Banu Mustan Dönmez — Müziğin Kökeni Üzerine (2025)

Banu Mustan Dönmez’in ‘Müziğin Kökeni Üzerine’ adlı kitabı, müziği yalnızca estetik bir üretim alanı olarak değil, insanın dünyayla kurduğu en eski ve en derin ilişki biçimlerinden biri olarak ele alıyor. Çalışma, müziğin kökeni sorusunu “ilk ne zaman ortaya çıktı” gibi indirgemeci bir çizgide değil; müziğin ne olduğu, hangi bağlamlarda anlam kazandığı ve insan yaşamında nasıl işlev gördüğü üzerinden tartışıyor.

Kitap, müzikolojinin tarihsel gelişimini aktararak başlıyor ve müziğin Batı düşüncesindeki kavramsal temellerini ele alıyor. “Müz” kavramı üzerinden sanat, bilgi ve ilham arasındaki bağları kurarken, müziğin mitolojik ve felsefi kökenlerini görünür kılıyor. Ardından ses, gürültü ve müzik ayrımı üzerinden müziğin ontolojik yapısını tartışıyor ve müziğin yalnızca fiziksel bir olgu değil, kültürel bir inşa olduğunu gösteriyor.

Dönmez, müziğin evrensel biyolojik yönleri ile kültürel belirleyiciler arasındaki ilişkiyi dengeli bir biçimde ele alıyor. Müziğin ritüel, toplumsal iletişim, eğitim ve terapi gibi alanlarda nasıl işlediğini örneklerle tartışıyor. Feminist müzikolojiye ayrılan bölümde ise müzik tarihindeki cinsiyet temelli kör noktaları sorguluyor ve müziğin üretim süreçlerini eleştirel bir bakışla yeniden düşünüyor.

Son bölümlerde müzik, teknoloji ve yapay zekâ ilişkisi ele alınıyor ve müziğin geleceğine dair sorular gündeme getiriliyor. ‘Müziğin Kökeni Üzerine’, müziği tarihsel, kültürel ve düşünsel katmanlarıyla birlikte ele alan, disiplinlerarası yaklaşımıyla alanında önemli bir kaynak.

Banu Mustan Dönmez — Müziğin Kökeni Üzerine
• Bağlam Yayınları
Müzik • 167 sayfa • 2025

Anthony Storr – Müzik ve Zihin (2025)

Anthony Storr, bu kitabında müziğin insan zihnindeki kökenini ve işlevini araştırıyor. Müzik üretme ve müzikten haz alma kapasitesinin biyolojik bir lüks değil, insan deneyiminin temel unsuru olduğunu savunuyor. Storr, müziğin duyguları ifade etme biçimimizi derinleştirdiğini, zaman algımızı düzenlediğini ve kişilerarası bağları güçlendirdiğini gösteriyor. Bu yaklaşım, müziğin yalnızca estetik bir etkinlik olmadığını, bilişsel süreçleri ve benlik deneyimini şekillendiren bir yapı oluşturduğunu düşündürüyor.

Yazar, müziğin konuşmanın bir türevi olarak değil, kendi başına gelişen bağımsız bir iletişim sistemi olduğunu vurguluyor. Müziğin ritim, tekrar ve yapı yoluyla zihinsel düzen yarattığını, kaotik duyguları bütünleştiren bir çerçeve sunduğunu belirtiyor. Storr, yaratıcılık ile psişik bütünlük arasındaki ilişkiyi değerlendirerek müziğin içsel dünyayı dengede tuttuğunu öne sürüyor. Bu çerçeve, müziğin hem bireysel iyilik halini hem de kolektif uyumu desteklediğini gösteriyor.

‘Müzik ve Zihin’ (‘Music and the Mind’), antropolojiden psikolojiye uzanan geniş bir alanı birleştirerek müziğin insan türünün gelişiminde neden merkezi bir rol oynadığını açıklıyor. Storr’un müziği zihinsel sağlık, bilinç ve toplumsal yaşam bağlamında yorumlaması, eseri alanında önemli kılıyor. Kitap, müziğin biyolojik, kültürel ve duygusal boyutlarını bütünleyen yaklaşımıyla modern müzik psikolojisinin kurucu metinlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu nedenle kitap, müziğin insan zihnindeki yerini anlamak isteyenler için temel bir başvuru niteliği taşıyor.

