Kolektif – Beklerken (2019)

Bu ülkede adaletin tecelli etmesini, bu kötü gidişatın biraz olsun iyileşmesini bekliyoruz.

Hep bekliyoruz…

Sürekli bir bekleme halindeyiz…

Bu özenli çalışma da, Türkiye’de iktidarla ilişkisi “beklemek” üzerine kurulan bireylerin şimdiyi nasıl deneyimlediğini, bu süreçte geçmiş algısı ve gelecek kurgularının neye dönüştüğünü masaya yatırıyor.

Tartışmanın temel meselesi, bekle(t)menin iktidar tarafından yönetim biçimi olarak kullanıldığı durumlarda bireylerin zaman deneyimlerinin, eylem ve eylemsizliklerinin, iktidarla ilişkilerinin neye dönüştüğü.

Kitapta bu mesele, şu sorular üzerinden irdeleniyor.

  • İktidar bekletmeyi ne tür bir yönetim aracı olarak kullanır?
  • Yasal ve politik iktidar aracı olarak kullandığı durumlarda bu süreç öznenin eylem ve eylemsizliğini nasıl yapılandırır?
  • İktidar özne ilişkisini nasıl değiştirir, iktidarı neye dönüştürür?

Burada, tarihsel anlamda farklı dönemlerdeki pek çok bekletilme ve bekleme pratikleri ele alınıyor.

Erken Cumhuriyet döneminde çıkarılan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair 677 sayılı Kanun’dan etkilenen Bektaşilerin bekle(til)me süreçlerinden 1980 dönemi sıkıyönetim mahkemesi arşivinin Kürt siyasi mücadelesine ve cezaevindeki gündelik hayat döngüsüne dair verdiği ipuçlarına, 1990’lı yıllarda Güneydoğu’da olağanüstü hal yönetimi altında yaşamanın dayattığı beklemelerden barış sürecinin belirsizliği içinde beklemek istemeyen Kürt gençlerinin şimdiki zaman eylemselliklerine ve gelecek zamana dair beklentisizliklerine, 2000-2007 arasında süren ölüm oruçları esnasındaki bekleme hallerinden Ergenekon sürecinde Silivri mahkemeleri önünde bekleyen tutuklu yakınlarına, Terörle Mücadele Yasası çerçevesinde yargılanan tutuklu öğrencilerden cinsiyet değiştirme davasında yasal izin bekleyen trans bireylere ve yasal sürecin kıskacında ülkeden gitmeyi bekleyen mültecilere…

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Zerrin Özlem Biner, Özge Biner, Özlem Durmaz, Aslı İkizoğlu Erensü, Özgür Sevgi Göral, Rabia Harmanşah, Sevcan Karcı, Kemal Vural Tarlan ve Nilgün Toker.

  • Künye: Kolektif – Beklerken: Zamanın Bilgisi ve Öznenin Dönüşümü, derleyen: Zerrin Özlem Biner ve Özge Biner, İletişim Yayınları, siyaset, 229 sayfa, 2019

Mehmet Beşikçi – Cihan Harbi’ni Yaşamak ve Hatırlamak (2019)

Mehmet Beşikçi’nin bu enfes çalışması, modern endüstriyel çağın ilk küresel çatışması olan Birinci Dünya Savaşı’nın insan boyutuna ve hafızasına ışık tutan çok değerli bir inceleme.

Yazar, Cihan Harbi’ne katılan Osmanlı askerlerinin cephe tecrübelerini ve onların bu tecrübeleri nasıl hatırladıklarını gösteriyor.

Kitapta,

  • Birinci Dünya Savaşı’na katılan Osmanlı askerlerinin kişisel anlatıları,
  • Gayrimüslim askerlerin hafıza kayıtlarına yansıyan kozmopolit tecrübe,
  • Birinci Dünya Savaşı’na katılan askerlerin otobiyografik kayıt tutma nedenleri,
  • Cephelerdeki yaygın sorunlar ve askerlerin bunlarla baş etme mücadelesi,
  • Osmanlı ve İngiliz askerlerinin cephe tecrübeleri ve hafızaları arasındaki farklılıklar,
  • Ve bunun gibi önemli konular ele alınıyor.

Şu ana kadar savaş üzerine yapılmış çalışmalar, çoğunlukla savaşın seyrini ve kazananlarıyla kaybedenlerinin durumunu analiz etmekle yetinmişti.

