Levi Roach – Normanlar (2023)

Viking akınlarından Akdeniz’in hakimiyetine uzanan Normanlar, Orta Çağ Avrupası’nın egemen ve göz kamaştıran gücüydü.

Levi Roach, Normanların inanılmaz hikâyesini ustalıkla anlatıyor.

Elinizdeki bu kitap, hırslı maceracıların, azılı yağmacıların, kazanılan ve kaybedilen servetlerin hikâyesi.

14 Ekim 1066.

İngiltere’nin son Anglo-Sakson kralı II. Harold Sussex’te ölürken, Normandiya Dükü beklenmedik zaferini kutluyordu.

Artık İngiliz tahtında Anglo-Saksonlar veya Vikingler oturmayacaktı; artık çağ, Normanların çağıydı.

Viking akıncılarından gelen mütevazı köklerinden paralı askerler, fatihler ve hükümdarlar çıkaran Normanlar, Avrupa’yı tabiri caizse şekillendirirken Küçük Asya topraklarında da adım atmadık yer bırakmadılar.

Uyum sağlama, yenilikçilik ve katı kararlılıklarıyla dünyaya damga vurdular.

Roach, İskandinavya’dan Kutsal Topraklara dek Normanların izini sürüyor ve okurları da bu yolculukta peşinden sürüklüyor.

Alana hakimiyeti ve başarılı araştırmasıyla Norman İmparatorluğu’nu karakterize eden siyasî entrikalar, askerî deha ve kültürel asimilasyonun karmaşık dokusunu gözler önüne seriyor.

Normanlar, yalnızca bir fetih kroniğinden çok daha fazlası.

Yazar Roach fetihlerin yanında modern hukuk sisteminin temellerinin nasıl atıldığından Avrupa’nın Orta Çağ kimliğini şekillendiren farklı kültürlerin kaynaşmasına kadar Norman yönetiminin geniş kapsamlı sonuçlarını ustalıkla inceliyor.

Normanlar, Kuzey Fransa’daki Viking yağmacılarının torunlarının Avrupa, Akdeniz ve Orta Doğu siyasetine hâkim oluşlarının olağanüstü hikâyesini anlatıyor.

Roach’ın usta tarih yazıcılığı ve titiz araştırmaları, bu olağanüstü hanedana yeniden hayat vererek etkilerinin hatırlanmasını sağlıyor.

  • Künye: Levi Roach – Normanlar: Avrupa’nın Kurucuları, Asyanın Fatihleri, çeviren: Bekir Çelikcan, Kronik Kitap, tarih, 368 sayfa, 2023

Andrew Roberts – Napoléon (2023)

  • Fransız İhtilali Napoléon üzerinde nasıl bir etki yarattı?
  • Askerlik mesleğine adım attığı genç yaşında kimlerden ilham aldı?
  • Kendisini hangi tarihî şahsiyetlerin mirasçısı addetti?
  • 24 yaşında general olmayı nasıl başardı?
  • “Savaş Tanrısı” olarak anılmasını sağlayan askerî nitelikleri nelerdi?
  • Josephine’le ilişkisi sanıldığı gibi bir “Romeo ve Juliet” hikâyesi miydi?
  • İhtilalle kralı giyotine gönderen Fransızları yalnızca 11 yıl sonra bir imparatora itaat etmeye nasıl ikna etti?
  • Avrupa’nın siyasî haritasını nasıl değiştirdi?
  • Tüm Avrupa’yı dize getiren ve yenilmez sanılan Grande Armée Rus steplerinde nasıl eridi?
  • Waterloo’da nasıl ve neden kaybetti?
  • Napoléon için sonun başlangıcı neydi?

Ödüllü tarihçi Andrew Roberts, otuz üç bin kişisel mektup ve gün yüzüne yeni çıkan tarihî belgeler ışığında bu görkemli ismin portresini ustaca çiziyor.

