Cengiz Can – İstanbul’un Yabancı ve Levanten Mimarları (2023)

Cengiz Can’ın, son dönem Osmanlı mimarlığının önemli bir yönünü ele aldığı çalışması yeni basımıyla Arketon kitapları arasındaki yerini aldı.

Can’ın, 1993’te bir tez çalışması olarak kaleme aldığı araştırma, 2020 yılında kitap olarak ilk basımını gerçekleşmişti.

Aykut Köksal’ın bu kitap için çektiği fotoğraflarla bütünlenen çalışma, Melling’den Fossati kardeşlere, Barborini’den Montani’ye, Vallaury’den D’Aronco’ya, Mongeri’ye uzanıyor.

Haklarında çok az bilgi sahibi olunan mimarları da ele alan Can, bir dönemi tüm boyutlarıyla gözler önüne seriyor.

Aykut Köksal, kitabın “Sunuş” yazısının bir bölümünde şunları söylüyor:

“Cengiz Can’ın kitabı, daha önce yüzeysel bilgilerle tanınan, yaşamları üzerine çok az şey bilinen yabancı ve Levanten mimarların, Osmanlı mimarlığının modernleşme sürecinin nihai noktasında belirleyici ve tayin edici bir rol yüklendiklerini ortaya koyuyor. Can, bu mimarların yaşamını, hiç bakılmamış kaynaklara giderek araştırıyor ve yerleşmiş belirli önyargıları çürütüyor. Örneğin, ‘yabancı’ olarak bilinen kimi mimarların ‘Osmanlı Levanten mimarları’ olduğunu saptıyor. Cengiz Can’ın ele aldığı mimarların önemli bir bölümünün İtalyan ya da İtalyan asıllı Levanten oldukları ise hemen göze çarpıyor. Can, bu olgunun da altını çiziyor, gerekçelerini irdeliyor.

“Yabancı ve Levanten mimarların üretimleri, 18. yüzyılın Osmanlı mimarlığıyla keskin bir kopuş gösterir. Bu kopuş özellikle Osmanlı modernleşmesinin sonucu olan yeni yapı programlarının geleneksel programlara göre daha baskın olmasında görülüyor. Ayrıca, 19. yüzyıl Osmanlı modernleşmesinin aynı yüzyılın Avrupa mimarlığıyla koşutluklar taşıdığını söylemek yanlış olmaz. 19. yüzyılın seçmeci yaklaşımları İstanbul’da üretim yapan bu mimarlarda da yankılarını bulur.

“İstanbul’da çalışan Fossati, D’Aronco gibi yabancı mimarlar, Avrupa’nın her kentinde üretimleri saygıyla karşılanabilecek yaratıcı ve yetkin tasarımcılardır. Özellikle D’Aronco’nun Art Nouveau yapıları, Avrupa’da boy gösteren ‘erken Modernist’ çizginin, eşzamanlı olarak Osmanlı başkentinde görülen seçkin ve unique örneklerini oluşturur. Cengiz Can, bu mimarları ele alırken, Osmanlı modernleşmesinin gölgede kalmış bir yönüne ilişkin geniş bir çerçeve sunuyor.”

  • Künye: Cengiz Can – İstanbul’un Yabancı ve Levanten Mimarları, Arketon Yayıncılık, mimari, 248 sayfa, 2023

Reha Günay – Boğaziçi’nin Ahşap Konutları ve Yalıları (2023)

Reha Günay, Boğaziçi’nin yapı ve yaşam kültürünü eşsiz fotoğrafları aracılığıyla aktarıyor.

‘Boğaziçi’nin Ahşap Konutları ve Yalıları’, İstanbul Boğaz kıyılarındaki yapı ve yaşam kültürünü, 60 yılı aşan bir mimar, akademisyen, fotoğrafçı, yazarın gözünden anlatan özgün, siyah-beyaz bir fotoğraf seçkisi üzerinden aktarıyor.

Kitabın giriş bölümünde Antik dönemden Bizans’a, Osmanlı’dan günümüze uzanan bir yaşam ve yerleşim alanı olagelen Boğaz’ın öneminin göstergesi olan tarihi veriler; haritalar, gravürler eşliğinde paylaşılıyor.

