Martin Heidegger – Sanat Eserinin Kökeni (2024)

“Sanatçı, eserin kaynağıdır. Eser, sanatçının kaynağıdır.”

Martin Heidegger, geleneksel anlayışın aksine, sanatçıyı ve eseri birbirinden ayrı, bağımsız varlıklar olarak görmez.

Heidegger ‘Sanat Eserinin Kökeni’nde, sanat eserini sadece estetik bir nesne olarak değil, aynı zamanda varoluşun kendisiyle iç içe geçmiş bir olgu olarak ele alır.

Sanat eseri, sanatçının dünyayı deneyimleme biçimini, varoluşsal kaygılarını ve sorularını yansıtır, varoluşun bir ifadesidir.

Sanat eseri, gizlenmiş olanı ortaya çıkarır, yeni bakış açıları sunar ve dünyayı yeniden yorumlar.

Sanat eseri, geçici olanı aşar ve sonsuzluğa işaret eder.

Heidegger, sanatçı ve eser arasındaki ilişkiyi karşılıklı bir etkileşim olarak görür.

Sanatçı, eseri yaratırken kendini aşar ve eser de sanatçıyı dönüştürür.

‘Sanat Eserinin Kökeni’, 20. yüzyıl sanat felsefesi üzerinde derin bir etki bırakmıştır.

Kitap, Heidegger’in varoluşçuluk felsefesinin sanat alanına uygulanması açısından önemlidir.

Kitapta yer alan kavramlar, günümüzde de sanat tartışmalarında sıklıkla kullanılmaktadır.

  • Künye: Martin Heidegger – Sanat Eserinin Kökeni, çeviren: Kaan H. Ökten, Alfa Yayınları, sanat, 104 sayfa, 2024

Ali Umut Türkcan – Tanrıları Taştandı (2023)

Şanlıurfa Harran bölgesi Tek Tek Dağları’nda keşfedilen ve 1995’te kazılmaya başlanan sıra dışı tapınak yapıları ile Göbekli Tepe, Önasya’da Neolitik Çağ’ın başlangıcındaki basit avcı-toplayıcı toplulukların çok ötesinde, gelişkin soyutlaştırmalara ve standart bir simgecilik anlayışına dayanan dinî kurumlara sahip ve gelişkin yerleşim modelleri sunan bir toplum yapısı ile karşı karşıya olunduğunu göstermiştir.

Bu tapınaklar ve görülen standartlaşan zengin, eşine az rastlanır bir ikonografi anlayışının Mezopotamya’da yaklaşık 5000 sene sonra daha çok Uruk Dönemi’nin (Güney Mezopotamya’da) sonunda erken devlet biçimlerinin çıkışına kadar görülmeyişi de ilginçtir.

Bu olguların, dönemin anlayışı içinde kavranması ağır ilerlerken, tarihsel tartışma içinde konu ancak Göbekli Tepe’de ortaya çıkan sıra dışı ve anıtsal yapı grubu ile tartışmayı ivmelendirmiş ve 1990’ların ikinci yarısından sonra “söylemin” Göbekli Tepe’de rastlanan anıtsal işgücü ve kolektif organizasyonu gösteren bu anıtsal tapınak yapılarında görülen emek yoğunluğun, uzmanlaşma ve toplumsal örgütlenme örüntülerini açıklamakta yeterli olamadığı anlaşılmıştır.

Bugüne kadar hâlâ bu yapıların Schmidt ve Özdoğan tarafından tapınak olarak adlandırılmalarına rağmen, geçmişten gelen şüpheci ve kafa karışıklığının etkisiyle hâlâ Göbekli Tepe ve Nevalı Çori yapılarının “komünal yapı”, “kamu yapısı” ve bunun gibi sınıflandırmalar konunun anlaşılmasını zorlaştırmakta ve bir dikotomi oluşturmaktadır.

Ali Umut Türkcan bu 60 yıl içinde ortaya çıkan bulguları, artık tartışmasız olarak kabullenilmiş sonuçları, anıtsal yapıları, heykelleri, kabartmaları ve dikilitaşları bu kitapta bütüncül bir bakış açısıyla ele alarak tanıtmaktadır.

