Peter Watson – Alman Dehası (2024)

Almanların son 250 yıllık entelektüel tarihini irdeleyen muazzam bir eser.

Batı ulusları arasında Almanya uzun yıllar boyunca siyasi ve kültürel açıdan zayıf bir yapıya sahipti.

Bu durum 1750’de Bach’ın ölümünden 1933’te Hitler’in yükselişine kadar geçen sürede tamamen değişti ve Almanya neredeyse yeryüzündeki bütün devletlerden daha etkili ve baskın bir entelektüel, kültürel, kimi zaman siyasi ve askeri güç haline geldi.

Alman sanatçılar, yazarlar, filozoflar, bilim insanları ve mühendisler, 20. yüzyılın ilk on yıllarında daha yeni birleşmiş ülkelerini, hayal bile edilemeyecek zirvelere taşıdılar.

1933’e gelindiğinde Almanlar diğer tüm uluslardan daha fazla Nobel ödülü kazanmışlardı.

Fakat bu deha, Adolf Hitler’in ve faşist Üçüncü Reich’ın yükselişi ve ardından çöküşü ile en parlak döneminde yok oldu ve o zamandan beri Almanya dünyaya katkılarını gölgede bırakan bir kötülük mirası ile anılır oldu.

Bu büyüleyici kültür tarihinde Peter Watson, Alman dehasının kökenlerini, 18. yüzyılın ortalarından itibaren nasıl gelişip hayatlarımızı dönüştürdüğünü ve en önemlisi, dünyamızı hâlâ nasıl şekillendirmeye devam ettiğini ortaya çıkarıyor.

‘Alman Dehası: Avrupa’nın Üçüncü Rönesansı, İkinci Bilim Devrimi ve Yirmi Yüzyıl’ arkeolojiden fiziğe, mimariden edebiyata, biyolojiden sinemaya modern dünyanın son 250 sene içerisinde geçirdiği gelişim ve dönüşüm sürecinde Almanların nasıl ön saflarda yer aldığını gösteren heyecan verici bir keşif yolculuğu sunuyor.

  • Künye: Peter Watson – Alman Dehası: Avrupa’nın Üçüncü Rönesansı, İkinci Bilim Devrimi ve Yirmi Yüzyıl, çeviren: M. Murtaza Özeren, Kronik Kitap, tarih, 816 sayfa, 2024

Dan Jones – Taht ve İktidar (2024)

Alarik komutasındaki Vizigotlar Roma’yı üç gün boyunca yağmalayıp harabeye çevirdiğinde artık bir dönem kapanıyor ve bin yıl sürecek derin bir dönüşüm başlıyordu.

Öyle ki etkisi insanlığın bütün pratiklerini değiştirecek ve günümüz dünyasını şekillendirecekti.

Attila ve Charlemagne’dan Cengiz Han ve Fatih Sultan Mehmet’e kadar büyük isimlerle dolu sürükleyici anlatısında Dan Jones, Orta Çağ’ı baştan sona adımlıyor, gelişmekte olan Avrupa’da, geç Antik Çağ’ın büyük başkentlerinde ve İslam dünyasının etkili şehirlerinde bir yolculuğa çıkarıyor.

  • Roma’nın çöküşüyle Avrupa’da yaşanan otorite boşluğu nelere yol açtı?
  • Attila Papa’ya diz çöktürdü mü?
  • Cengiz Han dünyaya nasıl korku saldı?
  • Emeviler Avrupa’nın ortalarına kadar nasıl ilerledi?
  • Plantagenet, Habsburg, Hohenstaufen ve Osmanlı gibi dev hanedanlar nasıl doğdu?
  • Konstantinopolis nasıl İstanbul oldu?
  • Fatih Sultan Mehmet’e “Şeytanın, cehennemin ve ölümün oğlu” adını kim, neden verdi?
  • Ticaret rotaları Asya ve Avrupa’yı birbirine nasıl bağladı?

Bin yıldan fazla bir zaman dilimini başarıyla anlatan ‘Taht ve İktidar’, canlı ve eğlenceli üslubuyla “sıkıcı” tarih anlatımına yeni bir soluk getiriyor.

