Juliet Mitchell – Kadınlık Durumu (2021)

Ünlü feminist psikanalizci Juliet Mitchell’in en önemli eserlerinden birisi olan ‘Kadınlık Durumu’, Türkçede ilk kez 1985 yılında yayımlandığından bu yana, Türkiye feminist hareketi ve Türkçedeki feminist literatür açısından “ilk kaynaklardan” biri olma özelliğine sahip.

Uzun zamandır hiçbir yerde bulunmayan kitap, şimdi yepyeni bakısıyla raflardaki yerini aldı.

Mitchell, kitabının ilk bölümünde kadın kurtuluş hareketlerinin usta işi bir dökümünü yapıyor, ikinci bölümünde ise, kadının ezilişinin altındaki tarihi, siyasi, ekonomik ve toplumsal dinamikleri aydınlatıyor.

1960’yı yıllardan başlayarak Avrupa’da farklı ülkelerde kadın kurtuluş hareketlerinin ortaya çıkışı, bu hareketlerin kendilerinden önceki öğrenci ve ırkçılık karşıtı hareketlerinden nasıl beslendiği, kendine has örgütlenme yöntemleri, temel kavramları ve gündemlerinin neler olduğu, burada ele alınan kimi konular.

Mitchell ikinci bölümde ise, kadınların bugün ezilmesine neden olan belli başlı etkenleri sınıflandırıp açıklıyor.

Yazar erkek egemenliğini üretim, yeniden-üretim, cinsellik ve toplumsallaştırma gibi dört farklı zeminde analize tabi tutuyor ve okura yeni bir feminizm tanımı sunarken aile kavramını eksene alarak eylem halindeki patriyarkanın ayrıntılı bir resmini çiziyor.

‘Kadınlık Durumu’, günümüz feminist hareketinin gündemini oluşturan temel kavramları kapsamlı bir şekilde ele almasının yanı sıra, okuru feminist örgütlenmenin temel ilkeleri üzerine düşünmeye davet etmesiyle, bugün klasikleşmiş diyebileceğimiz bir yapıttır.

  • Künye: Juliet Mitchell – Kadınlık Durumu, çeviren: Feraye Tınç, Gülnur Acar Savran, Gülseli İnal, Şirin Tekeli, Şule Torun ve Yaprak Zihnioğlu, Dipnot Yayınları, feminizm, 250 sayfa, 2021

Gülnur Acar Savran – Beden, Emek, Tarih (2020)

Gülnur Acar Savran’ın bu aralar temin edilemeyen ve yeni baskısıyla raflardaki yerini alan ‘Beden, Emek, Tarih’ adlı bu eseri, özellikle yapısalcılık sonrası dönemde ortaya çıkan yaklaşımların feminist teori ve politika üzerinde kurduğu hegemonik etkiyle hesaplaşmasıyla önemli.

Kitap esas olarak, kamusal/özel, eşitlik/farklılık, evrensel/yerel, üretim/yeniden üretim, değişim değeri/kullanım değeri gibi ikiliklerin aşılması için nasıl bir perspektif geliştirebileceğimizi tartışıyor.

Savran, hegemonik paradigmadaki bu ikiliklerin Aydınlanma düşüncesinin özgül yapısından kaynaklanan ikili karşıtlıklar olarak kavramlaştırıldığını ve bunların, salt söylemsel, ideolojik ya da pratik olarak kurulmuş düşünsel kurgular olduğunu belirtiyor.

Diyalektik kavrayış çerçevesinde, bu ikiliklerin zemininde patriarkal ve kapitalist ilişkiler evreninin yer aldığını gözler önüne seren Savran, bu ikilikleri aşmanın, onların ötesine geçmekle, ancak bu ikilikleri besleyen toplumsal evrenin sınırlarının dışına çıkmakla mümkün olabileceğini belirtiyor.

Kadınların ev emeğinin özgül niteliği, özel/kamusal ikiliğinin –Türkiye toplumunda hüküm sürmekte olan patriarka türünün özgüllüklerinden kaynaklanan– melez yapısı, feminist politikanın ayırıcı özelliklerinden birisi olan özel alanın politikasının sınırları ve imkânları kitap boyunca teorik bir irdelemenin temelini oluşturuyor.

“Kadın-erkek eşitliği mi, kadınların özgül kimliğinin olumlanması mı” tartışmasına da müdahil olan Savran, cinsel yönelimle ilgili biyolojist yaklaşımların ve cinsiyet/toplumsal cinsiyet ikiliğiyle ilgili inşacı teorilerin çıkmazlarını da ortaya koyuyor.