Kitap, sıra dışı nesneleri yapma isteği ve zamanı olmadığını düşündüğümüz, inanç, büyü ve tılsımı kilden basit küçük heykelcikler ya da kayaları çiziktirdikleriyle gerçekleştirdiklerini düşündüğümüz “Neolitik topluluk” tanımının birkaç on yıl içinde nasıl olup da bu kadar değiştiğini yansıtmasıyla, çok önemli.

  • Künye: Ali Umut Türkcan – Tanrıları Taştandı: Yukarı Mezopotamya Neolitik Dönem Anıtsal Kült Yapıları ve Gelişimi, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 312 sayfa, 2023

Noam Chomsky – Halk Üzerinden Kazanç (2024)

Noam Chomsky, ‘Halk Üzerinden Kazanç: Neoliberalizm ve Küresel Düzen’ adlı eserinde, günümüz dünyasını şekillendiren neoliberal politikaların ve küresel düzenin köklü eleştirisini yapıyor.

Kitapta Chomsky, neoliberalizmin sadece ekonomik bir ideoloji olmadığını, aynı zamanda siyasi ve sosyal yaşamı derinden etkileyen bir güç olduğunu vurgular.

Chomsky, neoliberalizmin 1970’lerden itibaren dünya genelinde yaygınlaştığını ve bu süreçte devletin rolünün küçüldüğünü, piyasanın ise her alanda belirleyici hale geldiğini savunur.

Neoliberal politikaların, eşitsizlikleri derinleştirdiğini, işçi haklarını zayıflattığını ve çevre sorunlarını daha da kötüleştirdiğini ortaya koyar.

Chomsky, küresel düzenin, güçlü devletler ve şirketler tarafından şekillendirildiğini ve bu güçlerin kendi çıkarlarını korumak için uluslararası kuruluşları ve anlaşmaları kullandığını belirtir.

Bu durumun, dünya genelinde adaletsizlikleri ve sömürüyü artırdığını savunur.

Chomsky’ye göre, neoliberalizm, demokratik süreçleri zayıflatmakta ve şirketlerin siyasi karar alma süreçlerine müdahale etmesine olanak tanımaktadır.

Bu durum, halkın iradesinin siyaset üzerindeki etkisini azaltmaktadır.

Chomsky, mevcut düzene karşı alternatif bir dünya mümkün olduğunu savunur.

Demokratik katılımın artırılması, eşitsizliğin azaltılması ve sürdürülebilir bir gelecek için çaba gösterilmesi gerektiğini vurgular.

Chomsky’nin çözüm önerileri:

Demokrasinin güçlendirilmesi: Siyasi karar alma süreçlerine halkın katılımının artırılması.

Eşitsizliğin azaltılması: Gelir dağılımının daha adil hale getirilmesi ve sosyal devlet anlayışının güçlendirilmesi.

Sürdürülebilir bir gelecek için mücadele: Çevre sorunlarına karşı daha etkili önlemler alınması ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı.

  • Künye: Noam Chomsky – Halk Üzerinden Kazanç: Neoliberalizm ve Küresel Düzen, çeviren: Süreyyya Evren, Alfa Yayınları, siyaset, 168 sayfa, 2024

Lucien Lévy-Bruhl – İlkel Zihniyet (2024)

Lucien Lévy-Bruhl, 20. yüzyılın başlarında antropoloji alanında çığır açan bir Fransız filozof ve sosyologdur.

En önemli eserlerinden biri olan ‘La Mentalité Primitive’ (İlkel Zihniyet’), ilkel toplumların düşünce yapılarını ve batılı düşünce yapısıyla olan farklılıklarını derinlemesine inceliyor.

Lévy-Bruhl’a göre, ilkel toplumların düşünce yapısı, batılıların rasyonel ve mantıksal olarak tanımladığı düşünce biçiminden farklıdır.

O, bu farklılığı “mistik katılım” kavramıyla açıklar.

Mistik katılım, bireyin nesnelerle, ruhlarla ve doğa güçleriyle mistik bir bağ içinde olduğunu ve bu bağın düşünceyi etkilediğini ifade eder.

