Mesut Kınacı – Antik Çağda Müzik (2025)

Mesut Kınacı, ‘Antik Çağda Müzik’ adlı bu çalışmasında, Antik Yunan müziğinin arkaik ve klasik dönemlerdeki gelişimini derinlemesine inceliyor. Kitap, müziğin kökenlerine inerek ilkel toplumlarda hangi amaçlarla ve nasıl kullanıldığına dair kısa bir panorama sunuyor. Mezopotamya, Mısır ve Hitit gibi uygarlıklardaki müzik kültürüne kısaca değinen yazar, esas odağı Antik Yunan’a yöneltiyor ve bu kültürde müziğin mitolojik kökenlerine dair anlatıları okurla buluşturuyor.

Antik Yunan müziğinin tarihsel evrimi kronolojik bir çerçeve içinde aktarılıyor. Evrime yön veren müzisyenler, düşünürler ve toplumsal koşullar detaylandırılıyor. Müziğin sadece bir sanat dalı değil, aynı zamanda rasyonel bir disiplin haline geliş süreci örneklerle anlatılıyor. Kitap, Antik Yunan toplumunda müziğin gündelik yaşamla nasıl iç içe geçtiğini, doğumdan ölüme, savaşlardan eğlencelere kadar uzanan her alanda nasıl varlık gösterdiğini gösteriyor.

Symposionlar, dini festivaller, cenaze törenleri ve eğitim gibi toplumsal alanlarda müziğin nasıl kullanıldığına yer veriliyor. Hangi enstrümanın ne tür tören ya da etkinlikte çalındığı örnekleniyor. Enstrümanların icat öyküleri, biçimsel özellikleri ve kullanım teknikleri okuyucuya aktarılıyor. Böylece müzik, soyut bir ifade biçimi olmaktan çıkıp somut bir kültürel araç haline geliyor.

Arkaik ve klasik çağlarda Yunan müzik kültürünün ulaştığı düzey, onun yalnızca dönemini etkilemediğini, sonraki uygarlıklar ve günümüz müzik anlayışı üzerinde de kalıcı etkiler bıraktığını ortaya koyuyor. Titizlikle hazırlanmış bu kitap, Antik Çağ ve müzik tarihine ilgi duyan herkes için özgün bir kaynak.

  • Künye: Mesut Kınacı – Antik Çağda Müzik: Arkaik ve Klasik Dönemlerde Hellas’ta Müzik, Müzisyenler ve Enstrümanlar, Doğu Batı Yayınları, tarih, 191 sayfa, 2025

Daniel J. Levitin – Müzik ve Beyin (2025)

Daniel J. Levitin’in bu çalışması, adlı kitabı, müziğin insan beyni, duyguları ve sağlığı üzerindeki etkilerini bilimsel ve kişisel bir anlatımla ele alıyor. ‘Müzik ve Beyin: Bilim, Duygu ve İyileşme Arasında Akustik Bir Köprü’ (‘I Heard There Was a Secret Chord: Music as Medicine’), nörobilim ile müzik arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamaya çalışırken, müziğin yalnızca bir sanat formu değil, aynı zamanda biyolojik ve terapötik bir araç olduğunu savunuyor.

Kitap, müziğin beynin farklı bölgelerini nasıl etkilediğini açıklıyor. Ritmin motor hareketlerle, melodinin hafıza ve duygularla, armoninin ise karmaşık bilişsel süreçlerle nasıl ilişkilendiğini gösteriyor. Müzik dinlemenin, hatta söylemenin, ağrıyı azalttığı, stres hormonlarını düşürdüğü ve bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilimsel bulgularla destekleniyor.

Levitin, müziğin tedavi edici gücüne dair pek çok örnek sunuyor: Alzheimer hastaları, travma yaşayan bireyler ya da depresyonla mücadele eden insanlar üzerinde müziğin olumlu etkileri gözlemleniyor. Müziğin bu yönü, hem geleneksel kültürlerde hem de modern tıpta kendine yer buluyor.