Özellikle Osmanlı döneminde Boğaziçi ve kıyılarında gelişen mimarlığa, kültüre ilişkin kimi bilgiler ise döneme tanıklık etmiş Gugas V. İnciciyan, Edmondo de Amicis, Abdülaziz Bey, A. Cabir Vada, Abdülhak Şinasi Hisar gibi yazarların kaleminden aktarılıyor.

Göksu mesirelerinden mehtapta sandal sefalarına, sahilhane bahçelerinden yazlıklardaki hayata, balıkçılardan sandalcılara, yalı mimarlığından ahşap konutlara uzanan ve adeta denizle gelişen, bütünleşen bu yaşam kültüründen kesitler sunuluyor.

Ardından da Reha Günay, 1960’lardan bugüne çektiği özgün fotoğraflarla Anadolu Yakası başlığı altında Üsküdar’dan Anadolukavağı’na; Rumeli Yakası başlığı altında Tophane’den Yenimahalle’ye uzanan rotaları izleyerek, yaptığı seçki ile kimi günümüze dahi ulaşamamış kimi özgünlüğünü yitirmiş yapıları ve dokuyu gelecek kuşaklara aktarıyor.

Aziz Mahmut Hüdayi Külliyesi, Alexandre Vallaury tasarımı Debreli İsmail Paşa Yalısı, Sadullah Paşa Yalısı, Kadiri Tekkesi, Naime Sultan Yalısı, İstanbul’un en eski ahşap yapısı Amcazade Hüseyin Paşa Yalısı ve ikinci en eski yapısı Kavafyan Konağı, Sait Halim Paşa Yalısı, Raimondo D’Aranco tarafından tasarlanan İtalyan Konsolosluğu, Huber Köşkü gibi tarihi ve mimari öneme sahip onlarca yapının yanı sıra birbirine yaslanmış, bir arada yaşama kültürünün de bir göstergesi olan mütevazi ahşap sıraevlerin, sokakların ve caddelerin kaydını düşüyor.

Reha Günay, küçük geleneksel ahşap konutlardan Barok, Art Deco, Art Nouveau ya da Neoklasik üsluplarda inşa edilmiş görkemli köşk ve yalılara uzanan eşsiz fotoğrafları aracılığıyla, yitirdiğimiz bir mimarlık anlayışını ve yaşam kültürünü şöyle hatırlatıyor:

“Çocukluğumu yaşadığım İstanbul’un neredeyse tamamı ahşap konutlardan oluşuyordu. 2.700 yıllık bir kentte toplum yapıları taş ve tuğladan yapılmış; zamanın her türlü aşınımına karşın büyük bir kısmı hâlâ var olmaya devam ediyor. Ancak konut mimarlığı tümüyle ahşap olduğundan çeyrek yüzyıllık aralıklarla yenilenerek çocukluğuma kadar dayanabilmişti. İstanbul sokaklarında dolaşırken yer yer kârgir veya betonarme konutlara da rastlıyordum. Bunlar daha çok bazı semtlerde veya ana caddeler üzerinde yer alıyordu. Bu inşa biçimi giderek artmaya başladı. İşte o zaman bu mimarlık mirasının bir gün yok olacağı endişesiyle fotoğraflarını çekmeye başladım…

Boğaziçi tarih boyunca süregelmiş 30 km derinliğinde bir kültür kanalıdır. Bu geçmişin sürekliliğini anlatmak için dönemleriyle ele almak istedim. Antik dönemde Boğaziçi kıyıları her noktasıyla iyi bilinen bir bölge olduğu halde Boğaziçi ile ilgili bilgilerimiz Bizans’ın sona ermesinden sonra gittikçe azalmış, en son merak edenler de 18.-19. yüzyıllarda sona ermiş görünüyor. Ancak geçmişin görüntüleri sisler içinde yok olurken, yeni yeşeren bir Boğaziçi kültürü gözlerimizi kamaştırmaya başlamıştır.  Bu, Osmanlı uygarlığının yarattığı doğa ile bütünleşmiş duyarlılığıyla iyice incelmiş çok parlak bir dönemdir. Ne yazıktır ki bu dönem, Osmanlı’nın son zamanlarında, tıpkı sahip olduğu gücün zayıflayıp çöküşü gibi sona erdi.

