Bilsay Kuruç — Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi (2026)

Bilsay Kuruç bu çalışmasında, Cumhuriyet’in kuruluşunu yalnızca siyasal bir kopuş olarak değil, sınıfsal ve iktisadi bir yeniden yapılanma süreci olarak ele alıyor. Yeni rejimin omurgasını oluşturan orta sınıfın, önce siyasal düzeni kurduğunu, ardından ekonomik alanı biçimlendirdiğini gösteriyor. Cumhuriyetçi projenin, dönemin uluslararası güç dengeleri içinde şekillendiğini ve bu dengelere karşı kendi yolunu aradığını vurguluyor.

1920’ler, Kuruç’a göre hukuki ve kurumsal inşanın öne çıktığı bir geçiş evresiydi. Anayasa, yasalar ve devlet aygıtı biçimlenirken ekonomi görece serbest bir alanda ilerliyordu. 1930’larda ise tablo değişti ve orta sınıfın bilinçli bir ekonomi politikası üretme iradesi belirginleşti. Sanayileşme hamleleri, devletçilik uygulamaları ve planlama arayışları bu dönemde rejimin altyapısını kalıcı hale getirdi.

Kitap, Türkiye’nin bu çabasını küresel sahnedeki büyük aktörlerle birlikte okuyor. İngiltere’nin gerileyen hegemonya iddiası, ABD’nin yükselen gücü, Avrupa’daki kırılgan dengeler ve Almanya’nın saldırgan tutumu, Türkiye’nin konumunu daha anlamlı kılıyor. Sovyetler Birliği ile kurulan mesafeli yakınlık ise iki “isyancı” ülkenin benzer arayışlarını yansıtıyor. Bu çerçevede genç Cumhuriyet’in kapitalizmle kurduğu gerilimli ilişki somut örneklerle anlatılıyor.

Kuruç, tarihsel veriyi iktisatçı bakışıyla yorumluyor ve anlatıyı anekdotlarla zenginleştiriyor. Mustafa Kemal döneminin ekonomi politikalarını çözümlerken, yalnızca geçmişi açıklamıyor, kapitalizmin bugünkü sorunlarına da dolaylı bir ışık tutuyor. Kitap, Türkiye’nin bağımsızlık arayışının ekonomik boyutunu anlamak isteyenler için temel bir kaynak oluşturuyor.

Bilsay Kuruç — Mustafa Kemal Döneminde Ekonomi: Büyük Devletler ve Türkiye
• İş Kültür Yayınları
İnceleme • 624 sayfa • 2026

Paul Richardson – Coğrafyanın Mitleri (2025)

Paul Richardson, ‘Coğrafyanın Mitleri’ adlı kitabında dünyayı tarafsızca gördüğümüz yanılgısını sorguluyor. Haritaların, sınırların ve ekonomik göstergelerin doğal gerçekler değil, tarihsel ve kültürel kurgular olduğunu gösteriyor. Ona göre modern insan dünyayı olduğu gibi değil, öğretilmiş şemalar aracılığıyla algılıyor ve bu şemalar siyasal kararları da belirliyor.

‘Coğrafyanın Mitleri: Dünyayı Yanlış Anlamanın Sekiz Yolu’ (‘Myths of Geography: Eight Ways We Get the World Wrong’), kıtaların çiziminden ulus-devlet fikrine, sınırların değişmezliği inancından ekonomik büyümenin evrensel bir hedef olarak sunulmasına kadar sekiz temel coğrafi miti inceliyor. Richardson, GSYİH gibi ölçütlerin refahı temsil ettiğine dair kabulleri, Çin’in Yeni İpek Yolu’nun kaçınılmaz bir yayılma hamlesi olarak okunmasını ve Rusya’nın coğrafyası gereği tehditkâr olduğu fikrini eleştirel biçimde çözümlüyor.

Yazar, coğrafyanın yalnızca fiziksel bir zemin değil, anlam üreten bir anlatı alanı olduğunu savunuyor. Haritaların masum olmadığını, iktidar ilişkilerini görünmez kıldığını ve dünyayı belirli biçimlerde düşünmeye zorladığını gösteriyor. Bu nedenle kitap, coğrafyayı kader olarak değil, sürekli yeniden yazılan bir yorum olarak ele alıyor.