Kendinizi bir zaman kapsülünde hissedeceğiniz bu eserin sayfalarını çevirirken kah Batı Avrupa ovalarına, kah Arap çöllerine, kah Kuzey Denizlerine, kah İstanbul’a gidecek ve her bir dönemin ruhunu hissedeceksiniz.

‘Taht ve İktidar’, güç arayışına ve üstünlük için verilen ebedi mücadeleye tanık olmak isteyen herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Dan Jones – Taht ve İktidar: Orta Çağ’ın Yeni Tarihi, çeviren: Gaye Yavuzcan, Kronik Kitap, tarih, 584 sayfa, 2024

Antony Beevor – Rusya (2024)

1914’ün sıcak bir    yaz gününde Saraybosna’da ateşlenen tabanca, önce barut fıçısına dönmüş Balkanları ardından da tüm Avrupa’yı alevlere teslim edecekti.

İmparatorlukları birbirine düşüren savaşta halihazırda çatırdamakta olan Çarlık Rusyası yoğun bir seferberlik başlatacak, böylece otokratik yönetimden bunalmış Rusları daha da bezdirecekti.

1917’nin Şubat ve Ekim Devrimleriyle Çar II. Nikolay önce tahttan inmiş, ardından iki meclis ortaya çıkmış ve neticede Bolşeviklerin iktidar yürüyüşü başlamıştı.

Ekim Devrimi’nden hemen sonra patlak veren iç savaş, imparatorluğun dört bir yanının barut kokmasına ve amansız bir mücadeleye yol açacaktı.

  • Çarlık Rusyası nasıl çöktü?
  • Osmanlı İmparatorluğu Çarlık Rusyası’nın çöküşünde nasıl bir rol oynadı?
  • Bolşevikler nasıl güçlendi?
  • Lenin, Troçki ve Stalin gibi isimler nasıl ön plana çıktı?
  • Kanlı iç savaştan Bolşevikler nasıl galip çıktı?

Ünlü tarihçi Antony Beevor ‘Rusya: Devrim ve İç Savaş 1917-1921’de bu ve benzeri pek çok soruyu ustalıkla yanıtlıyor.

Bu döneme ilişkin çalışmalar genellikle siyaset ve ideolojiye odaklansa da Beevor, Rus arşivlerinden elde ettiği yeni materyallerle desteklediği savaşın ham gerçekliğini bir askeri tarihçi becerisiyle tasvir ediyor.

‘Rusya: Devrim ve İç Savaş 1917-1921’, Rusya’da başlayan işçi hareketlerinin ve nihayetinde yol açtığı iç savaşın dünyayı nasıl değiştirdiğini merak edenler için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Antony Beevor – Rusya: Devrim ve İç Savaş 1917-1921, çeviren: Arif Kaplan, Kronik Kitap, tarih, 624 sayfa, 2024

Nicolas Vatin, Gilles Veinstein – Sarsılan Saray (2023)

Tek bir hanedanın altı yüzyıl hüküm sürdüğü Osmanlı İmparatorluğu, bu özelliğiyle hem dünya hem de İslam tarihinde önemli bir yere sahip.

Hanedanın tekliği ve sürekliliğinin asırlar boyunca nasıl korunduğu ve böylesine uzun bir zincirin pek çok halkasının birbirine nasıl bağlandığı şüphesiz oldukça ilgi çekici bir konu.

Osmanlı hanedanını araştırmak isteyenlerin üzerinde duracağı başlıca hususlar sultanların tahttan indirilmesi, ölümü ve haleflerinin tahta çıkışı olacaktır.

Osmanlı’nın bu istisnai özelliği, saltanat değişiminde pek çok farklı geleneğin oluşmasına yol açtı.

Fransa’nın önde gelen Osmanlı tarihçileri Nicolas Vatin ve Gilles Veinstein, Osmanlı sultanlarının ölümleri, tahttan indirilmeleri ve tahta çıkışlarına dair oluşan gelenekleri titizlikle inceliyor ve okurlara imparatorluğun pek de bilinmeyen taraflarını gösteriyor.

