Anne Sverdrup-Thygeson – Böcekler Gezegeni (2020)

İnsan ekosistemin dengesiyle oynadıkça kendi geleceğini de tehlikeye atıyor.

Gezegeni plastiğe boğduk, her yıl büyük miktarda kimyasalı doğaya bırakıyoruz, türleri yerlerinden ediyoruz.

Sonuç, yeryüzünün tatlı su kaynaklarının tükenmesidir.

Bu durum, böcekler için de geçerli, çünkü bizim yaptıklarımız, onların gezegenini de tümüyle dönüştürüyor.

Başka bir deyişle, doğada dönüşen her şey, eninde sonunda gelip bizi de etkiliyor.

Böcek türlerinin sayısındaki azalma ya da böceklerin yok olması, ekosistemde sudaki halkalar gibi bir etkiyle çok büyük sonuçlara yol açacak mahiyette.

İşte, Norveç Yaşam Bilimleri Üniversitesi koruma biyolojisi profesörü ve aynı zamanda Norveç Doğa Araştırmaları Enstitüsü’nde bilim danışmanı olan Anne Sverdrup-Thygeson, bu küçük dostlarımızı daha yakından tanımamıza olanak sağlayacak güzel bir kitapla karşımızda.

‘Böcekler Gezegeni’, yeryüzünde 479 milyon yıldır bulunan, fakat bugün başları dertte olan böcekler hakkında enfes bir eser.

  • Künye: Anne Sverdrup-Thygeson – Böcekler Gezegeni: Tuhaf, Yararlı ve Hayranlık Uyandırıcı Dostlarımız Üzerine, çeviren: Dilek Başak, Koç Üniversitesi Yayınları, bilim, 200 sayfa, 2020

Alexander Beecroft – Dünya Edebiyatının Ekolojisi (2020)

Farklı toplumların edebiyatları, birbiriyle nasıl etkileşime girer?

Alexander Beecroft, bu soruya doyurucu yanıtlar verdiği eldeki incelemesinde, modern öncesi metinlerin tarihsel olarak nasıl dolaştığını ve alımlandığını izliyor.

Beecroft’a göre herhangi bir edebiyat, yalnızca metin analiziyle anlaşılamaz.

Çünkü bir edebiyatı tam olarak anlamanın biricik yolu, onu siyasi, ekonomik, sosyokültürel ve dini çerçevede, aynı zamanda etkileşimde olduğu diğer diller ve edebiyatlarla ilişkisi içerisinde ele almalıyız.

İşte kitabında tam da bunu yapan Beecroft, edebi ekolojiler ile edebi metinlerin üretildiği ve dolaşıma girdiği çevreler arasında gezinerek disiplinlerarası bir okumaya koyuluyor.

Antik, modern, Batılı veya Batılı olmayan edebiyatları için zengin kuramsal değerlendirmeler arayanların özellikle ilgiyle okuyacakları bir çalışma.

  • Künye: Alexander Beecroft – Dünya Edebiyatının Ekolojisi: İlkçağlardan Günümüze, çeviren: Didem Dinçsoy, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 352 sayfa, 2020

Kolektif – Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları (2020)

‘Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları’, toplumsal cinsiyet olgusunu hukuk, felsefe, sosyoloji, ekonomi gibi farklı disiplinlerin bakış açılarıyla inceliyor.

Kapsamıyla dikkat çeken kitapta ele alınan kimi konular şöyle:

  • Türkiye’de kadının eğitimi,
  • İkinci dalga feminizmin feminist harekete katkıları,
  • Osmanlı kadın hareketi,
  • Felsefenin kadına bakışı,
  • Türkiye’de 1980 sonrası feminist hareket,
  • 2000’li yıllarda başlayan siyasi partilerde ve Meclis’te kadın kotası tartışmaları,
  • Uluslararası insan hakları hukuku merceğinden kadının siyasal hayata katılımı,
  • Kadınların mekânsal davranışlarının siyasal niteliği,
  • Anayasa’da kadın sorunsalı,
  • Medeni hukukta kadının cinsel ve ekonomik kimliği,
  • İstihdamda cinsiyetler arası eşitlik ve iş mevzuatında yapılması gereken değişiklikler,
  • Eğitimde toplumsal cinsiyet eşitsizliği,
  • Bölgesel eşitsizlikler, yasal müdahaleler ve kısmi kazanımlar bağlamında Türkiye’de kırsal kadının toplumsal konumu,
  • Novamed grevi bağlamında küresel sermayeye karşı küresel kadın dayanışması,
  • Sosyal politika reformu çerçevesinde kadınlar ve vatandaşlık,
  • Türkiye’de fuhuş sektöründe çalışan göçmen kadınların çalışma koşulları…

Kitabın asıl önemi ise, yalnızca toplumsal cinsiyetin çok boyutluluğunu gözler önüne sermesi değil, aynı zamanda toplumsal cinsiyet ayrımcılığının yol açtığı problemlere yönelik çözümler de geliştirmesi.