Kitap, küresel siyaseti, ekonomi dilini ve mekân algısını sorgulamak isteyenler için önemli bir çalışma sayılıyor. Richardson, okuru alışıldık sınırların dışına çıkmaya çağırıyor ve dünyayı yeniden düşünmenin entelektüel bir zorunluluk olduğunu hatırlatıyor.

  • Künye: Paul Richardson – Coğrafyanın Mitleri: Dünyayı Yanlış Anlamanın Sekiz Yolu, çeviren: Samet Özgüler, Timaş Yayınları, coğrafya, 272 sayfa, 2025

Jared Rubin – Egemenler, Din ve Zenginlik (2025)

Jared Rubin’in bu çalışması, iktisat tarihinin en tartışmalı sorularından birine yanıt arıyor: Modern ekonomik büyüme neden Avrupa’da ortaya çıktı ve Orta Doğu bu süreçte neden geri kaldı? Rubin, yaygın bir biçimde tekrar edilen “din engel oldu” düşüncesini reddederek tartışmayı daha derin bir kurumsal düzleme taşıyor. Ona göre belirleyici olan, dinin içeriğinden çok, dinî otoritelerin siyasal pazarlık masasında sahip oldukları güç ve bu gücün ekonomik yenilikleri nasıl şekillendirdiği.

‘Egemenler, Din ve Zenginlik: Neden Batı Zenginleşti de Orta Doğu Zenginleşemedi?’ (‘Rulers, Religion, and Riches: Why the West Got Rich and the Middle East Did Not’), matbaanın geç benimsenmesi ve faizle borç vermenin sınırlandırılması gibi kritik ekonomik gelişmelerin, Orta Doğu’daki dinî otoritelerin ağırlığı nedeniyle geciktiğini savunuyor. Bu iddiasını tarihsel karşılaştırmalarla destekleyerek Osmanlı ve İspanyol imparatorluklarını, Reformasyon sonrasında meşruiyet kaynağı olarak dinin etkisinin zayıfladığı İngiltere ve Hollanda Cumhuriyeti ile karşılaştırıyor. Bu karşıtlık, siyasal iktidarın ekonomik elitlerle müzakere etme zorunluluğunun mülkiyet hakları, kamusal mal üretimi ve büyümeyi teşvik eden yasalar üzerinde nasıl belirleyici olduğunu gösteriyor.

Rubin’in çerçevesi, modern ekonomik gelişmenin gerçekte nasıl ortaya çıktığını anlamak için son derece önemli: Avrupa’nın yükselişini bir “kültürel üstünlük” ya da “din farkı” üzerinden değil, kurumların nasıl kurulduğu ve kimleri güçlendirdiği üzerinden açıklıyor. Bu yaklaşım, özellikle İslam dünyasında devlet-din ilişkilerinin ekonomi üzerindeki etkisini analiz eden literatüre güçlü ve tartışmaya açık bir katkı sağlıyor.

Kitap, iktisat tarihi, siyaset bilimi ve Orta Doğu ekonomi politiği açısından yalnızca karşılaştırmalı bir inceleme değil, aynı zamanda uzun vadeli büyümenin hangi kurumsal koşullarda ortaya çıktığını anlamak için temel bir referans niteliği taşıyor.

  • Künye: Jared Rubin – Egemenler, Din ve Zenginlik: Neden Batı Zenginleşti de Orta Doğu Zenginleşemedi?, çeviren: Savaş Çevik, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 456 sayfa, 2025

Michael Sonenscher – Kapitalizm (2025)

Michael Sonenscher bu çalışmasında, kapitalizmin nasıl ortaya çıktığını ve bugünkü anlamına nasıl dönüştüğünü açıklıyor. Yazar, kapitalizmin başlangıçta sanayi ya da piyasa düzeniyle değil, daha çok savaşların finansmanı, devlet borçları ve mali yönetimle ilgili bir terim olduğunu anlatıyor. Buna karşılık ticari toplum kavramı, insanların uzmanlaşarak çalıştığı ve iş bölümünün toplumu şekillendirdiği bir yapıyı ifade ediyor. Sonenscher, bu iki farklı düşünce çizgisinin zaman içinde birleşerek kapitalizm kavramını oluşturduğunu gösteriyor.

