Mark Edmundson – Linç Çağı (2024)

Sosyal medyanın etkisini giderek arttırdığı günümüzde, bireylerin üzerindeki baskılar ve bu baskıların kaynakları daha da karmaşıklaşıyor.

Mark Edmundson, ‘Linç Çağı: Sosyal Medyada Süper Ego’ adlı eserinde, özellikle Freud’un süper ego kavramı üzerinde durarak, modern toplumun bireyleri nasıl kontrol ettiğini ve şekillendirdiğini gözler önüne seriyor.

Süper ego, yalnızca bireysel vicdanın değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel normların da bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Nietzsche ve Arendt gibi düşünürlerin görüşleriyle harmanlanan eserde, süper egonun tarihi ve geleceği hakkında kapsamlı bir analiz yapılıyor.

Kitap, sosyal medyanın süper egoyu nasıl güçlendirdiğini irdeleyerek, dijital çağın getirdiği yeni baskıları açığa vuruyor.

Sürekli performans sergileme ve onay arayışı içinde olan bireylerin, bu dijital dünyada kendilerini nasıl kaybettiklerini örnekleriyle anlatıyor.

Edmundson, sosyal medyanın bir sonucu olarak süper ego gibi hareket eden “sosyal adalet savaşçıları”yla mücadele etmenin imkânlarını da araştırarak, okuyucularına yol gösteriyor.

‘Linç Çağı: Sosyal Medyada Süper Ego’, dijital çağın ruhunu anlamak ve bu çağın getirdiği zorluklarla başa çıkmak için rehber niteliğinde bir eser.

Sosyal medyanın ve süper egonun birey üzerindeki etkilerini merak eden herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Mark Edmundson – Linç Çağı: Sosyal Medyada Süper Ego, çeviren: Hamza Eren Sarıçam, Lejand Yayınları, psikoloji, 198 sayfa, 2024

Justin Steinberg, Valtteri Viljanen – Spinoza (2024)

Benedict de Spinoza, felsefe tarihinin en tartışmalı ve en esrarengiz düşünürlerinden biri.

En büyük eseri olan ‘Etika’ (1677) ile kapsamlı bir felsefi sistem geliştirdi ve Tanrı ile Doğa’nın özdeş olduğunu savundu.

İnfial yaratan ‘Teolojik Politik İnceleme’ (1670) adlı eseri, Kitab-ı Mukaddes eleştirisi, ruhbanlık karşıtlığı ve felsefe yapma özgürlüğünü savunması nedeniyle yaşadığı dönemde öfke uyandırdı.

Bu eserler Spinoza’ya tek başına radikal bir düşünür olarak ün kazandırdı.

Steinberg ve Viljanen, bu kitapta Spinoza’nın düşüncesi ve felsefi mirası üzerine özlü ve güncel bir yorum sunuyorlar.

Siyaset ve teolojiden, ontoloji ve epistemolojiye kadar, Spinoza’nın fikirlerinin tamamını inceliyorlar.

Spinoza’nın etkileyici eserlerinden geniş bir şekilde yararlanarak, bu önemli filozofa aşina olmayan okuyucular için anlaşılır bir giriş ve daha deneyimli okuyucular için incelikli ve aydınlatıcı bir çalışma ortaya koyuyorlar.

Eser, tarihin en büyüleyici düşünürlerinden birinin düşüncesini anlamak isteyen herkes için temel bir başvuru metni.

  • Künye: Justin Steinberg, Valtteri Viljanen – Spinoza, çeviren: Süha Zaimoğlu, Lejand Kitap, felsefe, 264 sayfa, 2024

Kolektif – Ne Akilem Ne Divane (2024)

Dünyanın çeşitli yerlerindeki farklı bilgelik gelenekleri felsefeyle ilişkilendirilebilir mi?

Önemini koruyan bu sorunun farklı cevapları bulunuyor.

Diğer taraftan tüm kültürlerin bütüncül bir yaklaşımla ve felsefi bir bakışla ele alınması gayet mümkün.

Birçok medeniyete beşik olan ve içerisinden filozoflar çıkaran Anadolu, felsefi yaklaşımlarla değerlendirilebilecek bilge ozanların ve dervişlerin de yurdu olduğundan oldukça bereketli bir sahadır.

