Yuk Hui — Post–Avrupa (2026)

Avrupa’yı coğrafi bir kimlikten çok, modern felsefenin, bilimin ve teknolojinin kurucu kavramlarından biri olarak ele alan bir sorgulama. ‘Post–Avrupa’ (‘Post–Europe’), Avrupa’nın son iki yüzyıldır evrensellik iddiasıyla kurduğu düşünsel üstünlüğün, küreselleşme, dijitalleşme ve tekno-ekonomik dönüşümler çağında artık sürdürülemez hâle geldiğini savunuyor. Yuk Hui, Avrupa’nın krizini yalnızca siyasal ya da ekonomik gelişmeler üzerinden değil, felsefenin ve teknolojinin tarihsel serüveni üzerinden değerlendiriyor. Bu çerçevede “post-Avrupa”, Avrupa’nın sonunu ilan etmekten çok, onun merkezî konumunu aşan yeni düşünme imkânlarını araştıran felsefi bir öneri olarak ortaya çıkıyor.

Kitabın çıkış noktası, teknolojinin neden olduğu dünya düzeninin insanı giderek ortak bir teknik ve ekonomik düzene bağımlı kılarken aynı zamanda yurtsuzluk (Heimatlosigkeit) duygusunu derinleştirmesi. Hui, bu yurtsuzluğu yalnızca fiziksel yer değiştirme değil, insanın kültürel ve düşünsel köklerinden uzaklaşması olarak yorumluyor. Modern teknolojinin tüm dünyayı aynı üretim ve tüketim mantığı içinde homojenleştirdiğini, yerel düşünme biçimlerini geri plana ittiğini savunuyor. Bu nedenle mesele Avrupa’yı reddetmek değil, gezegensel ölçekte farklı düşünce geleneklerinin yeniden gelişebileceği çoğulcu bir zemini aramaktır.

Eserin ilk bölümü, Avrupa felsefesinin tarihsel ruhunu ve bugün içine girdiği dönüşümü inceliyor. Hui, Heidegger, Husserl, Derrida, Simondon ve Bernard Stiegler gibi düşünürlerden hareketle Avrupa’nın felsefeyi evrensel hakikatin taşıyıcısı olarak kurduğunu, ancak teknolojinin küreselleşmesiyle bu ayrıcalıklı konumun çözüldüğünü ileri sürüyor. Bu çözülme yalnızca bir kriz değil, aynı zamanda düşüncenin yeniden bireyleşmesi için yeni bir başlangıçtır. Yazar, düşünmenin görevinin artık tek merkezli evrensellik üretmek değil, farklı kültürel geleneklerin kendi özgün düşünsel potansiyellerini geliştirebilmelerini sağlamak olduğunu vurguluyor.

Kitabın ikinci bölümü, “Asya nedir?” sorusunu Avrupa’nın karşıtı olarak değil, Avrupa sonrası düşüncenin sınandığı felsefi bir problem olarak ele alıyor. Hui, Doğu-Batı ikiliğini aşarak Nishida Kitarō ve Mou Zongsan gibi Asyalı filozofların düşüncelerini Simondon’un bireyleşme kuramıyla birlikte değerlendiriyor. Böylece farklı kültürlerin birbirini taklit etmeden, kendi tarihsel ve teknik koşullarından hareketle evrensel düşünceye katkı sunabileceğini savunuyor. Kitabın merkezindeki “düşüncenin bireyleşmesi” kavramı da tam bu noktada ortaya çıkıyor: Her düşünce geleneği, başkasını kopyalamadan kendi özgün gelişim çizgisini kurabilmelidir.

Türkçe baskıya yazdığı sunuşta Emre Şan, Hui’nin tartışmasını Husserl’in Avrupa kavramı ve yaşam dünyası anlayışı üzerinden temellendiriyor. Avrupa’nın fenomenolojide yalnızca bir kıta değil, akıl, eleştiri ve evrensellik fikriyle özdeşleşen bir felsefe kavramı olarak kurulduğunu; ancak modern bilim ile teknolojinin yaşam dünyasını giderek anlamdan uzaklaştırmasının bu kavramı krize sürüklediğini açıklıyor. Hui’nin çalışmasının bu mirası bütünüyle reddetmediğini, aksine Avrupa’nın kendi sınırlarını aşarak çoğul düşünce biçimlerine açılmasının yollarını araştırdığını gösteriyor.

Sonuç olarak ‘Post–Avrupa’, Avrupa’nın tarihsel üstünlüğünü sorgulayan politik bir manifesto olmaktan ziyade, teknoloji çağında felsefenin geleceğini yeniden düşünmeye çağıran kapsamlı bir çalışma. Kapitalizm, dijitalleşme ve küresel teknolojik ağların oluşturduğu ortak dünyada insanın giderek derinleşen yurtsuzluğunu merkeze alan Hui, tek tip evrensellik yerine farklı kültürlerin kendi düşünsel bireyleşmelerini gerçekleştirebildiği çoğul bir gelecek tasavvuru geliştiriyor. Bu yönüyle eser, Avrupa’nın ötesini değil, Avrupa mirasıyla eleştirel bir hesaplaşma üzerinden yeni bir felsefi ufku tartışmaya açıyor.