Bu bağlamda, ilkel insan için nesneler sadece maddi varlıklar değil, aynı zamanda ruhlu varlıklardır.

Bu nedenle, ilkel düşüncede nedensellik ilkesi, batılı anlamda kesin bir şekilde işlemeyebilir ve zihinsel bağlantılar daha çok benzetmelere, sembollere ve mitolojik anlatılara dayanabilir.

Lévy-Bruhl’un bu tezi, döneminde büyük tartışmalara yol açmış ve antropoloji alanında uzun süre tartışılan bir konu olmuştur.

Bazı eleştirmenler, Lévy-Bruhl’un ilkel toplumları romantize ettiğini ve onlara karşı önyargılı olduğunu savunmuşlardır.

Ancak, Lévy-Bruhl’un çalışmaları, kültürel farklılıklar üzerine yapılan çalışmalara önemli katkılar sağlamış ve antropolojinin temel kavramlarından biri olan “kültürel görelilik” kavramının gelişmesine zemin hazırlamıştır.

İlkel insan nesnelerle, ruhlarla ve doğa güçleriyle mistik bir bağ içindedir.

Batılı anlamda kesin bir nedensellik yerine, benzetme ve sembolik bağlantılar.

Düşüncenin bireysel değil, toplumsal bir olgu olması.

Farklı kültürlerin farklı düşünce sistemlerine sahip olması.

Lévy-Bruhl’un bu çalışması, günümüzde de antropoloji, psikoloji ve felsefe gibi farklı disiplinlerde hala tartışılmakta ve yeni yorumlamalara konu olmaktadır.

  • Künye: Lucien Lévy-Bruhl – İlkel Zihniyet, çeviren: Ayşe Meral, Albaraka Yayınları, antropoloji, 496 sayfa, 2024

Kolektif – Toplumsal Hareketlerin Asrı (2024)

Bu çalışma, Cumhuriyet’in 100 yıllık tarihini, toplumsal hareketlerin prizmasından yeniden değerlendiriyor.

Farklı toplumsal grupların tarihteki yerini ve mücadelelerini ele alarak, daha zengin ve çok boyutlu bir tarih anlatısı sunuyor.

Çalışma, Türkiye tarih yazımına yeni bir soluk getirerek, daha kapsamlı ve çok sesli bir tarih anlatısı sunuyor.

Toplumsal hareketlerin tarihteki rolünü vurgulayarak, Türkiye’nin karmaşık ve dinamik tarihsel süreçlerine dair daha derin bir anlayış kazanmamızı sağlıyor.

Kitap, bugüne kadar eksik bırakılan bu etkeni mercek altına alarak sadece bu toplumsal hareketlere odaklanmıyor, aynı zamanda Cumhuriyet tarihini toplumsal hareketler üzerinden ve onların etkilerini göz önüne alarak da aşağıdan bir perspektif ile değerlendiriyor.

Kitaptaki yazılar Cumhuriyet’in 100 yıllık tarihini işçiler, köylüler, çiftçiler, kentliler, işsizler, kadınlar, gençler, öğrenciler, Kürtler, Aleviler gibi farklı sınıfsal, mesleki, etnik, dini, cinsiyet ve yaş gruplarını farklı dönemlerde oluşturdukları toplumsal hareketleri göz önünde bulundurarak ele alıyorlar.

  • Künye: Kolektif – Toplumsal Hareketlerin Asrı, derleyen: Y. Doğan Çetinkaya, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, tarih, 354 sayfa, 2024

Carla Francis – Kediler ve Zen (2024)

Carla Francis’in ‘Kediler ve Zen’ kitabı, Japon kültüründe kedilerin özel yerini ve bu minik dostlarımızdan öğrenebileceğimiz felsefi derinlikleri inceleyen eğlenceli ve düşündürücü bir eserdir.

Yazar, Japon mitolojisinde, edebiyatında ve günlük hayatta kedilerin sembolize ettiği kavramları, Japon felsefesiyle harmanlayarak okura sunuyor.

