Banu Mustan Dönmez — Müziğin Kökeni Üzerine (2025)

Banu Mustan Dönmez’in ‘Müziğin Kökeni Üzerine’ adlı kitabı, müziği yalnızca estetik bir üretim alanı olarak değil, insanın dünyayla kurduğu en eski ve en derin ilişki biçimlerinden biri olarak ele alıyor. Çalışma, müziğin kökeni sorusunu “ilk ne zaman ortaya çıktı” gibi indirgemeci bir çizgide değil; müziğin ne olduğu, hangi bağlamlarda anlam kazandığı ve insan yaşamında nasıl işlev gördüğü üzerinden tartışıyor.

Kitap, müzikolojinin tarihsel gelişimini aktararak başlıyor ve müziğin Batı düşüncesindeki kavramsal temellerini ele alıyor. “Müz” kavramı üzerinden sanat, bilgi ve ilham arasındaki bağları kurarken, müziğin mitolojik ve felsefi kökenlerini görünür kılıyor. Ardından ses, gürültü ve müzik ayrımı üzerinden müziğin ontolojik yapısını tartışıyor ve müziğin yalnızca fiziksel bir olgu değil, kültürel bir inşa olduğunu gösteriyor.

Dönmez, müziğin evrensel biyolojik yönleri ile kültürel belirleyiciler arasındaki ilişkiyi dengeli bir biçimde ele alıyor. Müziğin ritüel, toplumsal iletişim, eğitim ve terapi gibi alanlarda nasıl işlediğini örneklerle tartışıyor. Feminist müzikolojiye ayrılan bölümde ise müzik tarihindeki cinsiyet temelli kör noktaları sorguluyor ve müziğin üretim süreçlerini eleştirel bir bakışla yeniden düşünüyor.

Son bölümlerde müzik, teknoloji ve yapay zekâ ilişkisi ele alınıyor ve müziğin geleceğine dair sorular gündeme getiriliyor. ‘Müziğin Kökeni Üzerine’, müziği tarihsel, kültürel ve düşünsel katmanlarıyla birlikte ele alan, disiplinlerarası yaklaşımıyla alanında önemli bir kaynak.

Banu Mustan Dönmez — Müziğin Kökeni Üzerine
• Bağlam Yayınları
Müzik • 167 sayfa • 2025

Sari Hanefi — Sembolik Liberalizme Karşı (2026)

Sari Hanafi’nin bu çalışması, çağdaş sosyal bilimlerde hâkim olan liberal söylemleri eleştirel bir bakışla sorguluyor ve sosyoloji için daha diyalojik, çoğulcu bir yaklaşım öneriyor. Hanafi, özellikle küresel akademide yaygınlaşan “sembolik liberalizm” kavramı üzerinden, özgürlük, çoğulculuk ve hoşgörü gibi değerlerin çoğu zaman yüzeysel ve temsili düzeyde benimsendiğini savunuyor.

‘Sembolik Liberalizme Karşı’ (‘Against Symbolic Liberalism’), sembolik liberalizmin, Batı-merkezli bilgi üretimini sorguluyormuş gibi yaparken aslında mevcut epistemik hiyerarşileri yeniden ürettiğini gösteriyor. Hanafi’ye göre bu yaklaşım, Küresel Güney’den gelen bilgileri tanıyor gibi görünse de onları çoğunlukla marjinalleştiriyor, folklorize ediyor ya da evrensel teorilerin ham maddesi haline getiriyor. Böylece eşitsiz güç ilişkileri, liberal bir dil içinde görünmez kılınıyor.

Hanafi, buna karşılık “diyalojik sosyoloji” çağrısında bulunuyor. Bu yaklaşım, farklı entelektüel gelenekler arasında gerçek bir karşılıklılığı, eşitliği ve müzakereyi esas alıyor. Sosyolojinin yalnızca Batı’dan dünyaya yayılan bir teori alanı değil, farklı coğrafyaların tarihsel deneyimlerinden beslenen çok merkezli bir bilgi pratiği olması gerektiğini savunuyor. Diyalog, burada yalnızca metodolojik bir tercih değil, etik ve politik bir zorunluluk olarak ele alınıyor.

