Frédéric Gros — Utanç Devrimci Bir Duygudur (2026)

Frédéric Gros’nun bu kitabı, utanç duygusunu yalnızca bireysel bir psikolojik deneyim olarak değil, aynı zamanda güçlü bir ahlaki ve siyasal duygu olarak ele alıyor. Karl Marx’ın utanç devrimci bir duygudur sözünden hareketle Gros, modern toplumlarda utancın çoğu zaman bastırılan veya saklanması gereken bir duygu gibi görüldüğünü, oysa bu duygunun adaletsizlikleri fark etmemizi sağlayan önemli bir bilinç kaynağı olabileceğini savunuyor. Ona göre insan, başkalarının acısı karşısında ya da haksızlıkların parçası olduğunu fark ettiğinde utanç duyabiliyor ve bu duygu bireyi düşünmeye, sorgulamaya ve harekete geçmeye yöneltebiliyor. Bu nedenle Gros, utancın yalnızca kişisel bir zayıflık değil, toplumsal dönüşümü tetikleyebilecek devrimci bir duygu olduğunu vurguluyor.

‘Utanç Devrimci Bir Duygudur’ (‘La honte est un sentiment révolutionnaire’), utanç duygusunun farklı biçimlerini ayrıntılı biçimde inceliyor. Gros, bireyin kendi eylemlerinden kaynaklanan utanç ile başkalarının maruz kaldığı adaletsizlikler karşısında hissedilen ahlaki utanç arasında önemli bir ayrım yapıyor. Özellikle savaşlar, yoksulluk, ayrımcılık ve toplumsal eşitsizlik gibi durumlarda ortaya çıkan bu kolektif utanç duygusunun insanların sorumluluk hissetmesine yol açabileceğini söylüyor. Bu duygu bireyin yalnızca kendisiyle ilgili bir değerlendirme yapmasını sağlamıyor; aynı zamanda toplumsal düzenin adaletsiz yönlerini görmesine de yardımcı oluyor. Böylece utanç, pasif bir duygudan çok etik bir uyanışın başlangıcı hâline geliyor.

Gros kitabın genelinde utancın politik potansiyelini tartışıyor. Ona göre tarih boyunca birçok toplumsal hareket, insanların haksızlıklar karşısında duyduğu utanç ve vicdan rahatsızlığından güç alıyor. Utanç, bireyi yalnızca kendini eleştirmeye değil, aynı zamanda dünyayı değiştirmeye yönelik bir sorumluluk almaya da çağırıyor. Gros bu nedenle utancı devrimci bir duygu olarak tanımlıyor. Kitap, duyguların siyasal düşünce içindeki rolünü yeniden değerlendiren bir yaklaşım sunuyor ve ahlaki duyarlılığın toplumsal değişimde nasıl etkili olabileceğini göstermesi bakımından önemli bir felsefi tartışma ortaya koyuyor.

Frédéric Gros — Utanç Devrimci Bir Duygudur
Çeviren: Olcay Kunal • Yapı Kredi Yayınları
Felsefe • 144 sayfa • 2026

Helen Lewis — Deha Denen Mit (2026)

Helen Lewis bu kitabında “deha” fikrinin masum bir övgü değil, tarihsel olarak inşa edilmiş ve çoğu zaman tehlikeli sonuçlar doğuran bir mit olduğunu savunuyor. ‘Deha Denen Mit’ (‘The Genius Myth’), ilk “büyük adam” biyografilerinden 18. yüzyıldaki “acıların dâhisi” romantizmine, oradan 19. yüzyıl sonundaki IQ takıntısına uzanan bir soy kütüğü çıkarıyor. Böylece dehanın doğal bir kategori değil, kültürel ve ideolojik bir kurgu olduğunu gösteriyor.