  • Künye: Anthony Storr – Müzik ve Zihin, çeviren: Ulaş Apak, Alfa Yayınları, psikoloji, 312 sayfa, 2025

Hilmi Tezgör – Bir Plaktan İçeri (2025)

Hilmi Tezgör’ün ‘Bir Plaktan İçeri’ adlı kitabı, popüler müzik tarihinin farklı dönemlerinden seçilmiş on beş albümü merkeze alarak müzik ile kişisel ifade arasındaki bağı inceliyor. Yazar, tür ayrımı yapmadan seçtiği bu albümlerde müzisyenlerin iç dünyalarını, şarkı sözleri üzerinden yansıttıkları ruhsal süreçleri ve duygusal yoğunlukları ele alıyor. Albümler, yalnızca dönemlerinin müzikal estetiğini değil, aynı zamanda sanatçılarının yaşadığı içsel dönüşümleri de görünür kılıyor.

Kitapta incelenen albümler arasında Billie Holiday’in Lady In Satin’inden The Doors’un kendi adını taşıyan albümüne, John Lennon’un Plastic Ono Band’inden Joni Mitchell’ın Blue’suna, Nick Drake’in Pink Moon’undan Bob Marley & The Wailers’ın Exodus’una uzanan geniş bir yelpaze yer alıyor. Ayrıca Joy Division, Diamanda Galás, Hellhammer, Marillion, Patti Smith, Gil Scott-Heron, Leonard Cohen, Nick Cave ve Ozzy Osbourne gibi sanatçılar da bu seçkide yer buluyor.

Tezgör, her albümü yalnızca müzikal bir üretim olarak değil, sanatçının kendi yaşamı ve duygusal evreniyle kurduğu samimi bir ilişki olarak değerlendiriyor. Şarkı sözlerinin ne anlattığına, hangi duygularla yazıldığına ve hangi yüzleşmeleri içerdiğine odaklanıyor. Bu yaklaşımıyla ‘Bir Plaktan İçeri’, müziği bir anlatım biçimi olarak ele alan, kişisel olanın evrensel olana nasıl dönüştüğünü araştıran bir çalışma olarak öne çıkıyor.

  • Künye: Hilmi Tezgör – Bir Plaktan İçeri: Modern Müzik Tarihinden 15 “Kişisel” Albüm, Sanat Kritik Yayıncılık, müzik, 106 sayfa, 2025

İsmail Güngör – Alevi Müziğinin İnşası (2025)

İsmail Güngör’ün kaleme aldığı bu eser, Alevi topluluklarının yüzyıllardır kutsal kabul ettiği deyiş, nefes ve semah gibi ritüel merkezli müzikal unsurların, modern dönemde nasıl yeniden tanımlandığını ve dönüştürüldüğünü ele alıyor. Yazar, bu unsurların yalnızca inanç hayatında değil, toplumsal kimlik inşasında da derin bir anlam taşıdığını vurguluyor. Ancak 20. yüzyıla gelindiğinde bu mirasın, devlet politikaları ve kültürel yönelimler doğrultusunda önce millî ve seküler bir müzik anlayışına, yani Türk halk müziğine, daha sonra ise “Alevi müziği” adı altında ayrı bir kategoriye dönüştüğünü ayrıntılı biçimde inceliyor.

Güngör, bu süreci Alevi geleneği için bir tür tarihsel ve toplumsal kırılma olarak nitelendiriyor. Kutsal kabul edilen sözlerin ve ezgilerin, siyasal ve kültürel projelerin etkisiyle ritüel bağlamlarından koparılarak yeniden anlamlandırılması, Alevi kimliği üzerinde kalıcı etkiler bırakıyor. Kitap, bu dönüşümün arkasında yatan tarihsel-siyasal ihtiyaçları açığa çıkarırken, müzik ile iktidar arasındaki ilişkiyi de gözler önüne seriyor.