Roberts bu çalışmasında, Napoléon’un etkisi günümüzde bile hissedilen eylemlerinden çalkantılı aşk hayatına, muharebe meydanlarındaki zaferlerinden Fransa’nın çehresini değiştiren yenilikçi reformlarına kadar tüm girişim ve faaliyetlerini çok boyutlu bir biçimde ele alıyor.

Napoléon’un çarpıştığı 60 muharebe alanından 53’ünü ziyaret eden, pek çok ülkede farklı dillerde yazılmış arşiv malzemelerinden yararlanan ve hatta Napoléon’un son günlerini geçirdiği St. Helena’ya dahi giden Roberts, hem askerî hem de siyasi tarihe dair keskin bir kavrayışa sahip.

Günümüzün önde gelen tarihçilerinden biri olarak, öznesinin görkemine ulaştırmayı başardığı bu eşsiz biyografiyle Napoléon’u çok daha yakından tanımamızı sağlıyor.

Hiç şüphe yok ki okur, Roberts’ın titiz işçiliği ve coşkulu anlatımı sayesinde, Korsika’dan ihtilal Fransa’sının ara sokaklarına, Mısır çöllerinden Akka’ya, İspanya’dan Rus steplerine ve hatta dünyanın kuş uçmaz kervan geçmez bir noktasında bulunan St. Helena kayalıklarına kadar Napoléon’un attığı her adımı yanındaymışçasına takip edecek.

Napoléon, bu tartışmalı şahsiyete ve modern Avrupa tarihine ilgi duyan herkesin okuması gereken bir başucu kitabı.

Roberts tarihin bu büyüleyici dönemine hayat vererek Napoléon’u tarih anlatımının usta işi bir örneği haline getiriyor.

  • Künye: Andrew Roberts – Napoléon: Hayatı, çeviren: Barbaros Uzunköprü, Kronik Kitap, biyografi, 1024 sayfa, 2023

John Dickie – Kardeşlik (2023)

Modern toplumun en etkili ve en yanlış bilinen gizli topluluklarından Hür Masonların gerçek tarihi…

Londra’da 1717 yılında, erkekleri birbirlerine kardeşlik bağıyla bağlamak amacıyla kurulan hür masonluk o kadar bağımlılık yapıcıydı ki yirmi sene içinde dünyaya yayıldı.

Her şeye nüfuz eder hâle geldi.

Masonluk, George Washington’ın liderliğinde yeni oluşan Amerikan ulusu için bir öğreti hâline geldi.

Mason ağları Britanya İmparatorluğu’nu bir arada tuttu.

Napoléon Devri’nde mason kardeşliği önce otoriter devletin bir aleti, sonraysa devrimci komplolar için bir kılıf oldu.

Hem Mormon kilisesi hem de Sicilya mafyası kökenini hür masonluğa borçluydu.

John Dickie bu bilinmezlikleri ve gizleri kadar etkileriyle de meşhur topluluğun tarihini yazıyor.

Aynı zamanda Masonlar nüfuzlu oldukları kadar korkutuculardı da.

Mason locaları Katolik kilisesine göre şeytana tapanların ini, Hitler, Mussolini ve Franco gibi diktatörlere göreyse pasifizm, sosyalizm ve Yahudi nüfuzu saçan yerlerdi.

Dickie bu sansasyonel birliği hem iğneleyici bir üslup hem de bir tarihçinin soğukkanlı akıl yürütme becerisiyle ele alıyor.

‘Kardeşlik’in satırları arasında Winston Churchill ile Walt Disney, Wolfgang Mozart ile Shaquille O’Neal, Benjamin Franklin ile Buzz Aldrin, Rudyard Kipling ile Jön Türkler bir araya geliyor.

Kitap, çoğu bölümü âdeta bir macera romanını andıran sayfalarıyla hür masonluğa dair bilgilendirici, büyüleyici ve çoğunlukla çok keyifli bir anlatım benimsiyor.

Kısa süre önce açılmış İngilizce arşivlerden faydalanarak hür masonların tarihini daha önce yazılmamış biçimde kaleme alıyor.

