Kolektif – Sosyo Ekolojik Bir Toplum İçin Ne Yapmalı (2024)

Üretimden tüketime, tüketimden sosyal ilişkilere ve inorganik bağlarla zayıflamış formasyonlara sahip bu toplumsal düzen sadece eleştirilmeyi değil, değiştirilmeyi de hak ediyor.

Bir şeyi yok etmek ancak yerine başka bir şey koymakla mümkün ise, değiştirmek ve yerine yeni bir şey koymak için ne yapmalı sorusunu soruyor ve cevaplar arıyoruz…

Biliyoruz ki, sosyal ve ekolojik bağların organik hale getirilmesi yaşamın savunulması ile mümkün olacaktır.

Bugün koparılmış olan insan-doğa-hayvan üçgeni tekrar bir araya getirilmeyi bekliyor.

Ama önemli bir şartla; insan-hayvan ve doğanın yaşam hakkı toplamı, bu üçgenin iç açılarından büyük olmak kaydı ile…

Sosyo ekolojik bir topluma giden yolun engebeleri, zorlu patikaları sadece karşı çıkma, itiraz etme, yok sayma ile aşılamaz.

Bu kitap, bunların yanında sorunun çözümünün sorunu yaratanlarca değil sorunu yaşayanlarca çözüleceğini bilerek oluşturulmuş.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Hakan Yurdanur, Fikret Başkaya, Nejla Kurul, Hacer Foggo, Mustafa Durmuş, Sibel Özbudun, Temel Demirer, Süreyya Karacabey, İzzettin Önder, Melda Onur, Çiğdem Boz, Erinç Yeldan, Ferhat Kentel, Metin Yeğin, T. Gül Köksal, Aykut Çoban, Ali Yalçın Göymen, Şebnem Köse, Pınar Demircan, Fatin Şevki Bulut, Damla Topbaş, Nur Betül Aras.

  • Künye: Kolektif – Sosyo Ekolojik Bir Toplum İçin Ne Yapmalı, derleyen: Hakan Yurdanur, İmge Kitabevi, inceleme, 349 sayfa, 2024

Ozan Şahin Giray – Törenin Ekonomi Politiği (2024)

‘Törenin Ekonomi Politiği’, feodalite öncesindeki Türklerin yahut daha genel bir ifadeyle Orta Asya bozkırlarında yaşayan ve hareketli üretim araçları üzerinde hâkimiyet kurmuş olan toplumsal formasyonların kuruluş ve işleyişlerini belirleyen yapısal süreçlerin örgütlü birlikteliği olarak “töreyi” üretim ilişkilerine referansla açıklıyor.

Üzerinde hâkimiyet kurulan üretim araçları ve üretim araçları üzerindeki hakimiyet rejimlerinin niteliği, ilgili toplumsal formasyonların örgütlenmeleri ve işleyişleri üzerinde belirleyici etkiler üreteceği için çalışmanın merkezinde, at ve küçükbaşlardan müteşekkil sürülerini soy bağına dayalı bir örgütlenme içinde besleyen ve soy bağı dolayımıyla siyasal örgütlenmeler oluşturan toplumsal formasyonlar bulunuyor.

Orta Asya göçerlerinin toplumsal kuruluşlarını, tarım toplumlarına ilişkin bilginin yansıtılması ötesinde açıklama denemesi, feodalite öncesi Türklerin ve daha genel bir ifadeyle göçer üretim tarzı dairesinde yaşamış olan insanların tarihlerini Avrupa Merkezciliğin hakimiyeti dışında ele almaya yönelik bir katkı sunuyor.

Feodalite öncesi Türk ve Orta Asya tarihinin yerleşik toplumlara ilişkin analizlerden temellük edilen üretim tarzı kavramsallaştırmasının yansıtılması dolayımıyla girişilen açıklamalar, sonu Avrupa Merkezcilikle neticelenen bir rotaya girmeye dair kuvvetli bir eğilimi bünyesinde barındırıyor.

