Karl Polanyi – Büyük Dönüşüm (2025)

Karl Polanyi, modern kapitalizmin ortaya çıkışını ve 19. yüzyılın ekonomik düzenini inceleyerek, piyasa ekonomisinin toplumsal yapı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Kitap, özellikle sanayi devrimi sonrası dönemde piyasanın kendi kendini düzenleyen bir mekanizma olarak görülmesinin nasıl derin toplumsal dönüşümlere yol açtığını gösteriyor. Polanyi, ekonominin tarihin büyük kısmında toplumsal ilişkilerin içine gömülü olduğunu, ancak 19. yüzyılda bunun tersine çevrilerek toplumun piyasa kurallarına göre yeniden şekillendirildiğini savunuyor.

Yazar, bu dönüşümün “büyük dönüşüm” adını verdiği süreçle gerçekleştiğini, serbest piyasa ilkesinin emek, toprak ve parayı da metalaştırarak insan yaşamının temel unsurlarını piyasaya tabi kıldığını belirtiyor. Bu durum, toplumsal istikrarsızlık, yoksulluk ve krizlere zemin hazırlıyor. Polanyi, devletin bu süreçte pasif bir gözlemci olmadığını, aksine serbest piyasayı kurmak ve sürdürmek için aktif politikalar uyguladığını vurguluyor.

‘Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri’ (‘The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time’), 20. yüzyılda ortaya çıkan ekonomik ve siyasi krizlerin, piyasa güçleri ile toplumsal koruma mekanizmaları arasındaki çatışmadan doğduğunu ileri sürüyor. Polanyi, toplumların piyasaların yıkıcı etkilerine karşı kendilerini korumak için sosyal politikalar geliştirdiğini, ancak bu koruma refleksinin siyasi kutuplaşmayı da tetiklediğini aktarıyor. Eser, kapitalizmin yalnızca ekonomik değil, derin bir toplumsal proje olduğunu göstererek, piyasa ve toplum arasındaki dengenin yeniden düşünülmesi gerektiğini öne sürüyor.

  • Künye: Karl Polanyi – Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri, çeviren: Ayşe Buğra, İletişim Yayınları, iktisat, 432 sayfa, 2025

Michael S. Weisbach – İktisatçının Zanaatı (2025)

Michael S. Weisbach’ın bu kitabı, ekonomi alanında akademik araştırma yapmak isteyenler için uygulamalı bir rehber sunuyor. Yazar, araştırma sürecinin ilk adımında iyi bir soru belirlemenin önemine dikkat çekiyor. Literatürdeki boşlukları bulmak, bu boşlukları anlamlı ve test edilebilir sorulara dönüştürmek, kitabın temel vurgularından biri olarak öne çıkıyor. Weisbach, yalnızca metodolojik doğruluğun değil, araştırmanın ikna edici ve dikkat çekici olmasının da gerekli olduğunu savunuyor.

‘İktisatçının Zanaatı: Araştırma ve Yayın Rehberi’ (‘The Economist’s Craft: An Introduction To Research, Publishing, and Professional Development’), ampirik ekonomi araştırmalarında kullanılan yöntemleri örneklerle açıklıyor. Korelasyonla nedensellik arasındaki fark, doğal deneyler, araç değişkenler, panel veriler gibi temel kavramlar pratik yönleriyle ele alınıyor. Bu yöntemlerin sadece teknik değil, aynı zamanda ikna gücüne sahip biçimde uygulanması gerektiği vurgulanıyor.

Araştırma süreci kadar bulguların sunumu da kitabın merkezinde yer alıyor. Özellikle bir makalenin giriş bölümünün taşıdığı ağırlık, okuyucunun ilgisini ilk sayfalarda kazanmanın gerekliliğiyle açıklanıyor. Yazar, hakemli dergilerde yayın sürecinin dinamiklerini açık biçimde anlatıyor ve reddedilmenin olağan bir parça olduğunu, bu sürecin nasıl yönetilmesi gerektiğini örneklerle gösteriyor.

Kitapta son olarak, akademik yaşamın pratik yönleri de yer alıyor. İş başvuruları, sunum hazırlıkları, akademik toplantılar, zaman yönetimi, işbirlikleri ve meslek etiği gibi konular, ekonomi araştırmacılarının günlük yaşamları açısından ele alınıyor. Tüm bu içerik, araştırma yapmak isteyenler için doğrudan ve yol gösterici bir biçimde aktarılıyor.

