İlhami Yurdakul – İktidarın Ruhu (2022)

Osmanlı yıkılıp Cumhuriyet kurulsa da kimi imtiyazlar isim değiştirerek devam etti.

İlhami Yurdakul, Osmanlı’daki beşik ulemalığı ve paşazade imtiyazlarının Cumhuriyet devrinde nasıl yeni seçkinci sınıfın iktidar ve iktidarın nimetlerini kullanma imtiyazına dönüştüğünü ortaya koyuyor.

Kitabın giriş kısmında Osmanlı Devleti’nin geleneksel iktidar ve toplum yapısını çağdaşı Batılı iktidar ve toplum yapısıyla kıyaslanıyor, ardından geleneksel iktidar yapısı ve zihniyetinin yerine ikame edilen modern devletin üç temel esası olan “kurumsallaşma, ihtisaslaşma ve meclisleşme” süreci açıklanıyor.

Kitabın ana bölümlerinde, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e üç imtiyazın izi sürülmüş.

Bunlardan ilki eğitim ve atama imtiyazı olan beşik ulemalığı; ikincisi ilmiye mensuplarına en ağır ceza olarak sürgün cezasının verilmesi ve istisnaları olmakla beraber idamdan masuniyet; üçüncüsü de ilmiye mensuplarının mallarının müsadere edilmemesi, miras bırakma ve servet imtiyazları olan müsadereden masuniyet.

Böylece ilmiye zümresi, ordu ve sivil bürokrasideki muadillerine nispeten atama/terfi, can ve mal güvenliği gibi temel üç ayrıcalığın güvencesi altında yaşamlarını sürdürdü.

Bu imtiyazlar modern devletin teşekkül sürecinde, özellikle Tanzimat ve Meşrutiyet devrinde yavaş yavaş kaldırıldı.

Ancak zihniyet kodlarının devamı, yeni imtiyazlı zümrelerin doğmasını kaçınılmaz kıldı.

Beşik ulemalığı ve paşazade imtiyazlarının yerini II. Meşrutiyet devrinde “rical-i gayb” denilen İttihad ve Terakki Partisi mensuplarının imtiyazı; Cumhuriyet devrinde de “beyaz Türk” denilen yeni bir seçkinci sınıfın iktidar ve iktidarın nimetlerini kullanma imtiyazı aldı.

Aynı şekilde siyaseten katlin yasal olarak ilgasına rağmen muhalifi ortadan kaldırma yöntemi olarak siyasi idamlar ile ekonomik güçten yoksun bırakma amacıyla özel mülk ve emlakin hazineye devri yoluyla müsadere usulü 1960’lı yıllara kadar devam etti.

İşte çalışma, devletten tevarüs edilen kişizade imtiyazları modern devlet düzeninde de yeni hal ve renkler alarak nasıl varlığını sürdürdüğünü, geleneksel devlet yerine ikame edilen modern devlet düzeninde de iktidar ve iktidarın nimetlerinin belli bir zümre ile nasıl paylaşıldığını, muhaliflerin zaman zaman idam edildiğini ve mallarının hazineye aktarıldığını ortaya koymasıyla çok önemli.

  • Künye: İlhami Yurdakul – İktidarın Ruhu: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kişizade İmtiyazları (Beşik Uleması, Siyaseten Katl, Müsadere), İletişim Yayınları, tarih, 384 sayfa, 2022

Hamit Bozarslan – Canavarların Zamanı (2022)

Arap dünyası ve Ortadoğu, 2011’den başlayarak başkalaşıma uğradı.

Hamit Bozarslan, otoriterliğin, gaddarlığın, cihatçılığın yükselişe geçerek toplumu yok etme derecesine geldiği bu “canavarların zamanı”nın kapsamlı bir fotoğrafını çekiyor.

Arap dünyası 2011 yılında ayaklanmalarla sarsıldı.

Çoğu yerde şiddetle bastırılan isyanlar Ortadoğu’nun çehresini büyük oranda değiştirdi.

Bozarslan, on yıllık bir sürede yazdığı bu makalelerde Arap Baharı’nın dinamiklerini çözümlüyor; başkaldırıların üzerinden geçen yılların ardından günümüzde rejimlerin kartelleşmesine, milis niteliği kazanmasına ve büyük güçlerin bölgedeki hegemonya mücadelesine dikkat çekiyor.