Söz konusu eğilimin yarattığı sorunlar karşısında kitap, üretim aracının canlı olması ve üretim araçları üzerindeki hakimiyetin soy bağı dolayımıyla kurulmasının etkilerinin “göçer üretim tarzı” başlığı altında ele alınan özgün bir üretim tarzı ile neticelendiği argümanı etrafında gelişiyor.

Töre de “göçer üretim tarzı” bağlamında, göçer toplumsal formasyonların yeniden üretim süreçlerinin örgütlü birlikteliği olarak ele alınıyor.

  • Künye: Ozan Şahin Giray – Törenin Ekonomi Politiği, İmge Kitabevi, tarih, 757 sayfa, 2024

Gamze Yücesan-Özdemir – Proleterlerin Gündüzü (2024)

‘Proleterlerin Gündüzü’, işçi sınıfının kültür ve iletişim deneyimlerine odaklanıyor.

Bunu yaparken şu sorulara cevap arıyor:

  • Nasıl bir gündeyiz ki ne bugünün karanlığını kabul ediyoruz ne de bu karanlıkları ışıtabiliyoruz?
  • Tarihsel maddeciliğin zihin açıcı imkanlarını değerlendirebilir miyiz?
  • Bu çabaya işçi sınıfı kültürü ve iletişimi üzerine düşünerek dahil olabilir miyiz?

Kitap, Gamze Yücesan-Özdemir’in geniş bir zamana yayılan işçi sınıfı etnografisi birikimlerine dayanıyor.

Geçmişin parlak mücadele anlarını ziyaret ediyor.

Kültür ve iletişimin çok katmanlı ve çelişkili yapısını kapsayabilmek için gündelik hayattan sendikalara, sınıf bilincinden sanata, özörgütlülükten dijital kültüre zemindeki pek çok taşa basarak yol alıyor.

‘Proleterlerin Gündüzü’, işçilerin hem birlikteliğine hem de gecenin karanlığını yırtıp atmasına bir gönderme…

Proleterler, sosyal bilimdeki prekarya, ezilenler ve madunlar söylemine inat; Gündüz ise umutsuzlara, karamsarlara inat kullanılıyor.

Gamze Yücesan-Özdemir bizleri işçi sınıfı kültürü ve iletişimi üzerine düşünmeye, gündüzlerinde sömürülmeyen, gecelerinde aç yatılmayan bir gelecek imkanını aramaya çağırıyor.

  • Künye: Gamze Yücesan-Özdemir – Proleterlerin Gündüzü: Günümüzde İşçi Sınıfı Kültürü ve İletişimi, İmge Kitabevi, siyaset, 253 sayfa, 2024

Sami Selçuk – Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne (2023)

Dünyada ve Türkiye’de çok hızlı bir değişim yaşanıyor.

Geleceğin dünyası ve Türkiyesi bambaşka olacak.

Bu değişim sadece bilim ve teknolojide, bilgisayarda, elektronikte, biyokimyada değil; ekonomide, hukukta, sosyal hayatın her kesiminde, kültürde ve en önemlisi zihinlerde ortaya çıkacak.

Peki, Türkiye bu değişimi karşılamaya hazır mı?

Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, son dönemde hukuk ve devlet felsefesi konusunda tek isim olarak öne çıkarken; temel hal ve hürriyetleri, demokrasiyi ve hukukun üstünlüğünü savunan hür düşünceli, demokrat aydın tipinin önde gelen temsilcisi olarak de tanınıyor.

Selçuk, yirmi yıldan fazla süre önce kaleme aldığı eldeki kitabında, gerici anlayışı temsil eden zorba devlet durumundan, medeniyetin gereği olan hukuk devletine geçişin dinamiklerini çok yönlü bir bakışla irdeliyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Çoğulculuk bilincine ulaşmış, onu sindirip özümsemiş bir halk, büyük bir halktır; kimseyi ötekileştirmez. Her insanı bir hukuk öznesi olarak görür ve onun haklarını da kendi hakkı gibi savunur; savundukça çoğalacağını bilir. Gerçek tekil değil, çoğuldur. Doğa tek tip insan yaratan bir klinik değildir (…) iki binli yıllara evrilirken bu konuda hepimize düşen ödevler vardır. Ödevlerimizin ortak paydası, kuşkusuz, bilimi uygulamaya aktarmak ve demokrasiyi yerli yerine oturtmaktır.”

