Jonathan Parry – Vaat Edilmiş Topraklar (2025)

Jonathan Parry’nin bu çalışması, 19. yüzyılın ilk yarısında Britanya’nın Osmanlı topraklarındaki etkisini jeopolitik, dini ve kültürel açılardan inceliyor. Parry, İngiltere’nin Ortadoğu’ya yönelik ilgisinin yalnızca stratejik değil, aynı zamanda inanç ve kimlik temelli bir arayışın ürünü olduğunu vurguluyor. Napolyon’un Mısır seferinden Kırım Savaşı’na kadar uzanan dönemde Britanya’nın Osmanlı’yla ilişkileri, hem dostane diplomasi hem de örtülü rekabet üzerinden şekilleniyor. Bu süreçte İngiliz siyasetinde Hindistan yolunun güvenliği, Kızıldeniz hattı ve Süveyş gibi bölgeler ön plana çıkıyor.

‘Vaat Edilmiş Topraklar: İngiltere ve Osmanlı Ortadoğu’su’ (‘Promised Lands: The British and the Ottoman Middle East’), İngilizlerin Osmanlı’nın zayıflayan yapısını fırsata çevirmek istediğini, ancak bu zayıflığı tamamen çöküşe götürmeden yönetmeyi amaçladığını belirtiyor. Osmanlı’nın toprak bütünlüğü korunurken, İngiltere bölgesel nüfuzunu artıracak ittifaklar kuruyor. Bu ittifaklar yalnızca devlet düzeyinde değil, Arap, Kürt ve Hristiyan topluluklarla da geliştiriliyor. Misyoner faaliyetleri, gezginlerin raporları ve dini söylemler, İngiliz kamuoyunun Doğu algısını güçlendiriyor.

Parry, bu dönemde İngiliz dış politikasının tek sesli olmadığını, Londra’daki yöneticilerle Hindistan’daki çıkar çevreleri arasında sık sık çelişkiler yaşandığını gösteriyor. Kitap, Osmanlı’nın son yüzyılında İngiltere’nin Ortadoğu üzerindeki kalıcı etkisinin temellerini sergiliyor. Parry’ye göre, bu etki yalnızca siyasi sınırları değil, bölgenin kimlik, inanç ve güç ilişkilerini de kalıcı biçimde dönüştürüyor.

  • Künye: Jonathan Parry – Vaat Edilmiş Topraklar: İngiltere ve Osmanlı Ortadoğu’su, çeviren: Dara Elhüseyni, Fol Kitap, tarih, 712 sayfa, 2025

Marcello Musto – Marx’ın Dirilişi (2025)

Marcello Musto’nun bu kitabı, Karl Marx’ın düşüncelerini 21. yüzyılın toplumsal, ekonomik ve siyasal sorunları ışığında yeniden değerlendiren kapsamlı bir derleme. Musto, kitabında Marx’a dair yaygın yanlış anlamaları sorgularken, onun fikirlerinin günümüz dünyasında neden hâlâ geçerli olduğunu ayrıntılı biçimde tartışıyor. ‘Marx’ın Dirilişi: Temel Kavramlar ve Yeni Yorumlar’ (‘Marx Revival: Key Concepts and New Interpretations’), Marx’ın ekonomi politik, tarih anlayışı, yabancılaşma, sınıf mücadelesi ve ekoloji gibi temel kavramlarını çağdaş araştırmalarla yeniden yorumluyor. Bu sayede, Marx’ın yalnızca 19. yüzyıl kapitalizmini değil, günümüz küresel kapitalizmini de çözümleyebilecek bir düşünsel araç sunduğunu gösteriyor.

Kitap, tek bir anlatı yerine farklı araştırmacıların katkılarından oluşan bir kolektif çalışma olarak yapılandırılmış. Her bölüm, Marx’ın metinlerinin modern teorik çerçevelerle ilişkisini ele alıyor: Ekolojik kriz, dijital emek, postkolonyalizm ve toplumsal cinsiyet gibi güncel alanlarda Marx’ın kavramlarının nasıl yeniden üretildiği tartışılıyor. Musto, Marx’ın dogmatik değil, sürekli gelişen bir düşünür olduğunu vurguluyor; onun teorisinin, değişen tarihsel koşullara göre yeniden okunması gerektiğini savunuyor.