Modern toplumu şekillendirmekle kalmayan bu hareketin dünya genelindeki yaklaşık altı milyon üyesiyle günümüzde hâlâ hatırı sayılır bir etkiye sahip olduğunu da gösteriyor.

Kronik Kitap Gizli Teşkilatlar Serisi’nin yeni kitabı ‘Kardeşlik: Hür Masonlar Modern Dünyayı Nasıl Şekillendirdi?’, dünyanın en meşhur ve en yanlış anlaşılmış gizli kardeşliğinin gölgeler arkasında kalan tarihini ortaya koyan büyüleyici bir keşif gezisi sunuyor.

  • Künye: John Dickie – Kardeşlik: Hür Masonlar Modern Dünyayı Nasıl Şekillendirdi?, çeviren: Mehmet Şengöçmen, Kronik Kitap, tarih, 576 sayfa, 2023

Arnold J. Toynbee – Uygarlık Yargılanıyor (2023)

‘Uygarlık Yargılanıyor’, Batı uygarlığının kendisine dair genel kabullerini temelden sarsıyor: Köken aldığını ileri sürdüğü Helen uygarlığı ile ilişkisinin aslını, Greko-Romen uygarlığının yekpare görünümünün altında yatan çok parçalılığı, sarsılmaz görülen yapısının içinden gelişen bilim, milliyetçilik ve yeni ideolojilere karşı ne denli savunmasız olduğunu sebep ve sonuçlarıyla ele alıyor.

Batı’nın tarihsel ufku hem mekân hem de zaman boyutunda muazzam bir şekilde genişlediği halde vizyonu hızla daralmakta ve âdeta at gözlüklerinin arasından bakan bir atın görüş açısı kadar dar bir alana sıkışmıştır.

Batı uygarlığının da etkisiyle dünyamızda bugün insani duygular daha önce görülmemiş bir düzeyde gelişmiş; her ulustan, ırktan ve sınıftan insana artık evrensel haklar tanınır olmuştur.

Fakat aynı zamanda, yine bu uygarlığın dayattığı kimi değerler nedeniyle insanlık, ekonomik sınıf savaşının, milliyetçiliğin ve ırkçılığın belki de dünya tarihinde şimdiye dek hiç görülmemiş derinliklerine saplanmış durumdadır.

Tarihsel çatışma hatlarındaki birçok kriz hâlâ çözülebilmiş değil, yakın zamanda da bir şeyler değişecek gibi durmuyor.

Bu evrensel kuşatıcı duygusallık ile grup bölünmüşlüğü arasında kalan insanlığın yarını nasıl olacak?

Uygarlık tarihçisi Arnold J. Toynbee geniş tarihi bir çerçeveden hareketle, insanlığın içerisinde bulunduğu durumu ele alıyor.

Meşhur İngiliz tarihçi, Batı uygarlığının geleceğine, bu uygarlığın içerisindeki güç dengelerine, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın nasıl şekilleneceğine, bu dünyada İslam uygarlığının yerine dair ufuk açıcı ve çarpıcı içgörüler sunuyor.

Tarih boyunca uygarlıkların birbirleriyle karşılaşıp çarpışarak yeni uygarlıklar ve büyük kurumsal dinler ürettiğini tespit eden usta tarihçi Toynbee, ‘Uygarlık Yargılanıyor’da birikimlerini süzerek okura aktarıyor ve geleceğin yine uygarlıklar arası etkileşimle inşa edileceğini savunuyor.

Tarihe, bugüne ve geleceğe ilişkin sunduğu fikirler, dünün ürünü olan bugünden yarını inşa etmek adına ortaya değerli bir yol haritası koyuyor.

  • Künye: Arnold J. Toynbee – Uygarlık Yargılanıyor, çeviren: Mehmet Arif Taşkıran, Kronik Kitap, tarih, 224 sayfa, 2023

Niall Ferguson – Kıyamet (2023)

Felaketleri tahmin etmek işin doğası gereği zor hatta kimi zaman imkansızdır.

Depremler, orman yangınları, mali krizler ve savaşlar gibi salgın hastalıklar da normal dağılım göstermez; bir sonraki felaketi öngörmemize yardımcı olacak bir tarih döngüsü yoktur.