  • Künye: Sami Selçuk – Zorba Devletten Hukukun Üstünlüğüne, İmge Kitabevi, hukuk, 514 sayfa, 2023

Kolektif – Sonrası Kalır (2023)

ODTÜ İktisat Bölümü emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Eyüp Özveren’in onuruna bir araya gelen 14 sosyal bilimci bu kitaba onun kariyeri boyunca üzerine çalıştığı iktisat tarihi, iktisadi düşünce tarihi ve kurumsal iktisat alanlarında katkı sağladı.

Çalışmaların içerik ve yöntem açısından çeşitliliği bir yandan akademik hayatı boyunca ilgilendiği konuların geniş yelpazesine işaret ederken, bir yandan da düşünsel kaynaklarının temel yapıtaşları ve onlar arasında kurduğu benzersiz ve aydınlatıcı bağlantıların izlerini taşıyor.

Bu kitabın içindeki çalışmaları üç başlık altında sınıflandırmak mümkün.

Birinci grupta Milli İktisat üzerine, Osmanlı-Türk iktisadi düşünce yazınını “ulusal yaklaşım” diyebileceğimiz bir perspektif içinde değerlendiren, kimi göz ardı edilmiş özgünlük ve devamlılıklara ışık tutan çalışmalar yer alıyor.

İkinci grupta düz iktisadi düşünce incelemelerinden farklılaşarak Eyüp Hoca’nın çalışmalarında olduğu gibi çok kaynaklı ve ‘bağlantılı’ zenginlikten beslenen iktisadi düşünce tarihi çalışmaları yer alıyor.

Üçüncü grup çalışmalar da Eyüp Hoca’nın çalışmalarının kapsadığı tarihsel ve coğrafi uzamı yansıtacak şekilde iktisat tarihi çalışmalarından oluşuyor.

  • Künye: Kolektif – Sonrası Kalır: Milli İktisat, İktisadi Düşünce ve İktisat Tarihi, editör: Seven Ağır ve Alp Yücel Kaya, İmge Kitabevi, iktisat, 492 sayfa, 2023

Birgül Ayman Güler – Devlet Bilimi (2023)

Devlet toplumsal varlığın birincil ürünüdür.

Kişilerden ve kurumlardan ibaret bir şekilsizlik değil, kendi başına bir bütün ve maddi bir nesnedir.

O yüzden bilim için dört başı mamur bir konu oluşturur.

Buna karşın çağımızda devleti konu edinmiş kendi başına bir bilim dalı olmaması tuhaftır.

Oysa çağın gerekleri devletten kaçışmakla karşılanamaz.

Devleti nesnel değil öznel fikirler yumağı saymakla, hatta devlet diye bir nesne olmadığını ileri sürmekle, her kültürü kendi içine kapatıp devletin genel doğasını araştırmaktan vazgeçmekle olmaz.

Devlet olgusu, toplumsal gelişimin yasalarından hareketle bilimsel açıklamalar yapılmasını gerektirir.

Çünkü toplumların kaderi devlet üzerinden yazılıp bozulur.

Biz bunu en son küreselcilik atarında gördük.

Her müdahale, toplumdan önce devlete yöneldi.

Devletteki her reform da devletin üstünden akıp doğrudan topluma düştü.

Tarihin değişik zamanlarında hep olduğu gibi!

Bu kitap, devlet olgusuna ilişkin en temel varsayımlarla kuramları sorguluyor ve bunu Türkiye’den bakarak yapıyor.

  • Künye: Birgül Ayman Güler – Devlet Bilimi: Göçebe ve Yerleşik Devlet, İmge Kitabevi, siyaset, 277 sayfa, 2023

Nuri Bilgin – Kimlik İnşası (2023)

Türkiye sosyal psikoloji tarihinde Nuri Bilgin bir öncü, bir ekoldür.

