Ruy Gonzales de Clavijo – Timur Devrinde Kadis’ten Semerkand’a Yolculuk (2007)

TİMUR DEVRİNDE KADİS’TEN SEMERKAND’A YOLCULUK, Ruy Gonzales de Clavijo, çeviren: Ömer Rıza Doğrul, Kesit Yayınları, seyahatname, 210 sayfa

Osmanlı’nın kültürel tarihine dair en iyi kaynaklardan biri de, bilindiği gibi seyahatnameler. Özellikle Batılı gezginler tarafından kaleme alınan bu geziler, Batının Osmanlı’ya bakışına dair fikir vermeleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun o dönemdeki yapısını anlamamıza katkıda bulunmalarıyla önemli. Clavijo’nun bu seyahatnamesi, dönemin önemli şehirleri olan İstanbul, Trabzon, Erzincan, İran kenti Huy, Tebriz, Meşhed, Merv, Belh ve son olarak Semerkand’a kadar giden bir rotayı izliyor. Seyahatnamenin, Timur’un Osmanlı İmparatorluğu’nu yendiği bir zamanda yapılmasıysa, bu gezi izlenimlerini önemli kılan başlıca unsur.

Charlotte Perkins Gilman – Kadınlar Ülkesi (2007)

Charlotte Perkins Gilman’ın ‘Kadınlar Ülkesi’, kadın bir yazar tarafından kaleme alınmış ve kadınsı bir ütopik dünyayı tasavvur eden bir kitap.

Burada, önemli bir tarih ve toplum eleştirmeni, feminist kuramın önemli bir isminin imzasını taşıyan ve ‘Feminist Ütopya’ olarak adlandırılacak bir tarz hakim.

1915 yılında yayımlanan ‘Kadınlar Ülkesi’, yazarın kaleme aldığı üç ütopik-romanın en yetkinlerinden kabul ediliyor.

Romanda, sadece kız çocuklarının doğmasını sağlayan “partenojen” doğumlar yoluyla, tamamıyla erkeksiz bir dünya tasavvur edilir ve erkek bakışı erkeğin gözünden verilir.

Hikâye ise, üç Amerikalı erkeğin, bütünüyle kadınlardan oluşan bir topluma ayak basınca ortaya çıkan çarpıcı durumda yaşadıkları üzerine kurulu.

  • Künye: Charlotte Perkins Gilman – Kadınlar Ülkesi, çeviren: Seher Özbay, Otonom Yayıncılık, ütopya, 236 sayfa

Hubert Mingarelli – Dört Asker (2007)

  • DÖRT ASKER, Hubert Mingarelli, çeviren: Orçun Türkay, Sel Yayıncılık, roman, 133 sayfa

Hubert Mingarelli’nin ‘Dört Askeri’, savaşın hiçliğini hikâye eden iyi bir roman. 1919’da Kızıl Ordu’nun dört askeri, ilkbaharda Polonya ve Romanya ordularına karşı başlayacak savaştan önce, kışı geçirmek için bir ormanın içine sığınırlar. Bu aşamada, dört kişilik gruba, okuma yazma bilen Evdokim isimli beşinci bir asker katılır. Romanın asıl teması burada başlar. Çünkü Evdokim, bu savaş hiçliğinde diğer askerlerin anılarına yer vererek onları yazıyla ölümsüz kılmaya çalışacaktır. Mingarelli’nin romanı, savaşın birebir belgeselini vermekten, çarpışma anlarını öykülemekten çok, bu beş askerin ölüm düşüncesinden kurtulmak için başvurdukları çareleri anlatıyor.