İtalyan düşünür Antonio Gramsci’den ödünç aldığı kavramla, “eskinin artık var olmadığı, ama yeninin de henüz ortaya çıkmadığı” bu dönemi “canavarların zamanı” olarak adlandıran Bozarslan, otokratik rejimlerin güçlenmesi tehlikesinin; Suriye, Libya, Yemen gibi ülkelerde yönetimlerin toplumu yok edecek derecede gaddarlaşmasının nedenlerini açıklarken, Batı ülkelerinin sessiz tanıklığını sorguluyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Mutlak öngörülmezliğin hüküm sürdüğü kısa bir zaman diliminin endişe dolu tanıkları olan bu metinler, 2011’deki Arap devrim sahnelerinin nasıl enkaz yığınlarına ya da bazı ülkelerde mezhebî yapılara karşı gaddarlığa, başka ülkelerde de otoriterliğin güçlenmesine yol açtığını; 2017’de IŞİD’in çöküşüne rağmen sürekli bir dinamizmi muhafaza eden cihatçılığın güç kazanmasına ve içinde Suudi Arabistan, İran ve Türkiye’nin bulunduğu bölgesel güçler ya da ABD ve Rusya gibi küresel güçler arasında hem ölümcül hem kinik bir hegemonya savaşına nasıl yöneltebilmiş olduğunu kavratacak birkaç okuma anahtarı sunuyor.”

  • Künye: Hamit Bozarslan – Canavarların Zamanı: Ortadoğu, 2011-2021, çeviren: Haldun Bayrı, İletişim Yayınları, siyaset, 240 sayfa, 2022

Taner Özbenli – Muzaffer Şerif ve Sosyal Psikolojinin Nörolojk Temelleri (2022)

‘Muzaffer Şerif ve Sosyal Psikolojinin Nörolojik Temelleri’ adlı kitap, Şerif’in, disiplinlerarasılık yaklaşımının erken öncülerinden biri olduğunu da gösteriyor. Onunkisi, sosyal psikolojiyi hem felsefe, sosyoloji ve antropolojiyle, hem psikofizik ve otokinetik deneylerle etkileşim içinde düşünen bir yaklaşımdır

Taner Özbenli, burada bir sosyal nörolojinin de imkânlarını görüyor.

Kitap, Muzaffer Şerif’in bir düşünsel portesini çizerken, ders notlarını tutan öğrencisi eğitimci Hüseyin Avni Özbenli’yle de tanışmamızı sağlıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Sosyal psikoloji araştırmacıları, sosyal kuramlar ve sosyal pratik arasında köprü kurmalıdır. Birey ve toplumun, birbirlerini karşılıklı olarak yapılandırdığını hesaba katan bir genel perspektifle, sosyal yapıdaki iç çelişkilerin, değişim ve gelişmeyle ilişkileri değerlendirilmelidir. Sosyal psikolojinin krizinin, önceden gündeme gelmeyen epistemolojik, etik ve politik sorunları tartışma fırsatı verdiği de unutulmamalıdır. Kuramsal ve pratik temelleri sağlam biçimde oluşturulmuş sosyal nöroloji, sosyal psikolojinin bunalımının aşılmasına katkı sağlayabilir.”

  • Künye: Taner Özbenli – Muzaffer Şerif ve Sosyal Psikolojinin Nörolojk Temelleri, İletişim Yayınları, inceleme, 243 sayfa, 2022

Hannah Arendt – Karanlık Zamanlarda İnsanlar (2022)

 

Hannah Arendt’önde gelen felsefeci ve edebiyatçılar üzerine ufuk açıcı metinler.

‘Karanlık Zamanlarda İnsanlar’da, Arendt’in Walter Benjamin, Bertolt Brecht, Hermann Broch, Isak Dinesen (Karen Blixen), Waldemar Gurian, Randall Jarrell, Karl Jaspers, Gotthold Ephraim Lessing, Rosa Luxemburg ve Angelo Giuseppe Roncalli hakkında denemeleri yer alıyor.

Bir dizi felsefeci ve edebiyatçının entelektüel portresinden oluşan kitap, Arendt’in külliyatında kendine özgü, farklı bir parça.

Arendt ele alınan yazarların düşünsel portrelerini çizerken, sanki onların problemlerini ve arayışlarını kendileriyle tartışıyor.

