Anna S. Tveritinova – Osmanlı Feodalizmi ve Sınıf Savaşımları (2024)

Sovyetler Birliği’nin en önemli Osmanlı tarihçisi, Doğubilimci ve Türkolog Anna S. Tveritinova, resmî tarihin tezleriyle hesaplaşarak, Osmanlı tarihine yeni bir ışık tutacak sorular soruyor:

  • Osmanlı devleti, sınıf mücadelelerini tanımayan, imtiyazsız, ahenkli bir sosyal düzene mi sahipti?
  • Osmanlı’nın sosyoekonomik yapısı nasıldı?
  • Osmanlı’nın Bizans ve Balkan fetihleri, bu halkları “feodalizmden özgürleştirdi” mi?
  • Şeyh Bedrettin ve Börklüce Mustafa isyanı, hangi tarihsel ve toplumsal şartların ürünüydü?
  • Halifeliğin Abbasilerden Osmanlılara devredildiği bir gerçek midir, yoksa sonradan uydurulmuş bir rivayet midir?
  • Osmanlı’nın gerilemesinin sebebi başa Türk olmayan yöneticilerin geçmesi midir?

Tveritinova, bunlar gibi pek çok soruya tarihsel materyalist yöntemle yanıt aradığı makalelerinde, Osmanlı tarihine dair Marksist ve bilimsel bir yaklaşım geliştirmeye çalışıyor.

Bu derlemede, ayrıca, Tveritinova’nın yaşamına ve eserlerine dair bir sunuş ile yayımlanmış eserlerine dair bir kaynakça da yer alıyor.

  • Künye: Anna S. Tveritinova – Osmanlı Feodalizmi ve Sınıf Savaşımları, derleyen ve çeviren: Alp Altınörs, Yordam Kitap, tarih, 160 sayfa, 2024

Michael Quante – Uzlaşmaz Marx (2024)

Dinî çatışmalar, doğal kaynaklar için verilen mücadeleler, savaşlar, Avrupa kapılarına dayanan mülteci akınları, iklim değişikliklerinin neden olduğu doğal afetler ve bunlara eşlik eden kıtlıklar…

‘Uzlaşmaz Marx’, günümüz kapitalizminin yarattığı bu yıkıcı kargaşa karşısında, onun uzlaşmaz muarızı Marx’ın analitik ve eleştirel gücünün güncelliğini vurguluyor.

Marx’ın düşünce sisteminin fikirler tarihi kanonunun tozlu raflarına kaldırılamayacak kadar canlı olduğunu hatırlatırken, bu güncelliğin sanılandan çok daha kapsamlı olduğuna işaret ediyor: Marx, son on yılda liberal ya da muhafazakâr iktisatçıların dahi sıklıkla hakkını verdiği üzere, basitçe ve sadece kapitalist ekonomik krizlerin bir teorisyeni değildir.

Marx’ın ekonomi politik eleştirisinin temel kavramları insan varoluşuna ilişkin bir dizi etik, felsefi, antropolojik tartışmanın kapısını aralar.

Michael Quante’ye göre Marx’ın “modern kapitalist toplum düzenine ilişkin analizi, içinde bulunduğumuz durumda sorun çözme potansiyeline ve eleştirel güce sahip olmaya devam eden felsefi kavramlarla desteklenmektedir” ve Marksist düşünce, güncelliğini öncelikle bu tartışma izleklerine borçludur.

Yazar, ‘Uzlaşmaz Marx: Kargaşa İçindeki Dünya’yı tam da Marx’ın düşüncesindeki bu kalıcı potansiyeli ve gücü akademik tartışmaların ötesine taşımak, günümüz okurlarına “kendi yaşam gerçekleri üzerine düşünmelerini ve böylece eleştirel bir mesafe koymalarını sağlayabilecek düşünce motiflerini ve içgörüleri” sunmak için kaleme almış.