  • Fatih Sultan Mehmed zehirlendi mi?
  • Fatih’in ölüm haberi Cem Sultan’a neden ulaşmadı?
  • Cem Sultan Napoli’de öldüğünde cenazesi nasıl hazırlandı?
  • Kanuni Sultan Süleyman öleceğini bile bile Zigetvar’a neden gitti?
  • Şehzade Selim en küçük oğul olmasına rağmen babası II. Bayezid’i tahttan çekilmeye nasıl zorladı?
  • Genç Osman’ın öldürülmesi hanedanı nasıl etkiledi?

Bu ve pek çok sorunun ustalıkla yanıtlandığı ‘Sarsılan Saray’, Topkapı Sarayı’nın karanlıkta kalan kısımlarına ışık tutuyor.

Yaşanan siyasi krizlerle pek çok kez iç savaşın eşiğine gelen Osmanlı İmparatorluğu’nda hanedan meşruiyeti ilk kez siyasi ve dini boyutların yanı sıra tarihsel ve antropolojik yönleriyle de ele alınıyor.

‘Sarsılan Saray’, Osmanlı’nın şaşırtıcı ve büyüleyici dünyasına adım atmak isteyenler için biçilmiş kaftan.

  • Künye: Nicolas Vatin, Gilles Veinstein – Sarsılan Saray: Osmanlı Padişahlarının Ölümleri, Tahttan İndirilmeleri ve Cülusları, çeviren: Ayşen Sarı, Kronik Kitap, tarih, 496 sayfa, 2023

Thomas Curran – Mükemmellik Tuzağı (2023)

Thomas Curran, güncel bulgulardan oluşan geniş bir yelpazeye dayalı olarak, mükemmeliyetçiliğin ve onun sınırsız bir büyüme elde etmeye yönelik kapitalist ‘saplantı’sının kitlesel ölçekte bir hoşnutsuzluk ve güvencesizliğe nasıl katkıda bulunduğunu gerçekçi bir bakış açısıyla ortaya koyuyor.

Günümüzde tükenmişlik ve depresyon; işyerindeki yoğun rekabetin, kendimizi başkalarıyla kıyaslamaya teşvik eden baskıcı ölçüde yaygınlaşmış sosyal medyanın, elit üniversitelerden diploma edinme arayışının ve ebeveynler ile akranların etkisiyle rekor düzeylere ulaştı.

İçinde yaşadığımız ekonomik sistem mükemmeliyetçiliği besleyici nitelikte bir dizi çarpık değer üretmeyi sürdürdüğü için, hepimizin ruh haline silinmez şekilde yapışıp kalmış bu olumsuz duygular her geçen gün daha da yoğunlaşıyor.

Dünyanın en önde gelen mükemmeliyetçilik uzmanı Thomas Curran’ın elinizdeki kitabı, bu olgunun neden yükselişte olduğunu, hayatlarımızı nasıl alt üst ettiğini ve onu durdurmak için ne yapabileceğimizi incelikle anlatıyor.

Mükemmeliyetçiliğin hem sizin hayatınız hem de toplumun geneli üzerindeki sinsi etkilerini gün yüzüne çıkaran ‘Mükemmellik Tuzağı’, araştırmaya dayalı içeriğiyle bu olgunun sebepleri ve sonuçlarını güzel, düşündürücü ve titiz bir yaklaşımla keşfederek ilgi çekici ve kapsamlı bir analize tabi tutuyor.

Çalışma, mükemmeliyetçilik arayışının tükenmişliği ve depresyonu nasıl beraberinde getirerek bizi hedeflerimize erişmekten alıkoyan tehlikeli bir saplantıya dönüşebileceğine işaret ediyor.

Bunun yanında başarısızlıktan korktuğunuzda, hatalarınıza takılıp kaldığınızda ya da kendinizi yetersiz hissettiğinizde hayatınızı tekrardan yoluna koyabilmeniz için vakit kaybetmeksizin uygulayabileceğiniz pratik çözüm yolları gösteriyor.