Lewis’e göre deha mitinin zehirli yanı, büyük başarıyı yetenek, şans ve emek bileşimi olarak görmek yerine bunu “üstün insan” fikrine dönüştürmesi. Bir alandaki başarı, o kişinin siyaset, etik ya da toplum üzerine her konuda daha yetkin olduğu yanılsamasını besliyor. Oysa kamusal aydın olarak görülen birçok figürün sıradan, hatta bilgisiz kanaatleri olabiliyor. Kitap bu kopuşu, yani uzmanlık ile “üstünlük” arasındaki kaymayı eleştiriyor.

Eserin önemli bir bölümü IQ testlerinin tarihine ayrılıyor. Lewis, IQ’nun sözde hassas ölçüm iddiasının toplumsal değeri tek boyutlu bir zekâ skalasına indirgediğini savunuyor. IQ’su 140 olan birinin kanaatinin 139 olandan niteliksel olarak üstün olduğunu varsaymanın bilimsel temeli olmadığını vurguluyor. Bu ölçüm kültürü, “özel insanlar” fikrini kurumsallaştırıyor ve eşitsizlikleri meşrulaştırabiliyor.

İkinci kısımda sanat dünyası, biyografi filmleri ve miras vakıfları üzerinden deha anlatılarının nasıl üretildiği inceleniyor. Ressamlar ve bilim insanları örneğinde, başarı hikâyelerinin arkasındaki destek ağları görünmez kılınırken tekil kahraman figürü yüceltiliyor. Hatta kimi zaman ortalama bir başarı bile, hazır deha kalıplarına uyduğu için efsaneleştirilebiliyor.

Lewis son olarak teknoloji dâhisi modeline yöneliyor. Elon Musk ile Thomas Edison arasında kurduğu paralellik, bireyden çok kültürü işaret ediyor. “Menlo Park Büyücüsü”nden Mars hayalleri kuran girişimciye uzanan çizgide değişmeyen şey, toplumun bazı figürleri “özel insan” kategorisine yerleştirme arzusu oluyor. Kitap, bu mitin cazibesini çözümlerken, ona kapılmanın siyasal ve kültürel risklerini görünür kılıyor.

Helen Lewis — Deha Denen Mit: İsyancıların, Canavarların ve Kural Tanımazların Tehlikeli Cazibesi
Çeviren: Ali Karatay • Yapı Kredi Yayınları
İnceleme • 312 sayfa • 2026

Diane Fortenberry, Tom Melick — Tarih Boyunca Sanat (2026)

Diane Fortenberry ve Tom Melick’in bu çalışması, sanat tarihini doğrusal ve Batı merkezli bir ilerleme anlatısı yerine küresel ve eşzamanlı bir perspektifle ele alıyor. Kitap, mağara resimlerinden çağdaş enstalasyonlara uzanan geniş bir zaman aralığında farklı coğrafyalardaki sanat üretimlerini yan yana getirerek, tarihin tek merkezli değil çok odaklı olduğunu gösteriyor.

Eserin esas katkısı, sanat akımlarını yalnızca kronolojik bir sırayla dizmek değil, aynı dönemlerde dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıkan estetik arayışları karşılaştırmalı biçimde sunması. Böylece Rönesans Avrupa’sındaki gelişmeler ile aynı yüzyılda Asya, Afrika ya da Amerika kıtasındaki üretimler arasında paralellikler ve farklar görünür hâle geliyor. Bu yöntem, “merkez–çevre” hiyerarşisini sorguluyor.

‘Tarih Boyunca Sanat: Dünya Sanat Tarihinde Üsluplar ve Akımlar’ (‘Art in Time: A World History of Art and Movements’), sanat hareketlerini toplumsal, politik ve kültürel bağlamlarıyla birlikte değerlendiriyor. Sömürgecilik, ticaret ağları, dinî dönüşümler ve teknolojik yenilikler sanat üretimini şekillendiren dinamikler olarak ele alınıyor. Böylece sanat tarihi, yalnızca üslup değişimlerinin değil, küresel etkileşimlerin ve güç ilişkilerinin de tarihi olarak okunuyor.