Kitap, akademik özgürlük, bilgi üretimi, göç, din ve kamusal alan gibi temaları küresel eşitsizlikler bağlamında yeniden düşünmeye davet ediyor. Kitap, sosyal bilimlerin eleştirel potansiyelini ciddiye alan okurlar için, liberal söylemlerin sınırlarını ve alternatif düşünme imkânlarını açığa çıkaran önemli bir müdahale niteliği taşıyor.

Sari Hanefi — Sembolik Liberalizme Karşı: Diyalojik Sosyoloji İçin Bir Savunma
Çeviren: M. Murtaza Özeren • Albaraka Yayınları
Sosyoloji • 320 sayfa • 2025

Selin Melikler — Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi (2026)

Selin Melikler’in ‘Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi’ adlı kitabı, deliliği tıbbi ya da patolojik bir sapma olarak değil, düşünce ve sanat tarihinde trajik bir deneyim olarak ele alan eleştirel bir inceleme sunuyor. Melikler, Nietzsche’den Foucault’ya uzanan temel metinleri merkeze alarak, deliliğin akıl karşısında bastırılan bir “eksiklik” değil, modern öznenin sınırlarını açığa çıkaran kurucu bir deneyim olduğunu tartışıyor.

Kitap, Nietzsche’nin trajedi, Dionysosçu taşkınlık ve aklın sınırları üzerine düşüncelerini, Foucault’nun deliliğin tarihine ilişkin çözümlemeleriyle birlikte okuyor. Bu iki düşünür arasında kurulan hat, deliliğin dışlanma, sessizleştirilme ve denetim altına alınma süreçlerini görünür kılarken, aynı zamanda deliliğin düşünceyi sarsan ve dönüştüren gücünü de öne çıkarıyor. Delilik, burada modern rasyonalitenin karanlık karşıtı olarak değil, onun kırılganlığını ifşa eden bir eşik deneyimi olarak konumlanıyor.

Melikler, felsefi metinlerle yetinmeyip çağdaş trajik sanatın güçlü örneklerinden Lars von Trier sinemasını da tartışmaya dahil ediyor. Von Trier’in filmleri, deliliğin estetik, etik ve varoluşsal boyutlarını güncel imgeler üzerinden düşünmek için bir alan açıyor. Böylece delilik, tarihsel bir kavram olmanın ötesinde, bugün hâlâ süren bir deneyim olarak ele alınıyor.

‘Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi’, deliliği aklın dışında tutan açıklamalara karşı, onu düşüncenin merkezine yerleştiren bir okuma öneriyor. Kitap, felsefe, sanat ve eleştirel teoriyle ilgilenen okurlar için deliliğin neden hâlâ vazgeçilmez bir sorgulama alanı olduğunu ikna edici biçimde ortaya koyuyor.

Selin Melikler — Nietzsche’den Foucault’ya Deliliğin Trajik Deneyimi
• Agora Kitaplığı
Felsefe • 176 sayfa • 2026

Jérôme Dunlop — Coğrafyanın 100 Sözcüğü (2025)

Jérôme Dunlop’un bu kitabı, coğrafyayı teknik bir disiplin olmanın ötesinde, dünyayı anlama ve yorumlama biçimi olarak ele alan özlü bir başvuru çalışması sunuyor. Kitap, coğrafyanın temel kavramlarını yüz anahtar kelime etrafında düzenleyerek okuru mekân, toplum ve doğa arasındaki ilişkileri yeniden düşünmeye davet ediyor.

Dunlop, “mekân”, “ölçek”, “sınır”, “küreselleşme”, “peyzaj”, “kent”, “çevre”, “hareketlilik” ve “eşitsizlik” gibi kavramları yalnızca tanımlamakla yetinmiyor; bu kavramların tarihsel kökenlerini, güncel kullanımlarını ve politik sonuçlarını da görünür kılıyor. Böylece coğrafyanın tarafsız bir betimleme alanı değil, iktidar ilişkileriyle, ekonomik süreçlerle ve kültürel çatışmalarla iç içe geçmiş bir düşünme alanı olduğunu vurguluyor.