  • Künye: Thomas Curran – Mükemmellik Tuzağı: Her Zaman Daha Fazlasını İsteyen Bir Dünyada Yeterli Olanın Gücü, çeviren: Emre Can Ercan, Kronik Kitap, psikoloji, 288 sayfa 2023

Fik Meijer – İmparatorlar Yataklarında Ölmez (2023)

Roma devletinde cumhuriyet, Iulius Caesar’ın “ömür boyu diktatör” unvanı almasıyla ilk ciddi darbesini aldı ve üç kıtaya yayılan topraklar üzerinde bir imparatorluk yönetimi kurulmasının tohumları atılmış oldu.

Sınırları bilinen dünyanın sınırlarına denk bu devlet çok geçmeden tek kişi tarafından tek elden yönetilecekti.

Roma tahtı ışıltılı olmakla birlikte bir o kadar da karanlık bir yön barındırıyordu: Bu makam kendisine sahip olmak isteyenlere adeta dünyanın faniliğini hatırlatacak şekilde sıkıntılı sonlar sunuyordu.

Pek az Roma imparatoru doğal sebeplerden ölmüştü.

Çılgın Caligula tiyatrodan çıkarken, Caracalla da ihtiyacını giderirken suikasta uğramıştı.

Caesar en yakınında bulunanlar tarafından yirmi üç kez hançerlenmiş, Otho ise bir et kancasına takılarak Tiber Nehri’ne atılmıştı.

İmparatorlar her ne kadar dünya hâkimiyetine talip olabilecek bir kudrete sahip olsalar da tahttan indirilme tehlikesi her an kapıda bekliyordu.

‘İmparatorlar Yataklarında Ölmez’, MÖ 44’te öldürülen Iulius Caesar’dan MS 476’da tahttan feragat eden Romulus Augustulus’a kadar başa geçmiş bütün Roma imparatorlarının bu dünyadaki son anlarına eğiliyor.

Bunu yaparken imparatorların ölüm biçimlerinin hayatlarına dair neler anlattığını da işaret ediyor.

Fik Meijer Roma’da imparator olmanın, tehlikelere ve tahtı ele geçirmek için birbiri ardına ortaya çıkan aç gözlü rakiplere rağmen çekiciliğini nasıl koruduğunu gösteriyor.

‘İmparatorlar Yataklarında Ölmez’, imparatorların kişisel tarihlerini açık bir şekilde anlatırken, aynı zamanda Roma İmparatorluğu’ndaki siyasi entrikaları ve dramları gözler önüne seriyor.

  • Künye: Fik Meijer – İmparatorlar Yataklarında Ölmez: Caesar’dan Romulus Augustulus’a, MÖ 44 – MS 476, çeviren: Gürkan Ergin, Kronik Kitap, tarih, 288 sayfa, 2023

Josette Elayi – Asurlular (2023)

Asurlular, Antik Çağ’ın bilinen ilk evrensel imparatorluğunu kurdular.

Asur İmparatorluğu gücünün zirvesindeyken toprakları Batı İran’dan Akdeniz’e, Anadolu’dan Suriye-Arap çöllerine değin uzanıyordu.

Hatta bir dönem Mısır’ı dahi topraklarına katmayı başarmışlardı.

Mezopotamya’nın bu büyük imparatorluğu yalnızca askerî bir devlet olmamış, aynı zamanda büyük kütüphaneleri, botanik ve hayvanat bahçelerini ilk kez kurmuş, sosyal ve dini reformlar gerçekleştirmişlerdi.

Asurluların bu kültürel atılımları, askerî başarılarını taçlandırmış ve hükümdarlarının görkemli bir şekilde yüzlerce yıl hüküm sürmesine olanak sağlamıştı.

Tarihçi Josette Elayi, Antik Çağ’ın unutulan büyük imparatorluğunu tekrar hatırlatıyor ve insanlığa etkilerini geniş çapta inceliyor.

Son arkeolojik keşiflerle zenginleştirdiği çalışmasıyla Asurluları tarihin tozlu raflarından çıkaran Elayi, İsrail Krallığı’nın yıkılışı, Asurluların en büyük rakibi Babillilerle olan mücadeleleri, Anadolu’ya yayılışları ve Mısır’ı boyunduruk altına almaları gibi tarihe damga vuran önemli hadiseleri ustalıkla irdeliyor.