Zira dünya halklarının “krizlere ve küreselleşmeyle beraber her yerde hüküm süren zorluklara karşı tepkisini, milliyetçilikle, dışlamayla ve çözüm yerine sadece yeni baskılar vadeden siyaseten gerici stratejilerle” verdiğini kaygıyla not düşer.

  • Künye: Michael Quante – Uzlaşmaz Marx: Kargaşa İçindeki Dünya, çeviren: Sezer Karagöz, Yordam Kitap, siyaset, 128 sayfa, 2024

Neil Faulkner – Tırmanan Faşizmin Kitle Psikolojisi (2024)

Dünyanın farklı coğrafyalarında otoriter sağın ve faşist hareketlerin güçlenmesine tanıklık ediyoruz.

Günümüz dünyası faşist bir irrasyonalizm kasırgasının etkisi altında.

Dinmek bilmeyen bu kasırga otoriterlik, milliyetçilik, ırkçılık, kadın düşmanlığı, homofobi, narsisizm, komplo teorileri ve hakikatin önemini yitirmesi türünden belirtilerle dışavuruyor kendini.

Ünlü Marksist tarihçi Neil Faulkner bu kısa ve özlü kitabında, Marksist-Freudyen teoriden yararlanarak faşizmin kitle psikolojisinin güncel bir analizini sunuyor.

Faulkner, Marksizmi psikanalizle yoğururken ikisinin de sınırlarını genişleten; ancak bunu teorik bir cambazlık arzusuyla değil, günümüzün yaygın narsisistik-otoriter kişiliğini geçer akçe kılan özgürlük korkusu ve psikotik öfkenin sebeplerini kavrama maksadıyla yapıyor.

Faşizm ile otoriterliğin insanların zihinleri ve ruhlarına zoraki istikamet iddiasıyla çıkardığı bu celbin, esasen demokrasinin başını ezmeye çalışan neoliberal sömürü ve baskı sistemine hizmet ettiğini gözler önüne seriyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Umut sınıf mücadelesindedir. Kapitalizm evreninde yaşanan zihinsel ıstırabı sona erdirmek, yani narsisizme, otoriterliğe ve faşizmin kitle psikolojisine yol açan toplumsal koşulları ortadan kaldırmak için müşterekleri yeniden halka vererek, iktisadi ve toplumsal yaşam üzerinde demokratik bir denetim kurarak, doğa ile toplum arasındaki metabolik kopuşu tedavi ederek yabancılaşmanın üstesinden gelmek zorundayız. Sevgi ile emeğin -işbirliği, dayanışma ve özgürlüğe dayanan- yeni topluluklarda çiçek açabileceği bir dünya yaratmak zorundayız.”

  • Künye: Neil Faulkner – Tırmanan Faşizmin Kitle Psikolojisi: Marksist-Freudyen Bir Analiz, çeviren: Utku Özmakas, Yordam Kitap, siyaset, 96 sayfa, 2024

Kristen R. Ghodsee – Kızıl Savaşçı Kadınlar (2023)

‘Kızıl Savaşçı Kadınlar’, sosyalist kadın hakları aktivizminin tarihini bu tarihin önde gelen beş figürü üzerinden anlatıyor: Sovyetler’in kadınlara yönelik politikalarına şekil veren teorisyen, siyasetçi ve diplomat Aleksandra Kollontay; kendini halk eğitimine adamış Nadejda Krupskaya; Komünist Parti Kadın Birimi Jenotdel’in kurucularından İnessa Armand; efsanevi keskin nişancı Lüdmila Pavliçenko ve Bulgar Kadın Hareketi Komitesi’nin yirmi iki yıl boyunca başkanı olan Elena Lagadinova.

Bu beş kadının yaşam öykülerinden yola çıkan Kristen Ghodsee, sosyalist kadınların mücadelelerini, başarılarını ve önlerine çıkan engelleri anlatırken geçtiğimiz yüzyılın kadın hakları mücadelesini yaşadığımız çağa bağlıyor.

İç çatışmalarla, çelişkilerle, birlikte çıkılan veya ayrılan yollarla ama aynı zamanda da büyük bir azimle, yaratıcılıkla ve başarılarla dolu beş yaşam öyküsü.