Eleştirel ama canlandırıcı bir tonla yazılan ‘Marx’ın Dirilişi’, Marksizmin donmuş bir ideoloji olmadığını, tersine günümüz krizlerini anlamak için güçlü bir teorik çerçeve sunduğunu gösteriyor. Musto’nun çalışması, Marx’ı geçmişin değil, geleceğin düşünürü olarak konumlandırıyor ve modern dünyada adalet, emek ve eşitlik mücadelesine yeniden teorik bir derinlik kazandırıyor.

  • Künye: Marcello Musto – Marx’ın Dirilişi: Temel Kavramlar ve Yeni Yorumlar, çeviren: Pınar Meltem Üstündağ, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 544 sayfa, 2025

Yalçın Çakmak – Osmanlı’da Dinden Çıkma (2025)

Yalçın Çakmak’ın ‘Osmanlı’da Dinden Çıkma (İrtidad)’ adlı eseri, Osmanlı İmparatorluğu’nda İslam’dan ayrılma vakalarına devletin ve din otoritelerinin nasıl yaklaştığını derinlemesine inceliyor. Çakmak, 15. yüzyıldan imparatorluğun sonuna kadar uzanan geniş bir dönemi kapsayarak, mürtedlere yönelik cezaların zamanla nasıl değiştiğini ve bu değişimin arkasındaki siyasi, toplumsal ve dini dinamikleri açıklıyor. Kitap, irtidadın yalnızca bir inanç sorunu değil, aynı zamanda Osmanlı hukuk ve yönetim anlayışını anlamada önemli bir anahtar olduğunu gösteriyor.

Yazar, İslam hukukunda dinden çıkmanın teorik çerçevesini belirleyerek işe başlıyor. Ardından Osmanlı fakihlerinin ve şeyhülislamların fetvalarına başvurarak, irtidadın hukuki statüsünün nasıl yorumlandığını ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, hem metinlerin hem de uygulamaların dönemin siyasal atmosferine nasıl bağlı olduğunu gösteriyor. Özellikle 19. yüzyılda ölüm cezasının fiilen uygulanmaktan çıkması, devletin modernleşme süreciyle birlikte dini otoriteyle ilişkisini yeniden tanımladığını ortaya koyuyor.

Çakmak, bu dönüşümü somut örneklerle destekliyor; mahkeme kayıtları, fetvalar ve tarihsel belgeler aracılığıyla mürtedlerin nasıl yargılandığını ve hangi koşullarda affedildiklerini inceliyor. Yazar, tarafsız bir bakış açısını koruyarak ne inançsal bir savunma yapıyor ne de ideolojik bir eleştiriye sapıyor. Onun amacı, Osmanlı’da din-devlet ilişkilerini tarihsel bağlamında anlamak ve irtidad olgusunun hem hukuki hem de toplumsal boyutlarını açıklığa kavuşturmak oluyor.

Sonuçta kitap, Osmanlı’da dinden çıkma meselesine dair literatürdeki önemli bir boşluğu dolduruyor. Çakmak, meseleyi polemiklerden uzak, akademik bir soğukkanlılıkla ele alarak hem tarihçiler hem de din hukuku araştırmacıları için kalıcı bir başvuru kaynağı sunuyor.

  • Künye: Yalçın Çakmak – Osmanlı’da Dinden Çıkma (İrtidad), İletişim Yayınları, tarih, 308 sayfa, 2025

John Bowker – Tanrı Anlayışı (2025)

John Bowker’ın bu kitabı, Tanrı kavramının tarih boyunca geçirdiği dönüşümleri felsefi, teolojik ve kültürel bir çerçevede inceliyor. Bowker, hem Batı hem Doğu geleneklerinden örnekler vererek Tanrı düşüncesinin insanlık tarihindeki en etkili fikirlerden biri olduğunu vurguluyor. ‘Tanrı Anlayışı’ (‘God: A Very Short Introduction’), yalnızca Tanrı’ya inananlar için değil, inançsızlık ve kuşku meseleleriyle ilgilenenler için de derinlemesine bir sorgulama sunuyor.