Oysa bu dönemde, körpe birer genç olarak askere alınan binlerce erkek, hayatta kalabilip eve döndüklerinde artık yıpranmış ve olgunlaşmış yetişkinlerdi.

Beşikçi, böylesine geniş toplumsal kitleleri bu kadar uzun süre ve yoğun biçimde seferber etmiş olan Birinci Dünya Savaşı’nın, savaştaki insan unsurunun kişisel tecrübe ve hafıza boyutu hesaba katılmadan tam olarak anlaşılamayacağı ve anlamlandırılamayacağını belirtiyor.

Ne yazık ki, bu büyük insan kitlesinin savaş tecrübesinin kişisel hatırlama kayıtlarına nasıl yansıdığı meselesi, şu ana kadar Osmanlı-Türk tarihyazımında kapsamlı ve bütünsel şekilde ele alınmadı.

İşte Beşikçi’nin çalışması, tam da bu boşluğu doldurmasıyla büyük önem arz ediyor.

  • Künye: Mehmet Beşikçi – Cihan Harbi’ni Yaşamak ve Hatırlamak: Osmanlı Askerlerinin Cephe Hatıraları ve Türkiye’de Birinci Dünya Savaşı Hafızası, İletişim Yayınları, tarih, 431 sayfa, 2019

Edward Hallett Carr – Komintern ve İspanya İç Savaşı (2010)

Edward Hallett Carr ‘Komintern ve İspanya İç Savaşı’nda, Komintern’in İspanya’daki devrim-karşı devrim sürecine yaklaşımını, oraya gönderdiği Komintern görevlilerini ve burada kullandığı yöntemleri irdeleyerek, bir anlamda, Komintern’in İspanya’daki sicilini ortaya koyuyor.

Carr’ın eseri, Moskova’nın, Komintern aracılığı ile İspanya karşısındaki tutumunda, devrimci hedeflerin yerini, ilerleyen zamanlarda Sovyet devletinin güvenlik hedeflerinin aldığını gözler önüne sermesiyle dikkat çekiyor.

İspanya iç savaşını, Komintern’in izinden giderek inceleyen yazar, Sovyetlerin yaklaşımının İspanya devriminin akıbetini nasıl değiştirdiğini gösteriyor.

  • Künye: Edward Hallett Carr – Komintern ve İspanya İç Savaşı, çeviren: Ali Selman, İletişim Yayınları, tarih, 183 sayfa

Kolektif – Enişte Risalesi (2019)

Aileye dıştan misafir gelen ve asıl yarattığı gerilim buradan kaynaklanan enişte kimdir?

Kültürümüzde eniştenin yeri nedir?

Enişte neden tekinsizdir, neden güvenilmezdir?

İşte bu keyifli derleme, enişte “müessesesi” üzerine düşünen makaleleri bir araya getiriyor ve bu konuda kafamızı karıştıran pek çok soruya yanıt veriyor.

Kitabın ilk bölümü, enişte hakkında araştırma-inceleme mahiyetinde yazılardan oluşuyor.

İkinci bölümde ise, anı ile hikâyeyi harmanlayan, kimi enişteleri yâd eden yazılar yer alıyor.

Özer Çiller’den Erdoğan’a ünlü enişteler, Fiat Doblo erkeği olarak enişteden yabancı damatlara enişte şakalarına pek çok ilgi çekici konu, burada ele alınıyor.

Kitaptan edindiğimiz birkaç bilgi:

Bizde enişte tek kelime olsa da, Farsçada enişte yerine kullanılan üç ayrı kelime var: Kız kardeşin kocası için “damad”, halanın kocası için “şohar”, teyzeninki için “şoharkhale”.

Bir Gercüş sözü: “Enişte gölgesi, geven gölgesi” (Geven: cılız çalı. Yaramaz bir bitki).

Aile ve akrabalık ilişkilerinin ekonomi-politiğini didikleyen antropologlar, “kız alan” konumundakilerin akrabalık hiyerarşisindeki borçlu konumuna dikkat çeker.

Kitapta yazıları bulunan isimler ise şöyle: Emre Akdere, Cihan Aktaş, Tolga Arvas, İmdat Avşar, Tanıl Bora, Funda Şenol Cantek, Mustafa Çiftci, Kadir Dede, Rita Ender, Jared Conrad-Bradshaw, Bağış Erten, Çağatay Hakan Gürkan, Giray Kemer, Metin Solmaz, Ahmet Tulgar ve Taçlı Yazıcıoğlu.