  • Künye: Gülnur Acar Savran – Beden, Emek, Tarih: Diyalektik Bir Feminizm İçin, Dipnot Yayınları, feminizm, 376 sayfa, 2020

Simone de Beauvoir – İkinci Cinsiyet (2019)

 

İkinci dalga feminizmin kurucu metinlerinden olan ‘İkinci Cinsiyet’, yeni ve yetkin bir çeviriyle raflardaki yerini aldı.

Simone de Beauvoir’in ilk kez 1949’da yayımlanan kitabı, yayımlandığı günden başlayarak özellikle feminizm ve toplumsal cinsiyet alanlarında çalışanlar için bir başyapıt oldu.

Beauvoir, “ikinci cins” ve “öteki cins” kavramlarının ne ifade ettiğini ve dünya tarihinin ilk zamanlarından başlayarak kadınların nasıl öteki konumuna düşürüldüklerini gözler önüne seriyor.

Beauvoir’e göre, insan kadın olarak doğmaz, sonradan kadın olur; zira insanın dişisinin ya da erkeğinin toplum içindeki görünüşünü ya da konumunu belirleyen herhangi bir biyolojik, ruhsal ya da kalıtımsal temel yoktur.

Beauvoir’a göre kadın, kendine has bir durum tarafından, tarih boyunca farklı koşullar altında yeniden üretilen Başkalık durumu tarafından belirlenmiştir: Kadın ile erkek arasında eşitsizlik vardır, kadın ikinci cinsiyettir ve hem bireysel hem de toplumsal bakımdan ezilmiştir.

Bu durumun temelinde yatan öncesiz sonrasız kadınlık efsanesi, ataerkilliğin başlıca unsurlarındandır. Ataerkillik sadece kadını değil, erkeği de bu çerçevede üretir ve belirler.

Kitabın Türkçe çevirisi için de birkaç noktaya değinmekte fayda var:

Kitabın çevirmeni Gülnur Acar Savran, hem feminist düşüncenin tarihini hem de varoluşçuluğun dilini çok iyi bilen isimlerden.

Kitabın önsözü de toplumsal cinsiyet alanındaki çalışmalarıyla bildiğimiz Zeynep Direk tarafından kaleme alınmış.

Sonuç olarak feminist düşünce okumalarında kullanılabilecek çok temel bir metnin Türkçeye böylesi yetkin bir çeviriyle yeniden kazandırılması harika bir haber.

  • Künye: Simone de Beauvoir – İkinci Cinsiyet, çeviren: Gülnur Acar Savran, Koç Üniversitesi Yayınları, feminizm, 2019

Françoise Collin ve Irène Kaufer – Feminist Güzergâh (2016)

Feminizm ne işe yarar?

En yenilikçi toplumsal hareket feminizm mi?

Feminist eylemci Françoise Collin’le yapılan söyleşilerden oluşan bu kitap, bu alanda yürütülegelen teorik tartışmaları kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Queer teori, beden politikaları ve feminizmin miras olarak aktarımı, tartışmadaki kimi başlıklar.

Françoise Collin, felsefe, edebi yazı, sanat ve politika arasındaki ayrımları ortadan kaldıran ve hepsini birden, tüm sınırları aşan ve yerinden eden yaratıcı bir kasırganın içine çeken bir feministler kuşağındandı.

Collin’in önemli eserlerinden ‘Les Cahiers du Grifi’ de, Avrupa feminizminin tarihsel anıtlarından biri olarak kabul ediliyor.

  • Künye: Françoise Collin ve Irène Kaufer – Feminist Güzergâh, çeviren: Gülnur Acar Savran, Dipnot Yayınları, feminizm, 224 sayfa, 2016

Kolektif – Eleştirel Feminizm Sözlüğü (2015)

Yaygın olarak benimsenmiş düşünme biçimini değiştirme amacıyla hazırlanan ‘Eleştirel Feminizm Sözlüğü’, cinsiyetler arasındaki egemenlik sorunsalını ve bunun sonuçlarını merkeze alıyor.

Toplumsal cinsiyet ilişkileri, lezbiyenlik, cinsellik, ev emeği, annelik ve fuhuş gibi, feminist teorinin ve politikanın başvurduğu birçok kavramı ele alan sözlüğün, konu hakkında var olan tartışmalara nitelikli bir katkı sunduğunu söylemeliyiz.

Kavramların kısa makalelerle ele alındığı sözlük, feminist düşünceyi ve feminist hareketi boydan boya kat eden teorik ve politik tartışmaları sergiliyor.

  • Künye: Kolektif – Eleştirel Feminizm Sözlüğü, hazırlayan: Helena Hirata, Françoise Laborie, Hélène Le Doaré ve Danièle Senotier, çeviren: Gülnur Acar Savran, Dipnot Yayınları, sözlük, 376 sayfa

Gülnur Acar Savran – Feminizm Yazıları (2018)

Türkiye’de feminist çalışmalar alanının önde gelen isimlerinden olan Gülnur Acar Savran, feminizmin güncel sorunlarını Dünya ve Türkiye ölçeğinde irdelediği kimi yazılarıyla karşımızda.