Bowker, Tanrı fikrinin kökenlerini insanın anlam arayışına dayandırıyor. İnsanlığın doğa olaylarını açıklama, ölümle başa çıkma ve etik davranış için bir dayanak bulma çabalarının, Tanrı düşüncesini biçimlendirdiğini öne sürüyor. İslam, Hristiyanlık, Hinduizm ve Budizm gibi farklı inanç sistemlerinden örneklerle Tanrı’nın kişisel, aşkın ya da soyut biçimlerde nasıl algılandığını açıklıyor. Bu çeşitlilik, tek bir “Tanrı anlayışı”nın değil, insan deneyiminin çok yönlülüğünün göstergesi olarak sunuluyor.

Kitapta Bowker, modern çağda Tanrı inancının bilim ve seküler düşünce karşısındaki konumunu da ele alıyor. Evrim teorisi, kozmoloji ve ahlak felsefesi üzerinden, Tanrı’nın hâlâ anlamlı bir kavram olup olmadığını sorguluyor. Tanrı’yı reddetmenin de bir tür inanç biçimi olabileceğini, çünkü insanın metafiziksel boşluğu doldurma eğiliminden kaçamadığını öne sürüyor.

Son bölümde Bowker, Tanrı fikrinin geleceğine dair temkinli ama umutlu bir bakış sunuyor. Ona göre Tanrı düşüncesi, insanlığın ahlaki ve entelektüel gelişiminde hâlâ merkezi bir rol oynuyor. Tanrı’nın var olup olmamasından çok, bu fikrin insanın dünyayı ve kendini anlama biçimini nasıl etkilediği asıl mesele olarak öne çıkıyor.

  • Künye: John Bowker – Tanrı Anlayışı, çeviren: Enis Köksaldı, İş Kültür Yayınları, din, 176 sayfa, 2025

Anthony Gottlieb – Aklın Rüyası (2025)

Anthony Gottlieb, bu eserinde Batı düşüncesinin doğuşundan Rönesans’a kadar uzanan felsefe tarihini, yalnızca büyük filozofların fikirlerini anlatmakla kalmadan, bu fikirlerin ortaya çıktığı toplumsal ve entelektüel atmosferle birlikte ele alıyor. ‘Aklın Rüyası: Antik Yunan’dan Rönesans’a Batı Felsefesi Tarihi’ (‘The Dream of Reason: A History of Western Philosophy from the Greeks to the Renaissance’), mitolojik açıklamalardan akıl temelli sorgulamaya geçişi merkeze alıyor. Thales, Anaksimandros ve Pythagoras gibi erken dönem düşünürlerin doğa üzerine rasyonel açıklama çabalarıyla başlayan süreç, Sokrates’in ahlak temelli sorgulamalarına, Platon’un ideal düzen arayışına ve Aristoteles’in sistematik düşüncesine doğru evriliyor.

Gottlieb, Helenistik dönemde Stoacılık, Epikürcülük ve Septisizm gibi akımların insanın mutluluk ve bilgelik arayışına verdiği yanıtları inceliyor. Roma İmparatorluğu’nun yükselişiyle birlikte felsefenin dinle olan ilişkisini, Hristiyanlığın entelektüel zeminde nasıl şekillendiğini gösteriyor. Orta Çağ düşüncesinde Augustinus’un içe dönüş öğretisinden Aquinas’ın akıl ile inancı uzlaştırma çabasına uzanan bir çizgi kuruyor.

Eser, Rönesans’a yaklaştıkça insanın yeniden merkeze alınışını, bilginin otoriteye değil gözleme ve deneye dayanması gerektiğini vurgulayan bir dönüşümün habercisi olarak görüyor. Gottlieb’in anlatımı, tarihsel bir kronoloji içinde ilerlerken, felsefeyi soyut bir bilgi yığını olmaktan çıkarıp insanın anlam arayışının canlı bir hikâyesi haline getiriyor.

  • Künye: Anthony Gottlieb – Aklın Rüyası: Antik Yunan’dan Rönesans’a Batı Felsefesi Tarihi, çeviren: Ramazan Atıl Karabey, Vakıfbank Kültür Yayınları, felsefe, 440 sayfa, 2025

Derya Gürses Tarbuck – Herkes İçin Bilim Tarihi (2023)

Derya Gürses Tarbuck’un ‘Herkes İçin Bilim Tarihi’ adlı kitabı, bilimin serüvenini yalnızca bir buluşlar zinciri olarak değil, düşünsel dönüşümlerle şekillenen bir kültürel süreç olarak yorumluyor.