Yazar, Louis Blanc ve Bonald gibi düşünürlerin kapitalizm ve ticari toplum hakkındaki eleştirilerini Adam Smith, Karl Marx ve Ricardo gibi daha tanınmış isimlerle birlikte ele alıyor. Böylece kapitalizmin sadece ekonomik bir düzen değil, aynı zamanda mülkiyet, eşitsizlik, kamu borcu, sanayi gelişimi ve küresel ticaret gibi birçok farklı alanı etkileyen geniş bir kavram olduğunu ortaya koyuyor. ‘Kapitalizm: Bir Kavramın Hikâyesi’ (‘Capitalism: The Story Behind the Word’), kapitalizmin neden hiçbir zaman tek bir tanıma tam olarak sığmadığını da açıklıyor.

Sonenscher’e göre kapitalizm, iş bölümünün toplumsal sonuçlarıyla devletin mali gücü arasındaki eski tartışmalardan doğuyor. Bu nedenle kavram, sadece ekonomik bir sistemi değil, siyasi yapıları ve toplumsal düzeni de içine alıyor. Kitap, kapitalizmin zamanla nasıl değiştiğini ve günümüz tartışmalarında neden bu kadar önemli olduğunu anlaşılır bir dille gösteriyor.

  • Künye: Michael Sonenscher – Kapitalizm: Bir Kavramın Hikâyesi, çeviren: M. Murtaza Özeren, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 176 sayfa, 2025

İpek Özbey, Onur Alp Yılmaz – Orta Sınıfın Düşüşü (2025)

İpek Özbey ve Onur Alp Yılmaz’ın ‘Orta Sınıfın Düşüşü’ adlı kitabı, hem Türkiye’de hem de dünyada demokrasinin ve toplumsal dengenin dayandığı omurganın nasıl çöktüğünü inceliyor. Yazarlar, orta sınıfın çöküşünü salt ekonomik bir hikâye olarak değil, siyasal, kültürel ve ahlaki bir kırılma olarak yorumluyor. Refah devletinin yükselişiyle 1945 sonrası güç kazanan bu kesim, neoliberal dönemde borç, güvencesizlik ve kimlik siyaseti arasında sıkışıyor. Eğitim, bir zamanlar sınıf atlamanın anahtarıyken bugün eşitsizlikleri yeniden üreten bir mekanizmaya dönüşüyor. Orta sınıfın çöküşüyle birlikte toplumun makul sesi, kamusal vicdanı ve ölçülülük kültürü de eriyor.

Kitap, bu sürecin tesadüfi değil, sistematik bir dönüşüm olduğunu savunuyor. 1980’lerden itibaren uygulanan neoliberal politikalar, devletin küçülmesi, sendikaların zayıflaması ve kamusal alanın daralmasıyla güçlü bir orta sınıfın tasfiyesini hızlandırıyor. Soğuk Savaş döneminde kapitalizmin meşruiyet zeminini oluşturan orta sınıf, sosyalizmin çöküşüyle “gereksiz maliyet” olarak görülmeye başlanıyor. Böylece hem ekonomik refah hem de demokratik temsil alanı daralıyor.

‘Orta Sınıfın Düşüşü’, Türkiye’deki rejim kriziyle birlikte yaşanan toplumsal savrulmayı da bu küresel çerçeveye oturtuyor. Orta sınıfın düşüşü, sadece gelir dağılımı değil; liyakat, kamusal ahlak ve temsil krizidir. Kitap, bu kaybın demokrasiyi nasıl temelsiz bıraktığını gösteriyor ve okuyucusunu geleceğe dair yeni bir toplumsal-siyasal tahayyül kurmaya davet ediyor.