Kitapta fiziksel coğrafya ile beşerî coğrafya arasındaki ayrım aşılırken, iklim krizi, kentleşme, göç, bölgesel eşitsizlikler ve küresel ağlar gibi çağdaş meseleler coğrafi kavramlar üzerinden okunuyor. Dunlop, haritaların, sınırların ve mekânsal düzenlemelerin dünyayı nasıl belirli bakış açılarıyla kurduğunu göstererek, coğrafyanın aynı zamanda eleştirel bir bilgi alanı olduğunu ortaya koyuyor.

‘Coğrafyanın 100 Sözcüğü’ (‘Les 100 Mots de la géographie’), coğrafyaya yeni başlayanlar için berrak ve öğretici bir giriş sunarken, alana aşina okurlar için de kavramları yeniden düşünmeye imkân tanıyan yoğun bir referans metni niteliği taşıyor. Kitap, coğrafyanın dünyayı yalnızca betimlemediğini, onu anlamlandırma biçimlerimizi de şekillendirdiğini hatırlatarak, disiplinin neden bugün her zamankinden daha önemli olduğunu ikna edici biçimde gösteriyor.

Jérôme Dunlop — Coğrafyanın 100 Sözcüğü
Çeviren: Turgut Arnas • Bağlam Yayınları
Coğrafya • 139 sayfa • 2025

Tiffany Watt Smith – Kötü Arkadaş (2025)

Tiffany Watt Smith bu kitabında, kadınlar arasındaki dostluğu idealize eden anlatıları bilinçli biçimde tersyüz ediyor. Toplumun kadın arkadaşlığını koşulsuz destek, sürekli uyum ve sarsılmaz sadakat üzerinden tanımladığını hatırlatan Smith, bu beklentilerin gerçek deneyimleri görünmez kıldığını söylüyor. Kitap, kadın dostluklarının her zaman “iyi” ve pürüzsüz olmadığını, aksine kıskançlık, kırgınlık, rekabet ve uzaklaşma gibi duygularla şekillendiğini gösteriyor.

Smith, kendi kişisel deneyimlerinden yola çıkarak yirminci yüzyıl boyunca kurulmuş kadın dostluklarının izini sürüyor. Arşiv belgeleri, edebiyat metinleri ve psikanalitik kayıtlar aracılığıyla, birbirine hayran olan ama aynı zamanda birbirini kıskanan, kopma noktasına gelen ama bağı tamamen kesmeyen kadınların hikâyelerini anlatıyor. Bu ilişkilerde dostluk, yalnızca bir dayanışma alanı değil; çatışmanın, dönüşümün ve kişisel büyümenin de sahnesi olarak ortaya çıkıyor.

‘Kötü Arkadaş’ (‘Bad Friend’), kadın arkadaşlıklarını ahlaki bir kusursuzluk ölçütüyle değerlendirmek yerine, onları çelişkileriyle birlikte düşünmeye çağırıyor. Smith’e göre “kötü” duygular olarak adlandırılan hisler, bu ilişkilerin başarısızlığı değil, derinliğinin bir parçası. Kitap, kadın dostluklarının kırılgan ama üretken doğasını görünür kılarak, kadınlar arası bağları yeniden düşünmek için güçlü bir çerçeve sunuyor ve bu yüzden çağdaş feminist tartışmalar açısından önemli bir yere oturuyor.

Tiffany Watt Smith — Kötü Arkadaş: Kadın Arkadaşlığının Yüzyılı
Çeviren: Ayça Göçmen • Kolektif Kitap
İnceleme • 336 sayfa • 2025

Ali Fuat Kalyoncu — Türkiye’yi Dönüştüren Aydınlar (2025)

Ali Fuat Kalyoncu’nun ‘Türkiye’yi Dönüştüren Aydınlar’ adlı kitabı, iki dünya savaşı arasındaki çalkantılı dönemde Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkileri, diplomatik dengelerin ötesine geçerek entelektüel, bilimsel ve kültürel etkileşimler üzerinden yeniden okuyor. Kitap, 1918–1945 yılları arasında Türkiye’nin modernleşme sürecinin yalnızca iç dinamiklerle değil, Avrupa’daki siyasal kırılmalar ve özellikle Almanya kaynaklı zorunlu göçlerle nasıl şekillendiğini gösteriyor.

