Tomás Eloy Martínez – Araf (2011)

  • ARAF, Tomás Eloy Martínez, çeviren: Barış Yıldırım, Apollon Yayıncılık, roman, 230 sayfa

 

Tomás Eloy Martínez, 70’li yıllardan günümüze uzanan bir kurgu üzerine inşa ettiği ‘Araf’ta, Güney Amerika’yı ezen faşist şiddet makinesinin hikâyesini, iç içe geçmiş trajik öyküler yoluyla anlatıyor. Roman, 1976 yılında Arjantin’de, Simón Cardoso’nun askerler tarafından gözaltına alınmasıyla açılır. Cardoso’dan bir daha haber alınamaz. Fakat otuz yıl sonra Cardoso’nun karısı Emilia, Amerika New Jersey’deki bir barda, kaybettiği kocasının sesini duyar. Bu ses, hem gerçek hem de acı veren bir yanılsama olabilir ve kulağına gelen sesin izini süren Emilia da, hayatları kendisinin yaşadıklarıyla kesişen farklı karakterlere ulaşacaktır.

Juli Zeh – Temize Havale (2011)

  • TEMİZE HAVALE, Juli Zeh, çeviren: Sevinç Altınçekiç, Metis Yayınları, roman, 189 sayfa

 

Türkçede de bilinen kalemlerden olan Alman yazar Juli Zeh, ‘Temize Havale’ adlı son romanında, eleştirel tavrından taviz vermeyen bir üslupla, içinde bulunduğu Batı toplumunun değerleriyle yüzleşiyor. Yazar bunu yaparken de, çok basit bir kavram üzerinden; Batı’nın temizlikle kurduğu ilişkinin ayrıntıları üzerinden ilerliyor. Zeh’in romanı, baş kahramanı Mia Holl’un karmaşık ve belirsiz hayat hikâyesi aracılığıyla, bir sistemin bedenler üzerinde hijyeni ve sağlığı kullanarak nasıl devasa bir tasarruf kurduğunu ortaya koymasıyla dikkat çekiyor. Zeh romanında, Batı dünyasını irade ve vicdandan yoksun, adaletsiz bir sistem olarak resmediyor.

Ferhat Ünlü – Kötü Roman (2011)

  • KÖTÜ ROMAN, Ferhat Ünlü, Turkuvaz Kitap, roman, 399 sayfa

Ferhat Ünlü, son kitabı ‘Kötü Roman’da, eşini kaybeden baş kahramanının, acımasızca dünyayı yeni baştan dizayn etme çabalarını hikâye ediyor. Zengin bir babanın mirasyedi çocuğu olan Barbaros, karısını bir uçak kazasında kaybeder. Bu olayın kendisinde yarattığı acıdan kaynaklı olarak intihar etmeyi düşünen Barbaros, son anda bu kararından vazgeçer. Fakat bu yeni aşama, onu daha iyi bir karakter haline getirmez. Bilakis o, dünyaya bambaşka, kötücül gözlerle bakmaya başlayacaktır. Kendisine, özgün bir ulus yaratmak gibi hastalıklı bir hedef belirleyen Barbaros, bu amaçla masum insanları katledecek terör eylemleri düzenleyecektir.

Joel Rose – En Karanlık Kuş (2011)

  • EN KARANLIK KUŞ, Joel Rose, çeviren: Sevinç Kayır, İthaki Yayınları, roman, 488 sayfa

 

Joel Rose imzalı ‘En Karanlık Kuş’, ünlü şair ve yazar Edgar Allan Poe’yu hikâyenin en kritik karakteri olarak kurgulayan bir tarihi polisiye. Roman, New York’ta, Marry isminde bir kadına ait cesedin bulunmasıyla açılır. 1841’de işlenen bu cinayeti çözmesi için görevlendirilen kişi de, başarılı çalışmaları neticesinde emniyet müdürlüğüyle taltif edilen Jacob Hays’tir. Hays, katilin izini sürerken, beklenmedik duraklara uğrar. Onun önemli uğraklarından biri, şehrin en karanlık, suça batmış bölgesidir. Hays’in yolu burada, ünlü ozan Edgar Allan Poe’yla kesişir. Emniyet Müdürü, Mary’nin azılı katilinin izine ulaşmak amacıyla, Poe’nun şiirlerindeki ipuçlarını yakalamaya çalışır. Fakat çok geçmeden Hays, şairin kendisinden şüphelenmeye başlar. Umutsuz romantik şair, bu acımasız cinayetin en öne çıkan şüphelisidir.

Kâmuran Şipal – Demir Köprü (2011)

  • DEMİR KÖPRÜ, Kâmuran Şipal, Yapı Kredi Yayınları, roman, 106 sayfa

 

Hatırlanacağı gibi Kâmuran Şipal, ‘Sırrımsın Sırdaşımsın’ adlı romanıyla 2011 Orhan Kemal Roman Armağanı’nı kazanmıştı. Yeni bir baskıyla raflardaki yerini alan ‘Demir Köprü’ ise, Şipal’ın 1998’de yayımlanan ilk romanı. Roman, doğup büyüdüğü kente yıllar sonra dönen bir adamın, uçak yolculuğu esnasında çocukluğuna doğru yaptığı bir yolculuk üzerine kurulu. Kahramanımız, uzun yıllardır yüreğinin derinliklerine gömdüğü çocukluğuna, belleğini zorlayarak ulaşmaya çalışırken, bir anlamda geçmişi ve şimdisiyle de hesaplaşacaktır. Hikâyenin merkezinde de, dokunaklı bir anne-oğul ilişkisi vardır. Bu ilişki, aradan geçen uzun zamana rağmen, eksikliğini her daim hissettirmektedir. Şipal’in, karakterinin bu trajik yolculuğunu, kendine has yoğun ve etkileyici üslubuyla kaleme getirmesi, kitabı ayrıca ilgi çekici kılıyor.