  • Künye: Kolektif – Enişte Risalesi, derleyen: Tanıl Bora ve Mustafa Çiftci, İletişim Yayınları, inceleme, 184 sayfa, 2019

Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Ergenekon (2010)

İlk baskısı 1929 yılında yapılan ‘Ergenekon’, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Milli Mücadele dönemi yazılarını bir araya getiriyor.

Milli Mücadele sıralarında, İkdam gazetesinde yayınlanmış makalelerden, yazarın kendisinin yaptığı bir seçkiye dayanan kitap, Türkiye halklarının 1920 yılından 1923’e kadar geçirdiği sıkıntılı dönemi adım adım tasvir ediyor.

Bu kitaptaki yazılarını “kendi irademin üstünde bir kuvvetin” verdiği güçle yazmış olduğunu söyleyen Karaosmanoğlu, Türkiye’nin farklı coğrafyalarında verilen mücadelenin nabzını tutuyor.

Ayrıca, ülkenin içinde bulunduğu zor şartlardan kurtulabilmek için yapılması gerekenleri irdeleyen yazılar, iyimser bir üslupla kaleme alınmış.

  • Künye: Yakup Kadri Karaosmanoğlu – Ergenekon, İletişim Yayınları, siyaset, 272 sayfa

Şeyda Başlı – Osmanlı Romanının İmkânları Üzerine (2010)

Şeyda Başlı elimizdeki incelemesiyle, Osmanlı romanlarının tanımlanmasına yönelik tarih anlatısı ile romanlar hakkındaki eleştirel söylemi yeniden yapılandırmayı amaçlıyor.

Osmanlı romanlarının “taklitçi” metinler oldukları ve Osmanlı yazarlarının da Batılı anlamda roman türünde yazamadıkları, tersine, politik görüşlerini yaymak için türü araçsallaştırdıkları, Başlı’ya göre Osmanlı romanlarına dair öne çıkan iki sav.

Yazar, Osmanlı romanlarını tanımladığı varsayılan bu iki temel savın, romanların anlatı yapısı açısından geçerli olmadıklarını göstermeye çalışıyor.

  • Künye: Şeyda Başlı – Osmanlı Romanının İmkânları Üzerine: İlk Romanlarda Çok Katmanlı Anlatı Yapısı, İletişim Yayınları, eleştiri, 431 sayfa

Samuel Hahnemann – Organon: İyileştirme Sanatı (2019)

Samuel Hahnemann, bugün homeopati olarak bilinen alternatif tedavi yönteminin babasıdır.

Tıp eğitimini 1779’da tamamlayan Hahnemann, kısa süre doktorluk yaptıysa da, çok geçmeden mevcut tıp anlayışı ve uygulamalarıyla ilgili hoşnutsuzluğu nedeniyle mesleğini terk etti, bilim ve tıp kitapları çevirmeye başladı.

Aynı dönemde ilaç denemeleri yapmaya ve “benzer benzeri iyileştirir” ilkesine dayalı bir şifa yöntemi olan homeopatiyi geliştirmeye başladı.

1791’de çalışmaları nedeniyle Leipzig Bilim Akademisi Ödülü’ne değer görüldü.

1810’da, ‘Rasyonel İyileştirme Sanatı Organon’un ilk baskısı yayımlandı.

Hahnemann, homeopatinin temel ders kitabı kabul edilen bu eser üzerinde ölümüne kadar çalışmaya devam edecek ve her defasında yeni çalışma bulgularını ekleyerek toplam altı baskı hazırlayacaktı.

Kitap, Hahnemann’ın hastalıklar, sağlık, tıp ve tedaviyle ilgili ilgili, yaklaşımının teorik zeminini oluşturan 70 aforizmasıyla açılıyor ve devamında da,

  • Homeopatinin genel ilkelerini,
  • Homeopatik dozların ilkelerini (Farmakoterapi),
  • Homeopati ilaçlarının hazırlanmasını (Farmakopraksi),
  • Homeopatik ilaçların uygulanmasını (Farmakonomi) kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Homeopatinin felsefesini ve uygulamalarını anlatan en temel kitaplardan biri olan eser, homeopati eğitimi görenler kadar bu alanda hâlihazırda çalışanlar için de çok önemli bir kaynak.