Birinci Dünya Savaşı’nda müttefik olan iki ülke, İkinci Dünya Savaşı’nda ise Türkiye’nin bilinçli tarafsızlık politikası sayesinde daha temkinli ve çok katmanlı bir ilişki kuruyor. Kalyoncu, bu dönemde Türkiye’nin Almanya için stratejik bir denge unsuru, Almanya’nın ise Türkiye için hem bir tehdit hem de bilgi ve insan kaynağı anlamına geldiğini vurguluyor. Nazi iktidarının yükselişiyle birlikte Almanya’dan dışlanan bilim insanları, sanatçılar ve düşünürler için Türkiye’nin bir sığınak hâline gelmesi, kitabın merkezî anlatı eksenlerinden birini oluşturuyor.

Özellikle üniversite reformu sürecinde Türkiye’ye gelen Alman kökenli akademisyenlerin hukuk, tıp, mimarlık, mühendislik ve sosyal bilimler alanlarında bıraktıkları kalıcı izler ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Bu isimlerin yalnızca bilgi aktarmadıkları; akademik etik, bilimsel yöntem ve kurumsal kültür açısından Cumhuriyet’in entelektüel altyapısına doğrudan katkı sundukları gösteriliyor. Kitap, bu katkıları bireysel yaşam öyküleri üzerinden anlatarak, büyük tarih anlatılarında çoğu zaman görünmez kalan ilişkileri görünür kılıyor.

‘Türkiye’yi Dönüştüren Aydınlar’, Türk-Alman ilişkilerini romantize etmeden ama indirgemeci bir siyasal okumaya da sıkıştırmadan ele alıyor. Göç, sürgün, savaş ve modernleşme deneyimlerinin iç içe geçtiği bu dönemi, bugünün Avrupa’sında yeniden yükselen göç ve sağ siyaset tartışmalarıyla ilişkilendirerek tarihin güncel anlamını hatırlatıyor. Kitap, Türkiye Cumhuriyeti’nin entelektüel oluşumunu anlamak isteyen okur için, arka planda kalmış ama belirleyici bir tarihsel hattı titizlikle ortaya koyuyor.

Ali Fuat Kalyoncu — Türkiye’yi Dönüştüren Aydınlar: 1918-1945 (Almanların ve İkinci Dünya Savaşı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ne Etkisi)
• İmge Kitabevi
İnceleme • 466 sayfa • 2025

Jürgen Habermas — Eksik Olanın Farkındalığı (2025)

Jürgen Habermas’ın da yazarları arasında bulunduğu bu çalışma, modern seküler toplumlarda dinin, ahlakın ve normatif kaynakların rolünü yeniden düşünmeye odaklanan felsefi bir tartışma. ‘Eksik Olanın Farkındalığı’ (‘Ein Bewußtsein von dem, was fehlt: Eine Diskussion mit Jürgen Habermas’), Habermas’ın “eksik olanın bilinci” kavramı etrafında şekillenen geç dönem düşüncesini merkezine alır.

Habermas burada, modernliğin rasyonelleşme ve sekülerleşme süreçleriyle birlikte önemli kazanımlar elde ettiğini kabul ederken, aynı zamanda bu süreçlerin ahlaki motivasyon, dayanışma ve anlam üretimi açısından bir boşluk yarattığını savunuyor. “Eksik olan”, dinin doğrudan geri dönüşü değil; dinî geleneklerde korunmuş bulunan normatif sezgilerin, seküler akıl tarafından bütünüyle ikame edilememesi durumudur. Bu nedenle Habermas, post-seküler toplumlarda din ile seküler akıl arasında tek yönlü bir dışlama değil, karşılıklı bir öğrenme süreci öneriyor.

Kitapta yer alan tartışmalar, dinî dilin kamusal alanda nasıl çevrilebilir olduğu, seküler devletin inançlı yurttaşlara karşı epistemik adalet yükümlülüğü ve ahlaki normların meşruiyet kaynakları gibi başlıklarda yoğunlaşıyor. Habermas, seküler aklın kendi sınırlarını kabul etmesi gerektiğini savunurken, dinin de demokratik hukuk devletinin evrensel normlarına tercüme edilme zorunluluğunu vurguluyor.