  • Künye: Michael S. Weisbach – İktisatçının Zanaatı: Araştırma ve Yayın Rehberi, çeviren: M. Ali Kayacık, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 424 sayfa, 2025

Bai Gao – Ekonomik İdeoloji ve Japon Endüstri Politikası (2025)

Bai Gao’nun bu kapsamlı eseri, Japonya’nın 1931-1965 arasındaki sanayi politikalarını şekillendiren ekonomik ideolojileri mercek altına alıyor. ‘Ekonomik İdeoloji ve Japon Endüstri Politikası: 1931’den 1965’e Kalkınmacılık’ (‘Economic Ideology and Japanese Industrial Policy: Developmentalism from 1931 to 1965’), yalnızca ekonomi politikalarını değil, bu politikaların arkasındaki düşünsel çerçeveyi, bürokratik yapıyı ve tarihsel bağlamı derinlemesine analiz ediyor. Gao, Japonya’nın kalkınmacı devlet modelini açıklarken, bunu yalnızca sonuçlarla değil, ideolojik temellerle de ilişkilendiriyor.

Yazar, Japon bürokrasisinin özellikle MITI (Uluslararası Ticaret ve Sanayi Bakanlığı) gibi kurumlar aracılığıyla nasıl güçlü bir planlayıcı aktör haline geldiğini ortaya koyuyor. Ekonomik kararlar yalnızca piyasa mekanizmalarıyla değil, aynı zamanda devletin yönlendirici gücüyle alınıyor. Bu yaklaşım, Japonya’nın savaş sonrası ekonomik mucizesine temel hazırlıyor.

Kitapta üç ana ideolojik dönem inceleniyor: 1930’ların korporatist milliyetçiliği, savaş dönemi planlı ekonomi anlayışı ve 1950-60’ların liberal kalkınmacı yaklaşımı. Bu evreler, yalnızca ekonomik politikaların değil, Japon elitlerinin dünya görüşlerinin ve sınıf yapılarına dair yaklaşımlarının da nasıl evrildiğini gösteriyor.

Bai Gao, ekonomik düşüncenin sadece entelektüel bir faaliyet değil, aynı zamanda politik bir mücadele alanı olduğunu savunuyor. Ekonomik ideolojilerin, hangi sosyal grupların çıkarlarını yansıttığını ve devletin bu ideolojiler karşısındaki konumunu detaylandırıyor.

Sonuç olarak kitap, Japonya’nın kalkınma sürecini açıklarken, ekonominin teknik bir alan değil, ideolojik ve kurumsal çatışmalarla şekillenen bir yapı olduğunu vurguluyor. Bu yönüyle sadece Japonya için değil, kalkınma ekonomileriyle ilgilenen herkes için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.

  • Künye: Bai Gao – Ekonomik İdeoloji ve Japon Endüstri Politikası: 1931’den 1965’e Kalkınmacılık, çeviren: Bahar Hazal Öztürk, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 520 sayfa, 2025

Ali Akyıldız – Para Pul Oldu (2025)

Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşme süreci, yalnızca kurumların dönüşümüyle değil, ekonomik araçların değişimiyle de şekillendi. Bu dönüşümün en dikkat çekici unsurlarından biri ise kâğıt paranın – yani kaimenin – devlet ve toplum hayatına girişi oldu. Artan savaş giderleri, büyüyen bütçe açıkları ve siyasi krizlerle baş edebilmek için Osmanlı yönetimi, yeni bir finansal çözüm arayışına yöneldi. Böylece kâğıt para, bir geçici önlemden çok, modern mali sistemin habercisi haline geldi.

İlk kaimeler yüksek faizle basılsa da zamanla bu faiz oranı düştü, ardından karşılıksız kaimeler piyasaya sürüldü ve para hızla değer kaybetti. Halkın gözünde para hâlâ “şıkırtılı” metalden ibaretken, devlet “kaime altın gibidir” iddiasını ne kadar tekrarlasa da güven krizi kaçınılmazdı. Bu da kâğıt paranın ekonomik olduğu kadar toplumsal bir meseleye dönüştüğünü gösterdi. Kâğıt para, yalnızca kasaları değil, kamuoyunu da etkilemeye başladı.