Eser, 2020–2021 akademik yılında Bahçeşehir Üniversitesi’nde verilen çevrimiçi derslerin yazılı bir uzantısı olarak tasarlanmış ve bilim tarihi disiplinini altı temel tema etrafında yeniden kurgulamış.

Tarbuck, Kostas Gavroğlu, George Sarton, Alexandre Koyré, Thomas Kuhn, Patricia Fara ve Rob Iliffe gibi önemli düşünürlerin yaklaşımlarından yola çıkarak bilimin felsefi temellerine, pozitivizm eleştirilerine, nesnellik ve paradigma tartışmalarına ışık tutuyor.

Kitap, bilimi sadece doğruların birikimi olarak değil, fikirlerin toplumsal, tarihsel ve entelektüel koşullarla iç içe geliştiği bir alan olarak sunuyor. Bu yaklaşım, okuru bilimin kendi tarihini sorgulamaya davet ederken, aynı zamanda metodoloji, söylem ve iktidar ilişkileri üzerine düşünmeye yönlendiriyor.

Son bölümde Tarbuck, Avrupa-merkezci bilim tarihinin sınırlarını aşmak gerektiğini savunarak küresel, çok sesli ve dekolonyal bir perspektifin önemini vurguluyor.

‘Herkes İçin Bilim Tarihi’, bilimin insanlığın ortak mirası olduğunu hatırlatan, hem akademik hem de eleştirel bir davet niteliğinde.

.

  • Künye: Derya Gürses Tarbuck – Herkes İçin Bilim Tarihi, Fol Kitap, bilim, 28 sayfa, 2023

Thomas Paine – Toprak Adaleti (2025)

Thomas Paine’in ilk olarak 1797’de yayımlanan bu eseri, modern anlamda sosyal adalet, gelir dağılımı ve mülkiyet hakkı üzerine yazılmış en erken metinlerden biri kabul ediliyor. Paine, kitabında doğanın herkese ait olduğunu, toprağın mülkiyet haline getirilmesinin ise insanlık tarihinde eşitsizliğin başlangıcı olduğunu söylüyor. Ona göre özel mülkiyet, emeğin ürünü olarak meşrudur; fakat toprak, doğanın armağanı olduğu için kimsenin tekelinde olamaz. Bu nedenle, toprağın özelleştirilmesiyle kaybedilen ortak hakkın bir tür “doğal borç” olarak toplumun tüm üyelerine iade edilmesi gerektiğini öne sürüyor.

Paine, bu borcun ödenebilmesi için dönemin koşullarına göre oldukça radikal bir öneri getiriyor: Toprak sahiplerinin, mülklerinin bir kısmını kamusal bir fona aktarması gerektiğini savunuyor. Bu fon, her gence 21 yaşına geldiğinde başlangıç sermayesi olarak bir miktar para verilmesi ve yaşlılara düzenli gelir sağlanması için kullanılmalıdır. Böylece hem toplumsal dayanışma güçlenecek hem de ekonomik eşitsizlikler doğal bir dengeye kavuşacaktır. Paine’in bu fikri, günümüzde “evrensel temel gelir” tartışmalarının da öncülü sayılıyor.

‘Toprak Adaleti’ (‘Agrarian Justice’) aynı zamanda ahlaki bir çağrıdır. Paine, yoksulluğu bireysel başarısızlık değil, adaletsiz ekonomik sistemin sonucu olarak görüyor. Eşitliğin yalnızca yasalarla değil, maddi koşulların yeniden düzenlenmesiyle sağlanabileceğini vurguluyor. Ona göre gerçek özgürlük, yalnızca mülkiyetin değil, refahın da adil biçimde paylaşılmasıyla mümkündür.

‘Toprak Adaleti’, Paine’in politik düşüncesinin insancıl yönünü sergileyen bir manifesto niteliğinde. Eser, mülkiyetin sınırlarını sorgularken, sosyal adaletin ekonomik temellerini tartışmaya açıyor ve modern refah devletinin düşünsel öncüllerini kuruyor.