Kitapta,

  • AKP iktidarının aileye ve kadına bakışındaki sıkıntılar,
  • Neoliberal politikalar ve onların soyut eşitlik ve soyut evrenselci yaklaşımlarının feminizme yönelik tehditleri,
  • Muhafazakârlığın yükseldiği bir dönemde feminist bir perspektifin karşı karşıya kaldığı tehlikeler,
  • Muhafazakârlık çağında savunmacı bir cinsel politikanın barındırdığı olası çıkmazlar,
  • Kadın emeğini tehdit eden faktörler,
  • Kolektif bir feminist öznenin nesnel imkânları,
  • Patriyarka-kapitalizm ve yeniden üretim ilişkisi ile heteroseksizm-patriyarka ilişkisi,
  • Ve bunun gibi birçok konu tartışılıyor.

Feminist kuram ve politikanın güncel sorun ve tartışmaları hakkında aydınlanmak isteyenler, bu kitabı muhakkak edinmeli.

  • Künye: Gülnur Acar Savran – Feminizm Yazıları: Kuramdan Politikaya, Dipnot Yayınları, feminizm, 298 sayfa, 2018

Kolektif – Kadının Görünmeyen Emeği (2008)

Gülnur Acar-Savran ve Nesrin Tura Demiryontan tarafından derlenen ‘Kadının Görünmeyen Emeği’nin ilk baskısı 1992 yılında yapılmıştı.

Yeni bir baskıyla okurun karşısına çıkan çalışma, kadının ezilmişlik tarihini sosyalist feminist bir çerçeveden irdeliyor; erkek egemenliğinin tarihsel kökenlerini araştırıyor; özgül bir üretim tarzı olarak patriyarkanın işlevini inceliyor ve ev emeği, patriyarka ve kapitalizm ilişkisini değerlendiriyor.

Kadınların ezilmişliğinin maddeci bir tahlilini yapmayı ve kadının görünmeyen, yok sayılan emeğini görünür kılmayı amaçlayan çalışma, kadınlarla erkekler arasındaki maddi çatışmalar çerçevesinden bunu analiz ediyor.

Derleme, patriarka ya da erkek egemenliğinin tarihsel kökenleri, patriarka ve kapitalizm, ev emeği ve Marksizmle feminizm arasındaki ilişkiye dair yürütülegelen tartışmalara daha yakından bakmak için çok iyi bir fırsat.

Kitapta, Stephanie Coontz ve Peta Henderson’ın “Sınıflı ve Devletli Toplumların Kökenindeki Mülkiyet Biçimleri, Politik İktidar ve Kadın Emeği”, Christine Delphy’nin “Baş Düşman”, Maxine Molyneux’nun “Ev Emeği Tartışması ve Ötesi” ve Heidi Hartmann’ın “Marksizmle Feminizmin Mutsuz Evliliği” başlıklı yazıları yer alıyor.

Bilenler bilir, feminist tahlilin oluşmasında köşe taşları olarak okunabilecek bu metinler, feminist tahlillere yıllardır önemli katkı sunuyor.

  • Künye: Kolektif – Kadının Görünmeyen Emeği: Maddeci Bir Feminizm Üzerine, hazırlayan: Gülnur Acar-Savran ve Nesrin Demiryontan, Yordam Kitap, feminizm, 206 sayfa, 2008

Gülnur Acar Savran – Sivil Toplum ve Ötesi (2013)

  • SİVİL TOPLUM VE ÖTESİ, Gülnur Acar Savran, Dipnot Yayınevi, siyaset, 365 sayfa

SIVIL

Antonio Gramsci’nin “sivil toplum” ve “hegemonya” kavramları, Batı ve Doğu toplumlarında devlet karşısında sivil toplumun güçlendirilmesi anlayışının yaygınlaşmasına sebep oldu. Gülnur Acar Savran bu çalışmasında, Gramsci’nin metinlerinde söz konusu kavramlarda ikilikler bulunduğunu savunuyor ve bu ikiliklerin neden olduğu sivil toplum yüceltmesi karşısına Marx’ın eleştirel yaklaşımını koyuyor. Marx’ın sivil toplumu kapitalist ilişkiler temelinde açıklayan tahliline dayanan Savran, sivil toplumun burjuvazinin hegemonyasını kurduğu, kapitalist sömürüyü gizleyen bir alan olduğunu, bu alanın dışını çıkılması gerektiğini belirtiyor.