Yuk Hui — Post–Avrupa
Çeviren: Burak Çakır • Vakıfbank Kültür Yayınları
Felsefe • 192 sayfa • 2026

Michael Inwood – Heidegger Sözlüğü (2025)

Michael Inwood’un ‘Heidegger Sözlüğü’ (‘A Heidegger Dictionary’) adlı eseri, Alman filozof Martin Heidegger’in karmaşık ve özgün düşünce sistemini anlamak için kapsamlı bir rehber sunar. Kitap, Heidegger’in temel kavramlarını ve terminolojisini açıklayıcı bir şekilde ele alıyor, böylece okuyuculara onun felsefesine dair derinlemesine bir anlayış kazandırıyor.

Inwood’un sözlüğü, Heidegger’in eserlerinde sıkça karşılaşılan ve anlamları zaman zaman farklılaşan kavramları ayrıntılı olarak inceler. Her bir kavramın etimolojik kökenlerine, farklı bağlamlardaki kullanımına ve diğer kavramlarla olan ilişkisine değinilir. Bu sayede okuyucular, Heidegger’in düşüncelerinin hangi felsefi geleneklerden etkilendiğini ve nasıl bir evrim geçirdiğini daha iyi anlayabilirler.

Kitapta yer alan bazı önemli kavramlar şunlardır:

  • Dasein (Varlık): Heidegger’in insan varoluşunu tanımlamak için kullandığı temel terimdir. Dasein, dünyada-olmak, zaman-içinde-olmak ve başkalarıyla-birlikte-olmak gibi temel özelliklere sahiptir.
  • Varlık (Sein): Heidegger’in felsefesinin merkezinde yer alan ve var olanların ne anlama geldiği sorusunu soran kavramdır. Varlık, zamanla ilişkili olarak anlaşılır ve Dasein’ın varoluşunu anlamak için temel bir referans noktasıdır.
  • Zaman (Zeit): Heidegger’e göre zaman, sadece bir akış değil, Dasein’ın varoluşunun temel bir boyutudur. Geçmiş, şimdi ve gelecek, Dasein’ın varoluşunu şekillendirir ve Varlık’ın anlaşılması için önemlidir.
  • Hakikat (Wahrheit): Heidegger, hakikati sadece doğru önermelerle değil, aynı zamanda var olanların açığa çıkması ve anlaşılmasıyla ilişkilendirir. Hakikat, Dasein’ın dünyayla olan ilişkisinde ortaya çıkar.
  • Teknoloji (Technik): Heidegger, teknolojiyi sadece araç ve gereçlerin kullanımı olarak değil, aynı zamanda modern insanın dünyaya bakış açısını ve varlıkla olan ilişkisini şekillendiren bir fenomen olarak ele alır.

Inwood’un sözlüğü, Heidegger’in felsefesine yeni başlayanlar için olduğu kadar, onun eserlerini derinlemesine incelemek isteyenler için de değerli bir kaynaktır. Kitap, Heidegger’in karmaşık düşüncelerini anlaşılır bir dilde sunarak, okuyucuların onun felsefesini daha iyi anlamalarına yardımcı olur.

  • Künye: Michael Inwood – Heidegger Sözlüğü, çeviren: Burak Çakır, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 352 sayfa, 2025

Kolektif – Epistemoloji (2020)

Kadim felsefe geleneklerinden epistemoloji ile ilgili iyi derleme arayanlara bu çalışmayı öneriyoruz.

Kitapta, Antikçağdan Orta Çağa, erken modern dönemden günümüze dek pek çok filozofun şahsında hayat bulmuş epistemolojiler, yani bilgi ve rasyonel inanç teorileri ele alınıyor.

Kitapta,

  • Epistomolojinin felsefe tarihindeki yeri,
  • Platon ve Aristo’nun epistemolojileri,
  • Eski çağ kuşkuculuğu,
  • Orta Çağ epistemolojisi,
  • Descartes’ın epistemolojisi,
  • Locke, Berkeley ve Hume’da epistemoloji,
  • Kant ve Kantçı epistemoloji,
  • Amerikan pragmatizmi,
  • Wittgenstein’ın epistemolojiye getirdiği katkılar,
  • Quine ve Goldman’da epistemoloji,
  • Gettier’den sonra epistemoloji,
  • Ve epistemolojinin geleceği gibi pek çok konu ele alınıyor.

Kitap, bir bütün olarak epistemoloji üzerine bazı tartışmalarla başlayıp bilme ve türevlerini sorgulamaya devam eden çağdaş epistemologların perspektiflerini bir araya getirmesiyle çok önemli.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Alan Code, Charles Bolyard, Christopher Hookway, Desmond M. Clarke, Gisela Striker, John Turri, Markos Valaris, Melissa McBay Merritt, Nicholas D. Smith, P. J. E. Kail, Paul Snowdon, Ram Neta, Robert Bolton ve Stephen Hetherington.

  • Künye: Kolektif – Epistemoloji, derleyen: Stephen Hetherington, çeviren: Burak Çakır, Cengiz Çakmak, Engin Delice, Filiz Didem Çoban, Halil Rahman Açar ve Hüseyin Deniz Özcan, Fol Kitap, felsefe, 356 sayfa, 2020