Prof. Dr. Ali Akyıldız’ın ‘Para Pul Oldu’ adlı eseri, bu karmaşık tarihî süreci kapsamlı bir arşiv çalışmasına dayanarak inceliyor. Kâğıt paranın Osmanlı’daki serüveni üzerinden maliye politikaları, kriz yönetimi, toplumsal tepkiler ve devletin meşruiyet sorunları gibi çok yönlü dinamikler analiz ediliyor. Tanzimat’tan Birinci Dünya Savaşı’na kadar birçok dönüm noktası, paranın dönüşümü ekseninde yeniden anlamlandırılıyor.

Kitap, seri numarasız kaimelerle yürütülen gizli para politikalarından Galata bankerlerinin etkisine, Avrupa sermayesinin müdahalelerine ve kalpazanlığa kadar geniş bir yelpazede Osmanlı’nın finansal evrimini gözler önüne seriyor. Zengin görseller ve özgün belgelerle desteklenen bu eser, yalnızca tarihçilere değil, ekonomik ve toplumsal dönüşümleri merak eden herkese hitap ediyor.

  • Künye: Ali Akyıldız – Para Pul Oldu: Osmanlı’da Kâğıt Para, Maliye ve Toplum, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 352 sayfa, 2025

Vaclav Smil – Büyüme (2025)

Vaclav Smil bu kitabında “büyüme” kavramını yalnızca ekonomik değil, biyolojik, teknolojik ve toplumsal bağlamlarda ele alıyor. Mikroorganizmalardan ormanlara, çocuklardan şirketlere, şehirlerden medeniyetlere kadar her şeyin bir büyüme eğrisi vardır. ‘Büyüme: Mikroorganizmalardan Mega Kentlere’ (‘Growth: From Microorganisms to Megacities’), bu ortak kalıpları disiplinler arası bir bakış açısıyla incelerken, büyümenin hem doğasında var olan hem de sınırlarına dayanan bir süreç olduğunu vurguluyor.

Kitap, ilk olarak biyolojik sistemlerin büyümesini inceliyor: Hücre bölünmesi, bitki gelişimi, hayvanların büyüme eğrileri… Ardından insan yapımı sistemlere geçiyor: Enerji altyapıları, tarım sistemleri, teknolojik gelişmeler ve şehirleşme. Smil, bu sistemlerin her birinde görülen S-şeklindeki büyüme eğrisinin, önce hızla yükselip ardından durağanlaştığını belirtiyor. Yani sınırsız büyüme ne doğada ne de toplumda mümkündür.

Büyüme, her zaman ilerleme anlamına gelmez. Özellikle ekonomik büyüme, çevresel sürdürülebilirlikten sosyal eşitsizliğe kadar birçok sorunla birlikte geliyor. Smil, modern dünyanın büyümeyi kutsallaştırmasının, doğal sınırların ve kaynakların göz ardı edilmesine neden olduğunu ortaya koyuyor. Megakentlerin yükselişi, sanayi devrimiyle artan üretim ve enerji tüketimi bu eğilimin çarpıcı örnekleridir.

Kitabın sonunda Smil, büyümenin kaçınılmaz sonu olan “doyum” noktasına dikkat çekiyor. Sonsuz büyüme yerine, dengeli ve sürdürülebilir sistemler kurmanın gerekliliğini ortaya koyar. Büyümeyi anlamak, yalnızca geçmişi değil, geleceği de doğru yorumlayabilmek için kritik önemdedir. Bu kitap, hem bilimsel hem felsefi düzeyde düşündüren bir büyüme anatomisi sunar.

  • Künye: Vaclav Smil – Büyüme: Mikroorganizmalardan Mega Kentlere, çeviren: Cahit Kaya, Pegasus Yayınları, inceleme, 768 sayfa, 2025

Mariana Mazzucato – Misyon Ekonomisi (2025)

Mariana Mazzucato bu kitabında, kamusal ve özel sektör iş birliğini, büyük ve cesur “misyonlar” etrafında yeniden düşünmeyi öneren bir çalışma. ‘Misyon Ekonomisi: Kapitalizmi Değiştirmek İçin Cüretkâr Bir Rehber’ (‘Mission Economy: A Moonshot Guide To Changing Capitalism’), 1960’lardaki Apollo Ay inişi projesi gibi büyük ölçekli ve iddialı misyonların, sadece teknolojik ilerlemeyi değil, aynı zamanda ekonomik büyüme ve toplumsal fayda sağlamadaki potansiyelini vurguluyor. Kitap, günümüz kapitalizminin karşı karşıya olduğu iklim krizi, sağlık eşitsizlikleri ve dijital bölünme gibi büyük sorunların üstesinden gelmek için, hükümetlerin piyasaları sadece “düzeltici” bir rol üstlenmek yerine, piyasaları “şekillendiren” ve yeniliği yönlendiren cesur aktörler olması gerektiğini savunuyor.

