Michael Prestwich – Yüz Yıl Savaşları (2022)

Vebanın Orta Çağ Avrupa’sını kasıp kavurduğu yıllarda krallıklar ve derebeylikler iktidar mücadeleleri içerisindeydi.

Bir yandan hastalıktan korunmaya ve zararları dindirilmeye çabalanırken, doğudan yükselen yeni bir güç ise Avrupa’yı tehdide başlamıştı.

Belirsizliklerin ortasında İngiliz kralı III. Edward 1337 yılında Fransa tahtında hak ilan etti.

Sonucun hemen alınacağı düşünülüyordu ancak bir yüzyıldan fazla sürecek bir mücadelenin fitili ateşlenmişti.

Saldırıyı başlatan İngiliz orduları 1340’ta Sluys’ta Fransızları yendi ve bu andan itibaren, Fransızların yeniden uyanıp işgalcileri Manş Denizi’nin ötesine geri sürdüğü 1453 yılına kadar Fransa bir savaş meydanına döndü.

İngiliz Anjou ile Fransız Valois hanedanları arasındaki uzun süren mücadele çok önemli aşamalar geçirdi.

Güçlü yeni millî kimliklerin oluşmasına yol açarak modern Avrupa’nın ortaya çıkışı ve şekillenmesinde çok önemli bir role sahip oldu.

Prestwich, kısa ve derinlikli bir şekilde kurguladığı elinizdeki kitapta savaşan orduların yapısı ve gelişimini, değişken savaş taktiklerini, arka planda dönen diplomasiyi, gelişen şövalyeliği ve her iki tarafın kazanç ve kayıplarını aydınlatıcı şekilde sunuyor.

Yakın tarihli akademik çalışmalardan hareketle bu uzun savaşa dair lojistik, askerlerin seçimi ve orduya alınmaları, nakliye gibi yönler de inceleniyor.

Askerî teşkilatlanma, strateji ve taktiklerin güncel analizini yapan ve ayrıca İngiliz okçuluğunun ölümcül gücünü açıklayan Prestwich, savaşı kapsamlı bir şekilde anlatıyor.

Kitapta dünya tarihinin en uzun savaşının gidişatını belirleyen isimlerden III. Edward, oğlu Kara Prens lakaplı Woodstocklı Edward, ilk Fransız zaferlerinin mimarı Bertrand du Guesclin, şövalye kahramanı Jean Boucicaut, Agincourt’ta kaybeden fakat neredeyse Fransa kralı olmayı başaran V. Henry ve Tanrı’dan ilham aldığı düşünülen ve şehit edilmesiyle Fransızlara umut kaynağı olan Orleanslı Jan Dark yeniden hayat buluyor.

Önde gelen askerî tarihçilerden Prestwich’in kaleme aldığı ‘Yüz Yıl Savaşları: Avrupa’yı Şekillendiren İngiliz-Fransız Mücadelesi’ karmaşık bir tarihi ustaca anlatan bir başvuru kaynağı.

  • Künye: Michael Prestwich – Yüz Yıl Savaşları: Avrupa’yı Şekillendiren İngiliz-Fransız Mücadelesi, çeviren: Samet Özgüler, Kronik Kitap, tarih, 288 sayfa, 2022

Martin Ford – Robotların İktidarı (2022)

Bugün yapay zekâdan daha önemli bir teknoloji yok.

Martin Ford, yapay zekânın bugün nerede durduğu, nasıl gelişebileceği ve insan toplumu için oluşturduğu riskleri isabetli bir tartışmayla ortaya koyuyor.

New York Times çoksatan kitabı ‘Robotların Yükselişi’nin yazarından, yapay zekâ hayatlarımızı ele geçirdiğinde neler yaşanacağı hususunda çok yakın geleceğe dair çarpıcı bir çalışma…

Yapay zekâ, doktorların hastalığı teşhis etme biçiminden arkadaşlarınızla nasıl etkileşim kurduğunuza veya haberleri nasıl okuduğunuza kadar her şeyi çoktan değiştirdi.