  • Künye: Kolektif – Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları, derleyen: Hülya Durudoğan, Fatoş Gökşen, Bertil Emrah Oder ve Deniz Yükseker, Koç Üniversitesi Yayınları, kadın, 382 sayfa

Stephen Graham – Dikey Dünya (2020)

Stephen Graham’ın bu özgün çalışması, sınıf eşitsizliklerine yaşadığımız dikey mimarinin nasıl zemin hazırladığı üzerine derinlemesine bir sorgulama.

Zenginlerin yüksek katlı rezidanslarına ulaştıran asansörler, nasıl oluyor da dünyanın zorlu çalışma koşullarına sahip maden işçilerini yeraltının derinliklerine indirebiliyor?

Gökdelenler, gösteriş ve şiddeti nasıl aynı anda üretebiliyor?

Lüks konutlar, var olan büyük yoksulluğun üstünü hangi yollarla örtmeye çalışıyor?

Kanalizasyonlar bir toplumun sosyolojisine dair bize neler söyleyebilir?

Dünyaya ve kente, üçüncü boyut olarak tanımladığı dikey eksenle bakan, böylece var olan eşitsizlik, siyaset ve coğrafyaya farklı bir perspektiften irdelemeye koyulan Graham, bu sorulara aydınlatıcı yanıtlar veriyor.

Dünyadaki yerimiz üzerine daha derin düşünmek isteyenlerin zevkle okuyacağı bir kitap.

  • Künye: Stephen Graham – Dikey Dünya: Uydulardan Sığınaklara, çeviren: Ali Karatay, Koç Üniversitesi Yayınları, inceleme, 376 sayfa, 2020

Patricia Springborg – Batı Cumhuriyetçiliği ve Şark Hükümdarı (2020)

Patricia Springborg’tan, Batı siyasal ve kültürel cumhuriyetçiliğinin ve Şarki despotluk geleneğinin dolambaçlı tarihsel yapılanması üzerine dört dörtlük bir inceleme.

Batı kavramının nasıl oluştuğunu ve şarkiyatçılığın kökenlerini sorgulayarak çalışmasına başlayan Springborg, Doğu ile Batı arasındaki bir zamanlar belli belirsiz olan siyasi sınırın ne zaman ve neden belirgin hale geldiğini ortaya koyuyor.

Bunu yaparken Antik Yunan’dan Rönesans’a kadar uzanan döneme odaklanan yazar, demokrasinin Batı’ya despotluğun da Şark’a ait olgular olarak nasıl kodlanmaya başladığını irdeliyor.

Batı kimliğinin temelleri üzerine verili kabulleri sorgulamasıyla özellikle dikkat çekebilecek kitap, bu bağlamda hem temel Batılı metinleri hem de geleneksel siyaset kuramı yöntemlerine sıkı eleştiriler getiriyor.

Yunan polisi’nin Batı’dan ziyade Doğu’nun bir mahsulü olduğunu da savunan Springborg Batı siyaset tarihinin merkezine şehir devletlerini değil, krallığı koyuyor.

Yazarın antik Yunan ve Roma’yı yerine ise, Mısır ve Mezopotamya’yı koyuyor.

  • Künye: Patricia Springborg – Batı Cumhuriyetçiliği ve Şark Hükümdarı, çeviren: Ferit Burak Aydar, Koç Üniversitesi Yayınları, siyaset, 392 sayfa, 2020

Boris Groys – Yeni Üzerine (2020)

Sanatta “yeni” dediğimiz gerçek anlamda ne kadar yenidir?

Başka bir deyişle, “yeni olan”ı belirleyen ölçütler tam olarak nedir?

Boris Groys’un tam da bu sorunu merkeze alan elimizdeki çalışması, sanatta yeniliğin ve bunun algılanması ve tanınmasının ardındaki karmaşık süreçleri irdeliyor.

