Hélène L’Heuillet – Gecikmeye Övgü (2022)

Sürekli acele ettiğimiz halde, paradoksal olarak yine de hiçbir yere, hiçbir işe yetişemiyoruz.

Hélène L’Heuillet, bugün tam bir saplantıya dönüşmüş her yere ve her şeye geç kalmak korkusunu irdeleyerek hayatı nasıl ıskaladığımızı gözler önüne seriyor.

Herkesin herkesle savaşınnı artık yalnızca mekânları, bölgeleri, sınırları değil, zamanı da kapsadığını söyleyen L’Heuillet, her güç ilişkisinin bir zaman ilişkisi olduğunu, iktidarın zamansal açıdan imkânsızı talep etme kapasitesiyle ölçüldüğünde, yeni bir şiddet biçimi uyguladığını belirtiyor.

Yazara göre bunun aksine gecikme, zamansallığı bize hem kaotik hem de sevinçli bir biçimde yaşatan çok özel bir ruhsal deneyimdir.

Zira geç kaldığımızda, bunun çok da bilincinden olmasak da, kendimizi başkaldırmış olarak görürüz.

‘Gecikmeye Övgü’, çocuklukta ısrar etmek, uykusuzluk, annelik, çalışma yaşamının katı kuralları gibi olgular üzerinden zaman(sızlığ)ın hissedilen yüzlerini tasvir ediyor ve hayatı daha iyi anlamak için geç kalmaya davet ediyor bizi.

  • Künye: Hélène L’Heuillet – Gecikmeye Övgü: Zaman Nereye Gitti?, çeviren: Şehsuvar Aktaş, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 104 sayfa, 2022

Kolektif – Topraktan Sofraya Sakarya Mutfağı (2021)

Sakarya özelinde yemek ve kültür arasındaki ilişkiye, bu ilişkiden doğan çeşitli etkileşimlere tarihsel bir perspektiften bakan dört dörtlük bir yemek antropolojisi.

Kitabın ilk bölümünde Arif Bilgin tarafından yazılan “Osmanlı Döneminde Adapazarı ve çevresinde Gıda Üretimi ve Tüketimi” başlıklı yazıda arşiv belgelerinden, defterlerden, seyyahların notlarından okuyoruz.

Örneğin Adapazarı’nın ilk patatesini, ilk kuşkonmazını, Sapanca Gölü etrafındaki karpuz ve kavun bostanlarını…

İkinci bölümde Suavi Aydın tarafından yazılan “Sakarya İli Kırsalının Kültürel Çeşitliliğine Dair Bir Envanter Çalışması: “Yetmiş İki Buçuk Millet Bir Arada” başlıklı yazıda, Sakarya Mutfağını şekillendiren göçlerin tarihini okuyoruz.

Osmanlı arşivinden, çeşitli derlemelerden faydalanarak desteklediği saha çalışmasından

Sakarya mutfağına biçim veren iskân tarihini öğreniyoruz.

Envanter çalışmasında ise güncel veriler ayrıntılı olarak listelenmiş durumda.

“Sakarya İli Damak Hafızası” başlıklı üçüncü bölümde ise, yeni kuşakların bugün belki hiç tadına varamayacağı yemekler, oturamayacağı sofralar sözlü tarih yöntemiyle aktarılıyor.

Yemek ve mutfak kültürünün bütün belirleyicilerle el ele, değişerek yaşamaya devam ettiğini gösteren örneklerle dolu olan bu çalışma, okurunu, “bereketli topraklar”da, insana bağlı, insanla gelişen, insan emeği ve sevgisiyle kurulmuş “bereketli sofralar”a buyur ediyor.

  • Künye: Kübra Sultan Yüzüncüyıl, Aynülhayat Uybadın, Arif Bilgin ve Suavi Aydın – Topraktan Sofraya Sakarya Mutfağı: Bir Yemek Antropolojisi, Yapı Kredi Yayınları, yemek, 600 saya, 2021

Kolektif – Bizans Dönemi’nde Anadolu (2021)

 

Bizans İmparatoru II. Theodoros Laskaris, Anadolu’ya “Kutsal diyar, anam, Anadolu!” demişti.

Konusunda uzman yerli ve yabancı Bizantologların yazdığı 32 makale barındıran bu harika çalışma da, hem Bizans kültürünün hem daha özelinde Bizans Anadolusu’nun kapsamlı bir sunumunu yapıyor.

