Virginie Megglé — Sahtekârlık Sendromundan Özgürleşmek (2026)

Virginie Megglé, sahtekârlık duygusunu yalnızca başarıdan kuşku duymaya indirgemiyor; kişinin kendi varlığının meşruiyetini sorgulamasına yol açan derin bir ruhsal deneyim olarak ele alıyor. ‘Sahtekârlık Sendromundan Özgürleşmek: Kendine İnanmayı Mümkün Kılmak’ (‘Se libérer du sentiment d’imposture: Permettre de croire en soi’), bu duygunun kaygı, yalnızlık, suçluluk, utanç ve yetersizlik hisleriyle nasıl iç içe geçtiğini psikanalitik bir bakışla inceliyor. Başarılarını şansa bağlayan, övgüyü kabul etmekte zorlanan ve sürekli “bir gün gerçek yüzüm ortaya çıkacak” korkusuyla yaşayan bireylerin ruhsal dünyasını ayrıntılarıyla açıklıyor.

İlk bölümlerde sahtekârlık duygusunun gerçek sahtekârlıktan nasıl ayrıldığını gösteriyor; bu hissin yabancılık, değersizlik ve kendinden kuşku duyma biçiminde ortaya çıktığını anlatıyor. Kadınlarda daha sık görülmesinin toplumsal ve kültürel nedenlerini tartışıyor; süperego, ego ideali ve suçluluk gibi psikanalitik kavramlar üzerinden bu duygunun ruhsal kökenlerini değerlendiriyor.

Ardından çocukluk deneyimlerinin, aile ilişkilerinin, kuşaklararası aktarımların ve aşırı duyarlılığın sahtekârlık duygusunu nasıl beslediğini inceliyor. Kişinin görünmez olma isteğiyle kabul edilme arzusu arasında sıkışıp kaldığını, başarıya rağmen kendisini sürekli yetersiz hissettiğini ve bunun yaşam enerjisini zayıflattığını gösteriyor. Edebiyattan, sinemadan ve danışan öykülerinden yararlanarak bu ruhsal örüntüleri somutlaştırıyor.

Son bölümde ise bu duygudan kurtulmanın kusursuz olmaya çalışmakla değil, kişinin kendi kırılganlığını kabul ederek özsaygısını yeniden inşa etmesiyle mümkün olduğunu vurguluyor. Taklit ile esinlenme arasındaki farkı açıklıyor; sanatın, yaratıcılığın ve kendini ifade etmenin iyileştirici gücünü öne çıkarıyor. Megglé, sahtekârlık duygusunu bütünüyle yok edilmesi gereken bir kusur olarak değil, kökeni anlaşıldığında dönüştürülebilecek bir ruhsal deneyim olarak değerlendiriyor; okuru kendine güvenen, maskesiz ve daha sahici bir yaşam kurmaya çağırıyor.

Virginie Megglé — Sahtekârlık Sendromundan Özgürleşmek: Kendine İnanmayı Mümkün Kılmak
Çeviren: Onur Yıldız • Kabalcı Yayınları
Psikoloji • 178 sayfa • 2026

Laurence Arpi — Bedenimin Bana Hatırlatacakları Var (2026)

Laurence Arpi’nin bu kitabı, beden ile zihin arasındaki kopukluğun modern insanın birçok psikolojik ve ilişkisel sorununu beslediğini savunuyor. Yirmi yılı aşkın beden ve ses eğitmenliği deneyiminden yararlanan Arpi, kişisel dönüşümün yalnızca düşünce kalıplarını değiştirmekle değil, bedenle bilinçli ve sürekli bir ilişki kurmakla mümkün olduğunu ileri sürüyor. ‘Bedenimin Bana Hatırlatacakları Var’ (‘Mon corps a des choses à me dire’), psikolojik sıkıntıları yalnızca zihinsel analizlerle açıklamak yerine, bedeni yaşamın merkezine yerleştiren uygulamalı bir yaklaşım geliştiriyor.

Yazar, çağdaş yaşamın insanı sürekli zihnin içinde yaşamaya yönelttiğini, bunun ise tükenmişlik, kaygı, öfke patlamaları, bağımlılık davranışları, yalnızlık, erteleme, enerjisizlik ve ilişkilerde tekrar eden sorunlar gibi birçok güçlüğü derinleştirdiğini belirtiyor. Ona göre beden yalnızca taşınan biyolojik bir yapı değil; kişinin kimliğini, duygularını ve yaşamla kurduğu bağı sürekli ifade eden canlı bir rehber niteliği taşıyor. Sorunların çözümü de yalnızca onları anlamaktan değil, bedenin verdiği sinyalleri yeniden duymayı öğrenmekten geçiyor.

Kitabın ilk bölümü, insanın bedensel “yer-gök ekseni” olarak tanımlanan doğal dikey duruşunu yeniden keşfetmeye odaklanıyor. Arpi, bedenin dengeli biçimde hizalanmasının yalnızca fiziksel rahatlık sağlamadığını; özgüveni, özerkliği ve içsel sağlamlığı da güçlendirdiğini savunuyor. Günlük yaşamın içinde uygulanabilecek egzersizlerle kişinin bedenini yeniden merkezine almasının, kendini daha güçlü ve kararlı hissetmesini sağladığını gösteriyor.