Mazzucato, devletin inovasyondaki ve değer yaratmadaki rolünün genellikle göz ardı edildiğini veya küçümsendiğini belirtiyor. Özel sektörün risk alıcılığı ve yenilikçiliği yüceltilirken, devletin uzun vadeli ve riskli yatırımlarının (temel bilim araştırmaları, altyapı projeleri) çoğu zaman görmezden gelindiğini iddia ediyor. Kitap, devletin sadece pazar başarısızlıklarını düzeltmekle kalmayıp, aynı zamanda yeni pazarlar yaratma ve toplumsal hedeflere ulaşmak için iddialı hedefler belirleme yeteneğine sahip olduğunu gösteren örnekler sunuyor.

‘Misyon Ekonomisi’, bu “Ay Atışı” (Moonshot) zihniyetini, günümüzün küresel zorluklarına uygulamayı hedefliyor. Sadece iklim değişikliğiyle mücadele etmek gibi büyük hedefler belirlemekle kalmayıp, aynı zamanda bu hedeflere ulaşmak için kamu ve özel sektör arasında dinamik bir iş birliği çerçevesi oluşturulmasını öneriyor. Bu iş birliği, risk ve ödüllerin daha adil paylaşılmasını, kamu yararına odaklanmayı ve inovasyonun toplumsal hedeflere hizmet etmesini sağlamayı amaçlıyor. Kitap, daha kapsayıcı, sürdürülebilir ve amacına yönelik bir ekonomi yaratmak için pratik bir yol haritası sunuyor.

  • Künye: Mariana Mazzucato – Misyon Ekonomisi: Kapitalizmi Değiştirmek İçin Cüretkâr Bir Rehber, çeviren: Esin Soğancılar, Koç Üniversitesi Yayınları, iktisat, 240 sayfa, 2025

Ahmet İnsel – Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye (2025)

Ahmet İnsel’in bu kitabı, Türkiye’nin kalkınma sürecinde devletin oynadığı merkezi ve karmaşık rolü ekonomi-politik bir perspektiften inceliyor. ‘Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye: Kalkınma Sürecinde Devletin Rolü’ (‘La Turquie entre l’ordre et le développement. Eléments d’analyse sur le rôle de l’Etat dans le processus de développement’), Cumhuriyet’in kuruluşundan günümüze kadar Türkiye’deki kalkınma stratejilerini, bu stratejilerin altında yatan ideolojileri ve devletin bu süreçlerdeki müdahaleci veya düzenleyici rolünü detaylı bir şekilde analiz ediyor. Kitap, Türkiye’nin hem siyasi istikrarı (düzen) sağlama çabasını hem de ekonomik kalkınmayı (gelişme) hızlandırma hedefini aynı anda nasıl sürdürdüğünü ve bu iki amacın çoğu zaman birbiriyle nasıl çeliştiğini gösteriyor. Yazar, bu gerilimin, Türkiye’nin kalkınma modelinin temelini oluşturduğunu ve devletin bu çelişkiyi nasıl yönettiğini veya yönetemediğini irdeliyor.

İnsel, Türkiye’nin kalkınma deneyimini farklı dönemlere ayırarak inceliyor: Erken Cumhuriyet’in devletçi sanayileşme politikaları, çok partili hayata geçişle birlikte artan liberalleşme eğilimleri, askeri darbelerin kalkınma üzerindeki etkileri ve 1980 sonrası neoliberal dönüşüm. Bu süreçlerde devletin ekonomik aktör olarak rolünün, piyasa ile ilişkisinin ve toplumsal sınıflar üzerindeki etkisinin nasıl değiştiğini ortaya koyuyor. Kitap, özellikle devletin ekonomiye müdahalesinin, bir yandan kalkınmayı desteklerken, diğer yandan rekabeti nasıl engellediğini, yolsuzluğa nasıl zemin hazırladığını ve belirli çıkar gruplarını nasıl desteklediğini de eleştirel bir gözle değerlendiriyor. Kalkınmanın sadece ekonomik göstergelerle sınırlı olmadığını, aynı zamanda toplumsal adalet, demokratikleşme ve insan hakları gibi unsurları da içermesi gerektiğini vurguluyor.