Ayrıca, kitabın kişisel tonu da dikkat çekici. Levitin, kendi müzik deneyimlerini ve gözlemlerini de katarak, müziğin insani tarafını ön plana çıkarır. ‘Müzik ve Bayin’, müziğin sadece bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir şifa ve bağ kurma biçimi olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Daniel J. Levitin – Müzik ve Beyin: Bilim, Duygu ve İyileşme Arasında Akustik Bir Köprü, çeviren: Nilbert Yılmaz, Say Yayınları, müzik, 424 sayfa, 2025

Ulrich Gutmair – Bizler Yarının Türkleriyiz (2025)

Ulrich Gutmair imzalı bu kitap, 1980’lerin başındaki Yeni Alman Dalgası (Neue Deutsche Welle – NDW) müzik akımının ve dönemin gençlik kültürünün, Almanya’daki Türk göçmen toplumuyla olan beklenmedik ve karmaşık ilişkisini mercek altına alıyor. ‘Bizler Yarının Türkleriyiz: Yeni Dalga, Yeni Almanya’ (‘Wir sind die Türken von morgen. Neue Welle, neues Deutschland’), bu iki grubun nasıl birbirine bağlandığını ve Almanya’nın kültürel manzarasını nasıl yeniden şekillendirdiğini inceliyor. Gutmair, NDW’nin sadece bir müzik akımı olmadığını, aynı zamanda dönemin Almanya’sında yükselen yeni bir kimlik arayışının, özgürleşme çabasının ve toplumsal değişim arzusunun bir ifadesi olduğunu savunuyor.

Yazar, NDW’nin enerjisini ve “garip” cazibesini, o dönemde Almanya’daki Türk gençliğinin yaşadığı yabancılaşma ve aidiyet arayışıyla ilişkilendiriyor. Kitap, her iki grubun da yerleşik normlara ve beklentilere meydan okuma biçimlerini, yeni ifade yollarını arayışlarını ve kimliklerini geleneksel sınırların ötesinde tanımlama çabalarını paralellikler kurarak inceliyor. Müzik, moda ve popüler kültür üzerinden, bu iki farklı grubun nasıl ortak bir zemin bulduğunu ve birbirlerinin deneyimlerini yansıttığını anlatıyor.

Gutmair, kitabında sadece müzikal ve kültürel analiz yapmakla kalmıyor, aynı zamanda dönemin Almanya’sının sosyo-politik atmosferine de değiniyor. Göçmenlik, entegrasyon, kimlik politikaları ve Alman toplumunun çokkültürlülüğe yaklaşımı gibi konuları, NDW ve Türk gençliğinin deneyimleri üzerinden tartışıyor. Kitap, Almanya’nın “yeni” kimliğinin, sadece etnik Almanlar tarafından değil, ülkenin göçmen nüfusu, özellikle de Türk toplumu tarafından nasıl birlikte inşa edildiğini gösteriyor.

Kitap, “Yarının Türkleri biziz” ifadesinin hem ironik hem de derin bir anlam taşıdığını ortaya koyuyor. Bu ifade, sadece gelecekte Almanya’nın demografik yapısındaki değişimi işaret etmekle kalmıyor, aynı zamanda kültürel ve toplumsal olarak daha çeşitli, melezleşmiş bir Almanya’nın ortaya çıkışını da simgeliyor. Gutmair, bu iki kültürel dalganın kesişim noktasının, Almanya’nın modernleşme ve kimlik dönüşüm sürecinde nasıl bir rol oynadığını analiz ediyor.

Sonuç olarak bu kitap, müzik, popüler kültür ve göçmenlik gibi farklı alanları bir araya getirerek, 1980’lerin Almanya’sına dair özgün ve düşündürücü bir bakış açısı sunuyor. Ulrich Gutmair, bu eseriyle Almanya’nın kültürel ve toplumsal çeşitliliğinin oluşumunda NDW ve Türk gençliğinin rolünü vurgulayarak, ulusal kimliğin dinamik ve sürekli değişen doğasına dikkat çekiyor.