Yeninin ne olduğunu tartışmaya, öncelikle günümüzde sanatın ne anlama geldiğini irdeleyerek başlayan Groys, bu bağlamda zamanımızın kültürel yapılarının kendilerine özgü niteliklerini kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Modern kültürün başlıca yönlendiricileri olan entelektüel piyasayı ve arşivi harekete geçiren değiş tokuş ve değerleme ekonomilerini mercek altına almasıyla da dikkat çeken kitapta irdelenen diğer konulardan bazıları şöyle:

  • Geçmiş ve geleceğin kesiştiği yerde yeni,
  • Yeninin kökeninin piyasa veya sahicilikle ilişkisi,
  • Yeni ve ütopya,
  • Yeni ve moda,
  • İnsan özgürlüğü ve yenilik talebi,
  • Değerlere yeniden değer biçilmesi anlamında yenilik,
  • Yenilik ve yaratıcılık,
  • Değiş tokuşun kültürel ekonomisi,
  • Yenilikçi değiş tokuş ve Hıristiyanlık,
  • Kültürel değer sınırları ve toplumsal eşitsizlik…

Kitabı özgün kılan hususlardan biri de, yazar ve sanatçı olgusunu merkeze alarak kültürel yapıtların kendilerine özgü niteliklerini kapsamlı bir şekilde analiz etmesi.

  • Künye: Boris Groys – Yeni Üzerine: Geçmişle Gelecek Arasında Kültürel Ekonomi, çeviren: Zeynep Baransel, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat, 208 sayfa, 2020

Vesna Madžoski – Küratörlük (2019)

Bugün sanat sergisi yapan insanlara küratör diyoruz.

Oysa küratörler Roma İmparatorluğu devrinde, görünüş olarak şimdikinden farklı bir şekilde varlardı.

O dönemde küratörler, reşit olmayanlar, akıl hastaları ve savurganlar gibi, kendi işlerini idare edemeyecek durumdaki insanlara vekil tayin edilen devlet memurlarıydı.

İşleri onları dünyadan ve aslında daha çok kendilerinden korumaktı.

Vesna Madžoski ise bu özgün çalışmasında, küratörlüğün zamanımızda da özünde Roma İmparatorluğu devrinde olduğu gibi bir “koruma” ve “kapatma” işi olduğunu düşünüyor.

Yazar sanat tarihi, felsefe ve antropolojinin yardımıyla üç örnekten yola çıkıyor ve bunların “koruma” söylemiyle yola çıkıp da “gizleme” ve “kapatma” pratiklerinin nasıl ustaca devreye soktuklarını gözler önüne seriyor.

Söz konusu üç örnek şöyle:

  • Almanya’nın Kassel şehrinde beş yılda bir düzenlenen çağdaş sanat sergisi documenta,
  • Her edisyonu dünyanın başka bir yerinde gerçekleştirilen Avrupa çağdaş sanat bienali Manifesta,
  • Ve James Cameron’ın görkemli üç boyutlu filmi Avatar.

Yazar bu üç örneğin her birinin, şiddet, dışlama, sınırlama, bastırma, ayrımcılık, sansür ve ötekileştirme pratikleri yoluyla ötekiyi, farklı olanı dışladığını savunuyor.

Walter Benjamin, “Kültür alanında hiçbir belge yoktur ki, aynı zamanda bir barbarlık belgesi niteliğini taşımasın.”* demişti.

Madžoski’nin kitabı, Benjamin’in bu ünlü iddiasının güçlü bir sağlamasını yapması ve her kültür ürününün aynı zamanda bir barbarlık belgesi olduğunu bir kez daha gözler önüne sermesiyle çok önemli.

  • Künye: Vesna Madžoski – Küratörlük: Koruma ve Kapatmanın Diyalektiği, çeviren: Mine Haydaroğlu, Koç Üniversitesi Yayınları, sanat, 150 sayfa, 2019

* Walter Benjamin – Pasajlar, çeviri, Ahmet Cemal, Yapı Kredi, 2002, s. 294

Ben Clift – Karşılaştırmalı Siyasal Ekonomi (2019)

Karşılaştırmalı siyasal ekonomi hakkında sağlam bir analitik çerçeve arayanlara bu kapsamlı çalışmayı öneriyoruz.

Ben Clift, karşılaştırmalı siyasal ekonomiyi, siyasal ekonomi alanındaki kilit kavramlardan ve kuramsal tartışmalardan yola çıkarak açıklıyor ve böylece karşılaştırmalı yaklaşımın zaman içinde geçirdiği dönüşümü ayrıntılarıyla kayda alıyor.

Karşılaştırmalı siyasal ekonominin klasik siyasal ekonomideki kökenlerini irdeleyerek kitabına başlayan Clift, ardından karşılaştırmalı siyasal ekonominin uluslararası siyasal ekonomi, disiplinsel politika, kurumsal analiz, çıkara dayalı analiz, düşünsel analiz, devlet, kapitalizm ve refahla ilişkisini ele alıyor.