‘Eksik Olanın Farkındalığı’, Habermas’ın erken dönem iletişimsel akıl kuramından geç dönem post-seküler düşüncesine uzanan sürekliliği görünür kılıyor. Kitap, modern toplumlarda anlam, etik ve siyasal meşruiyet sorunlarının yalnızca rasyonel prosedürlerle çözülemeyeceğini, ancak dinî ve seküler gelenekler arasında eleştirel bir diyalogla yeniden kurulabileceğini ileri sürerek çağdaş siyaset felsefesine önemli bir katkı sunuyor.

Jürgen Habermas, Norbert Brieskorn, Michael Reder, Friedo Ricken, Josef Schmidt — Eksik Olanın Farkındalığı: Post-Seküler Çağda İnanç ve Akıl
Çeviren: Mustafa Derviş Dereli, Mosaddek Billah • Albaraka Yayınları
Felsefe • 96 sayfa • 2025

Marco Guglielmo — Sol ve Dijital Siyaset (2026)

Marco Guglielmo’nun bu çalışması, dijital teknolojilerin sol siyaseti nasıl dönüştürdüğünü ve bu dönüşümün hem olanaklarını hem de sınırlarını inceliyor. Kitap, internetin ve sosyal medyanın sol hareketlere otomatik olarak ilerici bir güç kazandırdığı yönündeki iyimser kabulleri sorguluyor ve dijital alanın siyasal mücadelede tarafsız bir zemin olmadığını gösteriyor.

Guglielmo, çevrimiçi örgütlenme biçimlerinin hız, görünürlük ve erişim sağladığını kabul ediyor ancak bu araçların aynı zamanda parçalanma, yüzeysellik ve kısa ömürlü mobilizasyonlar ürettiğini söylüyor. Hashtag kampanyalarının ve platform temelli eylemlerin, kalıcı politik örgütlenmenin yerini alamadığını, çoğu zaman onu ikame eden zayıf formlar yarattığını ileri sürüyor. Dijital siyasetin, katılımı artırıyor gibi görünürken kolektif karar alma süreçlerini aşındırdığını tartışıyor.

‘Sol ve Dijital Siyaset’ (‘Left and Digital Politics’), platform kapitalizminin mantığını merkeze alıyor ve solun dijital araçları kullanırken bu yapısal koşulları yeterince hesaba katmadığını öne sürüyor. Algoritmaların, veri ekonomisinin ve özel şirketlerin kontrolündeki altyapıların siyasal eylemi nasıl şekillendirdiğini ayrıntılı biçimde analiz ediyor. Guglielmo, sol siyasetin yalnızca dijital mecralarda var olmasının, onu bu iktidar ilişkilerine bağımlı kıldığını vurguluyor.

‘Sol ve Dijital Siyaset’, dijital teknolojileri reddetmek yerine onları eleştirel bir bilinçle kullanmayı öneriyor. Yazar, yüz yüze örgütlenme, uzun vadeli strateji ve maddi siyasal mücadeleyle dijital araçlar arasında dengeli bir ilişki kurulması gerektiğini savunuyor. Kitap, çağdaş solun dijital çağda nasıl yeniden düşünülmesi gerektiğine dair önemli bir teorik çerçeve sunuyor.

Marco Guglielmo — Sol ve Dijital Siyaset: Platform Neoliberalizminden Platform Sosyalizmine Siyasi Partiler
Çeviren: Duygu Şahin • İletişim Yayınları
Siyaset • 331 sayfa • 2026

Uğursal Şark — Antik Heykel ve İzleyicilik (2025)

Uğursal Şark’ın ‘Antik Heykel ve İzleyicilik’ adlı bu kitabı, Antik Yunan heykelini yalnızca estetik bir nesne olarak değil, izleyiciyle kurduğu ilişki üzerinden anlam kazanan canlı bir deneyim alanı olarak ele alıyor. Şark, heykelin anlamının üretildiği atölyede tamamlanmadığını; onu gören, yorumlayan ve tepki veren izleyiciyle birlikte yeniden kurulduğunu savunuyor.

