Sara Rich — Mantar (2026)

Sara Rich’in bu eseri, mantarları yalnızca biyolojik bir varlık olarak değil, insanın doğayla, bilgiyle ve kendisiyle kurduğu ilişkinin sınırlarını sorgulayan çok katmanlı bir anlatı içinde ele alıyor. ‘Mantar’ (‘Mushroom’), tarih boyunca sınıflandırılması zor olan mantarların ne tam anlamıyla bitki ne de hayvan olarak görülebilmesinden hareketle, onların “arada kalmış” doğasını felsefi ve kültürel bir problem olarak yeniden düşünmeye açıyor.

Rich, Ortaçağ’dan günümüze uzanan bir çizgide mantarların büyü, din ve bilim arasındaki geçişken alanlarda nasıl konumlandığını anlatıyor. Mantarlar bir yandan gizemli, hatta tehlikeli varlıklar olarak görülürken, diğer yandan şifa, dönüşüm ve yeniden doğuşun simgesi hâline geliyor. Bu çift anlamlılık, insanın doğaya yüklediği anlamların ne kadar değişken ve kırılgan olduğunu gözler önüne seriyor.

Kitap aynı zamanda günümüz ekolojik krizleri bağlamında mantarların yeniden keşfedilişine odaklanıyor. Onlar, kimi zaman doğayı iyileştirebilecek “kurtarıcılar” olarak yüceltiliyor; kimi zamansa modern insanın kaybolmuş aidiyet duygusunu yeniden kurabileceği bir temas noktası olarak görülüyor. Ancak Rich, bu romantik ve faydacı yaklaşımlara mesafeli durarak, mantarları yalnızca insan ihtiyaçlarına indirgemeden anlamaya çağırıyor.

Eserin dikkat çekici yönlerinden biri, yazarın kişisel deneyimlerini anlatıya dâhil etmesi. Ormanda mantar arama anları, pişen kuzugöbeği mantarı kokusu ve arka planda çalan müzikler, metne duyusal ve samimi bir boyut katıyor. Bu anlatım, okuru yalnızca düşünsel değil, aynı zamanda deneyimsel bir yolculuğa çıkarıyor.

Kitap, mantarları merkeze alarak insan-merkezci düşünme biçimini sorgulayan, doğayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden değerlendirmeye çağıran bir eser sunuyor. Rich, okuru faydacılığın dar çerçevesinden çıkarıp, doğayı kendi çokluğu ve gizemi içinde kavramaya yönlendiren bir bakış geliştirmeye davet ediyor.

Sara Rich — Mantar
Çeviren: Gizem Kastamonulu • Ayrıntı Yayınları
Deneme • 140 sayfa • 2026

Charlie Champbell – Günah Keçisi (2020)

Günah keçisi olgusu, Âdem ile Havva meseline kadar uzanır.

Burada günah keçisi, yasak meyveyi getiren yılandı.

Tarih boyunca, suçluluk duygumuzu başka yere yönlendirmek ve sorumluluk almaktan kurtulmak için sürekli günah keçileri ilan ettik.

Açıkçası, bunda da çok başarılı olduk.

Charlie Champbell, insanoğlunun binlerce yıl öncesinden günümüze karşılaştığı tarihsel ve sosyal felaketlerle nasıl baş ettiğini, daha da önemlisi toplumsal veya bireysel başarısızlıklarımızı yükleyebileceğimiz bir günah keçisine ne denli bağımlı olduğumuzu ortaya koyuyor.

Champbell’ın burada, tarihten aktardığı ve birçoğu bugün ulaştığımız gelişmişlik seviyesinde gülünç kaçan günah keçisi vakaları, temelde insan olarak ne kadar da az değiştiğimizi gözler önüne seriyor.

Kitaptan iki alıntı:

“Yirmi birinci yüzyılda, ne yapacağımıza, neye inanacağımıza, ne yiyeceğimize yani her şeye dair hiç olmadığı kadar çok seçenekle karşı karşıyayız. Benzer bir şekilde, işler yolunda gitmediğinde suçlanabilecek şeylere dair de çok daha geniş bir seçenek yelpazesine sahibiz. Atalarımız, kadınlar, Yahudiler veya birtakım hayvanlar gibi uzun ömürlü günah keçileriyle yetinmek zorundayken, biz hayal kırıklığına uğradığımız durumlarda çok daha yaratıcı şekilde suçlamada bulunabiliyoruz. Hiçbir koşulda yapmayacağımız tek şey ise kendimizi olduğumuz gibi kabul etmek. Daima bir şeylerin neden mükemmel olmadığına dair farklı açıklamalar bulmaya çalışıyoruz ve bunlar genellikle hiçbir anlam ifade etmiyor.”

“Hepimizi etkileyen daha büyük felaketler için sayısız komplo teorisi üretilmiştir ve hepsi de birtakım karanlık güçlere bağlanmıştır: Masonlar, İlluminati ya da dev kertenkeleler; komünistler, Yahudiler ya da Katolikler. Kişisel sorunlarımız içinse her zaman sonu gelmez açıklamalarımız vardır ve tüm sistem de daha güvenilir açıklamalar üretmek için çalışır. Günümüzde suçlama, diğer ürünler gibi satın alınabilecek ve satılabilecek bir meta haline geldi. Bunun ticaretini yapanlar da olağanüstü bir şekilde başarılı oldular.”

  • Künye: Charlie Champbell – Günah Keçisi: Başkalarını Suçlamanın Tarihi, çeviren: Gizem Kastamonulu, İthaki Yayınları, 144 sayfa, 2020

Christian Jungersen – Çalılık (2018)

Kayboluyorsun’ ve ‘İstisna’, Danimarkalı yazar Christian Jungersen’in daha önce Türkçede yayınlanmış romanları.

‘Çalılık’ ise, Jungersen’in Danimarka En İyi İlk Roman ödülünü kazanmış ilk romanı.

Roman, şimdi 82 yaşında ve hasta bir adam olan Paul’un sıra dışı hayatını hikâye ediyor.

Paul, 1800’lerin sonunda, Danimarka’nın varlıklı bir ailesinde doğup büyümüştür ve şimdi, bir hastanenin beyaz tavanına bakarak görüp geçirdiklerini, bu hayattan kendisine kalmış olanlar üzerine derin derin düşünmektedir.

Paul’ün şimdi biricik isteği, yakın arkadaşı Eduard’la yeniden, belki de son kez buluşabilmektir.

Fakat kahramanımızın bu isteği, onun gözünde geçmişi daha çok canlandıracak, en önemlisi de, hayatı boyunca kafasını meşgul etmiş soruların cevabını arama isteği uyandıracaktır.

‘Çalılık’, “Ben kimim?”, “Beni ben yapan nedir?” sorularına verilmiş güçlü bir yanıt.

  • Künye: Christian Jungersen – Çalılık, çeviren: Gizem Kastamonulu, Ayrıntı Yayınları, roman, 368 sayfa, 2018