İmparator I. Theodosius’un 395 yılında ölümünden sonra, Manş Denizi kıyılarından İran sınırına kadar uzanan geniş Roma toprakları batı ve doğu olarak ikiye ayrılır.

Her ne kadar imparatorluğun batı parçası 5. yüzyılın ikinci yarısında tarihe karışsa da, Roma İmparatorluğu varlığını doğudaki topraklarında 1453 yılına kadar sürdürür.

Başkenti Roma’dan Byzantion kentine (yeni adıyla Konstantinopolis’e) taşınan, zaman içerisinde Hıristiyanlaşan bu imparatorluk için “Bizans” adı, ilk kez 16. yüzyılda Alman hümanist ve filolog Hieronymus Wolf tarafından kullanılmış, 19. yüzyıl ve sonrasında bu terim yaygınlaşmıştı.

Ancak, bu kitapta bahsedilen insanlar kendilerini hep “Romalı”, devletlerini de “Roma İmparatorluğu” olarak adlandırmış; komşuları da onları “Romalılar” olarak bilmişti.

Yaklaşık 11 yüzyıl boyunca varlığını sürdüren Bizans İmparatorluğu, Anadolu’da en uzun süre hüküm süren devletlerden biri oldu.

Ağırlıklı olarak Yunanca konuşulan ve Hıristiyan olan Bizans dünyasının coğrafi, beşerî ve ekonomik beşiği Anadolu’dur.

On dördüncü yüzyıl itibarıyla Anadolu’nun kaybedilmesi, kısa sürede imparatorluğun sonunu getirmiştir.

On üçüncü yüzyılın ortasında İmparator II. Theodoros Laskaris’in, mektuplarından birinde Anadolu’ya “Kutsal diyar, anam, Anadolu!” diye seslenmesi, bu toprakların imparatorluk için ne denli yaşamsal olduğunu gösteriyor.

Türkçe ve İngilizce yayımlanan bu kitap, konusunda uzman yerli ve yabancı Bizantologların yazdığı 32 makale aracılığıyla hem Bizans kültürünün hem daha özelinde Bizans Anadolusu’nun bir sunumunu yapıyor.

Siyasi, bürokratik, askeri, iktisadi ve dini hayat hakkındaki makaleler, devlet aygıtı ve toplumsal yapı üzerine eğilirken; edebiyat, sağlık, sanat ve maddi izler temalı makaleler, gündelik hayatla ilgili değerli bilgiler sunuyor.

Kitabın son bölümünde okuyucu, Bizans Anadolusu’nun farklı bölgelerine odaklanan makaleler üzerinden tarihsel bir yolculuğa davet ediliyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: John F. Haldon, Johannes Koder, Peter Schreiner, Nikos D. Kontogiannis, Michael Featherstone, Siren Çelik, Cécile Morrisson, Oğuz Tekin, Luca Zavagno, Michael R. Jones, Alice-Mary Talbot, Ayça Tiryaki Türkmenoğlu, Andreas Külzer, Philipp Niewohner, Ingela Nilsson, Stephanos Efthymiadis, Buket Kitapçı Bayrı, Brigitte Pitarakis, Suna Çağaptay, Özgü Çömezoğlu Uzbek, Meryem Acara Eser, Neslihan Asutay Effenberger, Şebnem Dönbekçi, Mustafa Sayar, Klaus Belke, France-Mary Auzépy, James Crow, Yelda Olcay Uçkan, Seçkin Evcim, Tolga B. Uyar, Mustafa Sayar, Koray Durak ve Emilio Bonfiglio.

  • Künye: Kolektif – Bizans Dönemi’nde Anadolu, hazırlayan: Engin Akyürek ve Koray Durak, çeviren: Yiğit Adam, Deniz Sever Georgousakis ve G. Bike Yazıcıoğlu, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 496 sayfa, 2021

Anthony Kaldellis ve Niketas Siniossoglou – Bizans’ın Entelektüel Tarihi (2021)

Bizans kendi döneminde komşuları için önde gelen bir entelektüel muhatap ve kanal olsa da, Bizans’ın entelektüel tarihi, Bizans Araştırmaları içerisinde muhtemelen en az gelişmiş alandır.

