Marc Augé — Paganizmin Dehası (2026)

Çağdaş antropolojinin en büyük isimlerinden biri olarak kabul edilen Marc Augé, paganizmi yalnızca geçmişte kalmış bir inançlar bütünü olarak değil, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin özgün ve tutarlı bir biçimi olarak ele alıyor. Antropoloji alanındaki uzun saha çalışmalarından, özellikle Afrika toplumlarına ilişkin gözlemlerinden hareket eden yazar, pagan düşüncenin çoğu zaman tektanrılı dinlerin bakış açısından yanlış yorumlandığını savunuyor. Ona göre paganizm, eksik ya da gelişmemiş bir din anlayışını temsil etmiyor; aksine insan, toplum, doğa ve kutsal arasındaki ilişkileri açıklayan kapsamlı bir dünya görüşü sunuyor. ‘Paganizmin Dehası’ (‘Génie du paganisme’) bu nedenle paganizmi tarihsel bir kalıntı gibi değil, insanlık deneyiminin temel biçimlerinden biri olarak değerlendiriyor.

Kitabın merkezinde, pagan düşüncenin dünyayı nasıl anlamlandırdığı sorusu yer alıyor. Augé’ye göre pagan toplumlarda kutsal ile gündelik hayat arasında keskin bir ayrım bulunmuyor. Doğa, atalar, toplumsal ilişkiler ve ritüeller aynı anlam evreninin parçaları olarak işliyor. Bu anlayışta insan kendisini evrenin dışında ya da ona hükmeden bir varlık olarak görmüyor; daha büyük bir ilişkiler ağının içinde konumlandırıyor. Böylece paganizm, bireyi mutlak bir merkeze yerleştirmek yerine karşılıklı bağımlılıkları ve bağlantıları öne çıkarıyor. Yazar, bu yaklaşımın modern dünyanın katı ayrımlarına alternatif bir düşünme biçimi sunduğunu ileri sürüyor.

Augé ayrıca paganizmin zaman ve tarih anlayışını da inceliyor. Tek tanrılı geleneklerde sıkça görülen başlangıç, kurtuluş ve nihai son fikrinin aksine, pagan düşüncede zaman daha döngüsel ve açık uçlu bir karakter taşıyor. İnsan toplulukları geçmişle bağlarını korurken geleceği kesin biçimde belirlenmiş bir kader olarak görmüyor. Bu nedenle yaşam sürekli yeniden kurulan ilişkiler ve dönüşümler üzerinden anlam kazanıyor. Ritüeller de bu sürecin önemli bir parçasını oluşturuyor; toplumsal düzeni korurken aynı zamanda değişime uyum sağlamayı mümkün kılıyor.

Eserin önemli bir yönü de din, siyaset ve toplumsal örgütlenme arasındaki bağları incelemesi. Augé, kutsalın yalnızca inanç alanına ait olmadığını, toplumsal kurumların ve iktidar ilişkilerinin şekillenmesinde de etkili olduğunu gösteriyor. Afrika toplumlarından Antik Yunan’a ve Asya’daki çeşitli geleneklere uzanan örnekler aracılığıyla, paganizmin farklı kültürlerde nasıl benzer mantıklar üretebildiğini açıklıyor. Böylece kitap belirli bir din tarihinden çok, insan topluluklarının dünyayı anlamlandırma biçimlerine dair geniş bir antropolojik araştırmaya dönüşüyor.

Sonuç olarak ‘Paganizmin Dehası’, paganizmi Hıristiyanlık öncesi bir aşama ya da aşılması gereken bir eksiklik olarak görmek yerine, kendi içinde tutarlı ve yaratıcı bir düşünce sistemi olarak yeniden değerlendiriyor. Augé, insanın kökenlerini, kültürel çeşitliliği ve kutsalın toplumsal yaşamdaki yerini anlamak için pagan mirasın büyük önem taşıdığını savunuyor. Kitap bu yönüyle din antropolojisine önemli katkılar sunarken, modern insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmesine de imkân veriyor.

Marc Augé — Paganizmin Dehası
Çeviren: Erkan Ataçay • Alfa Yayınları
Antropoloji • 312 sayfa • 2026

Jean Bottéro — En Eski Din Mezopotamya’da (2026)

Jean Bottéro’nun bu kitabı, insanlık tarihinin bilinen en eski dini geleneklerinden biri olan Mezopotamya inanç dünyasını anlaşılır ve bütüncül bir şekilde ele alıyor. Bottéro, Sümer, Akad, Babil ve Asur toplumlarının bıraktığı çivi yazılı metinleri inceleyerek bu uygarlıkların tanrılarla kurduğu ilişkiyi, ritüellerini ve kozmoloji anlayışını yeniden kuruyor.