Ancak ‘Robotların İktidarı’nda Ford, gerçek devrimin henüz gerçekleşmediğini savunuyor.

Nasıl ki bir zamanlar elektrik hayatımıza girdi ve önemli bir parçamız hâline geldiyse, yakın gelecekte yapay zekâ da böylesi bir etkiye sahip olacak.

Makineler geliyor ve durmayacaklar; yirmi birinci yüzyılda gelişmek istiyorsak her birimizin bunun ne anlama geldiğini bilmesi gerekiyor.

Üstelik ekonomiden tıbba, endüstriden toplumsal ilişkilere her alanda hayatımızı kolaylaştıran gelişmelerin kapısını aralayan yapay zekânın bir de karanlık tarafı var: Beraberinde getirdiği emsalsiz zorluklar ve tehlikeler işlerimizi, ekonomiyi, kişisel gizlilik ve güvenliğimizi, belki de en nihayetinde demokratik sistemi, hatta ve hatta uygarlığın ta kendisini etkileyecek.

Peki, biz yapay zekânın hayatımızı dönüştürme gücüne ve olası olumsuz etkilerine ne kadar hazırız?

‘Robotların İktidarı’; yanı başımızdaki devrimi nasıl ele alacağımıza, abartılı beyanlarla sansasyonu gerçekten nasıl ayıracağımıza, ellerimizle yarattığımız gelecekte gerek bireyler gerekse toplumlar olarak nasıl kalkınacağımıza dair önemli bir kılavuz.

  • Künye: Martin Ford – Robotların İktidarı: Yapay Zekâ Dünyaya Nasıl Hükmedecek?, çeviren: Kadir Yiğit Us, Kronik Kitap, bilim, 336 sayfa, 2022

Bruno Nardini – Leonardo Da Vinci (2022)

Tarihin gelmiş geçmiş en büyük dehalarından biri üzerine usta işi bir biyografi.

Bruno Nardini, Leonardo Da Vinci’nin yaşamını ve çalışmalarını, yaşadığı dönemin ruhuyla harmanlayarak anlatıyor.

Rönesans’ın büyük ismi Leonardo da Vinci bugün daha çok Mona Lisa, Son Akşam Yemeği veya Kayalıklar Madonnası gibi resimleriyle ön planda olsa da aslında bir ressamdan daha fazlasıdır.

Kuşların uçuşlarını gözlemleyip aerodinamik yapılarını inceleyerek uçan bir makine üreten bir mucit; savaşlarda düşmana karşı üstünlük sağlayacak çok çeşitli yıkım silahları ve ulaşım araçları tasarlayan bir mühendis; binalar, yollar, köprüler ve kale savunma sistemleri tasarlayan bir mimar; gizlice morga girerek kadavralar üzerinde anatomi çalışan bir meraklı…

Her konu ilgi alanına giriyordu.

Cebir, geometri, perspektif, hidrolik, botanik, inşaat bilimi, optik, askerlik sanatı, mekanik bilimi, tıp…

Doymak bilmez bilgi açlığı onu sürekli okumaya ve yazmaya sevk ediyordu.

Tek hocası ve yol göstericisi merakıydı.

Daha gençliğinde dehası keşfedildi, takdir edildi.

Ömrünün son demlerine kadar sanatının ve ustalığının kıymetini bilen isimlerin lütfunu gördü.

Hatta 1516 Fransa Kralı I. François bizzat gelerek kendisini Fransa’ya davet etti, onu hizmetine aldı.

Bu şöhretine rağmen Leonardo hep şatafattan uzak yaşadı, konforun merakını köreltmesine, çalışmalarına ket vurmasına izin vermedi.

Peki ama Leonardo da Vinci’nin yaşamı nasıldı?

Nardini, büyük ustanın yaşamını okunması rahat, zevkli bir üslupla sunuyor.

Ailevi arka planından eserlerini hazırlama süreçlerine, çevresindeki insanlarla ilişkilerinden merakını tutkulu bir şekilde rehber edinmesine kadar Nardini, Leonardo’nun 67 yıllık ömrünü, her biri ustanın farklı bir yönünü açığa çıkaran anekdotlarla aktarıyor.