  • Künye: Samuel Hahnemann – Organon: İyileştirme Sanatı, çeviren: Nurten Özkoray, İletişim Yayınları, sağlık, 188 sayfa, 2019

Mustafa Arslantunalı – Teknopolis: Akıllı Makineler, Dağınık Zihinler (2016)

Teknoloji artık hayatımızın merkezinde.

Öyle ki, teknolojiden söz etmek, insana dair neredeyse her şeyden söz etmektir.

Mustafa Arslantunalı da, teknolojinin insanı yarattığı tezinden yola çıkarak yapay zekâ, internet ve ütopyaların zengin bir haritasını çıkarıyor.

Düz olmaktan ziyade farklı konulara açılan, bağlantılar kuran zengin bir kolaj olarak okunabilecek kitap, postmodernizmden romanın ölümünden sonraki çağın simgesi olarak telefona, siborglardan dijital kütüphanelere, big brother’dan big data’ya, özgür yazılımlardan Wikipedia’ya, transhümanizmden kıyametçi yapay zekâya, robotlardan işçi karıncalara ve kitaplardan e-kitaplara pek çok konuya uzanıyor.

Kitap, insan doğası ve teknoloji üzerine düşünenlerin keyifle okuyacakları bir metin.

  • Künye: Mustafa Arslantunalı – Teknopolis: Akıllı Makineler, Dağınık Zihinler (İnternet, Yapay Zekâ ve Ütopyalar Üzerine Bir Kolaj Denemesi), İletişim Yayınları, bilim, 447 sayfa, 2019

Enzo Traverso – Geçmişi Kullanma Kılavuzu (2019)

“Bellek” genellikle tarihin eşanlamlısı olarak kullanılır, ama “tarih-aşırı” bir kategori halini alarak onu ele geçirme yönünde kendine özgü bir eğilim gösterir.

Böylece geçmişi, geleneksel olarak tarih diye adlandırılan disiplininkinden daha geniş ilmekli bir ağın içine alarak, bu geçmişe büyük ölçüde öznellik ve “yaşanmışlık” dozu katar.

Bellek günümüzde Batı toplumlarının kamusal uzamını istila etmiş halde.

En azından Enzo Traverso, böyle düşünüyor.

Traverso bu incelemesinde, bellek ve tarih algımızdaki dönüşümü kayda alıyor.

Geçmişin, şimdiki zamana eşlik ettiğini ve medyanın fazlaca abarttığı, kamusal güçlerin genellikle keyiflerince yönettiği bir “bellek” olarak şimdiki zamanın kolektif imgelemine kök saldığını belirten Traverso, belleğin, “anma takıntısı”na dönüştüğünü ve “bellek mekânları”nın değer kazanmasının, hatta kutsallaştırılmasının gerçek bir “yer tapınması” halini aldığını savunuyor.

Traverso, bundan böyle artık her şeyin bellek oluşturmak anlamına geldiğini ve geçmişin; kültürel duyarlılıklara, etik sorgulamalara ve şimdiki zamanın politik gereklerine göre ayaklanıp yeniden yorumlandıktan sonra kolektif belleğe dönüştüğünü ifade ediyor.

Yazara göre, tarihsel alanlar reklam stratejileriyle kitlelerin beğenisine hitap eden, düzenlenmiş ziyaret yerlerine ve müzelere dönüştürülmüş ve böylece “bellek turizmi” şekillenmiştir.

Kitap, tarih ile bellek arasındaki ilişkileri araştırmayı ve geçmişin kamusal kullanımlarının bazı veçhelerini tahlil etmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Enzo Traverso – Geçmişi Kullanma Kılavuzu: Tarih, Bellek, Politika, çeviren: Işık Ergüden, İletişim Yayınları, tarih, 136 sayfa, 2019

Berivan Bingöl – “Bizim Gizli Bir Hikâyemiz Var” (2016)

Eskiden PKK saflarında yer almış yürütmüş, şimdilerde annelik yapmakta olan eski gerillalar nerede?

Bu sorunun yanıtını bulmak amacıyla Güney Kürdistan, İsviçre, Almanya ve Belçika’ya uzanan bir coğrafyada iz süren Berivan Bingöl, bu kadınların nasıl yaşadıklarını, gerillaya katılma sebeplerini, örgütteki deneyimlerini ve en önemlisi de annelik hallerini anlatıyor.

  • Künye: Berivan Bingöl – “Bizim Gizli Bir Hikâyemiz Var”: Dağdan Anneliğe Kadınlar, İletişim Yayınları, kadın, 200 sayfa, 2016