil, tüm Avrupa’nın tarihinde önemli bir olay olarak konumlandırıyor. Devrimin, ulusal kimliklerin oluşumunda, liberalizm ve milliyetçilik gibi ideolojilerin yayılmasında ve Avrupa’daki siyasi haritanın yeniden çizilmesinde oynadığı rolü vurguluyor. Ayrıca, Yunan Devrimi’nin diğer büyük devrimlerle (Amerikan Devrimi, Fransız Devrimi) olan benzerliklerini ve farklılıklarını karşılaştırarak, evrensel bir bağlam içinde değerlendiriyor.

Kitapta yer alan makaleler, Yunan Devrimi’nin sosyal, ekonomik ve kültürel yönlerini de inceliyor. Devrimin farklı sosyal sınıflar üzerindeki etkileri, kadınların rolü, devrimin finanse edilmesi gibi konulara değiniliyor. Ayrıca, devrimin uzun vadeli sonuçları ve modern Yunan devletinin oluşumundaki etkisi de tartışılıyor.

Kitap, Yunan Devrimi’ni yeni bir bakış açısıyla ele alarak, bu önemli tarihi olayın daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunuyor. Hem tarihçiler hem de genel okurlar için değerli bir kaynak niteliğinde.

Özetle bu çalışma, 1821 Yunan Devrimi’nin uluslararası ve ulusal boyutlarını kapsamlı bir şekilde inceleyen bir çalışma. Kitap, devrimin sadece Yunanistan için değil, tüm dünya için önemini vurguluyor ve devrim tarihçiliğine yeni bir bakış açısı getiriyor.

  • Künye: Kolektif – Devrimler Çağında Yunan Devrimi 1776-1848: Değerlendirmeler ve Karşılaştırmalar, editör: Paschalis M. Kitromilides, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, tarih, 376 sayfa, 2025

Alfred Adler – Sosyal İlgi (2024)

Çocukluk döneminde formüle edilen sosyal ilgi, bireylerin hem kendileriyle hem de dış dünyayla kurdukları ilişkilerdeki en önemli kavramlardan biri.

Alfred Adler bu kavramı düşünce sisteminin merkezine aldı ve ona oldukça önem verdi.

İnsanlar kendilerini bir topluluğun parçası olarak hissettikleri, topluma katkıda bulundukları müddetçe kişisel tatmin duygularını ve farkındalıklarını artırırlar.

Adler’e göre toplumla doğru bir ilişki içerisinde olmak, aynı zamanda kişinin kendi benliğiyle ilişkide olması demektir.

Bu sayede eksiklerimizi görür, kendimizi geliştirir ve kişiliğimizi inşa ederiz.

Bireysel psikolojinin en önemli isimlerinden olan Alfred Adler, ‘Sosyal İlgi’de topluma ve onunla kurduğumuz bağa ilişkin temel kriterlerin bir değerlendirmesini yapıyor.

İnsan doğasının sosyal ilgide şekillendiğini savunarak, bireyin topluma olan katkılarının kişisel mutluluk ve ruh sağlığı için ne denli önemli olduğunu gözler önüne seriyor.

‘Sosyal İlgi’, bireysel psikolojinin de merkezinde yer alan bu kavrama açıklama getirmesi bakımından Adler’in en önemli yapıtları arasında.

  • Künye: Alfred Adler – Sosyal İlgi, çeviren: Ayşen Tekşen, Say Yayınları, psikoloji, 248 sayfa, 2024

Renée Worringer – Osmanlı İmparatorluğu’nun Kısa Tarihi (2023)

Renée Worringer imzalı bu çalışma, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihini, etki alanlarını, zengin ve canlı bir şekilde ortaya koymasıyla dikkat çekiyor.

Analitik titizliği ve büyük pedagojik yetenekleriyle Worringer, Osmanlı’nın erken modern ve modern tarihi alanında kaynak diyebileceğimiz bir eser yazmış.

Osmanlı tarihi dersleri ve araştırmaları için iyi bir rehber olacak çalışma, sunduğu çeşitli perspektiflerle de öne çıkıyor.

  • Künye: Renée Worringer – Osmanlı İmparatorluğu’nun Kısa Tarihi, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, tarih, 366 sayfa, 2023

Marc David Baer – Osmanlılar (2023)

Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa tarihinin ayrılmaz bir parçası olarak okuyan ilgi çekici bir eser.

Marc David Baer, ‘Osmanlılar: Hanlar, Sezarlar ve Halifeler’de, bu etkili imparatorluğun hükümdarlarının karşılaştıkları çeşitli kültürlerle olan karmaşık bağlantılarının peşine düşüyor.

Güç, din ve yönetim karmaşıklıklarına dalarken, Osmanlı tarihindeki gizli hikâyeleri ve daha az bilinen yönleri gün yüzüne çıkarıyor.

Fetihler ve toprak genişlemelerinin geleneksel anlatısının ötesine geçerek, imparatorluğun yükselişi ve düşüşü hakkında nüanslı bir anlayış sunuyor.

Hanların hayranlık uyandıran saltanatlarından, sezarların imparatorluk görkemine ve halifelerin derin etkisine kadar, Baer, Osmanlıları ve kalıcı miraslarını canlı bir şekilde sunuyor.