Zengin görsel malzemeyle desteklenen anlatı, okuyucuyu farklı dönemler arasında düşünsel sıçramalar yapmaya davet ediyor. Aynı zaman diliminde farklı kıtalarda üretilmiş eserleri yan yana görmek, sanatın evrensel sorulara yerel cevaplar verdiğini ortaya koyuyor.

Kitap, sanat tarihini daha kapsayıcı ve bağlantısal bir çerçevede düşünmek isteyenler için kapsamlı bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor. Fortenberry ve Melick, sanatı tek bir çizgi üzerinde ilerleyen bir hikâye olarak değil, zaman içinde birbirine temas eden çoklu anlatılar bütünü olarak konumlandırıyor.

Diane Fortenberry, Tom Melick — Tarih Boyunca Sanat: Dünya Sanat Tarihinde Üsluplar ve Akımlar
Çeviren: Dilek Şendil, Süreyyya Evren • Yapı Kredi Yayınları
Sanat Tarihi • 368 sayfa • 2026

Hüseyin Azmi — İttihatçı Polis Müdürü Azmi Bey’in Gurbet Günlükleri (2026)

Bu eser, Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüşü ile Cumhuriyet’e giden yol arasındaki en kırılgan dönemi, iktidarı kaybetmiş bir bürokratın gözünden izleme imkânı sunuyor. İttihat ve Terakki’nin önde gelen isimlerinden biri olan Hüseyin Azmi Bey’in 1918–1921 yılları arasında tuttuğu günlükler, yenilginin hemen sonrasında yaşanan sürgün, belirsizlik ve arayış hâlini doğrudan tanıklıkla kayda geçiriyor. Metinler, siyasal bir kuşağın dağılma anını içeriden bir sesle belgeliyor.

Mondros Mütarekesi’nin ardından yurtdışına çıkan Azmi Bey, Rusya’dan Almanya’ya, İtalya’dan Afganistan’a uzanan geniş bir coğrafyada hem kendi kaderini hem de İttihatçı liderlerin yön arayışlarını yazıya döküyor. Günlükler, Mütareke döneminde yurtdışındaki İttihatçı faaliyetlerine dair nadir ve birinci elden bilgiler içeriyor. Millî Mücadele ile kurulan temaslar, liderler arasındaki görüş ayrılıkları ve yeni siyasal ihtimaller, olayların sıcaklığı içinde aktarılıyor.

Ancak bu metinler yalnızca siyasal tarihe ışık tutmuyor. Azmi Bey’in satırlarında, sürgündeki bir Osmanlı aydınının ruh hâli, iç hesaplaşmaları ve hayal kırıklıkları da belirgin biçimde hissediliyor. Ailesinden uzak kalmış bir babanın kişisel acıları, vatan ve sorumluluk düşüncesiyle iç içe geçiyor. Günlükler, büyük ideallerin yanı sıra bireysel kırılganlığı da görünür kılıyor.

Aynı zamanda Azmi Bey’in bulunduğu ülkelerdeki savaş sonrası siyasal, toplumsal ve ekonomik sarsıntılara dair gözlemleri, dönemin küresel atmosferini anlamaya katkı sağlıyor. Bu yönüyle eser, yalnızca Türkiye tarihine değil, bir Osmanlı aydınının dünyayı kavrama biçimine dair de zengin bir perspektif sunuyor. Arşiv belgeleri ve sonradan kaleme alınmış hatıratlarla karşılaştırıldığında, günlüklerin anlık duygu ve düşünceleri yansıtma gücü, bu çalışmayı yakın dönem tarihinin en özgün ve güvenilir kaynaklarından biri haline getiriyor.