Hayatları boyunca ince bir çizginin üzerinde yürümek zorunda kalan kızıl savaşçı kadınlar kadın mücadelesine büyük bir sadakatle bağlı kaldılar; yeni çözümler ürettiler, siyasi projeler geliştirdiler ve bizlere bugüne dair yeni sözler ederken mutlaka dikkate alınması gereken bir deneyim bıraktılar.

Yirminci yüzyıl kadın hareketine Doğu Avrupa’nın ve Sovyetler’in devrimci politikalarından yola çıkarak bakan ‘Kızıl Savaşçı Kadınlar’, kadın hareketinin, Batı tarihçiliğinin ilgisiz kaldığı sosyalist yönüne ışık tutuyor ve bu hareketin radikal geçmişiyle yeniden bağlantı kuruyor.

Toplumu ve değişmez sanılan kuralları değiştirmek ve daha adil bir dünya kurabilmek için erkek yoldaşlarıyla omuz omuza çarpışan bu kadınların hem uluslararası etkileri hem de başarıları belki gözden kaçırıldı, ama kesinlikle unutulmadı.

Kadın hareketi üzerinde öyle bir etki bıraktılar ki aslında yaşadıkları başarısızlıklar bile ne kadar devrimci olduklarının bir kanıtı sayılmalı.

‘Kızıl Savaşçı Kadınlar’, sadece yirminci yüzyıl kadın hareketine dair yazılan hikâyenin değil, aynı zamanda Sovyetler ve Doğu Avrupa tarihinin de eksik kalan sayfalarını tamamlıyor.

  • Künye: Kristen R. Ghodsee – Kızıl Savaşçı Kadınlar: Beş Devrimci Kadından Dersler, çeviren: Senem Erdoğan, Yordam Kitap, siyaset, 224 sayfa, 2023

Aleksandra Kollontay – Sovyet Kadını (2023)

Aleksandra Kollontay (1872-1952), Rus devrimci hareketinin etkili önderlerinden, sınıflar üstü bir kadın mücadelesine kararlılıkla karşı çıkan Marksist bir düşünür, Ekim Devrimi’nin ardından Bolşevik hükümette yer alan ilk kadın komiser (bakan), barış için gösterdiği çabalarla dünyanın saygısını kazanmış bir kadın diplomat…

Kollontay’ın fikirleri, Sovyet Rusya tarihi içinde de Marksist feminizmin düşünsel mirası içinde de yeterince tartışılmadı.

Oysa Kollontay’ın boyun eğmeyen, dolaysız bir üslupla kaleme aldığı yazıları, radikal bir düşünürün ve Sovyet Rusya’da geliştirilmeye çalışılan sosyalist pratiğe sorumluluk hissiyle bağlı bir yöneticinin derinlikli ve önemli düşünceleriyle doludur.

Kollontay’ın yaşamı sırasında görece gölgede kalmasına getirilmiş açıklamalardan biri, aşk, cinsellik ve evlilik meselelerindeki görüşleri fazlasıyla serbest olduğu için sosyalist düzen tarafından bir kenara itildiğidir.

‘Sovyet Kadını’, Kollontay’ın siyasi yaşamının farklı evrelerinde zihnini meşgul eden çeşitli meseleler üzerine yazdığı yazılardan ve yaptığı konuşmalardan derlenmiş on iki makaleden oluşuyor.

Yeni bir toplumun yaratılmasına dair güçlü umutlarla ortaya konduğu açıkça hissedilen bu makaleler, sosyalist kadın hareketinin talepleri, çağdaş burjuva toplumunun yarattığı “cinsel kriz”in nasıl aşılacağı, kadınların özgürleşmesi için sosyalist devletin sorumlulukları gibi pek çok konuda bugün de tartışmalar açabilecek parlak gözlemler içeriyor.