Bu arada kendi sorularının da peşindedir; Kamusal’ın, Siyasi’nin, İnsani’nin, “İyi” ve “Doğru”nun anlamını, bu entelektüellerin düşünsel deneyimlerinin tartısına vurur.

Kitabın, Arendt’in en “edebi” anlatımlı eseri olduğu da söylenebilir.

Arendt’in andığı ve üzerine düşündüğü yazarlar, büyük siyasi felâketlerle, ağır ahlâki sarsıntılarla, trajik sorularla yüzleşmiş şahsiyetlerdir.

‘Karanlık Zamanlarda İnsanlar’ adı buradan geliyor; bütün yazıları kat eden mesele, karanlık zamanlarda insan olma ve insan kalma sınavıdır.

‘Karanlık Zamanlarda İnsanlar’da, Arendt’in Walter Benjamin, Bertolt Brecht, Hermann Broch, Isak Dinesen (Karen Blixen), Waldemar Gurian, Randall Jarrell, Karl Jaspers, Gotthold Ephraim Lessing, Rosa Luxemburg ve Angelo Giuseppe Roncalli hakkında denemeleri yer alıyor.

  • Künye: Hannah Arendt – Karanlık Zamanlarda İnsanlar, çeviren: İsmail Ilgar, Duygu Öktem, Funda Sarıcı, Gülce Sorguç, Özgür Soysal ve Selbin Yılmaz, İletişim Yayınları, deneme, 328 sayfa, 2022

İrfan Özet – İzmir Duvarı (2022)

‘İzmir Duvarı’, sekülerlik ve muhafazakâr arasındaki kültür savaşını, tam da modernliğin kalesi olarak tanımlanan İzmir üzerinden işleyen özgün bir sosyolojik çalışma.

İrfan Özet, İzmir’deki kültür savaşının siyasi, kamusal ve etnografik temsillerini gözler önüne seriyor.

Kitap, “İzmirlilik” kavramının tarihsel ve toplumsal sınırlarını anlamaya çalışıyor.

Bu çalışmanın odağında, İzmirli kimliği etrafında, sekülerlikmodernlik ve muhafazakârlık kutupları arasındaki “kültür savaşı” ile ilgili tasavvurlar yer alıyor.

İzmir’i asla fethedilemeyen “son kale” olarak yüceltmekle onu “gâvur İzmir” gözüyle görerek diş bilemek arasında uçlaşan tasavvurlar…

Kozmopolit liman kenti geçmişinden gelen “hiperagora yaşam ve açık toplumsal ilişkiler” İzmir’i nasıl biçimlendiriyor?

Zorunlu ve gönüllü göçlerle dönüşen etnokültürel ve toplumsal yapı, şehrin bu mirasıyla nasıl bir etkileşim içerisinde?

“Türkiye’yi İzmirlileştirme” iddiasında da taçlanan “İzmir farklıdır”, İzmirli ayrıcalığı duygusunun dayanakları ne?

“İzmir dindarlığı” diye bir habitustan bahsedilebilir mi?

Seküler hegemonyanın başkenti olduğu düşünülen bir yerde, muhafazakâr toplumsal ve siyasal hareketler ne yapıyor, nasıl eyliyor?

Kulturkampf/kültür savaşı çalışmalarına iyi bir örnek olarak okunabilecek ‘İzmir Duvarı’, “hayat tarzı” klişelerinin berisindeki gündelik zihniyet dünyasına dair canlı bir sosyolojik fotoğraf albümü sunuyor.

  • Künye: İrfan Özet – İzmir Duvarı: Laik Mahallede İktidar ve Kültür Savaşı, İletişim Yayınları, sosyolojik, 310 sayfa, 2022

Edward Hallett Carr – Sovyetler’de Fetret Devri (2022)

Lenin’in yavaş yavaş iktidarını kaybettiği, Stalin’in önlenemez bir şekilde yükseldiği sürecin muazzam bir tasviri.

Büyük tarihçi Edward Hallett Carr, büyük dönüşümler yaratan Sovyetler’deki Fetret devrini kuşatıcı bir bakışla inceliyor.

Sovyetler’deki iç savaştan sonra Lenin’in yavaş yavaş iktidarını kaybetmesi, Stalin’in ise aynı şekilde güç kazanmasıyla başlayan bir dönem, Sovyetler’de Fetret Devri.