  • Künye: Ulrich Gutmair – Bizler Yarının Türkleriyiz: Yeni Dalga, Yeni Almanya, çeviren: Serkan Seymen, Kolektif Kitap, müzik, 256 sayfa, 2025

İrem Erdoğan Türen, Seyit Yöre – Burgerin Müziği (2025)

Ev dışında yeme-içme sektörüne yönelik ilginin artışı paralelinde modern yaşamın yükselen yıldızı “Gastronomi”…

Ve küresel dünyanın bu yeni yıldızının eşlikçisi “Müzik”…

‘Burgerin Müziği’, özellikle sokak yiyeceklerinin de katılımıyla nicelik ve niteliksel açıdan sınırsız sayılabilecek çeşitlilikte tüketime sunulan gastronomik ürünleri -açık ya da kapalı ortam fark etmeksizin- bu sunumun gerçekleştiği mekânsal atmosferin en önemli eşlikçilerinden müzik ile birlikte irdeliyor…

Müziğin gastronomik mekânlarda bilinçli seçilip seçilmediği ve sunulan ürünlerle ilişkisi başlı başına bir araştırma konusu olup, söz konusu bu ilişkinin incelenmesi de Gastromüzikoloji alanının temel taşlarından birini oluşturuyor.

Bu kitabın içeriği; butik burgere özgü müzik veya müzikler olup olmadığı, doğrudan saha çalışmasıyla, İstanbul’un Kadıköy ilçesi Caferağa Mahallesi’ndeki 8 işletmede yapılan derinlikli araştırmalar ve her bir işletmede yazarlar tarafından tadılan butik burgerlerin üretimi, lezzeti, mekânsal özellikleri ve müzikleri, üretenler ve tüketenlerin görüşleri ve yazarların gözlemleriyle şekillendi.

Henüz üzerinde çok az özgün araştırma yapılan Gastromüzikoloji dalına farklı bir içerik ve araştırma modeli de sunan bu kitap, Gastronomi ve müzik ilişkisini özgün bir araştırmayla incelemesi açısından Dünya’da bir ilk olup, gerek Gastronomi gerekse Gastromüzikoloji dallarının ilgililerine hitap ediyor…

  • Künye: İrem Erdoğan Türen, Seyit Yöre – Burgerin Müziği: Bir Gastromüzikoloji Çalışması, Bağlam Yayınları, müzik, 111 sayfa, 2025

François Noudelmann – Filozofların Tuşesi (2025)

François Noudelmann’ın ‘Filozofların Tuşesi: Sartre, Nietzsche ve Barthes Piyano Başında’ (‘Le toucher des philosophes: Sartre, Nietzsche et Barthes au piano’) adlı kitabı, üç önemli filozofun müzikle, özellikle de piyanoyla olan ilişkilerini inceliyor. Kitap, bu filozofların düşüncelerinin ve yaşamlarının müzikle nasıl iç içe geçtiğini, müziğin onların felsefi yaklaşımlarını nasıl etkilediğini ve piyanoya dokunuşlarının onların kişiliklerini nasıl yansıttığını ele alır.

Noudelmann, bu filozofların müzikle olan ilişkilerini sadece biyografik bir detay olarak değil, aynı zamanda onların düşünce sistemlerinin bir parçası olarak ele alır. Müzik, bu filozoflar için sadece bir hobi veya dinlenme aracı değil, aynı zamanda bir ifade biçimi, bir düşünce aracı ve bir varoluşsal deneyimdir. Kitapta, Sartre’ın caz müziğine olan tutkusu, Nietzsche’nin bestecilik denemeleri ve Barthes’ın piyano çalarken yaşadığı deneyimler detaylı bir şekilde anlatılır.

Yazar, bu filozofların piyanoya dokunuşlarının onların düşüncelerini ve kişiliklerini yansıttığını savunur. Sartre’ın piyanodaki ritim ve doğaçlama arayışı, onun varoluşçu felsefesiyle paralellik gösterir. Nietzsche’nin piyanodaki tutkulu ve coşkulu yaklaşımı, onun üstinsan kavramıyla ilişkilendirilir. Barthes’ın piyanodaki hassas ve duygusal dokunuşu ise onun metinler arası okuma ve yazma pratiğiyle benzerlikler taşır.

Kitap, felsefe ve müzik arasındaki ilişkiyi farklı bir perspektifle ele alarak, okuyuculara bu iki alan arasındaki derin bağlantıları gösterir. Noudelmann, filozofların müziğe olan tutkusunu ve piyanoya dokunuşlarını onların düşünce dünyalarını anlamak için bir anahtar olarak sunar.