  • Künye: Bruno Nardini – Leonardo Da Vinci: Bir Ustanın Portresi, çeviren: Kemal Atakay, Kronik Kitap, biyografi, 256 sayfa, 2022

Herakleitos – Fragmanlar (2022)

Sokrates öncesi filozoflardan Herakleitos Antik Çağ’dan günümüze dek şöhretini korumuş, felsefi anlayışı ve düşüncesi Platon, Aristoteles, Stoacılar, Sextus Empiricus, Porphyrios, Hegel, Kierkegaard, Nietzsche, Bergson ve Heidegger gibi birçok düşünür üzerinde büyük etkiler bırakmıştır.

Hıristiyanlığın ilk savunucuları dahi onun düşüncelerine bigâne kalamamış, Sokrates ile birlikte onu, İsa gelmeden önceki Hıristiyanlar olarak kabul etmişlerdir.

Herakleitos’un yaşamına dair bilgiler ne yazık ki günümüze bazı zayıf, kanıtlanması imkânsız rivayetlerle ulaştı.

Felsefi düşünüşüne dair derli toplu bir eserinin bugüne kalmaması hiç şüphesiz büyük bir eksiklik olsa da bu büyük ismin düşüncesine ve yaşantısına dair bazı parçalar etrafındakilerin aktarımıyla günümüze kaldı.

Düşüncelerinin muğlak ifadelerle dolu, bölük pörçük ve kimi zaman da anlaşılmaz bir üslupla aktarılmış olması, Herakleitos’un Antik Çağ’dan beri anlaşılması zor bir düşünür olarak nitelendirilmesine yol açmış, hatta kendisine bu üslubu nedeniyle “Karanlık” lakabı verilmiştir.

Kimilerince, sıradan insanların düşüncelerine kolayca ulaşmasını istemediği için kasıtlı olarak böyle bir üslup kullanmıştır.

Tüm bu eksik parçalara, elde olanların karanlığına rağmen elinizdeki eser Herakleitos’un usta bir düşünür olduğunu gösteriyor.

Herakleitos’a ait olduğu düşünülen Fragmanlar ile onun hayatı ve öğretisi üzerine kaynakların derlenip toparlandığı ‘Tanıklıklar’, Okan Demir’in çevirisi ve eklediği açıklayıcı notları, Eski Yunanca ve Latince asıllarıyla düşünce tarihinin en büyük isimlerinden Herakleitos’un dünyasına bir yolculuk imkânı sunuyor.

  • Künye: Herakleitos – Fragmanlar, çeviren: Okan Demir, Kronik Kitap, felsefe, 144 sayfa, 2022

Brad Smith ve Carol Ann Browne – Araçlar ve Silahlar (2022)

Teknoloji muazzam nimetler kadar, dehşet verici bir silaha dönüşebilme potansiyeline de sahiptir.

Brad Smith ve Carol Ann Browne’un çalışması, konuyu bu işin içinden kişilerin bakış açısıyla aktarmasıyla da önemli.

Her yeri saran dijital dönüşüm büyük vaatler sunsa da kritik bir dönüm noktasındayız: Dünya, bilgi teknolojisini hem güçlü bir araca hem de dehşet verici bir silaha dönüştürmüş durumda.

Yapay zekâ gibi giderek daha da güç kazanan icatların belirlediği bir çağı yönetmek için yeni yaklaşımlar gerekeceği ortada.

  • Acaba bu yeni çağda kamu güvenliği, bireysel kolaylık ve kişisel gizlilik arasında doğru dengeyi nasıl kuracağız?
  • Ülkelerimizi, işletmelerimizi veya kişisel yaşamlarımızı yıkmak üzere bu teknolojiyi kullanan siber saldırılara karşı kendimizi nasıl koruyacağız?
  • Tüm toplumlarda dalga dalga görülen ekonomik etkilerini nasıl yöneteceğiz?
  • Acaba çocuklarımızın iş bulabileceği bir dünya mı yaratıyoruz?
  • Yoksa kontrol bile edemeyeceğimiz bir dünya mı?