Son yıllarda ise Boğaziçi, İstanbul’un sınırsız büyümesi ve kalabalıklaşması üzerine rant akımının etki alanına girmiş ve yeni zenginlerin ilgi odağı haline gelmiş bulunuyor. Belki de yine aynı nedenlerle yalı sevdası oluşmuş; yalı sahibi olmak ve yalıda yaşamak yeni bir tutku haline gelmiş; yalılar harap olmaktan kurtulmuş, yeni yüzleriyle su kıyılarında parlamaya başlamıştır. Ancak Osmanlı ekabirinin o incelikli yaşam dünyası artık başka bir biçime evrilmiş görünüyor… Tek tek konutları yenilemek veya ihya etmek Boğaziçi’nin görünümüne ve ruhuna ne kadar yakışıyor? Aralarında yüzlerce beton yığını yükselirken.. Sorgulanması gerekir, diye düşünüyorum. O nedenle fotoğrafları seçerken en eski olanlarını tercih ettim. Şimdi allanmış pullanmış haliyle belki bir kısmını zor tanıyacaksınız…”

Duotone özel baskı tekniği ile kuşe kâğıda, büyük boy, ciltli olarak basılan kitabın editörlüğünü Mesut Kaya, Grafik Tasarım ve baskı hazırlıklarını Kemal Kara, grafik uygulamasını ise Resul Atabay yapmış.

  • Künye: Reha Günay – Boğaziçi’nin Ahşap Konutları ve Yalıları, YEM Yayın, mimari, 296 sayfa, 2023

Mehtap Serim – Bir Modernlik Zemini (2024)

Klasik mimarlık ve sanat tarihyazımında “barok” çokluk ya estetik bir kategori ya da bir dönem adı olarak anılır.

Başlangıçta, alışıldık olanın dışındaki her şeyi işaret ederken, sonradan eksik, sapkın gibi olumsuz bir anlam kazandı.

On dokuzuncu yüzyılda, dönemselleştirici tarih anlatısında kabaca 1600-1750 yılları arasında Avrupa’da baş gösteren sanatsal üretimi adlandırmak için kullanılırken, giderek dönemin, kültür sınıfına sokulabilecek tüm pratiklerinin ardında yatan motivasyonu açıklar bir kavrama dönüşür.

Barok, pratik içinden varolur.

Faili, nasıl yapılması gerektiği sorusuna soyut kategoriler değil, halihazırda yaptıkları üzerinden yanıt bulur.

Kuramsal kıstaslardan azadedir.

Nerede duracağını hiç bilmez.

O yüzden aşırılık içinde bir araya gelmiş yığın görüntüsü verir üretimi.

Karmaşayı çözmeyi sağlayacak, güven telkin eder bir kılavuz da yoktur.

Bu haliyle barok, farklı okumalara elverişli, tahrip gücü yüksek bir metafordur.

Mehtap Serim ‘Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık’ta, yerleşik tarihyazımına eleştirel mesafeyle, gelişim seyrini izlediği baroğu Batı’nın ve hatta dünyanın ilk modernitesi olarak nitelendiriyor.

Bilginin, insan ve nesnenin değişime uğramadan tanımlı güzergâhlar arasından akmasını sağlayacak kanalların henüz inşa edilmediği erken modern dünyada disiplinsiz bir anlamanın köklerini bulurken bizleri uçsuz bucaksız bir imgeler koleksiyonu içinde gezintiye çıkarıyor.

  • Künye: Mehtap Serim – Bir Modernlik Zemini: Barok Aşırılık, Sel Yayıncılık, mimari, 264 sayfa, 2024

Adolf Behne – Modern İşlevsel Yapı (2023)

Adolf Behne’nin 1926 yılında yayımladığı ‘Modern İşlevsel Yapı’, modernist mimarlık yazının öncü, temel ve klasik çalışmaları arasında yer alıyor.