  • Künye: François Noudelmann – Filozofların Tuşesi: Sartre, Nietzsche ve Barthes Piyano Başında, çeviren: Yunus Çetin, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 136 sayfa, 2025

Murat Beşer – Nesrin Sipahi (2025)

Murat Beşer’in kaleme aldığı “Nesrin Sipahi: Sahnelerin, Radyoların, Plakların Hanımefendisi’, Türk müziğinin zarif ve unutulmaz sesi Nesrin Sipahi’nin sadece müzikal yolculuğunu değil, aynı zamanda bir dönemin kültürel dokusunu da aydınlatan bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Yeşilköy’ün sakin sokaklarından başlayıp, radyoların büyülü dünyasına, plak kayıtlarının ölümsüz seslerine, görkemli turnelere ve ışıltılı gazinolara uzanan bu muazzam başarı öyküsü, Sipahi’nin hayatının sadece bilinen yönlerini değil, aynı zamanda onun derin ve çoğu zaman gizli kalmış yönlerini de gün yüzüne çıkarıyor.

Kitap, sanatçının kariyerinin zirvelerinden, kurduğu samimi dostluklara, sıkı sıkıya bağlı olduğu aile ilişkilerinden, hayatının renkli ve unutulmaz anılarına kadar geniş bir yelpazede detaylar sunarak, okuyucuyu adeta bir zaman yolculuğuna çıkarıyor. Bu yolculuk, sadece Nesrin Sipahi’nin hayatının bir portresini çizmekle kalmıyor, aynı zamanda bir dönemin kültürel portresini de gözler önüne seriyor.

Burhan Felek’in “müziğimizin yüz akı” olarak tanımladığı Nesrin Sipahi’yi yakından tanıyanlar için bu kitap, nostaljik bir zevk sunarken, yeni nesiller için de ilham verici bir müzikal yolculuk vaat ediyor. Sipahi’nin hayatı, sadece müzikle değil, aynı zamanda bir dönemin sosyal ve kültürel yaşamıyla da iç içe geçmiş bir hikâye olarak okuyucunun karşısına çıkıyor. Bu kitap, Nesrin Sipahi’nin sadece bir sanatçı olarak değil, aynı zamanda bir insan olarak da ne kadar özel ve değerli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

Kitaptan bir alıntı:
“Nesrin Sipahi, hem radyoda, hem plak dünyasında, hem de sahnelerde gerçek bir yıldızdı. (…) Tüm yeteneğine rağmen son derece mütevazı ve sakin bir karaktere sahipti. Ekolünün yegâne temsilcisi ve bir daha benzeri gelmeyecek biriydi o.”

  • Künye: Murat Beşer – Nesrin Sipahi: Sahnelerin, Radyoların, Plakların Hanımefendisi, İletişim Yayınları, biyografi, 184 sayfa, 2025

İlyas Ceran – Cumhuriyet Döneminde Müzikte Modernleşme Süreci (2025)

Türkiye’de müziğin modernleşme süreci, aynı zamanda toplumun derin dönüşümünün bir aynasıdır. Bu süreç, Osmanlı’nın Tanzimat Dönemi’nden Cumhuriyet’in kuruluşuna kadar uzanan uzun ve karmaşık bir tarihsel yolculuktur.

Müzikteki bu değişim, yalnızca estetik bir arayışın ötesinde, siyasi, ekonomik ve sosyal dönüşümlerin bir yansımasıdır. Batılılaşma çabaları, ulus devlet inşası ve modernleşme idealleri, müzik alanında da kendisini göstermiştir. Müzik, bu süreçte hem bir araç hem de bir hedef haline gelmiştir.

İlyas Ceran’ın bu özenli çalışması, müzikteki modernleşmeyi teknik detayların ötesinde, bu dönüşümü şekillendiren düşünsel temeller üzerinden incelmiyor. Müzik politikalarının hangi ideolojiler ve çıkar ilişkileri içinde şekillendiğini, Batı müziğinin neden tercih edildiğini ve Türk müziğinin ne şekilde dönüştürüldüğünü sorguluyor.

Özellikle Cumhuriyet döneminde, müzik eğitimi ve müzik politikaları, ulusal bir kimlik oluşturma ve toplumsal dönüşümü hızlandırma amacıyla kullanıldı. Batı müziği, modern ve medeni bir toplumun sembolü olarak görülmüş ve bu doğrultuda müzik eğitimi sistemleri yeniden yapılandırdı.