‘Araçlar ve Silahlar’da Microsoft’un kıdemli yöneticileri Smith ve Browne, çağımızın en dikenli meseleleriyle karşı karşıya kalan dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinden birinin kokpitinden bir anlatı sunuyor: Kişisel verilerin gizliliği, siber suç ve siber savaşla sosyal medya, yapay zekânın bizi soktuğu ahlaki çıkmazlar, büyük teknolojilerin toplumsal eşitsizlikle ilişkisi, kısa ve uzun vadede demokrasilerin yüzleşeceği zorluklar…

Peki, tüm bunlarla nasıl mücadele edeceğiz?

Kitap, her şeyin dijitalleşmesine ivme kattığımız bu dönemde, teknolojinin sunduğu muazzam vaatlerle varoluşa yönelik tehditleri arasında nasıl denge kurulması gerektiğine dair derin bir hesaplaşma.

  • Künye: Brad Smith ve Carol Ann Browne – Araçlar ve Silahlar: Dijital Çağın Vaatleri ve Tehlikeleri, çeviren: Kadir Yiğit Us, Kronik Kitap, inceleme, 400 sayfa, 2022

Gregor Schöllgen – Emperyalizm ve Denge (2022)

‘Emperyalizm ve Denge’, 1914 öncesi Alman dış siyaseti üzerine harika bir inceleme.

Gregor Schöllgen, hem Alman İmparatorluğu’nun siyasi birliğini sağladıktan sonra benimsediği dış siyaseti derinlemesine inceliyor hem de Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı dış siyaseti ve Osmanlı’nın Almanya ilişkilerine yakından bakıyor.

1871’de büyük ölçüde kendi idaresi altında kurulan Alman İmparatorluğu’nun ilk şansölyeliğini de bizzat yapan Otto von Bismarck’ın dış siyasetteki başlıca hedefi, Avrupa kıtasının ortasındaki bu genç ulusun güvenliğini sağlamaktı.

Dış siyasetteki temel stratejisi ise sair büyük güçlerin çıkarlarını birbirine düşürmeye, topyekûn gerilimleri Avrupa’nın merkezinden çevresine yönlendirmeye, sonra da büyük güçlerin emperyalist müdahalelerinden doğan zıtlaşmaları Afrika ve Asya’da kullanmaya dönüktü.

Bu tarz bir stratejinin uygulanıp başarılı olmasını sağlayan şey ise Avrupalı güçlerin, Avrupa dışı dünyaya hükmetme yarışına girdikçe diplomasinin manevra sahasının büyümesi olmuştu.

Şüphesiz ki Bismarck’la birlikte bu sahayı hâkim bir tavırla kullanmayı beceren devlet adamlarına sahip olması Alman İmparatorluğu için gayet elverişli olmuştu.

Ancak Avrupalı büyük güçlerin arasına görece yeni katılan bu devlet, bir ölçüde daha doğuştan karakterinde bulunan, genel olarak emperyalist, özel olaraksa Şark cephesinde faaliyetlerde bulunmaya mecbur kalmıştı.

1890 sonrası dönemde Almanya, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki angajmanını sürekli artırarak, bir ölçüde bile isteye, gerilimlerin merkezine yönelmiştir.

Kayzer II. Wilhelm’in Osmanlı topraklarına ziyareti, Bağdat Demiryolu projesi ve inşası, Boğazlar hakkında Ruslarla müzakereler, Balkanlardaki meselelere taraf çıkması Alman İmparatorluğu’nun büyük dünya siyasetinin bir parçası olarak atılmış adımlardır.

Bu hamlelerle Almanya, İngiltere ile Rusya’nın Yakın ve Orta Doğu’daki çıkar çatışmasının belirlediği durumu daha da şiddetlendirmiş, dünya savaşına giden yolu döşemeye başlamıştır.