Bilgin çalışmalarında psikolojinin yanı sıra felsefe, sosyoloji, tarih, edebiyat gibi farklı kaynaklardan ustaca faydalanmasıyla da bilinir.

Yeniden raflardaki yerini alan ‘Kimlik İnşası’ ise, Bilgin’in külliyatının en önemli parçasını oluşturuyor.

Kimlik inşasının toplumsal ve bireysel veçhelerini ortaya koyan çalışma, Bilgin’in insanı ve toplumu nasıl ele aldığına dair kapsamlı bir fotoğraf sunmasıyla çok önemli.

‘Kimlik İnşası’, “kimlik nedir?” sorusundan hareketle, kim olduğumuz sorusuna verdiğimiz cevapların peşine düşüyor.

Son zamanlarda yoğunlaşan tartışmalardan biri olan kimlik konusu, konunun kişisel, mesleki, cinsel, kolektif, etnik, dinsel, kültürel, ulusal ve ulus-üstü gibi, farklı özellikleriyle değerlendiriliyor.

“Kimlik kavramı, kendi cazibesi altında kaybolan ilginç kavramlardan biri” diyen Bilgin, bu konunun sorun haline gelmesinin de, her şeyden önce, olgunun dil berraklığı içinde ele alınmamasından ve bu konuda bir türlü aynı dilin konuşulamamasından kaynaklandığını belirtiyor.

Türkiye’de de tartışma konusu olan kimlik, Bilgin’in çalışmasında ayrıntılı olarak ele alınıyor.

  • Künye: Nuri Bilgin – Kimlik İnşası, İmge Kitabevi, psikoloji, 476 sayfa, 2023

Tolga Şirin – Anayasa’dan Çıkış (2022)

“Hukuksuzluk devleti”nde anayasanın hiçbir hükmü yoktur.

Tolga Şirin de, bu hukuksuzluğu daha iyi kavramamıza olanak sağlaması amacıyla Anayasaya Giriş yerine Anayasa’dan Çıkış adında çok isabetli bu çalışmayı kaleme almış.

Alan dışından okuyucu kitlesine de el verdiği ölçüde hitap etme kaygısı güden kitap, kâğıda ekmek yazınca karın doyurmayacağını bilerek ve adına anayasa denen, üzerine tatlı iddialarla mürekkep damlatılmış kâğıtlara büyük anlamlar yüklemeden kaleme alınmış.

Çalışma, kuşkusuz, bir ders kitabı değil.

Türkiye’nin yeni anayasa tartışmalarında, ilericilere; hem tartışma hem de biraz olsun derinleştirmek üzere bir malzeme sunma niyeti taşıyor.

Bunu yaparken de bazı bölümlerde spesifik öneriler getiriyor, bazen de soruna sadece dikkat çekerek bilincin artmasına katkı sunup müstakbel öneriler için zemin sağlamaya çalışıyor.

  • Künye: Tolga Şirin – Anayasa’dan Çıkış, İmge Kitabevi, hukuk, 490 sayfa, 2022

Fatma Eda Çelik – Kişisel İktidardan Millet Meclisine, Saltanattan Cumhuriyete (2022)

Bizde, son 20 yıla özgü bir durum olarak algılansa da, ülkeyi kendi şahsi mülkü olarak gören anlayışın derin tarihi kökleri vardır.

Fatma Eda Çelik, bu sorunun kişilerden değil, toplumun örgütlenme biçiminden kaynaklandığını çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Türkiye’de son yirmi yıldır devlette köklü değişiklikler yaşanıyor.

Buna paralel, devlet hem kurumsal yapısı hem de aktörleriyle yoğun şekilde tartışılıyor.

Ancak bu tartışmalarda çoğunlukla ya kişilere ya da güncel teknik değişikliklere yoğunlaşılıyor.

Bugünü anlamak için tarihe başvurulduğunda ise, çoğu zaman umutsuz bir şekilde değiştirilemez olduğu kabul edilen ezeli ve ebedi bir güçlü devlet miti tekrarlanıyor.

Fakat, hem günümüz devletini ve yaşadığı dönüşümü hem de köklerini bulduğu iddia edilen dönemleri anlamak için devleti tarihsel ve toplumsal bütünlüğü içinde incelemek gerekiyor.