  • Künye: İpek Özbey, Onur Alp Yılmaz – Orta Sınıfın Düşüşü, İnkılap Kitabevi, inceleme, 136 sayfa, 2025

Özge Öner – Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını (2025)

Özge Öner’in bu kitabı, Türkiye’nin yakın dönemini yalnızca ekonomik göstergelerle değil, toplumsal ve ahlaki boyutlarıyla birlikte okumaya çağırıyor. Yazar, karmaşık iktisadi olguları sade ama yüzeyselliğe düşmeyen bir dille ele alıyor; ekonomi tartışmalarını hayatın içinden hikâyelerle ilişkilendiriyor. Metin, bir yandan Türkiye’nin yönetilemeyen ekonomik yapısını, yapısal reformların neden kâğıt üzerinde kaldığını, rant ekonomisinin nasıl toplumun ruhuna sirayet ettiğini tartışıyor; diğer yandan devlet, hukuk ve piyasa arasındaki ilişkilerin kırılgan dengesini sorguluyor.

‘Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını’, rakamlardan çok, bu rakamların ardındaki insan hikâyelerine odaklanıyor. Ekonominin teknik bir mesele değil, bir vicdan ve adalet sorunu olduğunu vurguluyor. Bu yönüyle, toplumsal dokuyu hesaba katmadan yapılan analizlerin gerçeği yansıtamayacağını gösteriyor. Öner, Türkiye’nin iktisadi kaderini belirleyen yapısal eşitsizlikleri açıklarken hem akademik bir birikim hem de insani bir sezgiyle konuşuyor.

Yazarın yaklaşımı, Türkiye’nin yaşadığı krizin yalnızca makroekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir kriz olduğunu ortaya koyuyor. “Herkes biliyor geminin su aldığını” derken, görünür olanla yüzleşmeye çağırıyor. Kitap, ezberleri tekrarlamadan, umudu ve emeği merkeze alan bir ekonomi anlayışının hâlâ mümkün olup olmadığını sorguluyor.

  • Künye: Özge Öner – Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını: Türkiye’nin İktisadi ve Siyasi Ahvali, Doğan Kitap, iktisat, 280 sayfa, 2025

Witold Kula – Feodalizmin Ekonomik Teorisi (2025)

Witold Kula’nın bu eseri, feodal ekonominin yalnızca tarihsel bir aşama değil, kendi iç mantığı ve dinamikleri olan özgün bir sistem olduğunu ileri sürüyor. Kula, Marx’ın üretim biçimleri yaklaşımından esinlense de ekonomik süreçleri salt üretim araçlarının mülkiyetine indirgemeden açıklamaya çalışıyor. Amacı, feodalizmi soyut bir model olarak kurmak ve bu model aracılığıyla Orta Çağ toplumlarının işleyişini kavramsal düzeyde çözümlemek. Kitap, tarihsel olguların ardındaki ekonomik yasaları ortaya koyarak, feodal sistemin modern kapitalist ekonomiden nasıl farklılaştığını göstermeye odaklanıyor.

Kula’ya göre feodal ekonomi, piyasa yasalarına değil, toplumsal statü, yükümlülük ve geleneklere dayalı bir değişim düzenine sahipti. Toprak, üretimin merkeziydi ama değer yaratımı bireysel çıkarla değil, hiyerarşik ilişkilerle belirleniyordu. Üretici köylü emeğinin büyük kısmını doğrudan pazara değil, feodal beylerin taleplerine yönlendiriyordu. Bu durum, ekonomik davranışların rasyonel kar arayışından ziyade toplumsal konumun gereklerine göre şekillendiğini ortaya koyuyor.

Eserde dikkat çekici olan, Kula’nın feodalizmi durağan değil, kendi iç çelişkileriyle dönüşen bir sistem olarak yorumlaması. Nüfus artışı, toprak kıtlığı, vergi yükleri ve para ekonomisinin gelişimi, bu modelin sınırlarını zorlayan unsurlar olarak ele alınıyor. Feodal sistemin çözülüşü, kapitalizmin yükselişine giden çizgide doğal bir ilerleme değil, yapısal gerilimlerin sonucu olarak açıklanıyor.