Schöllgen bu kitabında İngiliz ve Alman arşivlerini ince ayrıntılarıyla tarayıp daha önce yayımlanmamış pek çok belgeyi ele alarak sadece 19. yüzyılın sonlarındaki devletlerarası siyasetteki kılavuz hatlarını, temel tasarımları değil pek çok rastlantıyı da ortaya koyuyor.

‘Emperyalizm ve Denge’, Alman İmparatorluğu’nun siyasi birliğini sağladıktan sonra benimsediği dış siyaseti derinlemesine inceliyor ve Birinci Dünya Savaşı öncesi Osmanlı dış siyaseti ve Osmanlı’nın Almanya ilişkilerine bir de Almanya ve İngiltere’nin gözünden bakmaya davet ediyor.

  • Künye: Gregor Schöllgen – Emperyalizm ve Denge: Almanya, İngiltere ve Şark Meselesi 1871-1914, çeviren: M. Sami Türk, Kronik Kitap, tarih, 704 sayfa, 2022

Plutarkhos – İskender-Sezar (2022)

Plutarkhos’un bir biyografi ve tarih şaheseri olan ‘İskender-Sezar’, tam metin halinde Türkçede!

Bu değerli eser, dünya tarihinin iki büyük komutanı olan İskender ve Sezar’ın hayatını adım adım takip ediyor.

Plutarkhos Antik Çağ’ın en önemli yazarlarının başında gelir.

Gerek ahlaki ve felsefi denemeleri gerekse de biyografik eserleri ile kendinden sonraki yazarları derinden etkiledi.

Özellikle, ‘Paralel Hayatlar’ başlığı altında toplanan biyografileri Yunan ve Roma dünyasından siyasetçi ve komutanların yaşantılarına ilişkin çok kıymetli bilgiler verir.

Plutarkhos’un biyografilerini kaleme aldığı devlet adamları arasında en dikkat çekici isimler ise hiç şüphesiz İskender ve Sezar’dır.

Plutarkhos İskender ile Sezar’ın hayatlarını aşama aşama kaydeder, yaşadıkları olayları ve bunlar karşısında verdikleri tepkileri yazar.

Bunu bir kronik yazarı telaşıyla değil, filozofvari bir yaklaşımla ele alır, çözümlemeler yapar.

Her ne kadar amacının tarih yazmak değil hayatları kayda almak olduğunu belirtse de adeta bir tarihçi gibi davranır ve kaynaklara başvurmaksızın herhangi bir aktarımda bulunmaz.

Plutarkhos, İskender ve Sezar’ın hem kendilerinin hem de yanlarındakilerin kaleme aldığı eserlerden faydalanarak, kariyer basamaklarını tırmanırken geçirdikleri ruhsal değişimleri, savaşlarda verdikleri mücadeleleri, elde ettikleri gücün insan ruhuna etkilerini ustaca aktarır; bu sırada da okuyuculara örtülü olarak birtakım dersler verir.

Emre Poyraz’ın Eski Yunanca aslından tam metin olarak çevirdiği, açıklayıcı notlarla zenginleştirdiği İskender-Sezar dünya tarihinin bu iki büyük komutanın sadece hayatlarını anlatmakla kalmıyor ayrıca yaşadıkları dönemi incelikli bir şekilde sunuyor.

  • Künye: Plutarkhos – İskender-Sezar (Tam Metin): Paralel Hayatlar, çeviren: Emre Poyraz, Kronik Kitap, tarih, 208 sayfa, 2022

Adrian Goldsworthy – Roma Nasıl Çöktü? (2022)

Süpergüçler de tarihin çöplüğünü boylar.

Adrian Goldsworthy, görkemli Batı Roma İmparatorluğu’nu çözülüp dağılmaya ve yıkıma götüren yapısal zayıflıklarını ve buna sebep olan dışsal faktörleri, berrak ve akıcı biçimde aktarıyor.

MS 200 yılında Roma İmparatorluğu, bilinen dünyanın çoğunu bünyesine katmış geniş toprakları nedeniyle saldırıya uğramaz görünüyor ve altın çağını yaşıyordu.