Anthony Kaldellis ve Niketas Siniossoglou’nun bu kapsamlı kitabı, nihayet bu boşluğu dolduracak değerli bir çalışma.

Kitap, Geç Antikçağ’dan 15. yüzyıla uzanan dönemde, Bizans’ta düşünce dünyasına odaklanarak entelektüel uğraşın güvenilir bir tarihini ortaya koyuyor.

Çalışmanın özünü Yunan, Hıristiyan ve Bizans düşüncesi ile kavramlarının aktarımı, dönüşümü ve değişimi oluşturuyor.

Bizans, Yunan klasikleri kanonunu muhafaza ederek bir seçki haline getirmiş ve biçimlendirmiş, bir yandan Antik Yunan düşünce dünyasıyla ilk temas noktasını oluştururken, bir yandan Ortodoks geleneği yaratmıştır.

Seçme makalelerden oluşan bu kitap, Bizans’ta bilginin yayılmasından başlayarak retorik, edebiyat, sanat ve hukuk gibi sözcük bilimlerine; astronomi ve tıp gibi dünya bilimlerine; Erken, Orta ve Geç Bizans’ta felsefe ve teoloji ile politika ve tarih alanlarına dair geniş bir perspektif sunuyor.

Bizans, kendi döneminin önemli aktörlerinden biri ve entelektüel geleneklerin büyüleyici ve eşsiz bir bileşimidir.

  • Künye: Anthony Kaldellis ve Niketas Siniossoglou – Bizans’ın Entelektüel Tarihi: Seçme Makaleler, çeviren: Ercan Ertürk, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 448 sayfa, 2021

Anthony Aveni – Yıldız Hikâyeleri (2021)

Gökyüzü, yaşamın anlamı hakkında hikâyeler anlatmak için öteden beri bir tuval vazifesi gördü.

Kozmoloji üzerine kültürel çalışmalarıyla bildiğimiz Anthony Aveni de bu harika çalışmasında, antik ve çağdaş çok sayıda kültürün tasavvur ettiği yıldız hikâyelerini irdeleyerek kozmik anlatıların doğasında var olan kültürel çeşitliliğe odaklanıyor.

Gökyüzünün farklı çağlarda ve farklı kültürlerde hayatın anlamı, kader ve gelecekle ilgili hikâyelerle birlikte anılması insanların ilgisini çekmeyi hep başarmıştır.

Yunan ve Roma mitlerinden Çin mitolojisine, kadim kâhinlerden modern falcılara varıncaya dek, bilinmezi bilmenin başrolü olmuştur gökyüzü ve yıldızlar.

Aveni, nesillerden beri sevilerek anlatılan hikâyeleri bir araya getirerek yıldızlarla dolu gökyüzünün sıra dışı bir haritasını çıkarıyor: Orion, Pleiadlar, Samanyolu’nun karanlık bulut takımyıldızları, Kutup takımyıldızlar…

Bizden önce sayısız kuşak boyunca anlatılagelen bu hikâyeler, bugün de bizler tarafından paylaşılmayı ve üzerinde düşünülmeyi çokça hak ediyor.

‘Yıldız Hikâyeleri’, hayat karşısında yaşadığımız deneyimlerin gökyüzündeki yansıması üzerine olağanüstü bir çalışma.

  • Künye: Anthony Aveni – Yıldız Hikâyeleri: Dünya Kültürlerinde Takımyıldızlar, çeviren: Erdem Gökyaran, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 152 sayfa, 2021

Kolektif – Hellenistik ve Roma Dönemlerinde Anadolu (2021)

Büyük İskender’den Geç Roma İmparatorluğu Dönemi’ne değin Anadolu coğrafyasında yaşanan siyasal ve kültürel olayları, etkilerini ve sonuçlarını geniş bir perspektiften ele alan sağlam bir çalışma.

Kitap, Büyük İskender’in Perslere karşı yürüttüğü Doğu Seferi ile başlayan ve etkileri yaklaşık 300 yıl boyunca süren Hellenistik krallıklar ve Hellenistik Dönem devam ederken MÖ 133 yılında diplomasi yoluyla Pergamon’u alan ve eyalet sistemiyle Anadolu’ya adımını atan Romalıların izlerini takip ediyor.

