G. K. Chesterton – Bay Perşembe (2007)

  • BAY PERŞEMBE, G. K. Chesterton, çeviren: Vedat Günyol, Merkez Kitaplar, roman, 186 sayfa

Chesterton, polisiye türün başyapıtlarından olan ‘Bay Perşembe’de, polisiye kurguya, metafizik ve fantastik öğeler katıyor. Dolayısıyla gotik tarz denen ve Edgar Allan Poe’yla özdeşleşmiş bu türün önemli isimlerinden, öncülerinden biri olarak kabul ediliyor. Roman, 20. yüzyılın başındaki İngiltere’de geçiyor. Bu dönemde, kargaşayı fırsat bilen bir grup devrimci, şehrin izbe yerlerinde toplantılar düzenler. Amaçları düzensizlikten yararlanıp anarşi yaratmaktır. Topluluğun yedi üyesi, haftanın yedi ayrı günü ile anılır. Bir tesadüf sonucu aralarına sızan Dedektif Syme’ın, Bay Perşembe kod adını kullanarak eylem planlarını öğrenmeye çalışması romanın başlıca konusu.

Marguerite Duras – Yann Andréa Steiner (2007)

  • YANN ANDRÉA STEINER, Marguerite Duras, çeviren: Esra Özdoğan, Sel Kitapçılık, roman, 111 sayfa

Marguerite Duras, ‘Yann Andréa Steiner’da, on yıl boyunca mektuplaştığı, âşık olduğu ve 1996 yılındaki ölümüne kadar beraber olduğu kitaba ismini veren sevgilisini anlatıyor. Yann Andrea Stéiner, 1970’li yıllarda henüz yirmi yaşındayken Marguerite Duras’ın bir romanını eline alıp kendisinden etkilendi. On yıl süren mektuplaşmalardan sonra genç okur, âşık olduğu yazar ile, o ölene kadar ayrılmamak üzere bir araya gelir. On altı yıl süren bu birliktelik, Duras’ın bu kitabında kurgu ve gerçek iç içe geçtiği bir şekilde okurlara sunuluyor. Duras’ın bilinen yetkin tarzı, bu romandaki şaşırtıcı ve tutumlu dil kullanımıyla daha bir zenginleşiyor.

Luis Alberto Urrea – Sinekkuşu’nun Kızı (2006)

  • SİNEKKUŞU’NUN KIZI, Luis Alberto Urrea, çeviren: Kıvanç Güney, Merkez Kitaplar, roman, 460 sayfa

Şu ana kadar onlarca kitaba imza atmış olan Luis Alberto Urrea, içinde Pulitzer Ödülü de olmak üzere, birçok ödül almış bir isim. Urrea elimizdeki romanında, baş kahramanı Kızılderili Teresa’nın olağanüstü yeteneklerini hikâye ediyor. Yoksul ve sıradan bir kız olan Teresa’nın hayatı, bölgenin en zenginlerinden Tomás’nın kızı olduğunu ve aynı zamanda doğaüstü güçlere sahip olduğunu öğrenmesiyle değişmeye başlar. Teresa, halkın gözünde bir azizeye dönüşür. Fakat Meksika din otoritelerinin kendisini bir azize olarak kabul etmemesi, halkın Teresa etrafında haklarını, kimliklerini sorgulamalarına vesile olacaktır. Teresa hiç tahmin edemeyeceği şekilde, bir devrimin sözcüsü haline gelecektir.