Kitap, kedilerin Zen Budizmi’ndeki yerini ve meditasyon gibi uygulamalarda nasıl bir ilham kaynağı olabileceğini araştırıyor.

Kedilerin sakinliği, farkındalığı ve anda kalma becerileri, Zen felsefesinin temel prensipleriyle örtüşüyor.

Japon kültüründe kedilerin iyi şans, refah ve bağımsızlık gibi kavramları temsil ettiğini vurguluyor.

Maneki-neko (çalan kedi) gibi sembollerin hikayeleri ve anlamları detaylı bir şekilde anlatılıyor.

Yazar, kedilerin yaşam tarzlarından ve davranışlarından ilham alarak, hayatın daha basit ve keyifli yönlerine odaklanmanın önemini vurguluyor.

Kedilerin meraklı, bağımsız ve aynı zamanda sevgi dolu doğaları, insanlara ilham verici örnekler sunuyor.

Japon edebiyatında kedilerin sıkça yer aldığını ve bu eserlerde nasıl tasvir edildiğini örneklerle açıklıyor.

Kitap, Japon kültürüne ve felsefesine ilgi duyan okuyucular için keyifli bir okuma deneyimi sunuyor.

Kedi severler, bu kitap sayesinde kedilerine dair daha derin bir anlayış kazanacak ve onlardan ilham alacaklar.

Kitap, kedilerin sakin ve huzurlu doğasından yola çıkarak, okuyuculara stres azaltma ve farkındalık konusunda pratik öneriler sunuyor.

  • Künye: Carla Francis – Kediler ve Zen: A’dan Z’ye Japon Kedi Felsefesi, çeviren: Şafak Tahmaz, Serenad Yayınları, felsefe, 232 sayfa, 2024

Joyce McDougall – Zihnin Tiyatroları (2024)

Joyce McDougall’ın psikanaliz alanındaki önemli eserlerinden biri olan ‘Zihin Tiyatroları’, zihinsel süreçleri ve psikanalitik tedaviyi oldukça özgün bir perspektifle ele alır.

Kitap, zihni bir tiyatro sahnesine benzeterek, içsel dünyamızda yaşananları dramatik bir anlatımla gözler önüne serer.

McDougall, zihindeki temsillerin statik değil, dinamik ve sürekli değişen yapılar olduğunu vurgular.

Bu temsiller, tıpkı bir tiyatro oyununda olduğu gibi, geçmiş deneyimlerin, fantezilerin ve arzuların etkisiyle sürekli olarak yeniden şekillenirler.

Yazar, zihinsel yaşamı bir tiyatro oyununa benzeterek, içsel çatışmaların, duygusal iniş çıkışların ve savunma mekanizmalarının bir sahne gösterisi gibi olduğunu ifade eder.

McDougall, psikanalitik tedaviyi, hastanın içsel dünyasının bir keşif yolculuğu olarak görür.

Terapist, bu yolculukta hastanın bilinçaltındaki sahneleri aydınlatmasına yardımcı olan bir rehber gibidir.

Kitap, zihin ve beden arasındaki ilişkiyi de inceler.

McDougall, bedensel semptomların genellikle zihinsel çatışmaların bir ifadesi olduğunu ve psikanalitik tedavide bedensel deneyimlerin de dikkate alınması gerektiğini savunur.

McDougall, psikanalizi, sadece sözlü ifadeye dayalı bir yöntem olmaktan çıkararak, hastanın tüm deneyimlerini (duyusal, bedensel vb.) kapsayan daha bütüncül bir yaklaşım sunar.

Zihin tiyatrosu metaforu, psikanalitik kavramları daha anlaşılır ve canlı hale getirerek hem terapistler hem de hastalar için yeni bir bakış açısı sunar.

McDougall’ın çalışmaları, psikosomatik hastalıkların anlaşılmasına önemli katkılar sağladı.

  • Künye: Joyce McDougall – Zihnin Tiyatroları: Psikanalitik Sahnede Yanılsama ve Hakikat, çeviren: Anjelika Şimşek, Feniks Kitap, psikanaliz, 280 sayfa, 2024

Mary Ann Little – Çocuklarda Narsisizm (2024)

Mary Ann Little’ın bu kitabı, günümüzde giderek artan bir sorun haline gelen çocukluk narsisizmi üzerine odaklanıyor.