Her biri alanında uzman bilim insanları tarafından kaleme alınan 25 makaleden oluşan kitapta; Hellenistik ve Roma Anadolusu’nun coğrafyası, tarihi, Büyük İskender sonrası kurulan Hellenistik krallıklar, Roma’nın bu krallıklarla yürüttüğü güç ve iktidar mücadelesi, Anadolu’daki başlıca Roma kentleri ve eyalet merkezleri, sikkeleri, mimarisi kronolik bir sırayla birbirini tamamlayan makaleler eşliğinde okuyucuya aktarılıyor.

  • Künye: Kolektif – Hellenistik ve Roma Dönemlerinde Anadolu: Krallar, İmparatorlar, Kent Devletleri, hazırlayan: Oğuz Tekin, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 404 sayfa, 2021

A. Muhibbe Darga – Kazı Başkanının Karavanası (2021)

Türkiye arkeoloji tarihinin en önemli isimlerinden Muhibbe Darga, çalıştığı, başkanlık ettiği pek çok önemli kazıda öğrenci ve işçilerine kendi elleriyle yemekler yapmış.

Yakın köylerden tarifler toplamış, bunlara bildiklerini eklemiş.

İşte bu kitap da, yemek tariflerinin yanında bu büyük bilim kadınımızın anılarını da içermesiyle dikkat çekiyor.

Bu kitap anılar ve yemeklerle yüklü.

Zira kazı anıları arasında, arkeolojik bulguların heyecanına lezzeti karışan, yaşama sevincine eşlik eden yemekler hatırlıyor Darga.

Sadece kazı karavanası değil, İstanbul’da kurulan sofraları, bir zamanlar Fenerbahçe’den tutulan balıkları, çocukluktan hatırası kalan beyaz pilavı anıyor…

Reçellerse hep başrolde, tarifi kimden alındıysa onun hakkı verilerek aktarılıyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bizim hayatımızda serüvenler hiç bitmedi, bitmesin de…

Bu bir yemek kitabı mı? Bir omlet bana neler hatırlattı! Şimdi aklıma daha neler geliyor…”

  • Künye: A. Muhibbe Darga – Kazı Başkanının Karavanası: Arkeolojinin Delikanlısından Yemek Tarifleri, Yapı Kredi Yayınları, yemek, 128 sayfa, 2021

Christopher Dell – Okült, Cadılık ve Büyü (2021)

Bir nevi ezoterik bilgiler ansiklopedisi olarak da okunabilecek usta işi bir çalışma.

Christopher Dell, çarpıcı resimler eşliğinde, Yontma taş devrindeki büyü inancından çağımızda yeniden canlanan paganizm ilgisine konuyu geniş bir tarihsel çerçevede irdeliyor.

Tarihin neredeyse bütün şifreli, mistik ve uhrevi yaklaşımların canlı ve sürükleyici bir tarihini sunan çalışma, büyücülük tarihinin önde gelen figürlerini nadir ve az bilinen kaynaklardan alınma yüzlerce resim eşliğinde inceliyor.

Büyü meraklılarının olduğu kadar şüphecilerin de ilgisini çekecek zengin bir ezoterik düşünce kaynağı.

  • Künye: Christopher Dell – Okült, Cadılık ve Büyü: Resimli Tarih, çeviren: Begüm Kovulmaz ve Şeyda Öztürk, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 400 sayfa, 2021

David S. Katz – İngilizlerin Gözünde Türkiye (2021)

David Katz’ın bu önemli çalışması, İngiltere kamuoyunda ve İngiliz siyasetinde Türk imajının oluşumuna katkıda bulunan beş yazarı inceliyor.

Bunlar, tarihçi Edward Gibbon, şair Lord Byron, başbakan Benjamin Disraeli, romancı John Buchan ve son olarak da tarihçi Arnold Toynbee.

Katz, özellikle Gibbon, Byron ve Toynbee’nin İngiltere’deki Türk imajı üzerindeki etkilerinin bugün de sürdüğünü belirtiyor.

Gibbon’ın Roma İmparatorluğu’nun çöküşüne dair eserini ortaya koyuşundan Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanına kadar iki yüz yıllık bir zaman dilimini kat eden Katz, Britanya’daki okurlar açısından Türkiye algısını şekillendirmiş bu beş yazarı ele alırken, Türkiye’nin her zaman nasıl modern İngiliz ve Avrupa yaşantısının bir parçası olduğunu gözler önüne seriyor.