Norbert Gstrein – Öldürme Sanatı (2006)

  • ÖLDÜRME SANATI, Norbert Gstrein, çeviren: Ogün Duman, Can Yayınları, roman, 268 sayfa

Norbert Gstrein ‘Öldürme Sanatı’nı, 1999 yılında Saraybosna’da öldürülen Stern muhabiri Gabriel Grüner’e ithaf etmiş. Gstrein’ın bu romanı, yakın dönemin çok trajik bir savaşını, Yugoslavya’yı parçalanmaya götüren savaşı hikâye ediyor. Romanın kahramanı olan Alman savaş muhabiri, artık haritalardan silinen Yugoslavya’da varoluş nedenini, ahlaki konumunu sorgular hale gelmiştir. Savaşta gözlemci olmanın nesnel olmakla aynı anlama gelmediği ve  hatta tarafsız kalmanın mümkün bile olamayacağı, romanın omurgasını oluşturan başlıca temalar. Türkiyeli okuyucuların ‘İngiltere Yılları’ isimli romanıyla tanıdığı Avusturyalı yazar Gstrein’dan savaş gerçeğine odaklanan bir eser.

Fyodor Mihayloviç Dostoyevski – Netoçka Nezvanova (2006)

  • NETOÇKA NEZVANOVA, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, çeviren: Ergin Altay, İletişim Yayınları, roman, 217 sayfa

‘Netoçka Nezvanova’, Dostoyevski’nin ilk roman denemesiydi. Fakat yazar, 1849’da Sibirya’ya sürgün edilince roman yarıda kalmış, yazar sürgünden döndükten sonra da hiçbir zaman bu romanını tamamlayamamıştı. Romanın baş kahramanı Netoçka’nın, çilekeş annesi ile deliliğin sınırında, başarısız bir müzisyen olan babası arasında başlayan acılı hayat hikâyesi, Dostoyevski’nin sürgün sonrası yazacağı büyük romanlarının habercisi olarak öne çıkıyor. Zira derin insani acı, aşağılanma, çılgınlık, günah ve kefaret gibi buradaki temalar, Dostoyevski tarzının başat unsurlarını oluşturur. ‘Netoçka Nezvanova’, Dostoyevski düşünüldüğünde, tamamlanmamış bir roman değildir. Çünkü gerçekte eksik değildir. Kitabın sonsözünün de, en ünlü Dostoyevski uzmanlarından biri olan Konstantin Mochulsky tarafından kaleme alındığını da belirtelim.

Jorge Semprun – Bir Ölü Lazım (2006)

  • BİR ÖLÜ LAZIM, Jorge Semprun, çeviren: Işık Ergüden, Can Yayınları, roman, 165 sayfa

‘Bir Ölü Lazım’, Jorge Semprun’un anılarından yola çıkarak, Naziler döneminde Almanya’daki Buchenwald toplama kampındaki yaşamı, içerideki gizli örgütü ve hapsedilenlerin verdikleri ölüm kalım savaşını hikâye ediyor. İspanya’da Franco hüküm sürerken, Fransa işgal altındadır. Buchenwald toplama kampı Yahudiler,  Alman komünistler ve Fransız direnişçilerle doludur. Semprun da kimilerinin Almanlara daha yakın olduğu, kimilerinin gizli çalışmalar yürüttüğü, kimilerininse ölmek üzere olduğu toplama kampının tutsakları arasındadır. Roman, Semprun’un bu toplama kampından başarısızlıkla sonuçlanan kaçma teşebbüsünü ve onu kurtarmaya çalışan diğer arkadaşlarını hikâye ediyor.

Fakir Baykurt – Kara Ahmet Destanı (2006)

  • KARA AHMET DESTANI, Fakir Baykurt, Literatür Yayıncılık, roman, 403 sayfa

‘Kara Ahmet Destanı’, Irazca’nın torunu Ahmet Oğlan’ın hikâyesine yer veriyor. Şehre göçer göçmez okula yazılan Ahmet Oğlan, çalışkanlığıyla ortaokul ve liseyi bitirir. Ardından çok istediği Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girer. Baykurt’un romanı, asıl olarak, Ahmet Oğlan’ın üniversiteye geldikten sonra, bilincinde yaşadığı sıçramaya, dönüşüme odaklanıyor. Burada tanıdığı parkalı “abi”ler aracılığıyla, kendisine öğretilenlerle gerçek hayatın birbirinden çok farklı olduğunu, böylece yoksulların, emekçilerin yanında olması gerektiğini anlar. Roman, bir çocuğun, Ahmet Oğlan’ın, direnerek gün gün nasıl aydınlığa çıktığını, nasıl politik bir kimlik edindiğini hikâye ediyor.