Yazar, çocukların bencil, hak talep eden ve başkalarına karşı duyarsız davranışlar sergilemelerinin altında yatan nedenleri ve bu durumla nasıl başa çıkılabileceğini ele alıyor.

Little, çocukluk narsisizminin kökenlerini aile içindeki yetiştirme tarzı, kültürel faktörler ve toplumun genel eğilimleri gibi çeşitli faktörlerde arıyor.

Yazar, çocuklarda narsist davranışların erken belirtilerini tanılamanın önemini vurguluyor ve bu belirtileri örneklerle açıklıyor.

Little, empati ve özsaygının birbirini tamamlayan kavramlar olduğunu ve sağlıklı bir benlik gelişimi için her ikisinin de önemli olduğunu belirtiyor.

Kitap, ebeveynlerin çocuklarında empati, alçakgönüllülük ve başkalarına saygı gibi değerleri nasıl geliştirebileceği konusunda pratik öneriler sunuyor.

Narsisistik gelişimi teşvik eden dört ebeveyn tipini ve buna yol açabilecek erken uyarı işaretlerini belirliyor.

Çocuklara sınırlar koymanın, onların güvenli bir ortamda büyümelerini ve sorumluluk almayı öğrenmelerini sağladığı vurgulanıyor.

Çocukları övmenin önemi vurgulanırken, aşırı övmenin narsist eğilimleri tetikleyebileceği konusunda uyarılar yapılıyor.

Çocukları disipline ederken fiziksel cezadan kaçınılması ve pozitif pekiştirmenin önemi vurgulanıyor.

Aile içinde açık ve dürüst iletişimin, çocukların duygusal olarak sağlıklı bireyler olarak gelişmelerine yardımcı olduğu belirtiliyor.

Çocukların topluma karşı sorumluluklarının olduğunu öğretmenin önemi vurgulanıyor.

Little’ın amacı, ebeveynlere çocuklarının sağlıklı bir kişilik geliştirmelerine yardımcı olacak etkili stratejiler sunmak.

Kitap, hem çocuk psikolojisi alanındaki bilimsel araştırmalara hem de yazarın kendi deneyimlerine dayanıyor.

  • Künye: Mary Ann Little – Çocuklarda Narsisizm: Bencil Olmayan, Duyarlı ve Empatik Çocuklar Yetiştirme Yöntemleri, çeviren: Elif Kayurtar, Serenad Yayınları, psikoloji, 384 sayfa, 2024

Pierre Duhem – Görünüşleri Kurtarmak (2024)

Pierre Duhem’in bilim tarihi alanındaki en önemli çalışmalarından biridir.

Duhem, bu eserinde, gözlemlenebilir olguları açıklayabilecek teoriler oluşturma fikrinin, antik Yunan felsefesinden Galileo’ya kadar geçen süreçte nasıl evrildiğini inceler.

Duhem, gözlemlenebilir olguları açıklamanın Platon ve Aristoteles gibi antik filozoflarda nasıl ortaya çıktığını ve daha sonraki bilim insanları tarafından nasıl geliştirildiğini detaylı bir şekilde analiz eder.

Duhem, bilimsel teorilerin doğası üzerine derinlemesine düşünür.

Ona göre, bir teori sadece gözlemleri açıklamakla kalmaz, aynı zamanda gelecekteki gözlemleri de tahmin etmemizi sağlar.

Duhem, fizik ve metafizik arasındaki ilişkiyi sorgular.

Ona göre, fiziksel teoriler metafiziksel inançlardan bağımsız olarak gelişebilir.

Duhem, bilimsel devrimin önemli figürü Galileo’yu, bu süreklilik içinde değerlendirir.

Galileo’nun çalışmaları, Duhem’e göre, daha önceki bilimsel geleneğin bir devamı niteliğindedir.

Duhem, bilimsel devrimin kesintisiz bir süreç olduğunu savunarak, bu konuda geleneksel görüşlere meydan okur.