Hüseyin Azmi — İttihatçı Polis Müdürü Azmi Bey’in Gurbet Günlükleri (1918–1921)
Hazırlayan: Serkan Erdal, Asaf Özkan, Sebile Yıldız Aybak • Yapı Kredi Yayınları
Günlük • 264 sayfa • 2026

Zainab Bahrani — Mezopotamya: Eskiçağ Sanatı ve Mimarisi (2025)

Zainab Bahrani’nin bu çalışması, Mezopotamya sanatını ve mimarisini estetik nesneler toplamı olarak değil, toplumsal, siyasal ve düşünsel dünyayla iç içe geçmiş bir kültürel pratik olarak ele alıyor. Bahrani, Sümerlerden Asur ve Babil uygarlıklarına uzanan geniş bir zaman aralığında üretilen görsel formların, iktidar ilişkilerini, dinsel inançları ve toplumsal hiyerarşileri nasıl kurduğunu ve görünür kıldığını inceliyor.

‘Mezopotamya: Eskiçağ Sanatı ve Mimarisi’ (‘Mesopotamia: Ancient Art & Architecture’), heykeller, rölyefler, silindir mühürler, saraylar, tapınaklar ve kent planları üzerinden Mezopotamya görsel kültürünün temel ilkelerini çözümlüyor. Bahrani, bu eserlerin “temsili” gerçekliği yansıtmaktan çok, onu üreten ve düzenleyen bir işlev gördüğünü vurguluyor. Görüntü, mimari ve yazı arasındaki ilişkiyi birlikte düşünerek, sanatın ritüel, siyaset ve gündelik yaşamla nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.

Bahrani, Batı sanat tarihinin kullandığı estetik ölçütlerin Mezopotamya sanatını anlamakta yetersiz kaldığını savunuyor. Perspektif, natüralizm ya da bireysel sanatçı fikri yerine, tekrar, hiyerarşik ölçek, sembolik düzen ve kolektif üretim gibi kavramları merkeze alıyor. Böylece Mezopotamya sanatının kendine özgü görme ve anlam üretme biçimlerini açığa çıkarıyor.

Kitap, antik Yakın Doğu sanatını modern kategorilerle sınırlamadan okumayı öneren eleştirel bir çerçeve sunuyor. Kitap, sanat tarihi, arkeoloji ve kültürel çalışmalarla ilgilenen okurlar için, Mezopotamya’nın görsel dünyasını tarihsel bağlamı içinde derinlikli ve bütüncül biçimde anlamayı mümkün kılıyor.

Zainab Bahrani — Mezopotamya: Eskiçağ Sanatı ve Mimarisi
Çeviren: Aymesey Albay • Yapı Kredi Yayınları
Sanat • 320 sayfa • 2025

Vid Simoniti – Dünyayı Baştan Yaratan Sanatçılar (2025)

Vid Simoniti’nin bu kitabı, güncel sanatın dünyayı yeniden düşünme kapasitesini merkeze alırken, kişisel deneyimlerden politik çözümlemelere uzanan geniş bir çerçeve kuruyor. Simoniti gençlik yıllarında karşılaştığı sarsıcı sanat deneyimlerinin, gündelik hayatın içinde saklı yeni gerçeklikleri açığa çıkarma gücüne sahip olduğunu hatırlıyor ve bu başlangıç noktasını, sanatın dünyayı dönüştürme iddiasını anlamak için kullanıyor. ‘Dünyayı Baştan Yaratan Sanatçılar: Bir Güncel Sanat Manifestosu’ (‘Artists Remake The World: A Contemporary Art Manifesto’), sanatın yalnızca tuhaflık yaratma peşinde olmadığını; aksine topluma, krize ve politik statükoya alternatif bakışlar sunduğunu savunuyor.

Simoniti, güncel sanatın mülteci deneyimlerinden madencilik sömürüsüne, yapay zekâdaki ırksal yanlılıktan dijital kapitalizmin iktidar yapılarına kadar uzanan geniş bir gündemi yeniden çerçevelediğini gösteriyor. Bu yaklaşımda sanat, gazetecilik ya da akademinin alanına sıkışmadan, politik duyarlılığı estetik deneyimle birleştiren özgün bir düşünme biçimi olarak konumlanıyor. Bununla birlikte güncel sanatın hem politikleşmiş hem de erişimi zor, zaman zaman elitist görünen yapısı bir paradoks yaratıyor: Sanat politik süreçlere bu kadar bağlıyken, toplumsal müdahalelerinin sınırı nerede başlıyor?