Ceran, müzikteki modernleşme sürecinin sadece estetik bir dönüşüm değil, aynı zamanda toplumun siyasi, sosyal ve kültürel yapısını şekillendiren bir süreç olduğunu vurgular. Müzik aracılığıyla, bir toplumun kimliğini, değerlerini ve ideolojilerini daha iyi anlayabiliriz.

  • Künye: İlyas Ceran – Cumhuriyet Döneminde Müzikte Modernleşme Süreci, Siyah Beyaz Yayınları, müzik, 176 sayfa, 2025

Andrew Ford – Müziğin Kısa Tarihi (2025)

‘Müziğin Kısa Tarihi’, müziğin başlangıcından günümüze kadar olan uzun ve zengin yolculuğunu, okuru sıkmadan ve yormadan, keyifle okunabilecek bir dille anlatıyor.

Kitap, müziğin insanlık tarihi boyunca nasıl evrildiğini, farklı kültürlerde nasıl şekillendiğini ve günümüzdeki popüler kültür üzerindeki etkisini inceler.

Andrew Ford, müziğin sadece bir sanat dalı olmadığını, aynı zamanda toplumları şekillendiren, duyguları ifade eden ve kültürler arasında köprüler kuran bir iletişim biçimi olduğunu vurguluyor.

Kitap, müziğin insanlık tarihindeki kökenlerine inerek, ilk insanların ritimlerle nasıl iletişim kurduğunu ve müzik aletlerini nasıl geliştirdiğini anlatır. Müziğin farklı dinlerde ve kültlerde nasıl kullanıldığını, dini ritüellerde ve törenlerde nasıl bir rol oynadığını inceler. Müzikle toplum arasındaki ilişkiyi, müzik aracılığıyla kimliklerin nasıl oluşturulduğunu ve sosyal değişimlerin nasıl yansıtıldığını gösterir.

Tarihin en önemli bestecilerinin hayatlarını ve eserlerini ele alarak, müzik tarihine yön veren önemli dönüm noktalarını vurgular. Müzik aletlerinin gelişimini, kayıt teknolojilerinin müzik endüstrisini nasıl dönüştürdüğünü ve günümüzde müziğin nasıl tüketildiğini inceler.

‘Müziğin Kısa Tarihi’, müzikseverler, tarih meraklıları ve genel kültür meraklıları için keyifli ve bilgilendirici bir okuma deneyimi sunuyor. Kitap, müziğin sadece notalardan ibaret olmadığını, aynı zamanda insanlık tarihinin ayrılmaz bir parçası olduğunu gösterir.

  • Künye: Andrew Ford – Müziğin Kısa Tarihi, çeviren: Mihriban Doğan, Say Yayınları, müzik, 216 sayfa, 2025

Miltiadis Pappas – Rumca Kaynaklarda Türk Müziği (2025)

Miltiadis Pappas’ın ‘Rumca Kaynaklarda Türk Müziği’ adlı çalışması, Türk müziği tarihine yepyeni bir bakış açısı sunuyor.

Yazar, 19. yüzyılda Yunan alfabesiyle yazılmış ve Bizans nota sistemiyle kaydedilmiş Türk müziği eserlerini titizlikle inceleyerek, müzik mirasımızın daha önce bilinmeyen bir katmanını gün yüzüne çıkarıyor.

Pappas’ın araştırması, Türk müziğinin kökenleri ve gelişim süreci hakkındaki anlayışımızı derinleştiriyor. Sadece Türkçe kaynaklara odaklanmanın ötesine geçerek, çok kültürlü Osmanlı coğrafyasında farklı dil ve notasyon sistemlerinin bir arada kullanıldığını gösteriyor. Bu durum, Türk müziğinin zengin ve karmaşık bir yapıda olduğunu ve farklı kültürlerle olan etkileşimler sonucu şekillendiğini ortaya koyuyor.

Kitapta incelenen eserler, Türk müziği repertuvarının kökenlerini daha da geriye taşıyor ve bazı eserlerin bugünkü halinden farklı, daha özgün biçimlerinin var olduğunu kanıtlıyor. Pappas, bu eserleri günümüz nota sistemine aktararak hem müzik tarihçileri hem de müzisyenler için değerli bir kaynak oluşturuyor.