Behne, kitaba yazdığı önsözde şöyle diyor:

“Avrupa mimarlık tarihinin son yüzyılları için, biçim ile işlev arasında bir dengenin varlığından söz edilemez. Üstün olan biçimdi ve ev biçime karşın işlevsel kalabildiği, yani biçim işlevi tamamen ortadan kaldırmadığı sürece bu, işlev için pekâlâ yeterliydi. Herhalde bir şekilde insanın ilgisini çeken, bir çitten ya da bir sundurmadan fazlası olan yapı, biçim olarak yapıydı: bir sanatçının emeğiyle ortaya koyduğu yapı. Onun amaca uygunluğu tamamen ikincildi. Bunun yanında işlevsel yapılar da vardı tabii; çit, sundurma, kütükten yapılmış ev, ahır: Bunlar da herhangi birinin emeği. Biçim ve işlev birbirinden ayrı olmakta direndiğinden, biçimsel yapıyla işlevsel yapı da birbirinin çok uzağındaydı. Oysa uygulamada, varsayıldığı gibi, işlevsel yapının biçime yabancılığı estetik olarak hiç de o kadar kötü değildi, biçimsel yapının da özellikle basit işlevsel yapıya olan üstünlüğünün hiç de beklendiği kadar hayranlık uyandırıcı olmadığı görüldü. Sağduyulu, modern insanların zamanın biçimsel yapılarına hor gözle baktığı, ama demir köprüler, vinçler, makinelerin bulunduğu büyük mekânlar gibi işlevsel yapıları severek izledikleri deneyimle doğrulandı.

“Peki bu nasıl mümkün oldu? Estetik duygu bir devrim geçirdi. Daha doksanlı yıllarda her gereksiz biçim fazlalığına bir görevmiş gibi hayranlık duyulur ve sanat neredeyse bezeme ile bir tutulurken, yüzyıl dönümünde aydınlık, az ve öz, açık seçik olana duyulan coşku bu cepheyi utkuyla yarıp geçti ve gözleri işlevselin güzelliğine açtı.

Bu kitapta, esas olarak belli bir yapılar grubunun tanımlanmasıyla yerleşmiş olan eski işlevsel yapı kavramını izleyeceğiz, ama aynı zamanda burada diğer görev çevrelerindekinden daha güçlü olarak sözünü geçiren mimarlığın yapıyı nasıl yeniden belirlediğini göstereceğiz.”

  • Künye: Adolf Behne – Modern İşlevsel Yapı, çeviren: Hüseyin Tüzün, Arketon Yayıncılık, mimari, 132 sayfa, 2023

Owen Hopkins – Mimarlığı Okumak (2023)

Klasik Yunan’dan günümüze Batı mimarlığını ayrıntılı bir şekilde irdeleyen ‘Mimarlığı Okumak: Resimli Mimarlık Rehberi’, sıvalardan çatılara, sütun tiplerinden dekoratif silmelere kadar bir yapıyı oluşturan tüm öğeleri bileşenlerine inerek ele alan eşsiz bir görsel rehber.

Kitap, mimarlık tarihi boyunca gelişen yapı tiplerini ayrıntılı fotoğraflar ve açıklamalı çizimlerle gösteriyor.

Katedrallerden gökdelenlere, Klasik’ten Çağdaş döneme kadar tüm önemli yapı türlerini ve üsluplarını kapsıyor.

Yapılara, taşıyıcı sistemlere, malzemelere ve yapı detaylarına derinlemesine bakıyor.

Kitaptaki her bir terimin örneklendiği diğer bölümleri işaret eden, kapsamlı bir mimari terimler sözlüğü içeriyor.

Hemen hemen bütün öğelerin açıklamalı fotoğraflar ya da çizimlerle sunulduğu kitap, ilk andan itibaren, alfabetik olarak hazırlanmış geleneksel mimarlık sözlüklerinin barındırdığı sorunları aşmayı hedefliyor.

Bu nedenle bizzat yapılara, fotoğraflar ve notlar aracılığıyla öncelik tanırken mimariyi temel fikirlerine ve bileşenlerine inerek parçalıyor.