Beşinci yüzyılın sonuna gelindiğinde ise, Batı Avrupa’da ve Kuzey Afrika’nın çoğunda Roma egemenliği ortadan kalkmış ve geriye yalnızca küçük bir doğu imparatorluğu kalmıştı.

Ödüllü Goldsworthy, Roma İmparatorluğu’nun yıkılışını anlatan bu kitabında süpergücün çöküşünün acı dolu yüzyıllarını inceliyor.

Ülke dışındaki düşmanlara karşı yürütülen mücadelelerin yanında hiç eksik olmayan iç karmaşanın, 395’te imparatorluğun batı ve doğu olarak ikiye bölünmesine, imparatorluğun batı tarafının ise 476’da son imparatorunun darbeyle indirilerek yıkılmasına yol açması son 300 yıldır birçok isim tarafından işlenen bir anlatı olmasına rağmen Goldsworthy, bu dağılış sürecini muhteşem bir kalem maharetiyle sunabilen sayılı tarihçilerden biri.

Roma İmparatorluğu’nu Gotlar, Hunlar ve Vandallar gibi “barbar” kabilelerin hırslarına karşı savunmasız kılan esas şeyin yapısal zayıflık ve özellikle de bitmek bilmeyen iç savaşlar olduğunu ileri sürerek aslında çok önceden başlamış olan bu süreci tüm aktörlerine hayat katıp titiz, girift ve merak uyandırıcı bir üslupla okura sunuyor.

Sadece Roma İmparatorluğu meraklılarını değil tüm tarih okurlarının zevkle okuyabileceği ‘Roma Nasıl Çöktü?’, dışarıda ciddi hiçbir rakibi olmadığı halde, sadece Geç Antik Çağ’ın değil tüm dünya tarihinin en etkili devletlerinden birinin, yöneticilerinin ihtirasları, memurlarının kısa vadeli hesaplarını ve şahsi çıkarlarını öncelemeleri, bunlar dolayısıyla sonu gelmeyen idari, ekonomik ve siyasi istikrarsızlıklar sonucunda nasıl çözülüp dağılabildiğini ayrıntılarıyla gözler önüne seren bir eser.

  • Künye: Adrian Goldsworthy – Roma Nasıl Çöktü?: Bir Süpergücün Ölümü, çeviren: Samet Özgüler, Kronik Kitap, tarih, 624 sayfa, 2022

Bernard Lewis – İslam’ın Siyasal Söylemi (2021)

İslam dininin siyasi alan içerisinde geliştirmiş olduğu söylemi tarih içinde nasıl gelişti?

Bernard Lewis, İslam dünyasındaki siyasi yapının unsurlarını sosyolojik, dilbilimsel, etimolojik, siyasal ve tarihsel bir okumaya tabi tutuyor.

Kitapta, “Cihat aslında ne demektir?”, “Müslümanların kanun anlayışı nedir?” ve “İslam’ın kâfirlere karşı tutumu nedir?” gibi önemli soruların yanıtları aranıyor.

Edebi ve tarihi kaynakları ele alan Lewis, İslam’ın siyasal söyleminin gelişiminin, Peygamber’in zamanından günümüze kadar izini sürüyor, bunun yanı sıra, Arapça, Türkçe ve Farsça belgeleri inceleyerek İslam’ın siyaset düşüncesi ile Batı siyaset teorisi arasındaki farkları ortaya koyan Lewis, bununla birlikte İslam dünyasındaki siyaset algısına, tartışmalarına ve uygulamalarına ışık tutuyor.

Günümüzde İslam’ı siyasal söyleminden ayrı, hatta siyasal söylemi olmaksızın düşünebilmek olanaksız hale geldi.

Hatta İslam’ın siyaset sahasında ileri sürdüğü konular ve başlıklar bugün, belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar ön planda ve sorgu altında.

Tarihçi ve İslam bilimleri uzmanı Lewis, meseleyi ustaca çevreleyen bu kitabında, İslam dininin siyasi alan içerisinde geliştirmiş olduğu söylemi inceliyor.