Çalışma, yalnızca Alevi müziğinin serüvenine ışık tutmakla kalmıyor; aynı zamanda etnomüzikoloji alanına da önemli katkılar sağlıyor. Güngör, müziğin kimlik, iktidar ve kültürel bellek bağlamında nasıl işlediğini tartışarak, okuyucuyu Alevi müziğine dair yerleşik kabulleri yeniden sorgulamaya davet ediyor. Böylece eser, hem akademik çevrelere hem de inanç, kültür ve müzik ilişkisi üzerine düşünen geniş bir okur kitlesine hitap ediyor.

  • Künye: İsmail Güngör – Alevi Müziğinin İnşası, Pan Yayıncılık, müzik, 180 sayfa, 2025

Sermet Muhtar Alus – Eski İstanbul’un Müziği (2025)

Sermet Muhtar Alus’un kaleminden süzülen bu yazılar, İstanbul’un hem seslerini hem de siluetini yeniden canlandırıyor. Müziği, geçmiş İstanbul yaşamının ayrılmaz bir parçası olarak ele alan Alus, çocukluğundan itibaren içinde büyüdüğü kültür ortamını, konaklardaki fasıl meclislerinden Boğaz kıyılarındaki mehtap âlemlerine, kahvehanelerden düğünlere kadar geniş bir yelpazede resmediyor. Müzik, onun anlatılarında yalnızca bir arka plan değil; hayatın özünü oluşturan duygusal ve estetik bir damardır.

Yazılar, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı arasında İstanbul’un müzik sahnesine damga vuran isimlere de canlı birer portre sunuyor. Tanburi Cemil’in zarafeti, Kemençeci Vasil’in ustalığı, Kanuni Şemsi’nin narin tınıları, Hafız Sami’nin ruhu titreten sesi ve Kantocu Peruz’un sahneye taşıdığı renkli kişiliği, hepsi Alus’un dikkatli gözlemleriyle dile geliyor. Hanende Karakaş, Mısırlı Udi İbrahim, Şekerci Cemil, Sinekemani Nuri, ud yapımcısı Manol ve Nasib Hanım gibi dönemin önde gelen diğer sanatçıları da unutulmadan, hikâyeleri ve kişilik özellikleriyle birlikte metinlere dahil ediliyor. Her biri, sadece müzikleriyle değil, yaşam tarzları ve toplumsal etkileşimleriyle de İstanbul’un o dönemki kültürel dokusuna yön veriyor.

Sermet Muhtar, müzisyenlerin sahnedeki hallerinden, özel hayatlarındaki nüanslara kadar uzanan çok katmanlı anlatılar sunuyor. Udi Nevres’in uduyla ağlatırken kendisinin de gözyaşlarına hâkim olamayışı, Udi Afet’in udu ensesinde çalacak kadar coşkulu oluşu, Hanende Nedim’in sesiyle semtler arası yankı bulması gibi detaylar, okuyucuyu yalnızca bilgiye değil, duygusal bir tanıklığa da davet ediyor. Laterna-piyano karşılaştırmalarından şarkıların besteleniş hikâyelerine kadar uzanan ayrıntılar, bu metinleri yalnızca nostaljik değil, aynı zamanda tarihsel bir belge haline getiriyor.

Bugüne dek dağınık olarak kalmış bu yazılar, ilk kez bu kitapta bir araya getirilerek İstanbul’un müzik hafızasına toplu bir bakış sunuyor. Sermet Muhtar Alus’un titiz anlatımıyla, artık yalnızca duyulmamış değil, hissedilmiş bir geçmişin kapıları aralanıyor.

  • Künye: Sermet Muhtar Alus – Eski İstanbul’un Müziği, Pan Yayıncılık, müzik, 192 sayfa, 2025

Erol Uğraş Öçal – Türkiye’de Müzik Politikası ve Örgütlenmesi (2025)

Müziğin, devlet başta olmak üzere iktidar yapılarıyla kurduğu ilişki, tarih boyunca filozofların ve düşünürlerin dikkatini çekiyor. Platon’dan Konfüçyüs’e kadar birçok figür, müziğin toplumu nasıl etkilediğini ve devletin düzeniyle nasıl bağlantı kurduğunu tartışıyor. Ancak modern devletin ortaya çıkışıyla bu ilişki daha da karmaşık bir hal alıyor. Müzik, yalnızca estetik bir ifade biçimi olmaktan çıkıp, ideolojik, toplumsal ve kurumsal bir araca dönüşüyor.