Owen Hopkins, birbirine çok fazla gönderme yapan dört bölümden oluşan kitabın içeriğini şöyle özetliyor:

“Birinci bölüm; giriş yazısında da işaret edildiği gibi mimarlık tarihi boyunca çeşitli formlarda yinelenen on yapı tipine odaklanıyor. Her tipe ait örnekler zaman ve yere göre değişiklikler gösterse de o tipin ayrılmaz parçası olan belli özellikleri bünyelerinde barındırıyorlar. Bu bölümde yer alan diğer yapı gruplamaları, zamana karşı direndiği kabul edilen ve birçok yapı tipi üzerinde etkisi olan formlara ya da morfolojilere göre yapıldı. Böylece bu bölümün, okuyucunun, örneğin bir kamu yapısıyla karşılaştığında dönüp bakabileceği ve en yakın mimari özellikleri taşıyan örneği bulabileceği ‘ilk başvuru noktası’ olması amaçlandı.

İkinci bölüm; Taşıyıcı Sistemler; bütün mimari dillerin bir biçimde bir yapının taşıyıcı sisteminin
en temel eklemlenişinden türediği tezine dayanıyor. Benzer şekilde farklı mimari dillerin ana bileşenleri olarak çeşitli mimari dillerde, çeşitli formlarda ortaya çıkan çeşitli ana taşıyıcı elemanlara –sütunlar ve ayaklar, kemerler, modern beton ve çelik taşıyıcılar– odaklanırken belirli mimari üslupların ötesine geçiyor. Bu bölüm de ilk bölüm gibi diğer bölümler için ‘yol gösterici’ ama aynı zamanda belirli elemanları en ince ayrıntılarına kadar vermesiyle kendi başına bir son noktayı oluşturuyor.

Üçüncü bölüm; mimari elemanları –üslup, ölçek veya forma bakılmaksızın bütün yapılarda var olan ana bileşenleri– ele alıyor. Bunlar duvarlar ve yüzeyler, pencereler ve kapılar, çatılar, merdivenler ve asansörler olarak sıralanıyor.

Dördüncü bölüm; her bir terimin örneklendiği diğer bölümleri işaret eden standart bir terimler sözlüğünden oluşuyor. Terimler sözlüğü yalnızca ilk üç bölümde sözü edilen elemanları içeriyor ve kitabın kendisi gibi kapsamlı ama ansiklopedik değil. Kitabın görünür elemanlara ve öğelere odaklanmasıyla yapı strüktüründe genellikle görünmez kalan bileşenlere yer verilmiyor. Bazı aşırı eski terimler de gerek yer kısıtlılığı gerekse netlik açısından kapsam dışı bırakıldı. Her ne kadar mimarlık 20. yüzyılın ikinci yarısında küreselleştiyse de kitabın Batı mimarlık geleneği üzerine yoğunlaştığını belirtmek önemli; çok yakın tarihli bazı örnekler Avrupa dışından ve onun etki alanındaki yerlerden seçildi. Batı dışı yapılarla ilgilenen okurların daha özelleşmiş yapıtlara başvurması gerekiyor.

On yedinci yüzyılın sonu – on sekizinci yüzyılın başında Londra’nın büyük mimarı olan Christopher Wren, ‘Mimarlık sonsuzluğu amaçlar’ diyordu. Bu gözlem onun kentin ve ulusun simgesi olarak varlığını sürdüren St. Paul Katedrali’nde hayat buluyor. Çok az yapı St. Paul gibi büyük amaçlar ve gösterişle inşa edilirken, bir yerdeki ve durumdaki –en alttaki vernaküler yapılardan en tepedeki, en şatafatlı olanlara kadar– yapılar yapımcılarının kendilerini nasıl gördüklerinin birer göstergesi olarak yükselir. Dolayısıyla bir yapıyı –ister resmine isterse bizzat kendisine bakarak– okuma ve anlamını deşifre etme becerisi toplumun ve çevremizdeki dünyanın nasıl oluştuğunu anlayabilmek için esastır; bu kitabın kolaylaştırmaya çalıştığı şey de budur.”