‘İslam’ın Siyasal Söylemi’nde yazar, İslam dünyasındaki siyasi yapının unsurlarını sosyolojik, dilbilimsel, etimolojik, siyasal ve tarihsel bir okumaya tabi tutuyor ve bu yapının yüzyıllar içerisinde atılan temellerini ele alıyor.

İslam uygarlığının siyaset sahasında geliştirdiği dile ait örnekleri irdeleyerek kökenine dair kaynaklara işaret eden Lewis’in İslam siyasetine ait unsurlar ile Batı siyaset teorisi ve pratiğini kıyaslaması kitabı özellikle önemli kılıyor.

‘İslam’ın Siyasal Söylemi’, İslam siyaset dilinin tarih içerisindeki serencamını kısa ve öz biçimde sunuyor.

  • Künye: Bernard Lewis – İslam’ın Siyasal Söylemi, çeviren: Ünsal Oskay, Kronik Kitap, siyaset, 224 sayfa, 2021

Lyudmila Pavliçenko – Ölüm Meleği (2021)

Lyudmila Pavliçenko, Sovyetlerin Nazilere karşı savaşında Kızıl Ordu bünyesinde bir keskin nişancı olarak katılmıştı.

Savaştaki başarıları nedeniyle Sovyet halkı için büyük ilham kaynağı olmuş Pavliçenko’nun bir döneme ışık tutan anıları, burada.

Pavliçenko İkinci Dünya Savaşı’nın en şiddetli, Nazi Almanyası’nın yenilmezlik imajının en güçlü olduğu yıllarda bir kadın olarak cephede çarpıştı.

Sovyetler Birliği’nin ileri mevzilerinde, hatta düşman hatlarında Nazi savaş makinesine karşı sonu gelmez bir mücadele verdi.

Almanların Sovyetler Birliği’ne taarruzuyla, Rusların deyişiyle, Büyük Vatan Savaşı patlak verir vermez Pavliçenko gönüllü olarak askere yazıldı, yetenekli vatansever bir Sovyet kadınından dünya tarihinde en fazla düşman askeri öldürmüş keskin nişancılardan birine, Sovyet halkı için büyük bir ilham kaynağına dönüştü.

Savaşa 26 Haziran 1941’de Kızıl Ordu saflarında katılan Pavliçenko ilk olarak Odessa, iki ay sonra ise Sivastopol savunmalarında görev yaptı.

Önce Rumen ardından Alman işgalcilere karşı gözü pek bir mücadele içerisinde bulunan Pavliçenko kitap boyunca aldığı eğitimi, bulunduğu koşulları, yürüttüğü operasyonları, omuz omuza çarpıştığı yoldaşlarını bütün açıklığıyla aktarıyor.

Kitabın çekirdeğini ise Pavliçenko’nun cephede yasak olmasına rağmen gizlice tuttuğu günlüğe zaman zaman yazdığı notlar oluşturuyor.

1942 Ağustos’unda bizzat Stalin’in emriyle cepheden alınarak Ulusal Öğrenci Kongresi için ABD’ye gönderilen Pavliçenko, burada ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt ile görüştü, eşi Elanor Roosevelt ile arkadaşlık kurdu.

ABD’de Sovyetlerin cephede verdikleri çetin mücadeleyi çeşitli mecralarda anlattı ve ardından bu görevine İngiltere’de devam etti.

Cepheden binlerce kilometre ötede vatanını savunmaya devam eden Pavliçenko Sovyetler Birliği’ne döndükten sonra da keskin nişancı okulunda eğitmen olarak orduda hizmet vermeyi sürdürdü.

‘Ölüm Meleği’, keskin nişancı tüfeğiyle 309 düşman askerini öldürerek dünya savaş tarihine geçmiş Pavliçenko’nun (Lady Death) yaşadıklarını canlı bir şekilde sunuyor.

  • Künye: Lyudmila Pavliçenko – Ölüm Meleği: Bir Sovyet Nişancısının İkinci Dünya Savaşı Anıları, çeviren: Tibet Abak, Kronik Kitap, anı, 384 sayfa, 2021