Kitap bu soruyu kamusal tartışma, eylem ve toplulukla ilişkili sanat biçimleri üzerinden inceliyor. Hakikat üretimine odaklanan araştırma temelli işler, katılımcı projeler ve sanatsal aktivizm arasındaki geçişkenliği analiz ederek güncel sanatın politik alanlarda nasıl yeni imkânlar yarattığını ortaya koyuyor.

Okuru, iklim krizi, sosyal adalet gibi konuları ele alan sanat eserleri üzerinden Ai Weiwei, Olafur Eliasson, Wangechi Mutu, Naomi Rincón-Gallardo ve Hito Steyerl’in aralarında olduğu sanatçıları keşfetmeye çağıran Simoniti’nin çalışması, sanatın dünyayı yalnızca temsil eden değil, düşünme ve eyleme biçimlerini dönüştüren bir güç taşıdığını savunduğu için güncel sanat kuramı alanında önemli bir yer edinmeye aday.

  • Künye: Vid Simoniti – Dünyayı Baştan Yaratan Sanatçılar: Bir Güncel Sanat Manifestosu, çeviren: Akın Emre Pilgir, Yapı Kredi Yayınları, sanat, 216 sayfa, 2025

Timur Kuran – Ertelenen Özgürlükler (2025)

Timur Kuran bu çalışmasında, İslam hukukunun tarihsel mirasının Orta Doğu toplumlarında siyasal özgürlüklerin kurumsallaşmasını nasıl geciktirdiğini ele alıyor. Yazar, sorunu kültürel bir özcülük üzerinden değil, kurumsal yapılanmalar üzerinden değerlendiriyor ve şeriat temelli düzenin ekonomi, hukuk ve siyaset alanlarında baskıları yeniden ürettiğini savunuyor. Bu yapı, bireysel hakların yerleşmesini sınırlandırıyor ve anayasal gelişmenin önünde kalıcı engeller oluşturuyor.

‘Ertelenen Özgürlükler: Ortadoğu’da İslam Hukukunun Politik Mirası’ (‘Freedoms Deyaled: The Political Legacies of Islamic Law’), İslam hukukunun ticaret, miras, sözleşme ve vakıf sistemleri üzerinden toplumsal yaşamı düzenlediğini, ancak bu düzenin uzun vadede girişimciliği ve kurumsal yenilenmeyi zayıflattığını gösteriyor. Modern hukuki çerçevelerle bütünleşemeyen bu miras, siyasal çoğulculuğun gelişmesini de yavaşlatıyor ve devlet-toplum ilişkisini hiyerarşik bir zeminde tutuyor.

Yazar, Osmanlı ve diğer İslam toplumlarında görülen gecikmenin kader olmadığını, Batı’da yaşanan kurumsal dönüşümlerin sonucunda özgürlüklerin daha erken kökleştiğini belirtiyor. Eğitim, mülkiyet ve temsil mekanizmalarının farklı evrim izlemesi, iki dünya arasındaki siyasal açı farkını derinleştiriyor. Bu durum, modernleşme süreçlerinde eşitsiz bir ilerleme yaratıyor.

Eser, özgürlük fikrinin yalnızca ideolojik değil, kurumsal altyapıya bağlı olduğunu vurguluyor ve hukuki geleneklerin siyasal kültürü nasıl biçimlendirdiğini ortaya koyuyor. Kuran, gecikmiş özgürlüklerin tarihsel nedenlerini çözümleyerek günümüz reform tartışmalarına eleştirel bir zemin sunuyor ve İslam dünyasında demokratikleşmenin önkoşullarını daha berrak biçimde okumayı sağlıyor.