Son bölümde yer verilen Kollontay’ın anıları ise siyaset ve mücadeleyle geçmiş bu ömrün, yeni bir dünya yaratma ülküsünden hiç vazgeçmediğini gösteriyor:

“Benim hayatım, bir örnek olarak eskimiş çifte standart garabetini diğer kadınların hayatından da defetmeye hizmet edebilir. Bu, şahsi varoluşumun en önemli anlamıdır.”

  • Künye: Aleksandra Kollontay – Sovyet Kadını (Seçme Yazılar), çeviren: Deniz Tuna, Yordam Kitap, kadın, 160 sayfa, 2023

Nikolay Buharin – Aylak Sınıfın İktisadi Teorisi (2023)

Rusya Bolşevik Partisi’nin kuramcılarından olan Buharin’in ‘Aylak Sınıfın İktisadi Teorisi’ kitabı, kısa ama yoğun ve zengin bir yapıt.

Birinci Dünya Savaşı boyunca Buharin’in sürgün olarak yaşadığı kentlerde yazılan kitap, ancak Ekim Devrimi’nin ardından, 1919’da basılabildi.

Buharin bu kitapta, Marksizmin o dönemdeki baş düşmanı olan Avusturya Okulu’nun, özellikle de bu okulun önde gelen temsilcisi Eugen von Böhm-Bawerk’in bir eleştirisini yapmak üzere yola çıkıyor.

Günümüzde de neredeyse tüm iktisat fakültelerinde, resmî iktisat eğitiminin temelini, hayattan kopuk, dogmatik ve statik “marjinal fayda” teorisi oluşturuyor.

Bu teori öğrencilere, iktisadi olgu ve ilişkileri kavramak için anahtarlar sunmuyor, sadece ezberlenmesi gereken matematiksel fonksiyonlar, eğriler yığını olarak ders kitaplarında yer alıyor.

“Marjinal fayda” teorisi, değeri belirleyen şeyin, o malın faydası olduğunu öne sürüyor.

Böylece, değeri belirleyen şeyin, o mal için harcanan emek olduğunu söyleyen, “emek-değer” teorisini reddediyor.

Emek-değer teorisini savunanların bu teoriye yönelttiği eleştiriler ise çoktan unutturuldu.

İşte Buharin’in kitabı bize bunları tüm canlılığıyla anımsatıyor.

‘Aylak Sınıfın İktisadi Teorisi’, “marjinal fayda” teorisine ve “öznel değer” yaklaşımına karşı iyi düşünülmüş, sıkı çalışılmış, akademik disiplini yüksek, enerjik ve gerçek yaşamdan örneklerle örülü bir teorik hücumdur.

Klasik iktisatçılardan Marx ve Engels’e uzanan bilimsel hattın, kaba (vülger) ekonomi politiğe karşı nitelikli bir savunusudur.

Bugünkü hâkim neo-klasik iktisat, marjinal fayda teorisini kusurlarından arındırmak için çok uğraşsa da, Buharin’in bu kitapta formüle ettiği tüm temel eleştiriler bugün de geçerliliğini koruyor.

Buharin bu çalışmasıyla, ekonomi politiğin Marksist eleştirisini ilerletmekle kalmıyor, bilimsel ekonomi politiğin yeniden geliştirilmesi için de soluk boruları açıyor.

  • Künye: Nikolay Buharin – Aylak Sınıfın İktisadi Teorisi, çeviren: Alp Altınörs, Yordam Kitap, iktisat, 224 sayfa, 2023

Erkin Özalp – Devrim Nasıl Yapılır? (2023)

“Küçük azınlıkların büyük çoğunluklara hükmetmesine son vererek, insanların kendileriyle ilgili her tür kararı özgürce kendilerinin almasını sağlamak mümkün mü?”

“21. Yüzyılda Marksizm ve Sosyalizm” alt başlıklı ‘Teorisyeniniz Devrimciydi’nin yazarı Erkin Özalp, yeni çalışmasında, farklı ülkelerdeki görece yakın tarihli mücadele deneyimlerinden hareketle, yukarıdaki soruya olumlu yanıtlar veriyor.