İşte, Çelik’in bu kitabı, tartışmaların fay hattını oluşturan bir konuya, “kişisel iktidara”, ve onun kurumsal boyutuna, “devlet başkanlığına”, bu bakış açısıyla bir çözümleme getirme iddiası taşıyor.

Tartışmanın tarihsel köklerine yoğunlaşarak, Osmanlı Beyliği’nin tarih sahnesine çıktığı dönemden başlayarak Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu döneme kadar geçen süreci inceliyor.

Sorunun kişilerden değil, toplumun örgütlenme biçiminden kaynaklandığını ve ancak toplumsal sınıfların devinimi içinde açıklanabileceğini gösteriyor. Toplumsal iktidarın farklı yoğunlaşma ve merkezileşme biçimleri aldığını; devlet başkanlığının da tarih boyunca bu doğrultuda biçimlendiğini ortaya koyuyor.

Bu nedenle, 1920’li yıllarda, iki kişi, Vahdettin ve Atatürk; iki hükümet, İstanbul ve Ankara Hükümetleri biçiminde görülen karşıtlığın, aslında iki farklı örgütlenme tarzının karşı karşıya gelmiş olmasından kaynaklandığını söylüyor.

Cumhuriyet’in, “mülk”ün temelini oluşturan “kişisel iktidar”a karşı, nasıl Büyük Millet Meclisi ve Başkanı’nda cisimleşen bir “gayri-şahsi iktidar” yarattığını ortaya koyuyor.

Böylelikle, devletin değişim ve dönüşümüne vurgu yaparak, bu sürecin somut tarihsel gelişimi içinde nasıl incelenebileceğini gösteriyor.

  • Künye: Fatma Eda Çelik – Kişisel İktidardan Millet Meclisine, Saltanattan Cumhuriyete, İmge Kitabevi, siyaset, 504 sayfa, 2022

Ruşen Keleş, Yusuf Erbay ve Kemal Görmez – Kentsel Dönüşümden Kentsel Ranta (2022)

Türkiye’nin 1980 sonrasında dünya kapitalist sistemiyle hızlı bir şekilde bütünleşmeye yönelmesi, her alanda yeni-liberal politikaların uygulanmasını kaçınılmaz kıldı.

Yeni-liberalizm, 2000’li yıllarla birlikte kentsel politikalar üzerinde de egemen anlayış haline geldi.

Kentsel dönüşüm uygulamaları, yeni-liberal politikaların kent mekânındaki egemenliğinin en açık şekilde gözlemlendiği alanlar oldu.

Bu uygulamalar sonucunda, oluşan kentsel rantın eşit ve adil olmayan biçimde dağıtıldığı ve bu olumsuzlukların giderek büyüdüğü yönündeki eleştiriler artıyor.

Kentlerin sağlıklı ve düzenli bir biçimde gelişebilmesi için, insan yerleşimlerinin bugününe ve geleceğine planlı olarak müdahale edilmesi kaçınılmazdır.

Türkiye’de imar planı değişikliklerinden çoğu, rant yaratıp paylaştırmayı ilke olarak benimsemiş durumda.

Çarpık kentleşmeye çare olarak sunulan “çarpık kentsel dönüşüm” uygulamalarının en rahatsız edici örnekleri, merkezi bir kurum olarak bütün ülkede yetkili kılınan TOKİ tarafından hayata geçiriliyor.

Bu kurumun kimi belediyelerle işbirliği yaparak gerçekleştirdiği kentsel dönüşüm projelerinde, kent toprağının artan değerinin paylaşım yönteminden, halk ve geleceğin kuşakları sürekli olarak zarar gördü ve bugün de görüyor.

İşte üç yazarlı eldeki kitap, bu süreci çok yönlü bir şekilde irdeleyen metinler barındırıyor.

  • Künye: Ruşen Keleş, Yusuf Erbay ve Kemal Görmez – Kentsel Dönüşümden Kentsel Ranta, İmge Kitabevi, kent çalışmaları, 168 sayfa, 2022