Bu dönüşümle birlikte müzik, sosyolojiden siyaset bilimine, müzikolojiden kültürel çalışmalara kadar pek çok disiplinde inceleniyor. Fakat tüm bu ilgiye rağmen, müzik ile devletin somut düzeyde nasıl bir örgütlenme kurduğu sorusu çoğu zaman yüzeyde kalıyor. İşte ‘Türkiye’de Müzik Politikası ve Örgütlenmesi’ adlı bu kitap, tam da bu boşluğa ışık tutuyor. Yüzüncü yaşını kutlayan Cumhuriyet’in müzikle ilişkisini çok boyutlu bir şekilde analiz ediyor.

Kitap, devletin müziğe neden müdahale ettiğini anlamak için yüz yıllık süreci üç döneme ayırıyor. Her dönemin kendi içinde belirleyici nedenleri olduğu savunuluyor. Bu nedenler, siyasal ideolojilerden kültürel kimlik arayışına, modernleşme projelerinden ulusal birlik inşasına kadar farklılık gösteriyor.

Diğer yandan, devletin müziği nasıl örgütlediği sorusuna ise on farklı analiz birimiyle cevap aranıyor. Bu birimler, kurumlar, politikalar, yasalar ve uygulamalar düzeyinde inceleniyor. Böylece müzik ve devlet ilişkisinin yalnızca soyut düzeyde değil, aynı zamanda kurumsal ve tarihsel bağlamda nasıl biçimlendiği ortaya çıkıyor.

Cumhuriyet’in müzikle kurduğu ilişkiyi bütünsel biçimde ele alan bu çalışma, Türkiye’de kültür politikaları alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.

  • Künye: Erol Uğraş Öçal – Türkiye’de Müzik Politikası ve Örgütlenmesi (1923- 2023), İmge Kitabevi, müzik, 413 sayfa, 2025

Mesut Kınacı – Antik Çağda Müzik (2025)

Mesut Kınacı, ‘Antik Çağda Müzik’ adlı bu çalışmasında, Antik Yunan müziğinin arkaik ve klasik dönemlerdeki gelişimini derinlemesine inceliyor. Kitap, müziğin kökenlerine inerek ilkel toplumlarda hangi amaçlarla ve nasıl kullanıldığına dair kısa bir panorama sunuyor. Mezopotamya, Mısır ve Hitit gibi uygarlıklardaki müzik kültürüne kısaca değinen yazar, esas odağı Antik Yunan’a yöneltiyor ve bu kültürde müziğin mitolojik kökenlerine dair anlatıları okurla buluşturuyor.

Antik Yunan müziğinin tarihsel evrimi kronolojik bir çerçeve içinde aktarılıyor. Evrime yön veren müzisyenler, düşünürler ve toplumsal koşullar detaylandırılıyor. Müziğin sadece bir sanat dalı değil, aynı zamanda rasyonel bir disiplin haline geliş süreci örneklerle anlatılıyor. Kitap, Antik Yunan toplumunda müziğin gündelik yaşamla nasıl iç içe geçtiğini, doğumdan ölüme, savaşlardan eğlencelere kadar uzanan her alanda nasıl varlık gösterdiğini gösteriyor.

Symposionlar, dini festivaller, cenaze törenleri ve eğitim gibi toplumsal alanlarda müziğin nasıl kullanıldığına yer veriliyor. Hangi enstrümanın ne tür tören ya da etkinlikte çalındığı örnekleniyor. Enstrümanların icat öyküleri, biçimsel özellikleri ve kullanım teknikleri okuyucuya aktarılıyor. Böylece müzik, soyut bir ifade biçimi olmaktan çıkıp somut bir kültürel araç haline geliyor.

Arkaik ve klasik çağlarda Yunan müzik kültürünün ulaştığı düzey, onun yalnızca dönemini etkilemediğini, sonraki uygarlıklar ve günümüz müzik anlayışı üzerinde de kalıcı etkiler bıraktığını ortaya koyuyor. Titizlikle hazırlanmış bu kitap, Antik Çağ ve müzik tarihine ilgi duyan herkes için özgün bir kaynak.