‘Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye’, Türkiye’nin kalkınma serüveninin sadece ekonomik bir hikâye olmadığını, aynı zamanda derin siyasi, kültürel ve ideolojik boyutları olan bir süreç olduğunu gösteriyor. İnsel, devletin Türkiye’deki kalkınma paradigmalarını nasıl belirlediğini, uyguladığını ve bu süreçlerin toplumsal yapıyı nasıl dönüştürdüğünü akademik bir titizlikle analiz ediyor. Kitap, Türkiye’nin siyasi ve ekonomik tarihini anlamak isteyenler için önemli bir referans niteliğinde.

  • Künye: Ahmet İnsel – Düzen ve Kalkınma Kıskacında Türkiye: Kalkınma Sürecinde Devletin Rolü, çeviren: Ayşegül Sönmezay, İletişim Yayınları, iktisat, 271 sayfa, 2025

Serge Latouche – Küçülme (2025)

Serge Latouche’un bu kitabı, günümüzdeki sürdürülemez ekonomik büyüme modelini eleştirerek “küçülme” (degrowth) kavramını savunuyor. ‘Küçülme’ (‘La Décroissance’), sürekli büyüme ideolojisinin gezegenin sınırlı kaynaklarını tükettiğini, çevresel felaketlere yol açtığını ve sosyal eşitsizlikleri derinleştirdiğini iddia ediyor. Kitap, sanayileşmiş ülkelerin ekonomik büyüme takıntısından vazgeçerek daha sürdürülebilir, adil ve insancıl bir toplum modeline geçiş yapması gerektiğini öne sürüyor. Yazar, küçülmenin sadece ekonomik bir durgunluk olmadığını, aksine bilinçli bir seçimle refahın farklı tanımlanması ve yaşam kalitesinin maddi tüketimden ayrıştırılması gerektiğini vurguluyor. Küçülmenin; tüketimi azaltma, yerel ekonomileri güçlendirme, dayanışmayı artırma, ekolojik ayak izini küçültme ve çalışma sürelerini kısaltma gibi bir dizi toplumsal dönüşümü içerdiğini belirtiyor.

Latouche, büyüme toplumunun dayandığı mitleri ve yanılsamaları sorguluyor. Özellikle, teknolojik ilerlemenin tüm sorunları çözeceği, sınırsız kaynakların var olduğu ve her zaman daha fazlasının daha iyi olduğu gibi yaygın inançları eleştiriyor. Kitap, “kutsal inek” olarak görülen ekonomik büyümenin aslında derin bir çıkmaz olduğunu ve bu çıkmazdan çıkışın radikal bir paradigma değişimini gerektirdiğini savunuyor. Latouche, küçülme düşüncesinin sadece çevreci bir kaygıdan ibaret olmadığını, aynı zamanda toplumsal adalet, kültürel çeşitlilik ve insan onuru gibi değerleri de içerdiğini gösteriyor.

‘Küçülme’, mevcut ekonomik ve toplumsal düzenin radikal bir eleştirisini sunarken, okuyucuyu alternatif yaşam biçimleri ve toplumsal örgütlenme modelleri üzerine düşünmeye davet ediyor. Latouche, küçülmenin bir tür geriye gidiş değil, aksine daha bilinçli, ölçülü ve anlamlı bir geleceğe doğru ilerleme olduğunu savunuyor. Kitap, büyüme odaklı ideolojilerin yarattığı yıkıcı etkileri gözler önüne sererken, geleceğe yönelik umut verici ve dönüştürücü bir vizyon sunuyor.

  • Künye: Serge Latouche – Küçülme, çeviren: Kağan Kahveci, İş Kültür Yayınları, iktisat, 128 sayfa, 2025

M. Bedrettin Toprak – Osmanlı İstanbulu’nda Eşitsizlik (2025)

Küresel ekonomilerde giderek derinleşen bölüşüm sorunları ve artan eşitsizlikler, bu konulara yönelik akademik ilginin ve araştırmaların hem miktarını hem de önemini sürekli olarak yükseltiyor. İktisadi kalkınma düzeyleri arasındaki belirgin farklılıkların kökeninde yatan temel nedenleri anlamak, ilgili toplumların ekonomik yapılarının uzun vadeli ve kapsamlı bir incelemesini zorunlu kılıyor. Son yıllarda iktisadi analizde merkezi bir konuma yükselen bu önemli araştırma alanında, Osmanlı İmparatorluğu dönemi üzerine yapılan çalışmaların mevcut literatürdeki boşluğu dikkat çekici.

İşte bu eser, söz konusu eksikliği giderme amacıyla kaleme alınmış.