‘En Eski Din Mezopotamya’da’ (‘La plus vieille religion. En Mésopotamie’), Mezopotamya dininin soyut bir teoloji değil, günlük hayatla iç içe geçmiş pratik bir dünya görüşü olduğunu gösteriyor. İnsanlar tanrıları evrenin mutlak efendileri olarak görüyor; doğa olaylarını, siyasi kaderi ve toplumsal düzeni onların iradesiyle açıklıyor. Tanrılar insanlara benzeyen karakterlere sahip varlıklar olarak tasvir ediliyor: öfkelenebiliyor, lütuf gösterebiliyor ve bazen de birbirleriyle çatışabiliyor. Bu nedenle din, insanın tanrıları yatıştırma ve onların desteğini kazanma çabası etrafında şekilleniyor.

Bottéro’ya göre Mezopotamya’da ibadet esas olarak tapınak merkezli bir sistem içinde işliyor. Rahipler, kurbanlar, dualar, kehanet uygulamaları ve büyüsel ritüeller aracılığıyla tanrılarla iletişim kuruyor. Kehanet özellikle önemli bir rol oynuyor; çünkü insanlar geleceği öğrenerek tanrısal iradeyi anlamaya çalışıyor. Karaciğer falı gibi yöntemler, bu dünyanın düşünce yapısını anlamak için önemli ipuçları sunuyor.

Kitap aynı zamanda Mezopotamya mitolojisini ve yaratılış anlatılarını da inceliyor. Evrenin oluşumu, tanrıların kökeni ve insanın yaratılışı gibi konular, mitler aracılığıyla açıklanıyor. İnsan, tanrılara hizmet etmek için yaratılmış bir varlık olarak görülüyor; bu nedenle toplum düzeni de kozmik düzenin bir uzantısı sayılıyor.

Bottéro’nun çalışması, Mezopotamya dininin yalnızca eski bir inanç sistemi olmadığını, aynı zamanda daha sonraki Yakın Doğu dinleri ve düşünce gelenekleri üzerinde kalıcı etkiler bıraktığını gösteriyor. Bu yönüyle kitap, din tarihinin en eski ve en etkili kültürel miraslarından birinin nasıl işlediğini anlamak için temel bir başvuru niteliği taşıyor.

Jean Bottéro — En Eski Din Mezopotamya’da
Çeviren: Erkan Ataçay • Doğu Batı Yayınları
Tarih • 352 sayfa • 2026

Louis Althusser – Kara İnekler (2025)

 

Louis Althusser’in ‘Kara İnekler’i, filozofun 1976’da kendi kendisiyle yaptığı hayali bir söyleşi aracılığıyla siyaset teorisiyle kişisel hesaplaşmasını bir araya getiriyor. Yayınlanmamış elyazmalarından derlenen bu metin, Althusser’in uzun yıllar düşünsel zeminini oluşturan Fransız Komünist Partisi’yle ilişkisini sorguladığı ve Marksist kuramın temel kavramlarını yeniden tartıştığı bir dönemin iç sesini yansıtıyor. Proletarya diktatörlüğü, SSCB deneyimi, demokratik merkeziyetçilik ve devrimci örgütlenme gibi başlıklar, hem bir militanın kaygıları hem de bir filozofun katı teorik mücadelesiyle iç içe işleniyor.

Eserin adı, Hegel’in Tinin Görüngübiliminde aktardığı “gece tüm ineklerin kara göründüğü” deyişine göndermede bulunarak, politik açıdan bulanıklaşan bir çağda ideallerle gerçekliğin nasıl çatıştığını imâ ediyor. Althusser, devrimci hareketin geri çekildiği bu dönemi yalnızca bir durum tespiti olarak değil, komünist ideallere bağlı kalarak yeni bir yön arayışı olarak yorumluyor. Devleti, sınıfsal egemenliği ve proletarya diktatörlüğünü burjuva iktidarının tek gerçek alternatifi olarak yeniden temellendirirken, kendi siyasi angajmanını da acı bir açıklıkla yeniden değerlendiriyor.

‘Kara İnekler’ (‘Les vaches noires. Interview imaginaire’), Althusser külliyatında uzun süre eksik kalan politik-felsefi halkayı tamamlıyor. Dogmatik bir Althusser imgesini kırarak, hem esnek hem çok yönlü bir düşünürü görünür kılıyor. Bu istisnai polemik, teorik sertliği ile kişisel özeleştiriyi bir arada taşıyan yapısıyla, Marksist felsefede özne, iktidar ve örgütlülük üzerine yürütülen tartışmalara özgün bir katkı sunuyor.

  • Künye: Louis Althusser – Kara İnekler, çeviren: Erkan Ataçay, Sel Yayıncılık, felsefe, 288 sayfa, 2025

Jean-Paul Roux – İran ve İranlıların Tarihi (2025)

Jean-Paul Roux’nun ‘İran ve İranlıların Tarihi: Başlangıcından Günümüze’ (‘Histoire de l’Iran et des Iraniens: Des Origines à nos jours’) adlı eseri, İran ve İranlıların kökenlerinden günümüze kadar uzanan zengin ve karmaşık tarihini ele alıyor. Roux, bu geniş zaman dilimini, İran coğrafyasının jeopolitik önemini, kültürel zenginliğini ve siyasi çalkantılarını vurgulayarak anlatıyor.