  • Künye: Mesut Kınacı – Antik Çağda Müzik: Arkaik ve Klasik Dönemlerde Hellas’ta Müzik, Müzisyenler ve Enstrümanlar, Doğu Batı Yayınları, tarih, 191 sayfa, 2025

Daniel J. Levitin – Müzik ve Beyin (2025)

Daniel J. Levitin’in bu çalışması, adlı kitabı, müziğin insan beyni, duyguları ve sağlığı üzerindeki etkilerini bilimsel ve kişisel bir anlatımla ele alıyor. ‘Müzik ve Beyin: Bilim, Duygu ve İyileşme Arasında Akustik Bir Köprü’ (‘I Heard There Was a Secret Chord: Music as Medicine’), nörobilim ile müzik arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamaya çalışırken, müziğin yalnızca bir sanat formu değil, aynı zamanda biyolojik ve terapötik bir araç olduğunu savunuyor.

Kitap, müziğin beynin farklı bölgelerini nasıl etkilediğini açıklıyor. Ritmin motor hareketlerle, melodinin hafıza ve duygularla, armoninin ise karmaşık bilişsel süreçlerle nasıl ilişkilendiğini gösteriyor. Müzik dinlemenin, hatta söylemenin, ağrıyı azalttığı, stres hormonlarını düşürdüğü ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilimsel bulgularla destekleniyor.

Levitin, müziğin tedavi edici gücüne dair pek çok örnek sunuyor: Alzheimer hastaları, travma yaşayan bireyler ya da depresyonla mücadele eden insanlar üzerinde müziğin olumlu etkileri gözlemleniyor. Müziğin bu yönü, hem geleneksel kültürlerde hem de modern tıpta kendine yer buluyor.

Ayrıca, kitabın kişisel tonu da dikkat çekici. Levitin, kendi müzik deneyimlerini ve gözlemlerini de katarak, müziğin insani tarafını ön plana çıkarır. ‘Müzik ve Bayin’, müziğin sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir şifa ve bağ kurma biçimi olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Daniel J. Levitin – Müzik ve Beyin: Bilim, Duygu ve İyileşme Arasında Akustik Bir Köprü, çeviren: Nilbert Yılmaz, Say Yayınları, müzik, 424 sayfa, 2025

Ulrich Gutmair – Bizler Yarının Türkleriyiz (2025)

Ulrich Gutmair imzalı bu kitap, 1980’lerin başındaki Yeni Alman Dalgası (Neue Deutsche Welle – NDW) müzik akımının ve dönemin gençlik kültürünün, Almanya’daki Türk göçmen toplumuyla olan beklenmedik ve karmaşık ilişkisini mercek altına alıyor. ‘Bizler Yarının Türkleriyiz: Yeni Dalga, Yeni Almanya’ (‘Wir sind die Türken von morgen. Neue Welle, neues Deutschland’), bu iki grubun nasıl birbirine bağlandığını ve Almanya’nın kültürel manzarasını nasıl yeniden şekillendirdiğini inceliyor. Gutmair, NDW’nin sadece bir müzik akımı olmadığını, aynı zamanda dönemin Almanya’sında yükselen yeni bir kimlik arayışının, özgürleşme çabasının ve toplumsal değişim arzusunun bir ifadesi olduğunu savunuyor.

Yazar, NDW’nin enerjisini ve “garip” cazibesini, o dönemde Almanya’daki Türk gençliğinin yaşadığı yabancılaşma ve aidiyet arayışıyla ilişkilendiriyor. Kitap, her iki grubun da yerleşik normlara ve beklentilere meydan okuma biçimlerini, yeni ifade yollarını arayışlarını ve kimliklerini geleneksel sınırların ötesinde tanımlama çabalarını paralellikler kurarak inceliyor. Müzik, moda ve popüler kültür üzerinden, bu iki farklı grubun nasıl ortak bir zemin bulduğunu ve birbirlerinin deneyimlerini yansıttığını anlatıyor.