Ferit Edgü – Kimse (2006)

  • KİMSE, Ferit Edgü, Sel Yayıncılık, roman, 128 sayfa

Ferit Edgü’nin ‘Kimse’si, en çok da ‘Hakkari’de Bir Mevsim’in bir anlamda devamı olması yönüyle ilgi çekici. Bu romanda, ‘Hakkari’de Bir Mevsim’in gizemli anlatıcısının, öğretmenlik yaptığı Hakkari’nin on üç haneli Pirkanis adlı dağ köyünde, kendisiyle yaptığı yalnızlık konuşmalarından oluşuyor. Edgü’nün burada kullandığı ‘Birinci Ses’ ve ‘İkinci Ses’ hem birer roman kahramanı, hem de birbirinden farklı düşüncelerin uzlaşmaya varma çabası olarak okunabilir. Romana, ‘Hakkari’de Bir Mevsim’de olay örgüsüne monologlarıyla katılan kahramanın; anmak, anımsamak, anlamak, sormak ve karşılık aramak gibi konular üzerine, ikinci sesiyle, öteki kendiyle yaptığı diyaloglar veya yalnızlık konuşmaları diyebiliriz.

Ketil Bjørnstad – Düşüş (2006)

  • DÜŞÜŞ, Ketil Bjørnstad, çeviren: İris Kantemir, Metis Yayınları, roman, 225 sayfa

Ketil Bjørnstad’ın ‘Düşüş’ü, yazarın daha önce yayımlanan ‘Müzik Uğruna’dan sonra Türkçedeki ikinci romanı. Romanın baş kahramanı sulh yargıcı Erling Fall, bir gün kendisini elinde boşanma ilamı, terk edilmiş, hayatındaki her şeyden kuşkuya düşmüş, şaşkın bir halde bulur. Üstelik hâkimi olduğunu sandığı adaletle de başı belaya girmiştir. Fall bir sorgulama sürecine girmek yerine içine düştüğü sorunlardan kurtulmasını sağlayacak telafi imkânlarına sarılır. Bu anlamda, yazarın zengin, hedonist, kibirli olarak tanımladığı Norveç toplumunda bol bol seçenek vardır. Fakat ilk etapta daha kolay görünmesine rağmen, bu imkânlara ulaşmak için Fall’ın ödeyeceği bedel, diğer zorlu seçenekler düşünüldüğünde oldukça ağırdır.

J. M. Coetzee – Michael K.: Yaşamı ve Yaşadığı Dönem (2006)

  • MICHAEL K.: YAŞAMI VE YAŞADIĞI DÖNEM, J. M. Coetzee, çeviren: Tülin Nutku, Can Yayınları, roman, 211 sayfa

2003 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi J. M. Coetzee elimizdeki romanı ‘Michael K.’ İle, İngiltere’nin saygın edebiyat ödülü olan Booker’ı da kazanmıştı. Coetzee’nin romanlarında kurduğu ikilemler, ırk ayrımı ve sömürgeciliğin pençesindeki Güney Afrika gerçekliğinden temellenir, ama bireyin böylesi bir toplum içindeki yabancılaşması ve umarsızlığının derinliklerine yönelir. Coetzee burada ise, hem bedensel hem de ruhsal bakımdan ayrıksı bir karakterin, anlayamadığı ve denetleyemediği koşullar karşısındaki trajik ikilemini hikâye ediyor. Roman, söz konusu karakterin yaşadığı ikilemlerden ve çektiği acılardan hareketle, Güney Afrika’nın kendine has hüznünü tasvir ediyor.