Kitap, Elamlılar, Medler, Persler, Partlar ve Sasaniler gibi antik dönem uygarlıklarından başlayarak, İslam’ın İran’a gelişini, Selçuklu ve Moğol istilalarını, Safevi İmparatorluğu’nu ve modern İran’ın oluşumunu detaylı bir şekilde inceliyor. Roux, İran tarihini sadece siyasi olaylarla sınırlamıyor, aynı zamanda İran kültürünün, sanatının, edebiyatının ve felsefesinin gelişimini de ele alıyor.

Kitap, Zerdüştlük, Maniheizm ve İslam gibi farklı inanç sistemlerinin İran toplumunu nasıl etkilediğini ve İran’ın İslam dünyasındaki rolünü irdeliyor. Roux, İran’ın komşu coğrafyalarla olan etkileşimini, özellikle de Orta Asya, Hindistan ve Arap dünyasıyla olan ilişkilerini de inceliyor.

Kitap, İran’ın modern dönemdeki siyasi ve toplumsal değişimlerini, 1979 İslam Devrimi’ni ve İran-Irak Savaşı’nı da kapsayarak, İran tarihine kapsamlı bir bakış sunuyor. Roux, İran tarihini anlatırken, farklı kaynaklardan yararlanarak, okuyucuya zengin ve detaylı bir bilgi sunuyor. Kitap, İran tarihine ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Jean-Paul Roux – İran ve İranlıların Tarihi: Başlangıcından Günümüze, çeviren: Erkan Ataçay, Doğu Batı Yayınları, tarih, 512 sayfa, 2025

Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi (2022)

Türklerin Fransa’ya 1960’lardan bugüne uzanan göçü üzerine, Fransa’da konuyla ilgili yapılmış ilk çalışma.

Ségolène Débarre ve Gaye Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini aydınlatıyor.

1965 Fransa-Türkiye göç antlaşmalarından bu yana Fransa’daki altı yüz bini geçen Türk göçmenleri ve aileleri pek de tanınan bir topluluk değildi.

Yakın zamanlardaki siyasi gelişmeler, ilk kuşağın Fransız vatandaşı olan çocuklarının “farklı” yetişkinler gibi sahneye çıkmaları Fransız toplumuna yeni bir görünürlük kazandırdı.

Göçlerle birlikte Türklerin Fransa’da yarım yüzyılı geçen varlığı, kalabalık yaşanan bölgeler dışında dikkat çekici bir unsur değildi.

İkinci ve üçüncü kuşakların bu tabloya katılmalarıyla birlikte Fransız devleti ve toplumu süreç içinde sorgulanmaya başladı.

İç evlilikler, ailevi şirketler, gettolaşan mahalleler, zaman içinde gitgide büyüyen ibadet yerleri ve dernekler, “uyum sağlama” konusunda birtakım direnişleri beraberinde getirdi.

Fransız doğan gençler siyasi ve tarihsel konularda Türkiye bahsi açıldığında ve aşırı tepki verdiklerinde dikkatler zaman içinde Türklere yöneldi.

Bu kitap ise, Fransa’da bu konuyla ilgili ilk kapsamlı çalışma.

Débarre ve Petek, Türklerin Fransa’daki sosyolojik, toplumsal, kültürel yerlerini anlatırken birçok özel güzergâhı, insan hikâyelerini kaleme alıyor ve Türk okuru için de “ötekileşmenin” bir örneğini sunuyorlar.

Yabancı bir ülkeye adım atıldığında karşılaşılan zorluklar, dil öğrenme güçlükleri, maddi kaygılar ve derin yurt özlemi birçok gurbet hikâyesini ortak bir noktada buluşturuyor.

  • Künye: Ségolène Débarre ve Gaye Petek – Fransa’da Türklerin Tarihi: 60’lardan Günümüze Türkiye’den Fransa’ya Göçler, çeviren: Erkan Ataçay, Doğu Batı Yayınları, sosyoloji, 213 sayfa, 2022

Marc Augé – Paganizmin Dehası (2010)

 

Marc Augé ‘Paganizmin Dehası’nda, geniş bir tarihsel kesit ve coğrafi alanda paganizmin izini sürüyor.

Paganizmin, Hıristiyan dünyanın temel uygulamalarının içine kadar nüfuz edebildiğini gösteren Augé, paganizmdeki Tanrı, kahraman, büyücü gibi belirleyici değişkenler üzerinde düşünürken bir taraftan da bu konu üstüne çalışmış öncülleri Durkheim, Nietzsche, Freud, Bataille gibi önemli filozofların fikirlerini de irdeliyor.

Kitap, Antikçağ Afrikası’ndaki Tanrılardan Benin Körfezi’ndeki mabutlara, klasik trajedilerden western filmlerine ve oradan sanayi toplumuna kadar birçok farklı kültür evreninde yer etmiş pagan geleneklerini ve bu kültürün temel taşıyıcısı olan pagan kozmogonilerini ustalıkla inceliyor.

  • Künye: Marc Augé – Paganizmin Dehası, çeviren: Erkan Ataçay, Dost Kitabevi, antropoloji, 287 sayfa