Clift ayrıca, karşılaştırmalı siyasal ekonomiyi sistematik bir şekilde uluslararası siyasal ekonomi alanına bağlayarak birbirine yakın bu iki alan arasında daha sıkı bir etkileşimi savunuyor.

Zengin kuramsal değerlendirmeler ve gözlemler barındıran çalışma, siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkiler alanında araştırma yapanlar ile lisans ve lisans üstü öğrencileri için önemli bir kaynak.

  • Künye: Ben Clift – Karşılaştırmalı Siyasal Ekonomi: Devletler, Piyasalar ve Küresel Kapitalizm, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 400 sayfa, 2019

Edward Ashford Lee – Dijital Ruh (2019)

Kimilerine göre teknoloji, insanın bu dünyadaki zorluklarla dolu yolculuğunun en büyük yardımcısıdır, kimilerine göreyse gelecekte insana üstün gelebilecek, hatta onu yok edebilecek büyük bir tehlikedir.

Bu kitabın yazarı Edward Ashford Lee ise, gelecekte bizi bekleyen teknoloji kaynaklı tehlikelerin aksine insan ve teknoloji arasındaki yaratıcı ortaklığın sunabileceği imkânlar üzerine düşünüyor.

Lee bunu yaparken, ilk olarak Platon’un idealler felsefesine kadar gidiyor.

Yazar, teknolojinin insanlar tarafından keşfedilen Platonik ideallerden oluştuğu düşüncesi ile yaratıcı bir süreç olduğu düşüncesini karşı karşıya getiriyor.

Ardından, insanlar ve makineler arasındaki rekabete odaklanarak aslında böyle bir rekabet olmadığını, makine ve insanın evrim sürecinden birlikte geçtiklerini savunuyor.

Lee bununla da yetinmeyerek insan ve makine (teknoloji) ilişkisinin, aslında birbirini tamamlayan bir yin ve yang dengesi olduğunu iddia ediyor.

  • Künye: Edward Ashford Lee – Dijital Ruh: İnsan ve Teknoloji Arasındaki Yaratıcı Ortaklık, çeviren: Avni Uysal, Koç Üniversitesi Yayınları, teknoloji, 392 sayfa, 2019

Simone de Beauvoir – İkinci Cinsiyet (2019)

 

İkinci dalga feminizmin kurucu metinlerinden olan ‘İkinci Cinsiyet’, yeni ve yetkin bir çeviriyle raflardaki yerini aldı.

Simone de Beauvoir’in ilk kez 1949’da yayımlanan kitabı, yayımlandığı günden başlayarak özellikle feminizm ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışanlar için bir başyapıt oldu.

Beauvoir, “ikinci cins” ve “öteki cins” kavramlarının ne ifade ettiğini ve dünya tarihinin ilk zamanlarından başlayarak kadınların nasıl öteki konumuna düşürüldüklerini gözler önüne seriyor.

Beauvoir’e göre, insan kadın olarak doğmaz, sonradan kadın olur; zira insanın dişisinin ya da erkeğinin toplum içindeki görünüşünü ya da konumunu belirleyen herhangi bir biyolojik, ruhsal ya da kalıtımsal temel yoktur.

Beauvoir’a göre kadın, kendine has bir durum tarafından, tarih boyunca farklı koşullar altında yeniden üretilen Başkalık durumu tarafından belirlenmiştir: Kadın ile erkek arasında eşitsizlik vardır, kadın ikinci cinsiyettir ve hem bireysel hem de toplumsal bakımdan ezilmiştir.

Bu durumun temelinde yatan öncesiz sonrasız kadınlık efsanesi, ataerkilliğin başlıca unsurlarındandır. Ataerkillik sadece kadını değil, erkeği de bu çerçevede üretir ve belirler.

Kitabın Türkçe çevirisi için de birkaç noktaya değinmekte fayda var:

Kitabın çevirmeni Gülnur Acar Savran, hem feminist düşüncenin tarihini hem de varoluşçuluğun dilini çok iyi bilen isimlerden.

Kitabın önsözü de toplumsal cinsiyet alanındaki çalışmalarıyla bildiğimiz Zeynep Direk tarafından kaleme alınmış.

Sonuç olarak feminist düşünce okumalarında kullanılabilecek çok temel bir metnin Türkçeye böylesi yetkin bir çeviriyle yeniden kazandırılması harika bir haber.

  • Künye: Simone de Beauvoir – İkinci Cinsiyet, çeviren: Gülnur Acar Savran, Koç Üniversitesi Yayınları, feminizm, 2019