Paula Ringer — Cadılar (2026)

Paula Ringer’in bu çalışması, müzik ile feminizm arasındaki bağı “cadı” metaforu üzerinden yeniden kuruyor. Ringer, tarihte bastırılan, şeytanlaştırılan ve susturulan kadın figürünün modern müzikte nasıl geri döndüğünü inceliyor. Bu “cadılar” klasik anlamda büyü yapan varlıklar değil; aksine sesleri, sözleri ve sahne varlıklarıyla toplumsal normları bozan sanatçılar oluyor. Kitap, müziği yalnızca estetik bir üretim olarak değil, politik ve dönüştürücü bir güç olarak ele alıyor.

Ringer’e göre bu sanatçılar, yüzyıllardır kadınlara dayatılan edilgen, itaatkâr ve “zararsız” kimliği parçalıyor. Şarkı söylemek burada bir ifade biçiminin ötesine geçiyor; sessizliğe karşı bir direniş ve kolektif hafızayı yeniden yazma aracı haline geliyor. Bu kadınlar “sessizliği yırtıyor” ve bedenlerine yapışmış kalıpları müzik aracılığıyla söküp atıyor. Böylece müzik, bir tür büyüye dönüşüyor: dinleyeni rahatsız eden, sarsan ve dönüştüren bir etki yaratıyor.

‘Cadılar’da (‘Sorcières’) Yoko Ono, Nina Simone, Anne Sylvestre, Kate Bush, Stevie Nicks, Lana Del Rey ve Marieanne Faithfull gibi isimler üzerinden bu dönüşüm somutlaştırılıyor. Bu sanatçılar, yalnızca müzik üretmiyor; aynı zamanda kadınlık deneyimini yeniden tanımlayan figürler olarak öne çıkıyor. Kimi zaman öfkeyi, kimi zaman kırılganlığı, kimi zaman da karanlığı sahiplenerek normların dışına çıkıyorlar. Bu yönleriyle “tehlikeli” görülmeleri, aslında taşıdıkları özgürleştirici potansiyelden kaynaklanıyor.

Ringer’in çalışması, müziğin feminist mücadeledeki yerini güçlü bir biçimde ortaya koyuyor. Kitap, kadın sanatçıların seslerini birer politik araç olarak kullanarak patriyarkal düzeni nasıl sarstığını gösteriyor. Bu açıdan eser hem müzik kültürü hem de feminist teori için önemli bir katkı sunuyor; çünkü sanatı, direnişin ve yeniden var olmanın en etkili yollarından biri olarak yeniden düşünmeye çağırıyor.

Paula Ringer — Cadılar: Feminizm, Büyü ve Müzik
Çeviren: Sinem Özer • Otonom Yayıncılık
Feminizm • 104 sayfa • 2026

Silvia Federici – Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar (2019)

Silvia Federici’nin bu harika çalışması, cadı avlarının tarihi ve mantığı hakkında muazzam bir kaynak.

Cadılaştırılmış kadınlara yapılan işkencenin izlerinin kapitalist gelişmenin yol açtığı yerinden edilmelerle ve mülksüzleştirmelere kadar sürdüğünü ortaya koyan Federici, kadına yönelik şiddetin özellikle cadı avlarında ne denli akıl almaz biçimler aldığını gösteriyor.

Kitap bununla da yetinmeyerek, kadına yönelik şiddetin bugün aldığı yeni biçimleri de gösteriyor ve bu şiddete karşı ne gibi direniş yolları ortaya koyabileceğimiz üzerine düşünüyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“Erkeklerin cinsel ihtiyaçlarının tatmin edilmesi ve daha da önemlisi verimli bir iş gücünün üretimi gibi faydacı hedefler ile kadının arzusunun bastırılması bir araya getirilir. Cadı avı sayesinde yıkıcı potansiyellerinden arındırılan kadın cinselliği, ancak üreme ve evlilik bağlamına yerleştirilerek iyileştirilebilirdi.”

“Kapitalizmin yükselişiyle, bireyin içgüdüsel arzularını disipline edip iş gücüne yönlendirme kapasitesini ödüllendiren yeni bir toplumsal ethos gelişmiştir.”

“‘Cadı’ gençliğinde ‘uçkuru gevşek’, ‘iffetsiz’ davranışlarda bulunmuş ‘kötü şöhretli’ kadındı. Genellikle evlilik dışı ilişkilerden çocukları olurdu. O dönemde yasalar, kilise ve ailenin yeniden düzenlenmesi aracılığıyla Avrupa’daki kadın nüfusuna dayatılan kadınlık modeliyle çelişen tavırlar sergiliyordu.”

  • Künye: Silvia Federici – Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar, çeviren: Bilge Tanrısever, Otonom Yayıncılık, tarih, 120 sayfa, 2019