Bu kitap, Anadolu bilgeliğinin izlerini farklı disiplinlere ve bakış açılarına da müracaat ederek genellikle felsefi bir perspektiften sürüyor.

Felsefeyle özdeşlik kurmak ya da mukayese etmekten ziyade, Anadolu bilgeliğini felsefeyle bir arada ele alıyor ya da felsefi perspektife açıyor.

Böylece bu bilgeliğin tadımlık ve yeni yaklaşımlara vesile olabilecek bir seyrini okuyucuya sunuyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ahmet İnam, Akın Gülyurt, Ayşe Acar, Ergun Kocabıyık, Mehmet Bilgin Saydam, Ömer Mızrak, Önder Kulak, Özgür Taburoğlu, Senail Özkan, Süreyya Su, Yakup Kalın, Zeynep Oktay.

  • Künye: Kolektif – Ne Akilem Ne Divane: Anadolu Bilgeliği Üzerine Felsefi Düşünümler, hazırlayan: Akın Gülyurt, Lejand Yayınları, felsefe, 312 sayfa, 2024

Dietrich Bonhoeffer – Ahmaklık Teorisi (2023)

“Ahmaklık, entelektüel bir kusurdan ziyade ahlaki bir kusurdur.”

Alman teolog ve aktivist Dietrich Bonhoeffer, 5 Nisan 1943’te Gestapo tarafından tutuklanarak hapse atıldı ve 9 Nisan 1945’te idam edildi.

Bu kitap onun hapisteyken yazdığı mektup, deneme ve şiirlerin bir derlemesidir.

Ailesine ve bir arkadaşına yazdığı bu metinler, inancı ve hizmetine adanmışlığı asla sarsılmayan, ruhani derinliği sayesinde en zorlu koşulların üstesinden gelebilen hassas bir adama dair olağanüstü bir resim çizmektedir.

Modern dünyanın sorunlarını gayet iyi anlayan, büyük bir inanca, zekâya ve merhamete sahip bir adamdı.

Kolaycılığa ve taviz vermeye direnerek diğer mahkûmlara yardım etmeye, yanlış olduğunu bildiği şeylere karşı kararlılıkla direnmeye ve teoloji ve etik alanındaki harikulade çalışmalarına ölene kadar devam etti.

Bonhoeffer asla pes etmedi.

Yazıları herkese ilham vermeye devam edecektir.

Onun teolojik tartışmaları akademisyenler için yeni düşünce dünyalarının kapılarını açacaktır.

Yaşamı, gerçekten de herkesin faydalanabileceği örnek bir yaşamdı.

  • Künye: Dietrich Bonhoeffer – Ahmaklık Teorisi: Direniş ve Teslimiyet (Hapishaneden Mektuplar ve Belgeler), çeviren: Reyyan Denizci, Lejand Yayınları, deneme, 250 sayfa, 2023

Fırat Mollaer – Modernlik Kehanetleri (2023)

Modernlik felsefi kuruluşunda kehanetin güçlü çağrışımlarını bilimsel kesinlik arayışıyla sınırlamıştır.

Descartes kesinlik araştırmasında meşhur “cin”i başından savarken kâhinin yerini modern bilim adamı/filozof alır.

Ne var ki Descartes’ın kendisi de bir modernlik kehaneti ortaya koyar: Modernlik şaşmaz yasalarla düzenlenen, doğanın nesneye dönüştüğü, şeylerin ve toplumun apaçık olduğu bir kesinlikler evrenidir.

Bunu, modern toplumun ilk eleştirmenlerinden Rousseau’nun kehaneti takip eder: Modernlik, tarihin “tamahkâr bir tüccar” gibi ilerlemesiyle yüreğin yabancılaştığı bir bozulma dünyasıdır.

Eski bir efsane olan Faust, Goethe’nin kaleminde tam da bu kehanetleri takiben modernliğin hep inkâr ederek ilerleyen ruhuna dönüşmüştür.

Goethe ve Alman romantiklerini modern ruhun zaman/tarih aracılığıyla kaçınılmaz bir biçimde yabancılaşarak ilerlediğini söyleyen Hegel takip eder.

Marx’ın katı olan her şeyin buharlaştığı modern-kapitalist topluma dair unutulmaz kehaneti de kendinden önceki modernlik kehanetlerinin mirasçısıdır.