Carr, Lenin’in ölümüyle sonlanan bu kitapta, bu dönemi adım adım izliyor.

Ekonomik krizlerden, bilhassa tanınma hususunda diğer ülkelerle ilişkilere, Almanya’daki devrim potansiyelinin gerçekleştirilmesi için çalışmalardan, içerideki iktidar mücadelesine ve parti içi muhalefetin susturulma çabalarına dek uzanan bir perspektifte Sovyetler’deki dönüşümü takip ediyor.

Troçki’yle Stalin’in çatışmalarını ele almanın yanı sıra, nihayetinde Stalin’in nasıl yavaş ama kararlı bir biçimde iktidara geldiğini anlatıyor; Stalin ve Lenin’in siyasi görüşlerindeki farklılıkların altını çiziyor.

Birçok kaynaktan ve arşiv kayıtlarından yararlanan Carr, usta tarihçiliğiyle Sovyetler’in bir dönemine ışık tutuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Lenin’in son hastalığının son ayları ve ölümünden sonraki ilk haftalar, 1923 Mart-1924 Mayıs aralığı, –Sovyet işlerinde bir ateşkes ya da interregnum olarak– tartışmalı kararlardan elden geldiğince kaçınıldığı ya da askıda bırakıldığı bir tür ara dönem olarak şekillenir: [Bolşevik Devrimi üzerine hazırlanan kapsayıcı çalışmanın] yeni planında bu dönem, şimdi Sovyetler’de Fetret Devri 1923-1924 adı altında yayımlanan ayrı bir cilt oluşturuyor.”

  • Künye: Edward Hallett Carr – Sovyetler’de Fetret Devri (1923-1924), çeviren: Uygur Kocabaşoğlu, İletişim Yayınları, tarih, 428 sayfa, 2022

Eyal Ginio – Osmanlı Yenilgi Kültürü (2022)

Bu özgün çalışma, Balkan Savaşları’ndaki askeri bozgunun, Osmanlı’da ne gibi gelecek tasvirleri yarattığını irdeliyor.

Eyal Ginio, bu amaçla Osmanlı subay, yazar, şairleri ile erkeği kadınıyla sivil insanların dünyasına iniyor.

Savaşlar, sonuçlarından bağımsız olarak toplumsal yaşamı derinden etkiler.
Fakat belki de ironik olarak acının, kederin ve kayıpların yanında muğlak da olsa yeni toplumsal tasarılara ve icraatlara da zemin hazırlar.

Ginio ‘Osmanlı Yenilgi Kültürü’ kitabında, savaş kaybeden bir toplumun ürettiği kültürle meşgul oluyor, bir “yenilgi kültürü” tahliline girişiyor.

Osmanlı’nın Balkan Savaşları deneyimi üzerinden toplumsal hayatın çok çeşitli yönlerini, savaştaki bir imparatorluğun ürettiği yanıtları (intikam, diriliş, yenilenme çağrıları, iktisadi gelişme, gelecek nesillerden beklentiler) ve bunların politik çıktılarını inceliyor.

Osmanlı’nın yenilgi literatürünü, cemiyetlerin icraatlarını, İttihat ve Terakki politikalarını savaş atmosferi içerisinde konumlandırıyor.

‘Osmanlı Yenilgi Kültürü’, Balkan Savaşları’na odaklanıp savaş atmosferinde bir toplumun deneyimlerine ve yarattığı kültüre derinlemesine bir bakış vaat ediyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Balkan Savaşları’ndaki dramatik mağlubiyet deneyimi, Osmanlı subay, yazar, şairleri ile erkeği kadını sivil insanların yalnızca askerî yenilgi konusunu değil, intikamı ve dirilişi gerçekleştirmenin farklı yollarını nasıl tahayyül ettiğini eşsiz biçimde sunar. Onların hem askerî bozgun hem de muhtemel gelecek tasvirleri ‘Osmanlı yenilgi kültürü’ diye ifade ettiğim şeyin kamusal alana hâkim olabildiğine ve savaş sonrası kamusal tartışmayı etkileyebildiğine dair sağlam kanıtlar sunar.”

  • Künye: Eyal Ginio – Osmanlı Yenilgi Kültürü: Balkan Savaşları ve Sonrası, çeviren: Cumhur Atay, İletişim Yayınları, tarih, 438 sayfa, 2022

Thomas Nail – Göçmen Figürü (2022)

Yirmi birinci yüzyıl göçmenin yüzyılı olacak.