  • Künye: Thomas Paine – Toprak Adaleti, çeviren: Ömer Alkan, Fihrist Kitap, siyaset, 50 sayfa, 2025

Élisabeth Roudinesco – İçimizdeki Karanlık Yan (2025)

Élisabeth Roudinesco, bu eserinde, insan doğasının karanlık yönünü ve “sapkınlık” kavramının tarihsel evrimini inceliyor. ‘İçimizdeki Karanlık Yan: Sapkınlığın Tarihi’ (‘La part obscure de nous-mêmes: Une histoire des pervers’), ahlaki, dini, tıbbi ve psikanalitik söylemler içinde “perversité”nin (sapkınlığın) nasıl tanımlandığını ve her dönemin bu kavrama kendi korkularını nasıl yansıttığını araştırıyor. Roudinesco, insanın içindeki karanlığın yok edilemeyeceğini, bastırıldıkça biçim değiştirerek toplumsal hayatta yeniden ortaya çıktığını vurguluyor. Bu karanlık taraf, modern çağın normallik saplantısına karşı bir ayna görevi görüyor.

Yazar, sapkınlığın tarihini Orta Çağ’daki günah ve şeytan kavramlarından başlayarak Freud’un psikanalitik analizine kadar izliyor. Antik dönemde “ahlaki bozulma” olarak görülen eylemler, Hristiyanlıkla birlikte günahın ve cinselliğin kesişim noktasına yerleşiyor. Modern bilimlerin yükselişiyle ise bu olgu, tıbbi ve psikiyatrik bir kategoriye dönüşüyor. Roudinesco, özellikle Freud’un “sapık” figürünü patolojik olmaktan çıkararak insani bir olasılık, arzunun bir biçimi olarak ele almasını dönüm noktası olarak değerlendiriyor.

Kitap, toplumların “öteki”ni tanımlama biçimlerini de sorguluyor. Sapkın olan, aslında toplumun kendi bastırılmış arzularının yansıması olarak ortaya çıkıyor. Roudinesco’ya göre modern çağın en büyük paradoksu, özgürlük ve ifade hakkını savunurken aynı zamanda arzuların sınırlarını çizme çabasıdır. Böylece “perversité”, hem toplumsal düzenin dışladığı hem de gizliden gizliye beslediği bir enerjiye dönüşüyor.

Sonuç olarak ‘Sapkınlığın Tarihi’, insan ruhunun karanlık tarafına cesur bir bakış sunuyor. Roudinesco, sapkınlığın bir hastalık değil, insan olmanın ayrılmaz bir parçası olduğunu belirterek, okuru kendi gölgesiyle yüzleşmeye davet ediyor.

  • Künye: Élisabeth Roudinesco – İçimizdeki Karanlık Yan: Sapkınlığın Tarihi, çeviren: Nami Başer, Sel Yayıncılık, inceleme, 200 sayfa, 2025

Garrett Ryan – Çıplak Heykeller, Şişman Gladyatörler ve Savaş Filleri (2025)

Garrett Ryan’ın bu eseri, Antik Yunan ve Roma dünyasına dair sık sorulan sorulara yanıt arayarak hem eğlenceli hem de öğretici bir anlatı sunuyor. Kitap, akademik bir tarih çalışmasından ziyade, tarih meraklılarının aklında beliren günlük ve ilginç sorulara açıklık getiriyor. “Neden Yunan heykelleri çıplaktı?”, “Gladyatörler gerçekten şişman mıydı?”, “Savaş fillerinin rolü neydi?” gibi başlıklar, antik dünyayı popüler kültürdeki imgelerden arındırarak daha gerçekçi bir çerçevede ele alıyor. Ryan, bu soruları yanıtlarken tarihsel kaynaklardan yararlanıyor, aynı zamanda modern algıyla antik gerçeklik arasındaki farkları gösteriyor.

‘Çıplak Heykeller, Şişman Gladyatörler ve Savaş Filleri: Antik Yunanlar ve Romalılar Hakkında Sık Sorulan Sorular’ (‘Naked Statues, Fat Gladiators, and War Elephants: Frequently Asked Questions about the Ancient Greeks and Romans’) , yalnızca ilginç anekdotlara değil, aynı zamanda antik toplumların düşünce biçimlerine ve değer sistemlerine de ışık tutuyor. Örneğin çıplaklık, bugünün gözünde mahremiyetin ihlali gibi görünse de, Yunanlılar için kahramanlık, erdem ve estetik idealleri temsil ediyordu. Benzer şekilde, gladyatörlerin bedensel yapıları hakkındaki yanlış algılar düzeltiliyor; onların güç, dayanıklılık ve dövüş kabiliyeti açısından özel yetiştirildiği ortaya konuyor. Savaş filleri ise yalnızca askeri bir güç değil, psikolojik üstünlük sağlayan bir gösteri unsuru olarak analiz ediliyor.