  • Künye: Owen Hopkins – Mimarlığı Okumak: Resimli Mimarlık Rehberi, çeviren: Derya Nüket Özer, YEM Yayın, mimari, 176 sayfa, 2023

Murat Baykent – Antik Roma’da Mühendislik (2023)

Vitruvius’tan günümüze kadar gelen inşaat uygulama kılavuzlarının yorumlanarak açıklığa kavuşturulması, Nîmes kentinin su tevzi düzeneği castellum divisorium’un hidrolik hesap sırrının çözülmesi için bilim insanı Trevor Hodge’un yaptığı çağrı, Roma kadastroculuğunun akıl almaz hassasiyetteki örnekleri, uzay tekniklerinin arkeolojiye katkısı…

Bu konulardan büyülenerek yola çıkan Murat Baykent, ‘Antik Roma’da Mühendislik’ kitabında, antik çağ mühendisliği sırlarına bugünkü bilgilerle ışık tutuyor.

Bu çalışma, hem akademisyen, öğrenci ve araştırmacılara zengin bir kaynak sunuyor hem de alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Murat Baykent – Antik Roma’da Mühendislik: Yapı Teknikleri, Kadastro Çalışmaları, Hidrolik Projeler, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, arkeoloji, 416 sayfa, 2023

Kolektif – Konut ve Yaşam Çevreleri (2023)

Türkiye’de inşaata dayalı ekonomik büyüme modeli, büyük ölçekli altyapı ve konut projeleri, konut üretim seferberliği, sosyal konut projeleri ve kentsel dönüşüm hamlelerinin yanında ortaya çıkan konut ve yaşam çevreleri krizini nasıl yorumlayabiliriz?

Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü öğretim üyesi Ö. Burcu Özdemir Sarı’nın editörlüğünü üstlendiği ‘Konut ve Yaşam Çevreleri: Çok Boyutlu Bir Sorun Alanı’; sosyal politikalara, konuta, kente, yaşam çevrelerine ve alternatif yaşam kurgularına ulusal ve küresel ölçekte odaklanıyor.

Yirmi birinci yüzyılda konut sorununun; yeterli, yaşanabilir, insana yakışır ve karşılanabilir konuta erişim krizine dönüştüğü iddiasını taşıyan bu çalışma, konut ve yaşam çevrelerine ilişkin konuları irdeliyor.

Bu çalışma, özellikle 2000’li yıllarda; iklim değişikliği, ekonomik krizler ve Covid-19 gibi küresel ölçekte etkileri olan olayların konut ve yaşam alanlarımızı nasıl etkilediğiyle ilgileniyor.

Konuta erişim krizinin her geçen gün arttığı günümüzde, dünya çapında bu krizden etkilenen toplum kesimlerinin genişlediği biliniyor.

Çalışma, odağını Türkiye’ye çevirdiğinde; son yirmi yıllık süreçte, küresel boyuttaki konut krizinin ulusal ölçekteki yansımalarının yanı sıra konut ve yaşam çevrelerinde ülkemize özgü çok sayıda konu ve sorun alanı geliştiğini ortaya koyuyor.

Mimarlık, şehir planlama, kentsel politika, sosyoloji gibi alanlardan beslenen çok disiplinli çalışma, sosyal konut politikalarından afetlere dirençli konut politikalarına, enerji verimlilik yaklaşımlarından yakıt yoksulluğuna, Covid-19 salgınından toplumsal cinsiyete, toplu konut alanlarında mekân kalitesinden sürdürülebilirlik kavramına birçok konuda, okurları konut krizi hakkında soru sormaya ve ortak çözümler aramaya davet ediyor.

  • Künye: Kolektif – Konut ve Yaşam Çevreleri: Çok Boyutlu Bir Sorun Alanı, editör: Ö. Burcu Özdemir Sarı, İdealKent Yayınları, kent çalışmaları, 470 sayfa, 2023

Kolektif – Anadolu’nun İmarında Yarışmalar (2023)

Kuşkusuz, mimari proje yarışmaları, Cumhuriyetin ilanının hemen ardından ülkede modern mimari kimliğin oluşturulması ve modern mimarlık anlayışının yaygınlaştırılması sürecinde önemli roller üstlendi.

Anadolu’nun farklı şehirlerinde kamu yapılarına odaklanan mimari proje yarışmaları düzenlenmiştir.