Ancak felaket gelip çattığında, Vezüv patladığında Romalıların ya da Kara Ölüm vurduğunda Orta Çağ İtalyanlarının olduğundan daha hazırlıklı olmalıyız.

Ne de olsa bilim bizim yanımızda, değil mi?

Niall Ferguson bu yeni kitabında geçmişin büyük felaketlerini inceleyerek devletlerin ve toplumların bunlara nasıl tepkiler verdiğini ele alıyor, felaket tecrübeleri altında daha derin patolojilerin iş başında olduğunu ortaya koyarak geleceğe yönelik ne gibi dersler çıkarabileceğimizi gösteriyor.

Kıyamet’te benimsediği multidisipliner yaklaşımla Ferguson bize afetlerin niteliklerine dair eleştirel içgörüler sağlıyor.

Bürokratik ve politik yapıların analizini yaparak politik hayal gücü eksikliğini, sosyal ağların etkilerini irdeleyerek, ileride yaşanabilecek felaketlere karşı eyleme geçirilebilir müdahale önlemleri sunuyor.

‘Kıyamet’, bir sonraki krizle daha iyi başa çıkabilmek ve geri dönüşü olmayan çöküşün nihai felaketinden kaçınmak isteniyorsa alınması gereken bir tarih dersi sunuyor.

  • Künye: Niall Ferguson – Kıyamet: Geçmişin Büyük Felaketleri ve Gelecek İçin Bazı Dersler, çeviren: Oğuz Satır, Kronik Kitap, tarih, 464 sayfa, 2023

Camilla Townsend – Aztekler: Yağmalanan İmparatorluk (2023)

Aztekler ve Nahualar, Batı tarafından vahşi bir şiddete uğradı, acımasızca yağmalandı.

Camilla Townsend, bol ödüllü bu çalışmasında, Yeni Dünya halklarını yüzlerce yıllık kolonyal karikatürden kurtararak bu insanların tarihini ilk defa, yerli halkın kendisi tarafından yazılmış metinlerin bütün zenginliğinden beslenerek sunuyor.

Kasım 1519’da Hernando Cortés, Aztek İmparatorluğu’nun başkentine uzanan, gölün üzerinden yükseltilmiş yol boyunca yürüyerek Aztek Kralı Moctezuma ile yüz yüze geldi.

Bu hikâye ve bundan sonra yaşananlar defalarca kez hep aynı şekilde, sadece İspanyolların sunduğu anlatıya bağlı kalınarak anlatılmıştır.

Yeni keşfedilmiş milyonlarca üyesi bulunan bu halkın ne büyük bir vahşilik ve ilkellik içerisinde yaşadığı ve yeni kıtaya ayak basan İspanyolların “beyaz adamın yükünü” sırtlanarak buradakilere uygarlık getirdiği söylenir.

  • Peki ama gerçekten bu anlatı doğru muydu?
  • Aztekler İspanyollarla karşılaştığında sefalet içinde miydi?
  • Teknolojiyi, bilimi, kültürü, refahı ve uygarlığı bu topraklara Avrupalılar mı getirmişti?
  • Yaşanması tercih edilmeyecek bir hayat mı sürüyorlardı?

‘Aztekler: Yağmalanan İmparatorluk’, Amerikan yerlilerinin tarihini, büyük titizlik ve orijinal tarihi verilerin sunduğu isabetle yeni baştan ele alıyor.

Yeni Dünya’nın insanlarının tarihini ilk defa, yerli halkın kendisi tarafından yazılmış metinlerin bütün zenginliğinden beslenerek sunuyor.

Townsend, yerli Meksikalıları egzotik ve kana susamış figürler olarak gören Avrupalı klişelerin yerine onların daha anlaşılabilir ve insani tasvirlerini ortaya koyuyor.

Bu çalışmada, fetih ne bir kıyamet anı ne de Meksikalıları var eden bir başlangıç hikâyesidir: “Mexica” halkı, Avrupalıların gelmesinden çok önce kendisine ait bir tarihe sahipti ve İspanyol kültürüne ve sömürgesine öyle kolayca teslim olmadı.