Yüzyıl başında daha önce görülmemiş sayıda bölgesel ve uluslararası göçmen kayıtlara geçti.

Bugün dünyada 1 milyardan fazla göçmen bulunuyor.

Göçmen, doğası gereği hareketli olmasına rağmen, bir tür durağanlıkla tarif edilmeye yatkındır.

Hareketlerinden ziyade, şu an bulundukları nokta üzerinden tanımlanırlar.

Üstelik bu tanıma dahil bile olamazlar çoğu zaman; özne değil, nesnelerdir: Birilerinin bakış açısından buradan oraya gitmişlerdir, diğerlerinin bakış açısından da oradan buraya gelmişlerdir.

Her ikisine göre de göçmen “başarısız bir yurttaş”tır.

Thomas Nail ‘Göçmen Figürü’nde, bu toplumsal kimliği durağınlıkla değil, devinimle tarif ediyor.

Kimsenin göçmen doğmadığını, göçmen olunduğunu belirterek bir siyasi özne olarak gördüğü göçmenin felsefi tarihini yazıyor.

Ufuk açıcı bir kavramsal çerçeve çizerek cadı avlarından Zapatistalara, toprak parsellemeleri sonucu yersiz yurtsuz kalanlardan barbarlara ve göçmen proletaryaya uzanan bir yelpazede göçmen figürünü bölgesel, siyasi, hukuki ve iktisadi açıdan irdeliyor.

Nail, tarih dışında kalanın kapsamlı bir tarihyazımını yapmaya çalışmak yerine Batı tarihindeki devletlerin ve vatandaşların tarihinde saklı kalmış önemli toplumsal göçmen oluşumlarının sosyal kinetik bir yorumunu sunuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Kimileri için yer değiştirmek sadece geçici bir ihraçtır; yeni fırsatlar, dinlence ve kâr elde etmek demektir. Bazıları içinse bu hareket tehlikeli ve zorakidir, onların ihraçları çok daha ciddi ve kalıcıdır. Günümüzde çoğu insan göç yelpazesinin ‘elverişsizlik’ ile ‘acizlik’ kutupları arasında bir noktaya düşer. Ancak bu yelpazede yer alan bütün göçmenlerin ortak bir noktası vardır: hareketlilik sonucunda her birinin bölgesel, siyasi, hukuki ya da iktisadi statülerini kaybetmiş olmaları.”

  • Künye: Thomas Nail – Göçmen Figürü, çeviren: Dılşa Ritsa Eşli, İletişim Yayınları, siyaset, 332 sayfa, 2022

Kolektif – Kürt Aşiretleri (2022)

Her bir müstakil Kürt aşiretinin tarihsel ve politik serüvenine odaklanan, konuyla ilgilenenlerin kitaplığında bulunması gereken arşivlik bir eser.

Tuncay Şur ve Yalçın Çakmak’ın derlediği kitap, devletle ilişkileri itaatle isyan arasında salınan aşiretler konusunda zengin bir bakış açısı sunuyor.

Osmanlı’yla müttefiklikten düşmanlığa uzanan ilişkileri sonucu Kürt aşiretleri, 16. yüzyıldan itibaren sürekli olarak bir ıslah çabasının nesnesi, “şakiliğin membası” olarak kayıtlara geçti, buna uygun bir muameleyle karşı karşıya kaldı.

On sekizinci yüzyılın ilk yarısına kadar geniş¸ bir coğrafya üzerinde otonom ve yarı otonom bir şekilde hükümranlık sürüp imparatorluğun takdir, taltif ve terfilerine mazhar olan da yine bu Kürt aşiretleri oldu.

Zaman içinde yoğunlaşan merkezîleşme politikalarıyla beraber Kürt aşiretlerinin devletle ilişkisi, çeşitli biçimlerde değişse de ana eksen sabitti: II. Abdülhamit’ten İttihat ve Terakki’ye ve nihayet Cumhuriyet’e devreden ilişki karşılıklı çıkarlara dayalı, itaatle isyan arasında salınan bir politik düzlemde belirlendi.

Her aşiretinse elbette kendi hususiyeti, tarihi, politik kabiliyeti, ayrı ayrı şahsiyeti vardı.