  • Künye: Timur Kuran – Ertelenen Özgürlükler: Ortadoğu’da İslam Hukukunun Politik Mirası, çeviren: Mustafa Batman, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 560 sayfa, 2025

Sean McMeekin – Dünyayı Alaşağı Etmek (2025)

Sean McMeekin bu eserinde, komünizmin yirminci yüzyılın başından günümüze kadar izlediği inişli çıkışlı serüveni ele alıyor. ‘Dünyayı Alaşağı Etmek: Komünizmin Yükselişi, Düşüşü ve Yeniden Yükselişi’ (‘To Overthrow the World: The Rise and Fall and Rise of Communism’), 1917 Bolşevik Devrimi ile başlayan süreci yalnızca Sovyetler Birliği bağlamında değil, küresel ölçekte değerlendiriyor. McMeekin, komünizmin devrimci ideallerle ortaya çıkışını, işçi sınıfına ve sömürge halklara vaat ettiği eşitlikçi düzeni vurgularken, aynı zamanda bunun nasıl totaliter rejimlere dönüştüğünü de ayrıntılarıyla inceliyor.

Anlatıda Stalin döneminin baskısı, Mao’nun Çin’deki kültürel devrimi, Doğu Avrupa’daki baskıcı yönetimler ve Küba gibi farklı coğrafyalardaki deneyimler üzerinden komünizmin farklı yüzleri gösteriliyor. McMeekin, özellikle Soğuk Savaş yıllarında ideolojinin nasıl hem bir umut kaynağı hem de bir korku unsuru olduğunu ortaya koyuyor. 1989 ve 1991’de Doğu Bloku’nun ve Sovyetler Birliği’nin çöküşü, ideolojinin nihai sonu gibi görülse de yazar komünizmin tamamen yok olmadığını belirtiyor.

Kitapta günümüzde Latin Amerika’da, Asya’nın bazı bölgelerinde ve Batı’daki radikal hareketlerde komünist düşüncenin hâlâ etkili olduğu anlatılıyor. McMeekin, ideolojinin değişen dünyada farklı biçimlerde yeniden ortaya çıkışını, ekonomik krizler, eşitsizlik ve toplumsal adalet arayışıyla ilişkilendiriyor. Ona göre komünizm, tarihsel olarak başarısızlığa uğramış görünse de hâlâ dünya siyasetine yön verebilecek bir düşünsel miras taşıyor. Böylece eser, ideolojinin yükselişini, çöküşünü ve günümüzdeki yankılarını bir bütünlük içinde sunuyor.

  • Künye: Sean McMeekin – Dünyayı Alaşağı Etmek: Komünizmin Yükselişi, Düşüşü ve Yeniden Yükselişi, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 368 sayfa, 2025

André Green – Bir Psikanalistin (Neredeyse) Serbest Çağrışımları (2025)

André Green’in bu kitabı, psikanalizin önde gelen isimlerinden biriyle yapılmış uzun soluklu söyleşilerden oluşuyor. Bu metin, yalnızca Green’in düşüncelerini değil, aynı zamanda psikanalizin yirminci yüzyıldaki gelişimini, Freud sonrası açılımları ve klinik deneyimin teorik yansımalarını da ortaya koyuyor. Kitap boyunca Green, kendi entelektüel yolculuğunu ve psikanalize kattığı özgün kavramları samimi bir dille aktarıyor.

Green’in “ölü anne kompleksi”, “negatif” ve “boşluk” gibi kavramları ele alınırken, bunların hem klinik pratikte hem de insan psikolojisinin derinliklerinde nasıl işlediği tartışılıyor. Yazar, duygusal deneyimlerin, temsil edilemeyen travmaların ve bilinçdışının yapılarına dair düşüncelerini açıyor. Ayrıca psikanalizin edebiyat, sanat ve felsefeyle kurduğu çok katmanlı ilişkiler de söyleşilerde öne çıkıyor.