Aksine politik tabiiyetlerini yeniden düzenlediler, yeni yükümlülüklerine uyum sağladılar, yeni teknolojileri benimsediler ve hayatta kaldılar.

Azteklerin kendi yazdıklarından hareketle kaleme alınan bu ilgi çekici ve devrim niteliğindeki tarih, bir zamanlar altın günlerini yaşayan bir halkın fetih travmasıyla karşı karşıya kalmasına ve hayatta kalmanın yollarını bulmasına dair deneyimin izlerini sürüyor.

Yayınlanmasının ardından birçok ödüle layık görülen ‘Aztekler: Yağmalanan İmparatorluk’ derli toplu ve ayrıntılarla bezeli anlatımıyla tarih severlere son derece faydalı olacak bir kaynak.

  • Künye: Camilla Townsend – Aztekler: Yağmalanan İmparatorluk, çeviren: Caner Toğaç, Kronik Kitap, tarih, 400 sayfa, 2023

Shashi Tharoor – Utanç İmparatorluğu (2023)

İngiliz İmparatorluğu’nun “iyiliğin gücü” olduğu tezine acımasız eleştiriler getiren ve bu tezi alaşağı eden bir çalışma.

Shashi Tharoor, İngilizlerin Hindistan’da geçirdikleri iki yüzyılda yaptıkları korkunçlukları gözler önüne seriyor.

On sekizinci yüzyılda tek başına Hindistan’ın dünya ekonomisindeki payı Avrupa’nın tamamı kadar büyüktü.

Fakat iki asırlık İngiliz idaresinin ardından, 1947’ye gelindiğinde bu oran altı kat azaldı.

Sömürgecilik süresince İngiliz İmparatorluğu kendisine baş kaldıran kim varsa acımasızca bastırdı, silahsız protestocuları kurşuna dizdi, ırkçılığı kurumsallaştırdı ve milyonlarca insanın açlıktan ölmesine neden oldu.

İngiliz emperyalizmi kendisini aydın bir despot olarak tanıtıp idaresi altındakileri medenîleştirdiği iddiasında bulunsa da Tharoor, demiryollarından hukukun üstünlüğüne kadar bütün sözde sömürgecilik “hediyelerinin” yalnızca Britanya çıkarları için tasarlandığını ortaya koyarak aydınlanmacı despotizm mitini parçalıyor.

Eser, “İngilizler Hindistan’da Ne Yaptı?” sorusunu merkeze alarak İngilizlerin yükselişi ile Hindistan’ın çöküşü arasındaki paralelliği her veçhesiyle ortaya koyuyor.

30 yıl boyunca Birleşmiş Milletler’de çalışmış ve Genel Sekreter Yardımcılığı da yapmış olan Tharoor, ‘Utanç İmparatorluğu’nda İngiliz sömürgeciliğini cesurca değerlendirip keskin bir dille eleştirerek, Britanya’nın Hindistan mirasının ne denli kirli olduğunu gözler önüne seriyor.

  • Künye: Shashi Tharoor – Utanç İmparatorluğu: İngilizler Hindistan’da Ne Yaptı?, çeviren: Yusuf Selman İnanç, Kronik Kitap, tarih, 304 sayfa, 2023

Oded Galor – İnsanlığın Serüveni (2022)

Ülkelerin yoksulluk tuzağından kurtulup zenginleşmesini sağlayan kültürel, teknolojik ve eğitimsel güçlere kapsamlı bir bakış.

  • İnsanlar neden asgari geçim tuzağından günümüze çok yakın bir zamanda kurtulup diğer tüm canlılardan çok daha yüksek bir yaşam standardına sahip olabilen tek canlı türüdür?
  • İnsanlığın ilerlemesi neden dünya çapında böylesi adaletsiz bir şekilde gerçekleşti?
  • Geçmişte elverişli coğrafi özelliklerden yararlanan ve zengin çeşitliliğe sahip olan kimi topluluklar nasıl oldu da refaha giden yolda ilerlerken dezavantajlı konuma düştüler?
  • Uluslar arasında bugün var olan büyük eşitsizlikler neden ortaya çıktı?
  • Hepimizi zengin ve başarılı kılacak bir yol var mı?