  • Künye: Marc David Baer – Osmanlılar: Hanlar, Sezarlar ve Halifeler, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, tarih, 544 sayfa, 2023

Melanie Klein – Sevgi, Suçluluk ve Onarım (2023)

Yirminci yüzyılın başlarında hem psikanalitik kurama yaptığı katkılar hem de çocuk psikanalizi üzerine çığır açan çalışmalarıyla kendine özgü bir yer edinen Melanie Klein, ‘Sevgi, Suçluluk ve Onarım’da çocuklarla yaptığı klinik çalışmaları açıklıyor.

Freud, yetişkinde hâlâ aktif olan çocuğu keşfetti.

Klein ise yetişkindeki ve çocuktaki bebeği keşfetti.

Klein, evrelerden ziyade pozisyonlardan söz eder, çünkü bu terim tam bir örgütlenmeyi, egonun durumunu ve nesne ilişkilerinin, düşlemlerin ve savunmaların doğasını anlatır.

Yaşama yeni bir bakış, yeni bir duruş getirir.

Ruhsal gerçekliklere ilişkin bir farkındalığın başlangıcına işaret eder ve psikotik işleyiş ile psikotik olmayan arasında bir sınır işaretidir.

  • Künye: Melanie Klein – Sevgi, Suçluluk ve Onarım ve Diğer Yazıları 1921-1945, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, psikanaliz, 560 sayfa, 2023

James George Frazer – İnsan, Tanrı ve Ölümsüzlük (2023)

Sosyal antropoloji ve etnolojinin önemli isimlerinden James George Frazer, bu kitabında yıllar süren derin incelemeler sonucunda inşa ettiği perspektifiyle insanlığın serüveni üzerine görüşlerini kuramsallaştırıyor.

İlkel toplulukları gelenekler, ritüeller, folklor ve daha birçok yönden ele alan Frazer, kendine özgü karşılaştırmalı metodolojisiyle akıl yürütüyor.

İnsanlığın uzun yolculuğunda yarattığı inançları, kurumları, yaşam tarzlarını, sonsuzluğa ulaşma çabalarını, genel okur kitlesi için açıklıyor.

Bu yönleriyle Frazer sosyoloji, psikoloji, tarih gibi bilimlere de ilham kaynağı olmuş ve görüşleriyle Freud, Malinowski, Eliade, J. Cambpell ve T. S. Eliot gibi edebiyatçıları ve düşünürleri etkiledi.

  • Künye: James George Frazer – İnsan, Tanrı ve Ölümsüzlük: İnsan İlerleyişi Üzerine Düşünceler, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, antropoloji, 360 sayfa, 2023

Lewis Henry Morgan – Eski Toplum (2022)

‘Eski Toplum’, Darwin’in kitaplarında gönderme yaptığı Marx ve Engels’i etkilemiş, ‘Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni’ için esin kaynağı olmuş ufuk açıcı bir çalışmadır.

İnsanlığın tüm serüvenini ve yaşayış biçimlerini kullandıkları aletlerle, ürettikleri kurumlarla, mülkiyet ilişkileriyle, oluşturdukları klan, aile, kabile gibi çeşitli topluluklarla ve daha pek çok parametreyle açıklamaya çalışır.

Evrime ilginin bu hem Marksist hem de Marksist olmayan biçimlerde yeniden canlanması Morgan’a ilginin canlanmasına da yol açtı.

Morgan 1851-1877 yılları arasında Kızılderililerin arasında yaşamış, yaptığı gözlemleri ve araştırmaları kitaplarına konu etmiş ve antropolojinin simge adlarından biri haline geldi.

Morgan, Kızılderililer arasında geçirdiği otuz yıllık deneyimi neticesinde insanlığın yabanıllık, barbarlık ve uygarlık aşamalarından geçtiğini öne sürer ve bu savını sadece Amerika yerlileri ile sınırlamayarak, dünya üzerindeki tüm ilk toplumlarda da aynı aşamaların yaşandığını örnekler.

Morgan’a göre insanlık köken olarak tek ve birdir; ayrı yerlerde, ayrı zamanlarda, aynı yollardan geçmiş; aynı süreçleri tamamlayarak uygarlığın/gelişmenin benzer aşamalarına varmıştır.

Kitaptan bir alıntı:

“Birbirini izleyen çağların toplamı olan bu geçmişin insanlık tarafından nasıl geçirildiğini, eğer mümkünse, öğrenmek hem doğal hem de doğru bir istektir; vahşiler ağır, neredeyse fark edilmez adımlarla ilerleyerek daha yüksek olan barbarlık konumuna nasıl ulaştı; aynı aşamalı ilerlemeyle barbarlar nasıl sonunda uygarlığa ulaştı ve neden diğer kabileler ve uluslar ilerleme yarışında –bazıları uygarlıkta, bazıları barbarlıkta ve diğerleri vahşilikte– geri kaldı. Bu soruların sonunda yanıtlanacağını umarak çok ileri gitmiş olmayız.”

  • Künye: Lewis Henry Morgan – Eski Toplum, çeviren: Ayşen Tekşen, Alfa Yayınları, tarih, 608 sayfa, 2022