Lisa Unger – Tatlı Yalanlar (2007)

  • TATLI YALANLAR, Lisa Unger, çeviren: İpek Demir, Altın Kitaplar, roman, 383 sayfa

‘Tatlı Yalanlar’, Lise Unger’in Türkçe’de yayımlanan ilk kitabı ve edebî gerilme iyi bir örnek. Romanın kadın kahramanı Ridley Jones, tesadüf eseri, bir çocuğu trafik kazasından kurtarır. Bu, Jones’un bir hafta boyunca gazetelerin manşetinden düşmemesini, kahraman ilan edilmesini sağlar. Fakat ‘Tatlı Yalanlar’ın olay örgüsü tam da burada gelişmeye başlar. Çünkü Jones, bu tesadüfün kendisini nerelere götürebileceğinden habersizdir. Jones’un ünlenmesinden kısa bir süre sonra, posta kutusuna gelen mektup, onu hayatının bilmediği sırlarına götürecek, geçmişinin düşündüğü gibi olmadığını, şu ana kadarki hayatının aslında nasıl da “tatlı yalanlar”dan ibaret olduğunu öğrenecektir.

H. Nedim Şahhüseyinoğlu – Bozuk Düzende Yaşam (2007)

  • BOZUK DÜZENDE YAŞAM, H. Nedim Şahhüseyinoğlu, Berfin Yayınları, anı, 352 sayfa

H. Nedim Şahhüseyinoğlu köy enstitülerinden bir öğretmen. Şahhüseyinoğlu, hayat deneyimini, “Şehirde ‘Kuyruklu Kürt’ diye alay edilen bir çocukken, toplumun aydınlanmasının neferlerinden biri olmuşum.” şeklinde özetliyor. Kendisi uzun yıllar, sol politikada çaba sarf etmiş, örgütlenme-sendikacılık alanında çalışmalarda bulunmuş bir isim. Dolayısıyla onun anılarından oluşan elimizdeki kitap, Türkiye’nin çalkantılı yakın dönemine, sol siyasetten bir muhalifin gözünden bakmasıyla dikkate değer. Şahhüseyinoğlu’nun anılarında çocukluk yılları, köy enstitüleriyle tanışma, öğretmenlik yılları, sendikal mücadele, örgütlenme çalışmaları, kitap yasakları, düşünce suçları, Sivas Katliamı, sansür ve Kahramanmaraş Katliamı gibi çok sayıda ayrıntı yer alıyor. Kitap, Türkiye’nin yakın tarihiyle ve özellikle de Türkiye’deki sol siyasetin geçirdiği aşamalar ve deneyimlerle ilgilenenlere önerilir.

Ruysbroeckli Willem – Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk (2011)

 

‘Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk’, Fransa Kralı IX. Louis’in emriyle Moğolistan’a giden Fransisken rahibi Willem’in bu uzun yolculuğa dair izlenimlerinden oluşuyor.

Kubilay’ın Marco Polo’yu kabul etmesinden yirmi yıldan fazla bir süre önce Moğol Asyası’na doğru yapılmış olması, Willem’in yolculuğunu oldukça önemli kılıyor.

Willem’in, Kubilay’ın kardeşi Büyük Han Mengü’yü ziyaret ettiği yolculuk, 1253 yılında başlamış; Willem Karadeniz’i aşarak Kırım’a ulaşmıştı.

Bilim dünyası, yaklaşık iki yıl sürmüş bu yolculuğunda Willem’in, Orta Asya’nın ilk bilimsel tasvirini yaptığını kabul eder.

Kitap, içerdiği antropolojik gözlemleriyle de değerli.

  • Künye: Ruysbroeckli Willem – Mengü Han’ın Sarayına Yolculuk, editör: Peter Jackson ve David Morgan, çeviren: Zülal Kılıç, Kitap Yayınevi, seyahatname, 312 sayfa

Joseph Kessel – Aslan (2011)