‘Bir Psikanalistin (Neredeyse) Serbest Çağrışımları: Maurice Corcos ile Söyleşiler’ (‘Associations (presque) libres d’un psychanalyste: entretiens avec Maurice Corcos’), yalnızca teorik değil, aynı zamanda kişisel bir tanıklık niteliği de taşıyor. Green, mesleki yaşamının dönüm noktalarını, karşılaştığı zorlukları ve psikanalitik camiadaki tartışmaları anlatırken, okuyucuya psikanalizi yaşayan, dönüştüren bir düşünürün bakış açısını sunuyor. Corcos’un soruları, Green’in karmaşık fikirlerini açığa çıkararak onları daha erişilebilir kılıyor.

Sonuçta bu eser, psikanalize ilgi duyan okurlar için bir düşünce atlası niteliği taşıyor. Green’in bireysel serüveni, Freud’dan Lacan’a uzanan geniş bir çerçeve içinde psikanalizin bugünkü sorunlarını ve gelecekteki yönelimlerini tartışmaya açıyor.

  • Künye: André Green – Bir Psikanalistin (Neredeyse) Serbest Çağrışımları: Maurice Corcos ile Söyleşiler, çeviren: Cansu Güney, Yapı Kredi Yayınları, psikanaliz, 280 sayfa, 2025

Martin Heidegger – Der Spiegel Söyleşisi (2025)

Bu kitap, Martin Heidegger’in ölümünden sonra yayımlanması koşuluyla verdiği uzun söyleşiyi içeriyor. ‘Der Spiegel Söyleşisi (23 Eylül 1966)’ (‘Spiegel-Gespräch mit Martin Heidegger (23 September 1966)’), Heidegger’in düşünsel mirasını ve 20. yüzyıl felsefesine bakışını anlamak için temel kaynaklardan biri kabul ediliyor. Söyleşide filozof, Nazi dönemiyle ilişkisi, teknolojinin modern dünyadaki rolü, felsefenin geleceği ve insanın varlıkla kurduğu temel bağ üzerine kapsamlı görüşlerini dile getiriyor. Heidegger, geçmişteki politik tercihlerine dair soruları yanıtlarken, düşüncesini belirli bir ideolojiye indirgemeye karşı çıkıyor. Bunun yerine, çağın krizlerini varlığın unutuluşu ve teknik aklın hâkimiyeti bağlamında yorumluyor.

Metnin önemli odaklarından biri teknoloji oluyor. Heidegger, teknolojinin sadece araçsal bir olgu değil, dünyayı açığa çıkarma biçimi olduğunu savunuyor. Modern çağda bu açığa çıkarmanın tehlikeli bir tek yönlülüğe dönüştüğünü ve insanın özgür düşünme kapasitesini tehdit ettiğini söylüyor. Yine de insanın bu kaderi sorgulama gücüne sahip olduğunu belirtiyor. Felsefenin görevi, varlığın unutuluşunu fark ettirmek ve düşünmeyi yeniden başlatmak olarak tanımlanıyor.

Heidegger ayrıca Batı felsefesinin köklerine dönme çağrısı yapıyor. Platon’dan Nietzsche’ye uzanan geleneğin, varlığı hep belirli kategorilerle kavramaya çalıştığını, bu yüzden varlığın kendisinin gözden kaybolduğunu dile getiriyor. Ona göre düşünce, metafizik çerçeveden kurtularak varlığın sorusunu yeniden gündeme getirmeli.

Söyleşi boyunca Heidegger, hem kişisel hem de entelektüel anlamda hesaplaşmalarını ortaya koyuyor. Bu metin, modern dünyanın krizlerini anlamak isteyen okura hâlâ güçlü sorular yöneltiyor ve felsefeyi yaşamın merkezinde konumlandırıyor.

  • Künye: Martin Heidegger – Der Spiegel Söyleşisi (23 Eylül 1966), çeviren: Kaan H. Ökten, Yapı Kredi Yayınları, felsefe, 56 sayfa, 2025