İkinci bölüm, bedende açıklık ve kapalılık kavramlarını ele alıyor. Yazara göre korku, güvensizlik ve ilişkisel bağımlılıklar insanın hem fiziksel hem de duygusal alanını daraltıyor. Bedenin doğal açıklığını yeniden kazanmak ise çevreyle daha sağlıklı ilişkiler kurulmasına, sınırların daha bilinçli çizilmesine ve bireyin kendi yaşam alanını özgürce oluşturmasına katkı sağlıyor. Bu süreçte bırakabilmek, gevşeyebilmek ve bedensel farkındalığı artırmak temel araçlar olarak öne çıkıyor.

Üçüncü bölüm hareketin dönüştürücü gücünü inceliyor. Arpi, insan bedeninin durağanlık için değil hareket etmek üzere yaratıldığını vurguluyor. Hareket yalnızca kasları çalıştıran bir etkinlik değil; yaratıcılığı, yaşam enerjisini ve psikolojik esnekliği besleyen temel bir ihtiyaç olarak değerlendiriliyor. Düzenli bedensel pratiklerin yaş alma sürecini daha sağlıklı kıldığı, zihinsel katılığı azalttığı ve kişinin yaşamla yeniden akış kurmasına yardımcı olduğu anlatılıyor.

Kitabın önemli başlıklarından biri de dokunma deneyimi oluyor. Arpi, fiziksel temasın yalnızca sevgi göstergesi olmadığını; güven duygusunun, sakinleşmenin ve sağlıklı benlik gelişiminin temel unsurlarından biri olduğunu belirtiyor. Modern yaşamın giderek artırdığı fiziksel ve duygusal mesafenin insanlar üzerinde derin etkiler bıraktığını ifade ederken, bilinçli dokunmanın hem kişinin kendisiyle hem de başkalarıyla kurduğu ilişkiyi güçlendirdiğini savunuyor.

Son bölüm ise sesi, bedenin doğal uzantısı ve kimliğin dışavurumu olarak ele alıyor. Bastırılmış sesin çoğu zaman bastırılmış benliğe işaret ettiğini söyleyen Arpi, nefes, ses ve beden bütünlüğünün yeniden kurulmasının kişinin kendini daha açık ifade etmesini, ilişkilerinde daha sahici olmasını ve kendi yaşam yolunu daha güvenle izlemesini sağladığını anlatıyor. Ses çalışmaları, nefes egzersizleri ve farkındalık uygulamaları bu dönüşümün temel araçları olarak sunuluyor.

Kitabın temel mesajı, insanın yaşamını yalnızca zihinsel analizlerle değiştiremeyeceğini vurguluyor. Laurence Arpi, beden, zihin ve kalbin yeniden bütünleşmesini sağlayan düzenli bedensel çalışmaların bireyin hem psikolojik hem de ilişkisel yaşamında kalıcı değişimler oluşturabileceğini savunuyor. Kuramsal açıklamaları günlük yaşamda uygulanabilecek egzersizlerle birleştiren eser, okuru çay fincanını tutmaktan yürümeye, nefes almaktan konuşmaya kadar en sıradan anları bile bedensel farkındalık pratiğine dönüştürmeye çağırıyor. Böylece bedenin bastırılmış sesini yeniden duymanın, daha özgür, dengeli ve sahici bir yaşamın kapısını aralayabileceğini gösteriyor.

Laurence Arpi — Bedenimin Bana Hatırlatacakları Var
Çeviren: Onur Yıldız • Kabalcı Yayınları
Psikoloji • 185 sayfa • 2026

Susan Buck-Morss – Günümüzde Devrim (2021)

Dünya çapında otoriter, faşist iktidarların at koşturduğu bugün, güçlü devrimci tahayyülleri nasıl oluşturabiliriz?

Susan Buck-Morss, hem bunun yollarını anlatıyor hem de siyasal sorumluluklarımızı üstlenmemizin bu süreçte neden hayati derecede önemli olduğunu ortaya koyuyor.

İçinde yaşadığımız zorlu zamanlarda özellikle okunmayı hak eden ‘Günümüzde Devrim’, özgürlük, özgürleşme, siyaset ve geleceğimiz üzerine derinlemesine düşünmesiyle dikkat çekiyor.

  • Künye: Susan Buck-Morss – Günümüzde Devrim, çeviren: Onur Yıldız, Nika Yayınevi, siyaset, 120 sayfa, 2021

Jan-Werner Müller – Popülizm Nedir? (2017)

Christopher Lasch, popülizmin “demokrasinin hakiki sesi” olduğunu söylemişti.

Peki, durum gerçekte böyle midir?

Seçimli demokrasilerdeki her siyasetçi “halk”ı cezbetmek, olabildiğince fazla yurttaşın anlayabileceği bir hikâye anlatmak ve “sıradan halkın” nasıl düşündüğüne ve bilhassa nasıl hissettiğine duyarlı olmak ister.

Jan-Werner Müller’in elimizdeki kitabı ise, bize popülizmin farkına varma ve popülizm ile mücadele etme konusunda nitelikli bir rehber olmaya aday.

Popülist sayılmak için seçkinlere dair eleştirel tutum almanın gerekli bir koşul olduğunu ama yeterli bir koşul olmadığını iddia eden yazar, popülizmin mantığı ve popülistlerin ahlaki gerekçelendirmelerini adım adım açıklıyor ve aynı zamanda Putin’den Erdoğan’a ve Trump’tan Chavez’e popülist siyasetin güncel örneklerinden pek çok örnekle çalışmasını zenginleştiriyor.

  • Künye: Jan-Werner Müller – Popülizm Nedir?, çeviren: Onur Yıldız, İletişim Yayınları, siyaset, 125 sayfa