‘Feodalizmin Ekonomik Teorisi’ (‘An Economic Theory of the Feudal System: Towards a Model’), iktisat tarihi ile toplumsal teori arasında köprü kuran özgün bir çalışma olarak öne çıkıyor. Kula, ekonomiyi soyut rakamlarla değil, tarihsel toplumsal ilişkilerin canlı bir organizması olarak ele alıyor.

  • Künye: Witold Kula – Feodalizmin Ekonomik Teorisi: 1600’lerden 1800’lere Polonya Ekonomisi için Bir Model, çeviren: Oğuz Esen, Efil Yayınevi, iktisat, 292 sayfa, 2025

Kolektif – Modern Ekonomide Kavramlar ve Kuramlar (2025)

Bu kitap post-Keynesyen ve heterodoks ekonomi alanında, Türkiye’de bugüne dek yayımlanmış en kapsamlı başvuru kaynaklarından biri.

‘Modern Ekonomide Kavramlar ve Kuramlar: Post-Keynesyen Ekonomi Ansiklopedisi’ (‘Elgar Encyclopedia of Post-Keynesian Economics’), post-Keynesyen ekonominin temel kavramlarını ve gelişimini bütüncül biçimde ele alıyor. Louis-Philippe Rochon ve Sergio Rossi’nin editörlüğündeki bu eser, geleneksel ana akım ekonominin soyut varsayımlarına karşı daha gerçekçi bir yaklaşım sunuyor. Para, bankacılık ve finansın ekonomik sürecin merkezinde yer aldığını vurguluyor. Keynesyen etkin talep düşüncesi, belirsizlik ve istihdam sorunları üzerinden ekonominin nasıl işlediğini yeniden yorumluyor. Bu sayede büyümenin, gelir dağılımının ve toplumsal refahın piyasanın kendi kendine ulaşacağı bir sonuç olmadığını gösteriyor.

Ansiklopedi ekonomik düşünceyi tarihsel bağlamıyla birlikte inceliyor. Finansal krizlerin sadece teknik aksaklıklar değil, ekonomik düzenin yapısından kaynaklanan sonuçlar olduğunu belirtiyor. Devletin ekonomi içindeki işlevi yeniden tanımlanıyor ve maliye politikalarının istihdamı, üretimi ve toplumsal dengeyi koruma açısından önem taşıdığı anlatılıyor. Para arzının özel bankaların kredi yaratma süreçleriyle ilişkilendiği ve finansal sistemin toplumsal etkilerinin göz ardı edildiğinde kırılganlığın arttığı ifade ediliyor.

Bu çalışma, heterodoks ekonomi içindeki farklı görüşleri bir araya getirerek tartışma alanını genişletiyor. Post-Keynesyen yaklaşımın eleştirel yönü korunurken çözüm odaklı politika önerileri de sunuluyor. Böylece hem akademi hem politika yapıcılar için alternatif bir düşünme çerçevesi oluşturuyor. Ekonominin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığını, toplumsal ve tarihsel koşullarla şekillenen bir süreç olduğunu vurguluyor. Post-Keynesyen ekonomi, gerçek dünyanın sorunlarına bakarak yanıt üretmeye devam ediyor.

  • Künye: Kolektif – Modern Ekonomide Kavramlar ve Kuramlar: Post-Keynesyen Ekonomi Ansiklopedisi, editör: Louis-Philippe Rochon, Sergio Rossi, çeviren: Ali Utku Barış, Mustafa Sacid Öztürk, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 796 sayfa, 2025

Thomas Piketty – Eşitliğin Kısa Tarihi (2025)

Thomas Piketty’nin bu eseri, insanlık tarihini ekonomik ve siyasal eşitsizliklerin kademeli olarak azaldığı uzun bir süreç olarak anlatıyor. Piketty, kapitalizmin eşitsizlik üretme eğilimine rağmen, toplumsal mücadelelerin ve politik müdahalelerin bu gidişatı nasıl sürekli olarak dengelediğini anlatıyor. Ona göre eşitlik bir “doğal gelişme” değil; devrimler, vergilendirme reformları, işçi hareketleri ve eğitim politikaları gibi bilinçli kolektif eylemlerin sonucunda ortaya çıkıyor. Bu nedenle tarih, yalnızca zenginliğin birikim hikâyesi değil, aynı zamanda adalet talebinin direngen bir anlatısı haline geliyor.