Baudelaire şiirindeki zaman sıkıntısı, Madam Bovary’nin baştan çıkarılması bu modernlik kehanetlerini söylemsel olarak pekiştirir.

Weber, modern rasyonaliteyi formüle eder: Dünyanın büyüsünün bozulması.

Simmel, metropolün tinsel hayatını anlatırken bu kehanetleri alır ve toplumsal bir ruhla yeniden işler.

Benjamin ise bütün bu modernlik kehanetlerini mesiyanik bir ruhla toplar ve modernliğe karşı yeni bir bakış açısına evirir.

Eğer modern bir toplumda yaşıyorsak modernlik kehanetleri bizi halen ilgilendiriyor demektir.

  • Künye: Fırat Mollaer – Modernlik Kehanetleri: Felsefe, Siyaset ve Estetik, Lejand Yayınları, felsefe, 352 sayfa, 2023

 

Kenan Göçer – Türk İktisat Zihniyeti (2022)

Türklerin iş yapma kültürünü ve iktisat zihniyetini mercek altına alan bu kitap, iki temel soru soruyor: “Neden olmuyor?” ya da “Neden hep böyle oluyor?”

Ve bu soruların cevabını Sabri Ülgener’in başlattığı izleği takip ederek din (İslam), tasavvuf (özellikle Melâmîlik) ve kültür (armağan, potlaç) alanlarında arıyor.

İlk bölümde Kuran’daki “arz” ve “dünya” kavramlarına getirilen yorumun Osmanlı iktisat zihniyetini nasıl şekillendirdiği üzerinde duruluyor ve bu her iki kavram için de yeni bir yorum geliştiriliyor.

İkinci bölümde kibri, gösterişi ve muteber olmayı değil çalışmayı önemseyen ve fakat kazancı biriktirmeyi değil, dağıtmayı salık veren Melâmîlik’in iktisat zihniyetine etkisini inceliyor.

Üçüncü bölümde, armağan kültürü üzerinden Türklerin İslam öncesi ve sonrasında özgün bir karakteri olarak Ahilik’in yorumlanmasında yeni ufuklar sunuyor.

Son bölümde ise Ahmet Hamdi Tanpınar’ın meşhur romanı ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü armağan kültürü (potlaç) üzerinden okumayı deniyor.

Böylelikle, armağanın Türk iktisat zihniyetini şekillendirmede uzun dönem (long dure) etkisine sahip olduğunu göstermeye çalışıyor.

Türk iktisat zihniyetini anlamak için bir giriş denemesi olan kitap, ihmal edilen iktisat zihniyeti çalışmalarına yeni, heyecan uyandırıcı bir bakış açısı sunuyor.

  • Künye: Kenan Göçer – Türk İktisat Zihniyeti, Lejand Yayınları, iktisat, 122 sayfa, 2022

Carl Alfred Meier – Jung: Arketipler, Rüyalar ve Din (2022)

Jungiyen psikolojiye iyi bir giriş yapmak isteyenler bu kitabı kaçırmasın.

Carl Alfred Meier, derinlik psikolojisinin üç büyük kurucusundan biri sayılan C. G. Jung’un düşünsel mirasını muhtasar biçimde özetliyor.

Kolektif bilinçdışı, arketipler, rüyalar, mitler ve bireyleşme süreci gibi Jungiyen kavramlar üzerine etkileyici bir tartışma sunarken; insan bilincinin içrek doğasını, rüyaların ve mitlerin sembolik okumaları ile inceliyor.

Jungiyen düşünceyi kronolojik-biyografik bir metotla ele alan yazar; bilimsel, klasik ve kutsal metinlere atıflarıyla oldukça zengin bir anlatım sağlıyor.

Jung’un özel asistanlığını yapan ve Jungiyen okulun önde gelen otoritesi olarak kabul edilen Dr. Meier’in konferanslarından derlenen kitapta; insan ruhunun çalışma mekanizması, rüyaların anlamı ve yorumlanması, inançların benliğe ve iyileşme faktörüne etkisi, peri masallarının ve halk edebiyatının gizli formülleri ile “bütüncül bir kimliğe erişmek” gibi pek çok detay yer alıyor.

  • Künye: Carl Alfred Meier – Jung: Arketipler, Rüyalar ve Din, çeviren: Süha Zaimoğlu, Lejand Yayınları, psikoloji, 140 sayfa, 2022