Kitapta incelenen çok sayıda örnek arasında, Nepal’de Maoistler tarafından yürütülmüş olan gerilla savaşı, Hugo Chávez’in Bolivarcı Devrimi, Meksika’daki Zapatistaların “aşağıdan yukarıya” devrim yapma mücadeleleri, Yunanistan’da Syriza’nın iktidara gelişi ve teslim bayrağını açması, İspanya’da popülizm teorisini hayata geçirmeye çalışan Podemos’un henüz muhalefetteyken yaşadığı dönüşümler ve Avusturyalı komünistlere Graz kentinin belediye başkanlığını kazandıran yerel çalışmalar da bulunuyor.

Sosyalist sistemin çöküşü sonrasında başvurulan mücadele stratejilerini somut deneyimler ışığında değerlendiren Özalp, Türkiye’deki devrim mücadelesinin gereklerini de göz önünde bulundurarak, kitlelerin kendi eserleri olacak, geçmişteki zaafların yeniden ortaya çıkmasına izin vermeyecek ve insanlığın kurtuluşunu yakınlaştırabilecek olan devrimlerin nasıl yapılabileceğini ana hatlarıyla tartışıyor ve somut önerilerde bulunuyor.

  • Künye: Erkin Özalp – Devrim Nasıl Yapılır?: Dünyada Strateji Arayışları, Yordam Kitap, siyaset, 240 sayfa, 2023

David McNally – Kan ve Para (2023)

Marx, ünlü eseri ‘Kapital’de, paranın, “bir yanağında doğuştan bir kan lekesiyle” dünyaya geldiğini söylemişti.

David McNally, ‘Kan ve Para’da, Marx’ın izinden giderek paranın tarih boyunca kat ettiği kanlı yolculuğu anlatıyor.

İktisat kitapları tarihte üç para biçimi görüldüğünü anlatır: kıymetli metalden üretilen sikkeler, kıymetli metal karşılığı olan temsilî kâğıt para ve karşılığı olmayan yasal kâğıt para.

İktisat kitaplarındaki anlatım bu parasal gelişmelerin insanların hayrına olduğu izlenimini verir.

‘Kan ve Para’, sikke kullanımının Yunanistan’da kölecilikle ilişkisi; altın-gümüş karşılıklı banknot icadının İngiltere’nin sömürgecilikte öne geçme mücadelesinde savaş finansmanıyla ve köle ticaretiyle ilişkisi üzerinde duruyor.

Aynı şekilde, Amerika Birleşik Devletleri’nde 19. yüzyılda üretilen çeşitli banknotların yerli halkların katledilerek topraklarının gaspıyla ilişkisini; günümüzde karşılıksız banknot sisteminin de işçi sınıfını hizada tutmakta nasıl kullanıldığını ortaya koyuyor.

Eser, ayrıca, İngiltere’de tarımda sermayedar sınıfın ortaya çıkışını; İngiliz egemen sınıfın İrlanda’da ilk sömürgecilik deneyini; Kuzey Amerika’da kolonilerin kurulmasıyla Atlas Okyanusu üzerinde yürütülen insan ticaretini çarpıcı verilerle ve ilginç olaylarla betimliyor.

‘Kan ve Para’, para ekseninde toplumsal dönüşümlerin ideolojik yönünü de ele alıyor; toplumsal ilişkilerde parasallaşmanın felsefeye ve edebiyata yansımalarından örnekler veriyor.

  • Künye: David McNally – Kan ve Para: Savaş, Kölelik ve Devlet, çeviren: Cem Somel, Yordam Kitap, siyaset, 384 sayfa, 2023

Sungur Savran – Bir İhtilal Olarak Milli Mücadele (2023)

Cumhuriyetin kuruluşunun yüzüncü yıldönümünü yaşıyoruz.

Bu yolu açan, 1918-1923 arası dönemde verilen Millî Mücadele’dir.

Gerek cumhuriyet gerekse onu hazırlayan bu tarihî mücadele, daima tek bir bireyin, Mustafa Kemal’in zihninde şekillenmiş bir fikrin uygulanması olarak indirgemeci biçimde ele alınmıştır.