Duhem’in çalışması, bilimsel teorilerin doğası ve bilimsel bilginin doğası üzerine yapılan tartışmalara önemli katkılar sağlar.

Duhem, fizik ve felsefe arasındaki ilişkiyi inceleyerek, bu iki disiplin arasındaki bağları daha iyi anlamamıza yardımcı olur.

Bu eser, bilim tarihine ve felsefesine ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliğindedir.

Duhem’in çalışmaları, bilimsel bilginin nasıl oluştuğu ve geliştiği konusunda daha derin bir anlayış kazanmamızı sağlar.

Ayrıca, bilimsel teorilerin doğası ve sınırları üzerine düşünmemizi teşvik eder.

  • Künye: Pierre Duhem – Görünüşleri Kurtarmak: Platon’dan Galileo’ya, Fizik Kuramı Fikri Üzerine Bir Deneme, çeviren: Oylum Bülbül, Fol Kitap, bilim, 152 sayfa, 2024

Jean-Michel Quinodoz – Evcilleştirilmiş Yalnızlık (2024)

Jean-Michel Quinodoz, İsviçre Psikanaliz Derneği’nde eğitim analisti ve İngiliz Psikanaliz Derneği onur üyesi olarak psikanaliz alanında önemli bir figür.

‘Evcilleştirilmiş Yalnızlık: Psikanalizde Ayrılık Kaygısık’ adlı eseriyle, psikanalizin temel konularından biri olan ayrılık kaygısı üzerine derinlemesine bir inceleme sunuyor.

Quinodoz, ayrılık kaygısının insanın temel bir deneyimi olduğunu vurguluyor.

Bebeklik döneminden itibaren başlayan bu kaygı, yaşamın farklı evrelerinde farklı şekillerde ortaya çıkabiliyor.

Yazar, psikanalitik süreçte hastanın yaşadığı ayrılık kaygılarının nasıl analiz edildiğini ve bu kaygıların üstesinden gelinmesinin önemini detaylı bir şekilde açıklıyor.

Quinodoz, yalnızlığın sadece negatif bir deneyim olmadığını, doğru bir şekilde yönetildiğinde yaratıcılığa ve kişisel büyümeye zemin hazırladığını savunuyor.

Kitapta, Freud, Klein, Winnicott, Anna Freud gibi önemli psikanalistlerin ayrılık kaygısı üzerine görüşlerine yer veriliyor.

Kitap, dört bölümden oluşuyor ve her bölümde ayrılık kaygısının farklı yönleri ele alınıyor:

Ayrılık Kaygısının Çeşitliliği: Bu bölümde ayrılık kaygısının farklı tezahür biçimleri ve hastanın bu kaygıyı derinlemesine çalışarak dönüştürebilmesi için seansta yapılması gereken incelikli çalışma inceleniyor.

Ayrılık Kaygısına Kuramsal Yaklaşımlar: Quinodoz, farklı psikanalistlerin ayrılık kaygısı üzerine geliştirdiği kuramları bir araya getirerek evrensel bir anlayış sunuyor.

Seans İçinde Ayrılık Kaygısı: Bu bölümde, ayrılık kaygısının seans içinde yorumlanmasından kaynaklanan sorunların çeşitli teknik ve klinik yönleri inceleniyor.

Psikanalizin Sonlandırılması: Quinodoz, psikanalizin sonlandırılması meselesini ele alırken, ayrılık kaygısının bu süreçteki önemini vurguluyor.

‘Evcilleştirilmiş Yalnızlık’, hem psikanaliz alanında çalışan profesyoneller hem de kendi iç dünyalarını daha iyi anlamak isteyen herkes için değerli bir kaynak.

Kitap, yalnızlık ve ayrılık kaygısı konularına yeni bir bakış açısı sunarak, bu evrensel deneyimleri daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Jean-Michel Quinodoz – Evcilleştirilmiş Yalnızlık: Psikanalizde Ayrılık Kaygısı, çeviren: Cemre Yaşöz, Sfenks Kitap, psikanaliz, 232 sayfa, 2024