Elayi, kralların ve fatihlerin hüküm sürdüğü, tarihi dokusunun askerî hüner ve kültürel deha öyküleriyle örüldüğü bu büyük imparatorluğu adım adım takip etmenizi sağlıyor.

Akıcı anlatımıyla Asur’un mütevazı başlangıcını, egemenliğini geniş coğrafyalara yayışını, gücünün doruklarına çıkarak adını tarihe silinmez şekilde kazıyışını maharetle anlatıyor.

‘Asurlular: Antik Çağ’ın İlk İmparatorluğu’, klasik bir tarih anlatısından ziyade entrika ve yeniliklerle dolu geçmişe açılan bir kapı.

Elayi, Antik Çağ’ın gizemini keşfetmek isteyen herkesi tarihin koridorlarında sürükleyici bir gezintiye çıkararak Asur İmparatorluğu’nun hayranlık verici hikâyesini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Josette Elayi – Asurlular: Antik Çağ’ın İlk İmparatorluğu, çeviren: Ayşen Sarı, Kronik Kitap, tarih, 272 sayfa, 2023

Antony Beevor – Arnhem (2023)

Yıl 1944.

Overlord Harekâtı’yla Kıta Avrupası’na tarihin en büyük amfibi harekâtını gerçekleştiren Müttefikler köprübaşlarını emniyete almış, Avrupa içlerine emin adımlarla ilerlemektedir.

Harekâtın görece olumlu gelişmesiyle Müttefik saflarında savaşın çabucak biteceğine dair umutlar yeşermiş, askerler Noel’de memlekete dönme hayallerine kapılmışlardır.

Bu hayal, Nazi Almanyası’na nakavt darbesi indirmek isteyen Müttefik Yüksek Komutası’nı da etkisi altına almıştır ki, derhâl bir plan hazırlanır.

Mareşal Montgomery’nin cüretkâr fikri, Aşağı Ren ve ötesine uzanan köprüleri ele geçirerek Ruhr havzasından Almanya içlerine ilerlemektir.

Müttefik uçakları 1944 Eylül’ünde işgal altındaki Hollanda semalarında belirdiğinde, Alman tarafı neyle karşılaşacağını anlar ve Hitler’in İtfaiyecisi lakaplı Mareşal Model ile General Kurt Student derhâl bir savunma tertipler.

Avcılar şimdi avlarını beklemektedir.

Almanların çetin direnişi Müttefik akınlarını pek çok yerde durduracak ve karşı taarruzlarla harekâtın beli kırılacaktır.

Hem coğrafî hem de stratejik önem arz eden Hollanda ve bilhassa da Arnhem’deki sert çarpışmalar, savaşın seyrini değiştirmese de uzamasına yol açar ve böylelikle milyonlarca insanın daha hayatını kaybetmesine neden olur.

Yakın dönemin en önemli İngiliz tarihçilerinden Antony Beevor, pek çok övgüye mazhar olan çalışması Arnhem’de bu cüretkâr harekâtı büyük bir ustalıkla kaleme alıyor.

Beevor; Flaman, İngiliz, Amerikan, Leh ve Alman arşivlerinde çoğunlukla gözden kaçan detayları yakalayarak, General Kurt Student’in bizzat “Almanya’nın Son Zaferi” olarak adlandırdığı muharebenin dehşetengiz atmosferini okurun bizzat solumasını sağlıyor.

  • Künye: Antony Beevor – Arnhem: İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’nın Son Zaferi, çeviren: Arif Kaplan, Kronik Kitap, tarih, 600 sayfa, 2023

Stephen Walker – Uzayda (2023)

İnsanın uzay yolculuğu ile Yuri Gagarin’in bu büyük maceradaki olağanüstü rolü üzerine eşsiz bir kitap.

Gerilimli, heyecan dolu, çok iyi araştırılmış ‘Uzayda’, Gagarin ile Vostok görevlerini ustaca anlatan ilk çalışma.

12 Nisan 1961, sabah 9.07.

SSCB’deki çok gizli bir roket sahası.