Bu kitap, İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerin dışındaki Anadolu coğrafyasında, modern mimarlık örneklerinin belgelendiği bir çalışma olmanın ötesinde, 1930-1990 yılları arasındaki bir dönemin “mimarlık ortamının” anlaşılmasına katkı sağlıyor.

Literatüre eksik olarak eklemlenmiş veya hiç ele alınmamış yarışmaları belgelemek, yapıların güncel durumlarını ortaya koymak ve sonuç olarak mimarlık yazınına bir kaynak eser kazandırmak hedefiyle tasarlanmış geniş katılımlı bir projedir.

Mimari projelerin gerçekleştirildiği 10’ar yıllık periyotlar halinde ait oldukları dönemlerin sosyal, kültürel ve siyasi bağlamları da dikkate alınarak, seçilen yapılar değerlendirilmiş, analiz edilmiş.

  • Künye: Kolektif – Anadolu’nun İmarında Yarışmalar (1930-1990), editör: Filiz Sönmez, Semra Arslan Selçuk, İdealKent Yayınları, mimari, 480 sayfa, 2023

Işıl Çokuğraş, C. İrem Gençer – Kurmak ve Onarmak (2023)

‘Kurmak ve Onarmak’, Türkiye’nin ilk kadın mimarlarından Mualla Eyüboğlu’nun kişisel arşivinden yola çıkarak hayatını ve 1940’lardan 1980’lere kadar süren meslek yaşantısını inceliyor.

Eyüboğlu Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’nden mezun olduktan hemen sonra Cumhuriyet ideolojisinin en önemli girişimlerinden Köy Enstitüleri’nin kuruluşunda çalışmış; kariyerinin sonraki dönemlerinde ise Topkapı Sarayı, Rumelihisarı gibi anıtsal Osmanlı eserlerinin restorasyonunda görev almıştı.

Mualla Eyüboğlu’nun arşivinden otobiyografik notlar, mektuplar, mesleki defterler, çizimler, yapı fotoğraflarından restorasyon süreçlerine ait yazışmalara kadar çok çeşitli belge, mimarın portresini yeniden inşa etmenin yanında dönemin mimarlık ve restorasyon, düşün ve uygulama ortamını da kavramamıza yardımcı oluyor.

  • Künye: Işıl Çokuğraş, C. İrem Gençer – Kurmak ve Onarmak: Mimar-Restoratör Mualla Eyüboğlu (1919-2009), İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, biyografi, 420 sayfa, 2023

Mahmut Davulcu – Türkiye’de Halk Mimarisi ve Geleneksel Yapı Ustalığı (2021)

Somut kültürel mirasımızın olduğu kadar somut olmayan kültürel mirasımızın da önemli bir parçasını oluşturan halk mimarisi olgusu, Türk kültür tarihi yazıcılığında oldukça ihmal edilen konulardan birisidir.

Birkaç nesil öncesine değin halk mimarisine hayat veren geleneksel yapı ustalarıyla tespit, derleme ve belgeleme çalışmalarının yeterli ölçüde yapılmamış olması son derece büyük ve telafisi mümkün olmayan kayıplara neden olmuş, halk mimarisine ilişkin zengin bellek kayıt altına alınarak arşivlenememiştir.

Hiç şüphesiz halk mimarisi halkbilimin spesifik, çalışma gerçekleştirilmesi zor ve meşakkatli konularından birisidir.

Bu konuda çalışan ve emek sarf eden araştırmacıların niceliksel açıdan yetersizliğinin ve çalışmaların halkbilimin diğer konularına göre oldukça gecikmesinin önemli nedenlerinden birisi de budur.

Yirmi yılı aşkın bir zaman dilimine yayılmış olan saha araştırması, yayın faaliyeti ve entelektüel çabanın bir seçkisi olan bu kitap halk mimarisi ile geleneksel yapı ustalığını konu edinmekte ve literatürdeki önemli bir boşluğu doldurmayı amaçlamaktadır.

  • Künye: Mahmut Davulcu – Türkiye’de Halk Mimarisi ve Geleneksel Yapı Ustalığı, Gece Kitaplığı, mimari, 566 sayfa, 2021