Ryan’ın dili sade, esprili ve akıcı. Karmaşık akademik tartışmalar yerine, tarihsel merakları tatmin eden doğrudan yanıtlar veriliyor. Antik dünyayı hem şaşırtıcı hem de insani yönleriyle tanıtıyor. Okur, hem tarihsel bilgi edinirken hem de antik toplumların bugünkü hayatla kurduğu beklenmedik benzerlikleri keşfediyor.

Sonuçta kitap, Antik Yunan ve Roma’ya dair klişeleri sorgulayan, yanlış anlamaları düzelten ve bu uygarlıkların kültürünü gündelik hayatın ayrıntıları üzerinden yeniden anlamamızı sağlayan keyifli bir rehber olarak öne çıkıyor.

  • Künye: Garrett Ryan – Çıplak Heykeller, Şişman Gladyatörler ve Savaş Filleri: Antik Yunanlar ve Romalılar Hakkında Sık Sorulan Sorular, çeviren: Oya Yalçın, Mundi Kitap, tarih, 312 sayfa, 2025

Ernesto Che Guevara – Motosiklet Günlükleri (2025)

Ernesto Che Guevara’nın gençlik yıllarında tuttuğu yolculuk notlarından oluşan bu kitap, Güney Amerika’nın farklı coğrafyalarında geçen bir keşif ve dönüşüm hikâyesi anlatıyor. Guevara, arkadaşı Alberto Granado ile birlikte eski bir motosikletle çıktığı bu uzun yolculukta kıtanın dağlarını, köylerini, şehirlerini ve en önemlisi yoksul halklarını tanıyor. Başlangıçta macera ve özgürlük arayışıyla başlayan seyahat, giderek derin bir toplumsal farkındalığa dönüşüyor. Guevara, gittiği yerlerde karşılaştığı yoksulluk, sömürü, eşitsizlik ve dışlanmışlıkla yüzleşiyor, bunların sadece bireysel hikâyeler değil, sistemsel sorunlar olduğunu fark ediyor.

Kitapta yalnızca gözlemler değil, aynı zamanda genç bir doktor adayının insanlara duyduğu merhamet, dayanışma duygusu ve adalet arayışı da yer alıyor. Özellikle cüzzam kolonilerinde geçirdiği zaman, Guevara’nın eşitlik ve insanlık kavramlarına bakışını derinden etkiliyor. İnsanların zor koşullar altında bile sergilediği dayanışma, onun ilerleyen yıllarda sosyalist ideallere yönelişinde güçlü bir iz bırakıyor.

‘Motosiklet Günlükleri: Bir Latin Amerika Seyahati Üzerine Notlar’ (‘The Motorcycle Diaries: Notes on a Latin American Journey’), Guevara’nın devrimci kişiliğinin temellerini anlamak açısından önemli. Yoldaşlık, macera, mizah ve gençliğin heyecanı metnin canlılığını artırıyor. Ancak satır aralarında, geleceğin Che Guevara’sını yaratacak olan öfke, sorgulama ve umut da seziliyor. Seyahat boyunca deneyimlediği her olay, bireysel bir anı olmaktan çıkarak politik bir bilince evriliyor.

Sonuçta ‘Motosiklet Günlükleri’, yalnızca bir yolculuk anısı değil, aynı zamanda bir devrimcinin doğuş hikâyesi olarak da okunuyor. Kıtadaki toplumsal yaralara tanıklık eden bu gençlik güncesi, adalet, eşitlik ve özgürlük uğruna verilecek mücadelenin ilk işaretlerini taşıyor. Guevara’nın gözlemleri, Güney Amerika’nın gerçeklerini bireysel bir serüven üzerinden evrensel bir çağrıya dönüştürüyor.

  • Künye: Ernesto Che Guevara – Motosiklet Günlükleri: Bir Latin Amerika Seyahati Üzerine Notlar, çeviren: Doğuş Çakan, Minotor Kitap, gezi, 248 sayfa, 2025