Sovyetler Birliği’nin, amacı nükleer savaş başlığı taşımak olan en güçlü kıtalararası balistik füzesinin tepesindeki küçücük bir kapsülün içinde genç bir Rus oturuyor.

İsmi Yuri Gagarin ve tarih yazmak üzere.

Saatte yaklaşık 30.000 kilometre hızla yol alan Gagarin sadece 106 dakikada dünyanın çevresini dolaştı.

Bu fırlatma tam bir gizlilik içine yapılmış olsa da indikten sonraki birkaç saat içinde dünya çapında bir şöhrete dönüştü: Çünkü o, gezegenden ayrılmış olan ilk insandı.

‘Uzayda’, bu efsanevi uçuşun ardındaki nefes kesen hikâyeyi anlatıyor.

Bu olay, ABD ile SSCB’yi Demir Perde’nin iki tarafından karşı karşıya getiren Soğuk Savaş’ın zirvesinde gerçekleşti.

Her iki süper güç de uzaya insan gönderen ilk ülke olmak için çok büyük riskler aldı.

Her ikisi de astronotlarını, dayanıklılığın sınırlarını zorlayacak şekilde eğitti.

Aralarındaki yarış en son ana kadar kıran kırana sürdü.

Kapsamlı orijinal araştırmalar ile çoğu daha önce hiç konuşmamış görgü tanıklarının etkileyici ifadelerini bir araya getiren Stephen Walker, onyıllardır saklanan sırları gözler önüne seriyor.

‘Uzayda: Gezegenimizden Uzaya Yolculuk Eden İlk İnsanın Çarpıcı Hikâyesi’, her iki taraftan bilim insanlarının, mühendislerin, siyasi liderlerin yer aldığı, ama en başta Amerikalı astronotlar ile Sovyet kozmonotların gökyüzünde üstünlük sağlama mücadelesine dair çok heyecanlı bir hikâye sunuyor.

  • Künye: Stephen Walker – Uzayda: Gezegenimizden Uzaya Yolculuk Eden İlk İnsanın Çarpıcı Hikâyesi, çeviren: Tülin Er, Kronik Kitap, tarih, 480 sayfa, 2023

Augustinus – Mutlu Yaşam Üzerine (2023)

Batı düşüncesinin oluşumundaki en etkili ve önemli figürlerden biri olan Hippolu Augustinus’un kaleminden yaşamın nasıl olmasına dair bir eser: ‘Mutlu Yaşam Üzerine’ (‘De Beata Vita’).

Bu kısa ancak uzamları geniş eser Augustinus’un felsefi düşüncelerini yansıtmasının yanı sıra bu önemli filozofun yaşama anlam katmak üzerine tavsiyelerini de sunuyor.

‘Mutlu Yaşam Üzerine’de Augustinus annesi, kardeşi, oğlu ve arkadaşlarıyla birlikte otuz ikinci doğum gününü, mutluluğun doğası üzerine bir şölen yaparak kutlar.

Burada yemekler yenir, içecekler içilir ve antik felsefi düşüncenin en önemli sorunlarından mutluluğun ne olduğu ve ona nasıl ulaşılacağı hakkında derinlemesine bir sohbet yürütülür.

Eserin en temelinde ise bilgelik arayışı ile mutluluk arayışı arasındaki bağlantı irdelenir.

Mutluluğun kaynağını ve ona nasıl ulaşılacağını sorgulayan Augustinus, gerçek mutluluğu arama sürecine odaklanır ve okurlarını insanın iç dünyasının keşfine doğru bir yolculuğa çıkarıyor.

‘De Beata Vita’, Augustinus’un döneminin toplumsal ve ahlaki sorunlarına ışık tutmakla birlikte günümüz için de geçerli birçok tespitte bulunuyor.

Türkçede ilk defa yayınlanan ‘Mutlu Yaşam Üzerine’, hem Augustinus’un düşünce dünyasına aralanan bir kapı hem de mutlu yaşama erişmek için bir kılavuz.

  • Künye: Augustinus – Mutlu Yaşam Üzerine, çeviren: Fırat Çelebi, Kronik Kitap, anlatı, 128 sayfa, 2023