Friedrich Schiller – Hayaletgören (2011)

  • HAYALETGÖREN, Friedrich  Schiller, çeviren: Bilge Uğurlar ve Türkis Noyan, Can Yayınları, roman, 142 sayfa

 

Ünlü Alman oyun yazarı ve şair Friedrich Schiller’in tek roman denemesi olan ‘Hayaletgören’, Venedik’te bir Alman prensinin yaşadığı sıradışı olaylara dayanır. İçine kapanık ve melankolik bir insan olan prens, ülkesinden ayrılarak, kimsenin kendisini tanımadığı Venedik’e gelir. Fakat bu şehir, kısa bir süre sonra prensi baştan çıkaracak; onu gizemli olayların içine çekecektir. Artık prensin sessiz sakin bir hayat yaşaması mümkün değildir. Schiller’in, okültizm, spiritizma, ruh çağırma motifleriyle zenginleştirdiği romanı, kendisinden sonraki yazarlar tarafından edebiyat sahnesine sıklıkla taşınmasıyla, öncü bir eser olarak kabul ediliyor.

David Mitchell – Bulut Atlası (2011)

  • BULUT ATLASI, David Mitchell, çeviren: Bilge Gündüz, Doğan Kitap, roman, 639 sayfa

 

David Mitchell ‘Bulut Atlası’ ile, farklı karakterlerinin hikâyelerini geniş bir zaman dilimine yaydığı bir kurguyla karşımıza çıkıyor. Bir kıyamet anlatısı olarak düşünülebilecek roman, 1850’den başlayarak, bilimin ve uygarlığın çöktüğü bilinmeyen bir geleceğe uzanıyor. Roman, her biri farklı dönemlerde yaşamış noter Adam Ewing, besteci Robert Frobisher, gazeteci Luisa Rey, yayıncı Timoty Cavendish, garson kız Somni ve genç yerli Zachry’den oluşan karakterlerinin yaşadıklarını, farklı bir dil, üslup ve teknikle anlatırken, bu karakterleri ortak bir olayda buluşturuyor. Romanın, İngiltere’de iki prestijli ödül kazandığını da belirtelim.

Roda Uyanık – İşrak’ûl Kebir (2011)

  • İŞRAK’ÛL KEBİR, Roda Uyanık, Avesta Yayınları, roman, 349 sayfa

 

‘İşrak’ûl Kebir’, Roda Uyanık’ın ilk kitabı. Kendisini kutluyoruz. Uyanık burada, başkahramanı Şewn’in, olağanüstü güçlere sahip bir kitap ile yüzüğün izini sürüşünü hikâye ediyor. Gördüğü bir rüya aracılığıyla Şewn, eski bir konağın içine gömülmüş bir kitap ile Diyarbakır surlarına gizlenmiş zümrüt yeşili bir yüzüğe ulaşır. Fakat bu keşif, genç kadının hayatını tehlikeye atar. Zira kitap ile yüzük olağanüstü güçler barındırmakta ve kötü niyetli kişiler, bunları ele geçirmeye çalışmaktadır. Kendisini, Diyarbakır-İsfahan arasında süren bir kovalamaca içinde bulan Şewn, çocukluk aşkı Zend’in yardımıyla hayatta kalmaya çalışacaktır.

John Wray – Dipteki Çocuk (2011)

  • DİPTEKİ ÇOCUK, John Wray, çeviren: İmge Tan, Everest Yayınları, roman, 327 sayfa

 

John Wray ‘Dipteki Çocuk’ta, şizofren bir çocuğun, trenlerle garip ilişkisini hikâye ediyor. Romanın başkahramanı, şizofreni tanısıyla özel bir okulda kalan on altı yaşındaki William Heller’dır. Trenlere aşırı derecede tutkun olan Heller, günün birinde bulunduğu okuldan kaçarak, New York Metro istasyonuna girer. Metronun karanlık dünyasını yeryüzüne tercih eden ve bu nedenle “dipteki çocuk” olarak tanımlanan Heller, kentin altında kurulduğu söylenen mitolojik şehri aramaya koyulur. Genç adamın gerçek ve hayallerle iç içe geçmiş dünyasını anlatan romanın, hem bir dedektiflik hikâyesi, hem de bir fantastik kurgu olduğunu söyleyebiliriz.

China Miéville – Perdido Sokağı İstasyonu (2011)

  • PERDIDO SOKAĞI İSTASYONU, China Miéville, çeviren: Güler Siper, Yordam Kitap, roman, 736 sayfa

China Miéville’in, bilim kurgu / fantastik romanı ‘Perdido Sokağı İstasyonu’, çete savaşlarının yaşandığı gerçeküstü bir dünyayı hikâye ediyor. Roman, Yeni Crobuzon adlı bir kentte geçer. Dünyanın merkezi olan bu kentte insanlar, Tekraryapımlar ve sıra dışı ırklar bir arada yaşamaktadır. Fakat bu ülke, aynı zamanda güçlü olanların güçsüz olanları, olabildiğince acımasız yöntemlerle baskı altına aldığı bir cehennemdir. Yaklaşık bin yıldır parlamento ve onun eli kırbaçlı milisleri; işçileri, askerleri ve sanatçıları ezmektedir. Bu esnada, bütün kente dehşet saçan bir yaratık peyda olmuştur. Yaratık, kentin tüm düzenini alaşağı edecektir.