İnsanlığın ortaya çıkışından günümüze dek uzanan büyüleyici bir serüveni anlatan ekonomist ve düşünür Oded Galor insanlığın iki büyük gizemi olan zenginlik ve eşitsizliğe ilgi çekici bir çözüm sunuyor.

Galor’un muazzam ve şaşırtıcı bağlantılarla dolu bu sürükleyici anlatımı teknoloji, nüfus büyüklüğü ve adaptasyonun sadece iki yüz yıl önce insanın hikâyesinde nasıl çarpıcı bir hâl değişimine yol açtığını gösteriyor.

Galor aynı serüven boyunca zamanda geriye doğru giderek bizi eşitsizliğin nihai nedenlerine dair bir açıklamaya da götürüyor.

Kolonicilik, siyasal kurumlar, toplumsal yapı, kültür gibi etki katmanlarını birer birer açığa çıkarıyor.

Dünyanın dört bir yanında ekonomik, sistemik ve ekolojik krizle yüz yüze olduğumuz bu günlerde hem umut verici hem de derinlikli dersler içeren ve önemli hakikatleri sunan ‘İnsanlığın Serüveni: Zenginliğin ve Eşitsizliğin Tarihi’, geçmişten hareketle ileriye dönük kalıcı bir reçete sunuyor.

  • Künye: Oded Galor – İnsanlığın Serüveni: Zenginliğin ve Eşitsizliğin Tarihi, çeviren: Mehmet Arif Taşkıran, Kronik Kitap, tarih, 288 sayfa, 2022

Nicola di Cosmo – Antik Çin ve Düşmanları (2022)

Birinci binyılda Doğu Asya dünyası kimi zaman barış içerisinde geçinen kimi zamansa çetin savaşlarda çarpışan iki süper güç arasında bölünmüştü:

Çin ve bozkırdaki göçebe halklar.

‘Antik Çin ve Düşmanları’ bozkır halklarının Çin ile amansız mücadelesine yeniden hayat veriyor.

Çin’in ilk dönem tarihî kayıtlarından başlayarak Çinli ve Batılı tarihçiler arasında, Çin yüksek kültürünün imparatorluk öncesi dönem boyunca büyük Asya bölgesinde en yüksek medeniyet seviyesini temsil ettiği bugün genel geçer bir bilgi halini aldı.

Nicola di Cosmo ‘Antik Çin ve Düşmanları’nda bu basitleştirilmiş imgenin kökenlerini irdeleyerek, gerçekliğini ele alıyor.

Hakim Çin medeniyeti anlatısına karşı, aslında hiç de ondan aşağı tarafı olmayan göçebe gücün hakkını tekrardan teslim ediyor.

Kitap, eski Çinlilerin, egemenlik alanlarının kuzeyinde varlıklarını sürdüren gayet teşkilatlı, gelişmiş, birleşik bir siyasî yapıya sahip, yükselen güçleriyle tehditkâr halk gruplarını nasıl algıladıklarını ve onlarla nasıl ilişki kurduklarını belgeliyor.

di Cosmo kuzeyde Hsiung-nu göçebe imparatorluğu ile güneyde Çin İmparatorluğu’nun teşekkül sürecinde, bu kutuplu iki dünya arasındaki gerilimi inceliyor.

Bununla birlikte “Çin Seddi” olarak birleştirilen erken duvarların yapımı; dünya tarihindeki ilk göçebe imparatorluk olan Hsiung-nu İmparatorluğu’nun oluşumu ve Çin ordularının kuzeybatı bölgelerini ele geçirerek Orta Asya’ya, daha sonra İpek Yolu haline gelecek, yeni bir ticaret yolu açmaları dâhil olmak üzere, bölgenin önemli tarihsel olaylarına yeni yorumlar getiriyor.