‘Bir İhtilal Olarak Millî Mücadele’, her şeyden önce Millî Mücadele’yi farklı bir pencereden, Marksist bir analiz temelinde anlama çabasıdır.

Sungur Savran, bu tarihî olayın Marksist anlayışa göre gerçek bir devrim olduğunu savunuyor.

Sonuçta bir burjuva devrimi olarak biçimlenmiştir ama özellikle 1918’den 1921 başına kadar başta köylülük ve işçi sınıfı olmak üzere emekçi sınıflar da kendi örgütleri ile bu mücadeleye katılmışlardır.

Millî Mücadele bu kitapta her şeyden önce bir toplumun kriz çağında yaşadığı sınıf mücadeleleri açısından ele alınıyor.

Savran bu kitapta epey bir putu kırmaya yöneliyor. Millî Mücadele’nin 19 Mayıs 1919’dan önce zaten başlamış olduğunu vurguluyor.

Kuvayı Milliye olarak bilinen güçlerle Ankara hükümetinin askerî güçlerini özdeşleştirmenin yanlışlığını kanıtlarıyla gösteriyor.

Mustafa Kemal’in ta Sakarya Meydan Muharebesi’ne (Ağustos-Eylül 1921) kadar Millî Mücadele’nin tartışılmaz lideri haline gelmediğinin altını çiziyor.

En önemlisi, Sovyet Rusya’nın mücadelenin kazanılmasındaki rolünün vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor.

Başta Mustafa Suphi olmak üzere Türkiye Komünist Fırkası’nın önderlerinin, Ocak 1921’de katledilmesinin gerçek faili hep belirsizlik taşımıştır.

Savran bu kitapta aynı zamanda bu cinayetin failini tarihî bir belge temelinde açıklıyor.

  • Künye: Sungur Savran – Bir İhtilal Olarak Milli Mücadele, Yordam Kitap, tarih, 432 sayfa, 2023

T. M. Thomas Isaac – Hindistan’da Toplumcu Bir Deneyim: Kerala (2023)

Hindistan çok geniş bir ülke, yirmi sekiz eyalet, sekiz birlik bölgesi, neredeyse bir buçuk milyara ulaşan bir nüfus…

Ülkenin güney ucunda kırk milyona yakın nüfusuyla “aykırı” bir eyalet…

1950’lerden itibaren uzun yıllardır komünistlerin iktidara gelip gittiği, son iki seçimde ise eyalet tarihinde ilk kez üst üste iki defa seçimi zaferle noktalayıp iktidardaki yerini pekiştirdiği bir eyalet: Kerala!

  • Peki, komünistler bunca yıldır ne yapıyor Kerala’da?
  • Ne gibi toplumcu uygulamalar devrede?
  • Nasıl iktidara geliyor, nasıl koruyor, nasıl geliştiriyorlar?
  • Geliştiriyorlar mı sahiden?
  • Eğitim, sağlık, barınma gibi sosyal sektörlerden teknoloji ve altyapı yatırımlarına nasıl bir yol takip ediyorlar?
  • Kitaplara konu olan mikro-kredi, mikro-finans, plan seferberliği, yetki devri, yerinden yönetim vb. uygulamalar kapitalizmden ayrı bir yol mu oluşturuyor?

Kerala’da 2006-2011 ve 2016-2021 yılları arasında on yıl Maliye Bakanlığı yapan, “Halkın Planı”nın sorumluluğunu üstlenen iktisatçı, akademisyen, siyasetçi ve Hindistan Komünist Partisi (Marksist) Merkez Komite üyesi T.M. Thomas Isaac anlatıyor.

  • Künye: T. M. Thomas Isaac – Hindistan’da Toplumcu Bir Deneyim: Kerala (Başka Bir Dünya Mümkün!), çeviren: Ali Haluk İmeryüz, Yordam Kitap, siyaset, 192 sayfa, 2023