Kitap, Antik Çağ boyunca heykel ile izleyici arasındaki ilişkinin nasıl şekillendiğini epigramlar, rölyefler ve somut heykel örnekleri üzerinden inceliyor. Antik izleyici, burada pasif bir seyirci değil; gördüğünü adlandıran, duygusal ya da sözlü tepkiler veren ve heykeli söylem içinde dolaşıma sokan etkin bir özne olarak karşımıza çıkıyor. Bu yaklaşım, antik görsel kültürde bakışın kendisini üretken bir eylem olarak konumlandırıyor.

Şark, yazıt bulunmayan heykellerde dahi anlamın askıda kalmadığını, aksine izleyicinin kültürel belleği ve ortak referansları sayesinde eserin sosyal bir işlev kazandığını gösteriyor. Heykel, bu bağlamda yalnızca temsil eden bir form değil; karşılaşma, hatırlama ve etkileşim yaratan bir araç olarak ele alınıyor.

‘Antik Heykel ve İzleyicilik’, sanatsal anlamın tek yönlü olmadığını, üretici ile izleyici arasında sürekli müzakere edilen bir süreç olduğunu ortaya koyuyor. Kitap, antik dünyada görmenin, anlamanın ve hatırlamanın nasıl kolektif bir deneyim hâline geldiğini tartışarak, sanat tarihine izleyici merkezli eleştirel bir katkı sunuyor.

Künye: Uğursal Şark – Antik Heykel ve İzleyicilik: Değişmeyen Bakış, Sakin Kitap, sanat, 120 sayfa, 2025

Uğursal Şark — Antik Heykel ve İzleyicilik: Değişmeyen Bakış

  • Sakin Kitap

Sanat 120 sayfa 2025

Nicolas Bouvier — Dünyanın Halleri (2025)

Nicolas Bouvier’in bu kitabı, bir seyahat anlatısından çok, yolculuğu bir düşünme ve varoluş biçimi olarak ele alan edebî bir metindir. 1950’lerin başında iki genç sanatçının Avrupa’dan Asya’ya uzanan yolculuğunu anlatan kitap, gezilen yerlerden çok, yolun insan üzerindeki dönüştürücü etkisine odaklanıyor.

‘Dünyanın Halleri’ (‘L’Usage du monde’), 1953 yazında arkadaşı Thierry Vernet ile küçücük bir Fiat Topolino’yla İsviçre’den yola çıkıp Balkanlar, Türkiye, İran, Afganistan ve Hindistan’a uzanan uzun ve zorlu bir rotayı izliyor. Ancak anlatı, egzotik mekân betimlemeleriyle sınırlı kalmıyor; yoksulluk, hastalık, bekleyiş ve belirsizlik gibi deneyimler yolculuğun asli parçaları olarak ele alınıyor. Bouvier’in dili, yolculuğu tüketilecek bir deneyim değil, insanı sadeleştiren ve sınayan bir süreç olarak kuruyor.

Kitapta karşılaşılan insanlar, diller ve gündelik hayat sahneleri, Batı merkezli bakıştan uzak, dikkatli ve alçakgönüllü bir gözle aktarılıyor. Vernet’nin çizimleri ve yol arkadaşlığı, anlatıya görsel ve düşünsel bir derinlik katıyor. Yolculuk, bir ilerleme fikrinden çok, yavaşlama, uyum sağlama ve dünyayla eşitlenme pratiği olarak sunuluyor.

‘Dünyanın Halleri’, seyahati fetih ya da keşif değil, karşılaşma ve dönüşüm olarak ele alan klasik bir metin olarak kabul ediliyor. Kitap, dünyanın “kullanılacak” bir nesne değil, insanı biçimlendiren bir ilişki alanı olduğunu hatırlatarak, modern gezginliğin ve hız kültürünün karşısına dingin, dikkatli ve etik bir yolculuk anlayışı koyuyor.

Nicolas Bouvier — Dünyanın Halleri
Çeviren: Ali Karabayram ● Epona Yayınları
Gezi edebiyatı ● 494 sayfa ● 2025