Öte yandan anılan isimlerin ortak noktasının Türk hayranlığı olması, özellikle ikisinin söz konusu dönemde İngiltere’de hâkim olan Türkiye düşmanı siyasete alet olduğu göz önünde bulundurulduğunda okuru şaşırtacaktır.

Örneğin Byron Yunan bağımsızlık mücadelesinin sembolü haline gelirken Toynbee de Birinci Dünya Savaşı sırasında yürüttüğü propaganda faaliyetiyle Türk imajına etkileri hâlâ süren kalıcı bir zarar vermişti.

Ele alınan beş simanın hayat hikâyesi, Türklerle olan münasebetleri ve Türklere dair kendi görüşleriyle şekillenmesinde rol oynadıkları Türk imajı arasındaki tezat, okurların zevkle okuyacağı ilginç bir entelektüel macera sunuyor.

  • Künye: David S. Katz – İngilizlerin Gözünde Türkiye, 1776-1923, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 256 sayfa, 2021

Edip Cansever ve Alev Ebüzziya Siesbye – İki Satır, İki Satırdır (2021)

“Seni sevmeyi dünyanın en güzel şiiri yapacağım.”

Modern şiirimizin büyük ustası Edip Cansever’in iç dünyasına girmek açısından hazine değerinde bir kitap.

‘İki Satır, İki Satır’dır’, Cansever’in Alev Ebüzziya’ya, 1962-76 yıllarında yazdığı 123 mektuptan oluşuyor.

Burada ne yazık ki, sadece Ebüzziya arşivindeki Cansever mektupları yer alıyor, Ebüzziya’nın Cansever’e karşılık verdiği mektuplarsa saklanmadığı için bulunmuyor.

Cansever’in en üretken döneminde, ‘Tragedyalar’ (1964), ‘Çağrılmayan Yakup’ (1966), ‘Kirli Ağustos’ (1970), ‘Sonrası Kalır’ (1974), ‘Ben Ruhi Bey Nasılım’ (1976) gibi başyapıtlarının oluştuğu yıllarda yazılmış mektuplar bize çok şey söylüyor.

Burada Cansever’in gönlünden geçenleri, sıkıntıları, düşleri, amaçları dile getirişinde; günlerini kimlerle, nasıl geçirdiğini anlatışında; kısacası sözü kâğıda her döküşünde şiirle yaşadığı, özgün buluş ve söyleyişler geliştirdiği görülüyor.

Kitaptan birkaç alıntı:

“İki satır, iki satırdır, Alev reis! Biz ki, çoğu zaman iki satır için yaşıyoruz. Kimi zaman da kelime kelime, harf harf bakarız bu iki satırlara.”

“İster seramik yap, ister kendini koy dünyaya. İkisi arasında büyük bir fark mı var sanıyorsun? Ben seni, acıyı sevgiye dönüştüren; korkuyu cesarete, çirkini güzele çeviren usta bir simyacı olarak görüyorum.”

“Ne sıkıntıyı düşünüyorum bugün, ne ölümü. Dünya beyaz, ben beyazım. Ve insanlar koro halinde şiirlerimi okuyorlar bana. Bense serserinin biriyim. Kafamın içi yanmış yemek kokuyor. Allahtan yanımda değilsin bugün; dudaklarına bakar da, bir hafta sokağa çıkamazdım sonra.”

“Neden her sabah sabah olur. Ben ellerime bakarım, gözlerime. Yazılı kâğıtsız bir dünyada yaşamayı düşlerim hep. Dünyanın en güzel dilekçeleri yıldızlardır, en güzel makbuzlar yeni kesilmiş yaşlı ağaçlardır, en güzel senetler o gün sevdiğim biriyle buluşacağım saattir. Ben mektubum, kitabım, boşluğa içinden giydirilmiş kahverengi bir eldivenim.”

“Dün gece bir transatlantik geçti, İstanbul bir başka yere göç ediyor sanırdın.”

  • Künye: Edip Cansever ve Alev Ebüzziya Siesbye – İki Satır, İki Satırdır: Alev Ebüzziya’ya Mektuplar 1962-1976, yayına hazırlayan: Habil Sağlam, Yapı Kredi Yayınları, mektup, 304 sayfa, 2021