Gutmair, kitabında sadece müzikal ve kültürel analiz yapmakla kalmıyor, aynı zamanda dönemin Almanya’sının sosyo-politik atmosferine de değiniyor. Göçmenlik, entegrasyon, kimlik politikaları ve Alman toplumunun çokkültürlülüğe yaklaşımı gibi konuları, NDW ve Türk gençliğinin deneyimleri üzerinden tartışıyor. Kitap, Almanya’nın “yeni” kimliğinin, sadece etnik Almanlar tarafından değil, ülkenin göçmen nüfusu, özellikle de Türk toplumu tarafından nasıl birlikte inşa edildiğini gösteriyor.

Kitap, “Yarının Türkleri biziz” ifadesinin hem ironik hem de derin bir anlam taşıdığını ortaya koyuyor. Bu ifade, sadece gelecekte Almanya’nın demografik yapısındaki değişimi işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda kültürel ve toplumsal olarak daha çeşitli, melezleşmiş bir Almanya’nın ortaya çıkışını da simgeliyor. Gutmair, bu iki kültürel dalganın kesişim noktasının, Almanya’nın modernleşme ve kimlik dönüşüm sürecinde nasıl bir rol oynadığını analiz ediyor.

Sonuç olarak bu kitap, müzik, popüler kültür ve göçmenlik gibi farklı alanları bir araya getirerek, 1980’lerin Almanya’sına dair özgün ve düşündürücü bir bakış açısı sunuyor. Ulrich Gutmair, bu eseriyle Almanya’nın kültürel ve toplumsal çeşitliliğinin oluşumunda NDW ve Türk gençliğinin rolünü vurgulayarak, ulusal kimliğin dinamik ve sürekli değişen doğasına dikkat çekiyor.

  • Künye: Ulrich Gutmair – Bizler Yarının Türkleriyiz: Yeni Dalga, Yeni Almanya, çeviren: Serkan Seymen, Kolektif Kitap, müzik, 256 sayfa, 2025

İrem Erdoğan Türen, Seyit Yöre – Burgerin Müziği (2025)

Ev dışında yeme-içme sektörüne yönelik ilginin artışı paralelinde modern yaşamın yükselen yıldızı “Gastronomi”…

Ve küresel dünyanın bu yeni yıldızının eşlikçisi “Müzik”…

‘Burgerin Müziği’, özellikle sokak yiyeceklerinin de katılımıyla nicelik ve niteliksel açıdan sınırsız sayılabilecek çeşitlilikte tüketime sunulan gastronomik ürünleri -açık ya da kapalı ortam fark etmeksizin- bu sunumun gerçekleştiği mekânsal atmosferin en önemli eşlikçilerinden müzik ile birlikte irdeliyor…

Müziğin gastronomik mekânlarda bilinçli seçilip seçilmediği ve sunulan ürünlerle ilişkisi başlı başına bir araştırma konusu olup, söz konusu bu ilişkinin incelenmesi de Gastromüzikoloji alanının temel taşlarından birini oluşturuyor.

Bu kitabın içeriği; butik burgere özgü müzik veya müzikler olup olmadığı, doğrudan saha çalışmasıyla, İstanbul’un Kadıköy ilçesi Caferağa Mahallesi’ndeki 8 işletmede yapılan derinlikli araştırmalar ve her bir işletmede yazarlar tarafından tadılan butik burgerlerin üretimi, lezzeti, mekânsal özellikleri ve müzikleri, üretenler ve tüketenlerin görüşleri ve yazarların gözlemleriyle şekillendi.

Henüz üzerinde çok az özgün araştırma yapılan Gastromüzikoloji dalına farklı bir içerik ve araştırma modeli de sunan bu kitap, Gastronomi ve müzik ilişkisini özgün bir araştırmayla incelemesi açısından Dünya’da bir ilk olup, gerek Gastronomi gerekse Gastromüzikoloji dallarının ilgililerine hitap ediyor…

  • Künye: İrem Erdoğan Türen, Seyit Yöre – Burgerin Müziği: Bir Gastromüzikoloji Çalışması, Bağlam Yayınları, müzik, 111 sayfa, 2025