‘Eşitliğin Kısa Tarihi’ (‘Une Brève Histoire de l’égalité’), Batı merkezli ekonomik büyüme modellerinin sömürgecilikle ve servet transferiyle beslendiğini vurgulayarak, liberal demokrasinin eşitlik söylemini ahlaki bir maske olarak eleştiriyor. Fransız Devrimi’nden refah devletine, kadınların oy hakkından eğitim reformlarına kadar birçok dönüm noktasını analiz ederken, eşitlik fikrinin yalnızca maddi değil, kültürel ve siyasal bir inşa olduğunu hatırlatıyor. Ancak Piketty’nin çözüm önerileri –örneğin küresel servet vergisi veya mülkiyet paylaşım modelleri– bazı eleştirmenlerce fazla iyimser bulunuyor. Çünkü o, kapitalizmin yapısal direncini ve sermayenin politik gücünü zaman zaman hafife alıyor.

Yine de Piketty’nin tarihsel perspektifi, eşitliğin bir ütopya değil, kazanılmış bir süreç olduğunu hatırlatıyor. Kitap, umutsuzluk çağında umutlu bir ekonomi tarihi sunarken, eşitliğin ideolojik değil, pratik bir hedef olduğunu güçlü biçimde vurguluyor.

  • Künye: Thomas Piketty – Eşitliğin Kısa Tarihi, çeviren: Hande Koçak, İş Kültür Yayınları, iktisat, 216 sayfa, 2025

Pervez Tahir – Az Gelişmişlik ve Kalkınma (2025)

Pervez Tahir, bu kitabında, 20. yüzyılın en etkili iktisatçılarından Joan Robinson’un Hindistan’daki deneyimlerini ve bu deneyimlerin düşünce dünyasındaki etkilerini inceliyor. Robinson, Cambridge’de Keynes’in yakın çalışma arkadaşlarından biri olarak tanınıyor ancak Hindistan seyahatleri onun ekonomi anlayışında derin izler bırakıyor. ‘Az Gelişmişlik ve Kalkınma: Joan Robinson’ın Hindistan Gözlemleri’ (‘Joan Robinson in Princely India’), Hindistan’ın bağımsızlık mücadelesi, sömürge sonrası kalkınma sorunları ve planlama tartışmaları çerçevesinde Robinson’un gözlemlerini ele alıyor. Robinson, burada tanık olduğu yoksulluk ve toplumsal eşitsizlikleri yalnızca akademik bir sorun olarak değil, insanlığın temel meselelerinden biri olarak değerlendiriyor.

Tahir, Robinson’un Nehru dönemi kalkınma politikalarıyla olan ilişkisini detaylandırıyor. Planlı kalkınma, tarımsal dönüşüm ve sanayileşme gibi konularda Robinson’un görüşleri Hindistanlı siyasetçiler ve ekonomistler tarafından dikkatle inceleniyor. Ona göre, kalkınma yalnızca büyüme rakamlarıyla ölçülemiyor; toplumsal adalet, eşitlik ve refahın paylaşımı da sürecin ayrılmaz parçası oluyor. Robinson’un Marksist düşünceyle kurduğu bağ, onun Hindistan’daki deneyimlerinde daha görünür hale geliyor.

Kitap, aynı zamanda Robinson’un Hindistan’daki entelektüel çevrelerle ilişkilerini, akademik konferanslarını ve öğrencilerle kurduğu bağları da inceliyor. Bu temaslar, onun teorik çalışmalarını somut sosyal sorunlarla buluşturmasına imkân sağlıyor. Tahir, Robinson’un Hindistan’da geliştirdiği bakış açısının küresel iktisat düşüncesinde alternatif bir damar açtığını savunuyor. Böylece kitap, hem Robinson’un kişisel entelektüel yolculuğunu hem de Hindistan’ın modernleşme serüvenini bir arada sunuyor.

  • Künye: Pervez Tahir – Az Gelişmişlik ve Kalkınma: Joan Robinson’ın Hindistan Gözlemleri, çeviren: Mustafa Kahya, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 384 sayfa, 2025