Pappas’ın çalışmasının en önemli özelliklerinden biri, sadece teorik bir araştırma olmaması. Kitapta yer alan karekodlar sayesinde, yazarın kendi yorumlarıyla seslendirdiği eserleri dinlemek mümkün. Bu sayede okuyucular, sadece notaları değil, aynı zamanda dönemin müzikal estetiğini de deneyimleme fırsatı buluyorlar.

Türk Müziği Tarihinin Yeniden Yazılması: Pappas’ın çalışması, Türk müziği tarihini yeniden yazmak için önemli bir adım. Daha önce gözden kaçırılan kaynaklar sayesinde, müziğimizin kökenleri ve gelişim süreci hakkında daha doğru ve kapsamlı bir bilgiye ulaşabiliyoruz.

Kültürel Mirasın Korunması: Unutulmuş eserlerin gün yüzüne çıkarılması, Türk kültür mirasının korunması açısından büyük önem taşıyor. Bu eserler, gelecek nesillere aktarılması gereken değerli bir hazine.

Müzik Eğitimi ve Araştırmalar: Pappas’ın çalışması, müzik eğitimi ve araştırmalar için yeni ufuklar açıyor. Müzikologlar ve müzisyenler, bu eserleri inceleyerek, Türk müziği üzerine daha derinlemesine çalışmalar yapabilirler.

Sonuç olarak, Miltiadis Pappas’ın ‘Rumca Kaynaklarda Türk Müziği’ adlı kitabı, Türk müziği araştırmalarında çok önemli bir eser. Kitap, sadece müzik tarihçileri için değil, aynı zamanda Türk müziğiyle ilgilenen herkes için önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Miltiadis Pappas – Rumca Kaynaklarda Türk Müziği: 1830-1908 Bizans Nota Sistemiyle Yazılmış Türk Müziği Eserleri, Selenge Yayınları, müzik, 392 sayfa, 2025

Bilen Işıktaş – Erken Cumhuriyet’in Sesleri (2024)

‘Erken Cumhuriyet’in Sesleri’, 1930’lar Türkiyesi’nin müzik ortamını ve müzisyen portrelerini birlikte ele alıyor.

Bilen Işıktaş, söz konusu dönemde dünyadaki ve ülkedeki ekonomik koşulların müzik üretimi üzerindeki etkilerini inceleyerek bu üretimin sosyoekonomik ve kültürel bağlamlar içinde şekillenişini analiz ediyor.

Işıktaş, gerek teknoloji, müzikteki yeni türler, müzisyenlerin icra platformları gibi konulara gerek o dönem yapılan tartışmalara (alaturka-alafranga kavgası, içkili yerlerde müzik icrası vb.) panoramik biçimde bakıyor.

Dönemin saygın gazetecilerinden Ahmet Sırrı Uzelli’nin, önde gelen ses ve saz sanatçılarıyla 1932 yılında Vakit gazetesi için yaptığı söyleşilerden oluşan “Kimlerdir, Ne Kazanırlar?” tefrikasını da gün yüzüne çıkaran Işıktaş, kitabın odağı olarak kullandığı bu tefrikadaki her söyleşiden sonra ilgili sanatçıya dair kaleme aldığı portrelerle zevkli bir musiki yolculuğu sunuyor.

Bu yolculukta Safiye Ayla’dan Münir Nurettin Selçuk’a, Yesarî Asım’dan Denizkızı Eftalya ve Hamiyet Yüceses’e kadar niceleri yer alıyor.

Neredeyse yüzyıl öncesinin müzik piyasası ve gündemine farklı yönleriyle bakan; müziğin metalaşmasını etkileyen sosyal, kültürel, politik ve ekonomik etmenleri inceleyen ‘Erken Cumhuriyet’in Sesleri’ müzik tarihiyle ilgilenenler kadar Türkiye’nin kültür ve toplumsal tarihine, eğlence yaşamına ilgi duyanlar için de önemli bir kaynak.

  • Künye: Bilen Işıktaş – 1930’lar Türkiyesi’nde Müziğin Ekonomi-Politiği: Erken Cumhuriyet’in Sesleri (A. Sırrı’nın Kaleminden “Kimlerdir, Ne Kazanırlar?”), İletişim Yayınları, müzik, 296 sayfa, 2024