Bir bütün olarak aşiret ilişkileri ve olgusunun işleyişine dair genel bir çerçeve sunan Tuncay Şuur ve Yalçın Çakmak’ın derlediği ‘Kürt Aşiretleri’, birçok aşireti gerek kendi tarihleri, gerek tarihsel konumlanmaları çerçevesinde panoramik biçimde ele alıyor.

Aşiretler konusunda zengin bir bakış açısı sunan, kapsamlı bir derleme.

Kitaba katkıda bulunan isimler şöyle: Suavi Aydın, Ali Haydar Bektaş, Burak Bektaş, Hasan Biçim, Hamit Bozarslan, Serhat Bozkurt, Safiye Ateş Burç, Yalçın Çakmak, Ercan Çağlayan, Gökhan Çetinkaya, Erdal Çiftçi, B. Eren Çoban, Fasih Dinç, Mehmet Rêzan Ekinci, Kamil Fırat, Mehmet Fiğan, Suphi İzol, Hakan Kaya, Yener Koç, İsmet Konak, Orhan Örs, Tuncay Şur, Gültekin Uçar, Sedat Ulugana, Martin van Bruinessen, Hiroki Wakamatsu ve Lale Yalçın-Heckmann.

  • Künye: Kolektif – Aktör, Müttefik, Şakî: Kürt Aşiretleri, derleyen: Tuncay Şur ve Yalçın Çakmak, İletişim Yayınları, inceleme, 512 sayfa, 2022

Oğuz Işık – Eşitsizlikler Kitabı (2022)

AKP iktidarında eşitsizliklerin nasıl katmerlenerek büyüdüğünü gözler önüne seren çok önemli bir çalışma.

Oğuz Işık, ülkedeki gelir dağılımının haritasını çıkarıyor ve borçlanma yüzünden tüketim kalıplarının dönüşümünü inceliyor.

‘Eşitsizlikler Kitabı’, AKP iktidarının başladığı 2002’den 2020’lere uzanan seyri içinde, Türkiye’de toplumsal eşitsizliğin değişik boyutlarıyla olağanüstü ayrıntılı bir analizini yapıyor.

Kitabın içinde dört kitap var aslında.

Birincisi, eşitsizlikleri nasıl ele almak gerektiğini ve sosyal bilimlerin “görmezliklerini” tartışıyor.

İkincisi, ülkedeki gelir dağılımının haritasını çıkarıyor.

Üçüncüsü, tüketimi ve özellikle artan finansallaşma, dolayısıyla borçlanma sayesinde -veya yüzünden-, tüketim kalıplarının dönüşümünü inceliyor.

Dördüncüsü ise eşitsizliklerin nasıl bir seyir izlediğine, olası gelişmelere ve eşitlikçi bir dönüşümün olanaklarına bakıyor.

2000’lerin basında düşme eğilimi gösterirken, 2014’ten itibaren istikrarlı ve kalıcı bir şekilde tırmanan gelir eşitsizliği, nasıl farklı ve “yeni” eşitsizlikleri ve toplumun daha önce bilmediği yeni kırılganlıkları ortaya çıkarttı?

“Orta gelir tuzağı” denen kriz nedir?

Kadınlar, bu eşiğin aşılmasında ve aşılamamasında neden kilit bir role sahipler?

Işık’ın “olay yeri inceleme dedektifi” ve “zanaatkâr sabrını” birleştirerek yaptığı ayrıntılı çalışma, yukarıdakiler gibi birçok sorunun cevabını arıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Her yer ve zamanda geçerli tek bir eşitsizlik biçimi olmadığından hareketle, eşitsizlikler terimini kullandım… Zira eşitsizlikler sadece kimin ne kadar para kazandığını belirlemiyor, çocuğunuza aldığınız oyuncaktan tutun da kahvaltı masasına neler koyduğunuza, ne kadar zeytinyağı tükettiğinizden ailenin gençlerinin üniversite sınavlarına nasıl hazırlandığına, hatta kimin kimle evlendiğine kadar gözle görülmesi kolay olmayan bir dolu alana sızıyor, izini bırakıyor.”

  • Künye: Oğuz Işık – Eşitsizlikler Kitabı: 2000’ler Türkiyesi’nde Gelir, Tüketim ve Değişim, İletişim Yayınları, inceleme, 399 sayfa, 2022