‘Antik Çin ve Düşmanları: Doğu Asya Tarihinde Göçebe Gücün Yükselişi’, hem arkeolojik hem de eldeki yazılı kaynaklardan hareketle, antik Çin tarihine ve gölgede bırakılmış göçebe imparatorluğa dair yeni bir metodolojik yaklaşım getiriyor.

Antik Çin ve ötesindeki dış ilişkiler üzerine çalışanlar yahut konuya ilgi duyanlar için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Nicola di Cosmo – Antik Çin ve Düşmanları: Doğu Asya Tarihinde Göçebe Gücün Yükselişi, çeviren: Gaye Yavuzcan, Kronik Kitap, tarih, 448 sayfa, 2022

Tolgahan Karaimamoğlu – Kara Ölüm (2022)

İnsanoğlu, tarih boyunca depremler, seller, kuraklıklar, yangınlar, kıtlıklar ve salgın hastalıklarla da baş etmeye çalıştı.

Ve hâlen de baş etmeye çalışıyor.

Tarihsel süreçte insanlığı çaresiz bırakan bu felaketler arasında salgın hastalıklar daha yıkıcı tahribatlarından dolayı zihinlere kazınmış durumda.

Pandora’nın kutusu ve Hıristiyanlıktaki cennetten kovulma hikâyelerinde de anlatıldığı gibi, veba ve ölümcül salgın hastalıklar, üstesinden gelinebileceğini umut ettiğimiz kaçınılmaz doğal afetlerin çok ötesindedir.

Hastalıkların ortaya çıkışına bakıldığında daha çok insanlığın baş sorumlu olduğu görülüyor.

Salgın hastalıklar toplumla birlikte ortaya çıktı.

Bir başka deyişle uygarlık beraberinde yalnızca gelişmeyi ve ilerlemeyi (olumlu-olumsuz birçok yeniliği) değil, hastalıkları da getirdi.

“Kara Ölüm” bu duruma en büyük örnektir.

Avrupa’nın kısa sürede (1347-1352) en az üçte birini “silip süpürmesi” ve kıtalar arasında önlenemeyecek derece etkiye sahip olmasından dolayı bu büyük veba salgını diğer felaketlerden ayrılmaktadır.

İnsanlığın hastalıklarla olan uzun ilişkisinde “sahip olunan nüfus üzerinden” en fazla kayıp verdikleri olay olan bu büyük vebada sadece milyonlar ölmemiş, özellikle Avrupa periferinde gündelik hayatın ritmi de değiştirmiştir.

Kara şöhretini fazlasıyla hak eden veba salgını bu etkisiyle Ortaçağ dünyasındaki dengeleri derinden sarstı.

Ortaçağ dünyasını ölüm eşitliği ile tanıştıran veba; köyleri, kasabaları ve şehirleri ıssızlaştırdı.

Veba saldırısından şans eseri canlı çıkmayı başarabilenler ise bu duruma neyin neden olduğunu dahi anlayamamışlardı.

Tolgahan Karaimamoğlu’nun ayrıntılı çalışmasıyla kaleme aldığı ‘Kara Ölüm’ kitabı 1300’lü yıllarda Çin’den İngiltere’ye kadar insanları kasıp kavuran vebanın nasıl yayıldığını, şehirleri nasıl ölüm sessizliğine büründürdüğünü, vebanın kazananlarını-kaybedenlerini, ekonominin, sosyokültürel hayatın, yönetimsel ve dinî otoritenin derinden etkilendiğini ve nihayetinde değişen zihinsel hayatı çarpıcı yönleriyle inceliyor.

‘Kara Ölüm: Ortaçağ Dünyasını Yok Olmanın Eşiğine Getiren Veba’, uygarlık üzerinde derin bir etki yapan hastalığın tarihi…

  • Künye: Tolgahan Karaimamoğlu – Kara Ölüm: Ortaçağ Dünyasını Yok Olmanın Eşiğine Getiren Veba, Kronik Kitap, tarih, 320 sayfa, 2022