  • Avrupa kıtasında Sanayi Devrimi’nin dönüştürücü etkileri yaşanırken, Osmanlı İmparatorluğu’nda bu büyük ekonomik dönüşümün itici güçleri hangi aşamadaydı?
  • Tarihin bu kritik ayrım noktasında ortaya çıkan ekonomik tablo, belirli kurumsal ve yapısal faktörlerden mi kaynaklanıyordu, yoksa Simon Kuznets’in eşitsizlikler üzerine geliştirdiği teoriler mi bu süreci daha iyi açıklamaktaydı?

Bu temel ve kapsamlı sorulara mütevazı ancak somut verilerle katkıda bulunmayı hedefleyen bu titiz ve uzun soluklu araştırma, 18. yüzyıl Osmanlı İstanbul’unun demografik özelliklerini, servetin yapısını ve dağılımını, servet eşitsizliğinin boyutlarını ampirik yöntemlerle detaylı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitap, dönemin İstanbul toplumunu hangi sosyoekonomik katmanlar ve gruplar temelinde incelemenin mümkün olduğunu araştırıyor.

  • Cinsiyet, dini inanç, sosyal unvan ve meslek gruplarına göre servet yapıları nasıldı ve bu gruplar servetten ne ölçüde pay alıyorlardı?
  • Servet, hangi finansal ve maddi varlıklar şeklinde tutuluyordu?
  • Osmanlı miras hukukunun servetin nesilden nesile aktarılmasında nasıl bir rolü vardı ve bu durum servet eşitsizliğini hangi yönde etkiliyordu?

Bütün bu soruların cevapları, Osmanlı İmparatorluğu’nun başkentindeki Kadı Sicilleri’nde bulunan tereke defterlerinden özenle derlenen zengin bir veri seti aracılığıyla analiz ediliyor. Bu analizler sonucunda kitap, 18. yüzyıl İstanbul’unda işleyen pazar mekanizmasının, ekonomik eşitsizlikleri ne ölçüde sınırlayıcı bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor.

  • Künye: M. Bedrettin Toprak – Osmanlı İstanbulu’nda Eşitsizlik: Terekeler Üzerinden Demografi ve Servet Analizi, Vakıfbank Kültür Yayınları, iktisat, 280 sayfa, 2025

Mustafa Sönmez – Sona Doğru AKP (2025)

Mustafa Sönmez, 1970’ten itibaren Türkiye ekonomisinin nabzını tuttuğu uzun soluklu iktisat kariyerinde bu kez odağına AKP’nin iktidar yolculuğunu alıyor. Yazarın AKP üzerine derinlemesine çalışmaları, bu kitabında yeni bir boyut kazanıyor: Sönmez, AKP’nin ekonomi politikalarını salt iktisadi bir çerçevede ele almakla kalmıyor, bu politikaların aslında daha büyük bir amaca, “İslamo-faşist” bir rejim inşasına hizmet eden bir araç olduğunu savunuyor. Bu bakış açısıyla kitap, ekonomi tartışmalarının ötesine geçerek siyasi bir analiz sunuyor.

AKP’nin yaklaşık çeyrek asırlık geçmişini bir bütün olarak değerlendiren bu eser, iktidarın ideolojik hedeflerine ulaşmak için neoliberal politikaları nasıl ustaca kullandığını, yeri geldiğinde bu rotadan neden saptığını ve bu sürecin kaçınılmaz olarak yol açtığı ekonomik zorlukları ve potansiyel bir iflas senaryosunu gözler önüne seriyor. Kitabın güncelliğini ve önemini artıran bir nokta ise, yazarın muhalefetin bu karmaşık tablo karşısında nasıl bir strateji izlemesi gerektiğine dair yaptığı kritik vurgular.

Türkiye tarihinde büyük bir kırılma yaratan 19 Mart 2025 sürecini de değerlendiren çalışma, sadece geçmişi ve bugünü değil, aynı zamanda geleceğe dair de önemli ipuçları sunarak okuyucuyu Türkiye’nin siyasi ve ekonomik geleceği üzerine düşünmeye davet ediyor. Sönmez’in bu kitabı, AKP’nin iktidar serüvenini anlamak ve geleceğe yönelik çıkarımlar yapmak isteyen herkes için ufuk açıcı bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Mustafa Sönmez – Sona Doğru AKP: Erdoğan’ın 3 Devri, Nota Bene Yayınları, siyaset, 240 sayfa, 2025