  • ASLAN, Joseph Kessel, çeviren: Yaşar İlksavaş, Can Yayınları, roman, 211 sayfa

Joseph Kessel’in, her anlamda beyaz adamın eleştirisi olarak okunabilecek ‘Aslan’ adlı elimizdeki romanı, bir insan-hayvan dostluğu hikâyesi üzerine kurulmuş. Romanın merkezinde, Afrika’da bir milli parkın yöneticisinin kızı olan, hayvanlarla iletişim kurmak gibi özel bir yeteneğe de sahip Patricia ile adı King olan güçlü bir aslan yer alıyor. Roman, insanın hayvanla kurduğu dostluk ve sevgi üzerinden başlar ve devam ederken, bu olağanüstü ilişkinin yine insanlar tarafından acımasızca yok edilişiyle biter. ‘Aslan’, bu dostluğun sona erişinin, cennetin kaybedilişinin sorumlusu olarak, beyaz adamın pervasız “medeniyeti”ni işaret ediyor.

Kolektif – Özgürlük? (2011)

  • ÖZGÜRLÜK?, kolektif, çeviren: Cumhur Orancı, Hayy Kitap, öykü, 223 sayfa

‘Özgürlük?’, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden beslenen öykü ve şiirlerden oluşuyor. Kitapta bir araya getirilen metinler, 1948’de kabul edilen ve “Hepimiz özgür doğarız…” cümlesiyle başlayan bu ünlü beyannamenin otuz maddesini okurlarına yeniden hatırlatıyor; aynı zamanda insan haklarının nasıl kolayca ihlal edildiğini de gözler önüne seriyor. Kitapta öykü ve şiirleri bulunan isimler şöyle: David Almond, Bejan Matur, Theresa Breslin, Sarah Mussi, Ursula Dubosarsky, Rita Williams Garcia, Patricia McCormick, Roddy Doyle, Ibtisam Barakat, Malorie Blackman, Margaret Mahy, Meja Mwangi, Jamila Gavin, Eoin Colfer ve Michael Morpurgo.

Kerem Karaboğa – Oyunculuk Sanatında Yöntem ve Paradoks (2011)

  • OYUNCULUK SANATINDA YÖNTEM VE PARADOKS, Kerem Karaboğa, Habitus Kitap, tiyatro, 270 sayfa

Kerem Karaboğa, ‘Oyunculuk Sanatında Yöntem ve Paradoks’ta, oyunculuk sanatını etkileyen paradoksal unsurları ve geçtiğimiz yüzyılda tiyatrocuları ve eğitmenleri etkilemiş yöntemler ortaya koyan isimleri inceliyor. Çalışmasına, oyunculuğu kendi başına bir sanatsal disiplin olarak nitelendiren ilk düşünür olan Diderot’nun görüşlerini ele alarak başlayan Karaboğa, buradan, Konstantin Stanislavski, Vsevolod Meyerhold, Bertolt Brecht ve Jerzy Grotowski’den oluşan dört önemli tiyatro adamının oyunculuğa yaklaşımlarına uzanıyor. Kitap bu yolla, oyunculuk yöntemini belirleyen unsurların neler olması gerektiğini ortaya koymayı amaçlıyor.

Dominic Smith – Cıva Sanrıları (2011)

  • CIVA SANRILARI, Dominic Smith, çeviren: Dilek Berilgen Cenkciler, APRIL Yayıncılık, roman, 355 sayfa

1787-1851 yılları arasında yaşayan Louis-Jacques-Mandé Daguerre, sanatçı ve kimyagerdi. Fakat Daugerre asıl ününü, bir çeşit fotoğrafik görüntü elde etme yöntemi olan “dagerreyotipi”yle sağladı. İşte Dominic Smith’in elimizdeki romanı ‘Cıva Sırları’nda, fotoğrafın mucidi Daguerre’in hayatı ekseninde, dönemin Fransa’sının bir panoramasını çiziyor. Devrim sonrası Fransa’da geçen roman, aynı zamanda Baudelaire, Niépce ve Arago gibi dönemin önemli figürlerine de yer veriyor. Bu muazzam icadın doğuşuyla hız kazanan kurgu, Daguerre’in listesine aldığı on kişiyi fotoğraflarla ölümsüzleştirmek için yola koyulmasıyla ilginç bir hal alıyor.