Nezir İçgören – Hiç Yoktan İyidir (2010)

Nezir İçgören, ilk romanı ‘Hiç Yoktan İyidir’de, eski, yüksek tavanlı bir evde kalan isimsiz bir ressam ile bu evde kiracı olan karakterler arasında yaşananları hikâye ediyor.

Ressam, geniş kütüphanesi, antika eşyaları olan ve önceden Eleni isimli bir kadına ait bir evde yaşamaktadır.

Para kazanmak için odaları kiraya vermeye başlayan ressam, kısa süre sonra birçok insanı tanıyacaktır.

Üniversitede doktora yapan Katya; hayat kadını Sonya; bir yayınevinde çalışan Mehmet; fotoğrafçı Stan, öğrenci Leyla ve bu karakterlerin etrafındaki kişiler, hikâyeleriyle kurguya dahil olur.

Beyoğlu, Asmalımescit ve Galata’da seyreden kurguda, güldürü öğelerine de başvurulmuş.

  • Künye: Nezir İçgören – Hiç Yoktan İyidir, Doğan Kitap, roman, 242 sayfa

David Guterson – Öteki (2010)

Amerikalı edebiyatçı David Guterson ‘Öteki’ romanında, çok farklı ailelerden gelen iki karakterinin birbiriyle kesişen, iç içe geçen ve ardından trajik bir şekilde birbirinden kopan hayatlarını anlatıyor.

Geleneksel işçi ailesinde yetişmiş Neil Countryman ile zengin ve köklü bir aileden gelen John William, birlikte uzun orman gezileri yapar ve günlerce dağda yaşar.

Bu durum, ikisi arasında sağlam ve derin bir ilişkinin kurulmasına olanak sağlar.

Yıllar sonra, arkadaşlardan John, medeni dünyayı tamamen ardında bırakarak, ormanın içinde kendine bir mağara inşa etmeye koyulur.

John’un seçimi, evli ve iki çocuk babası Neil’in hem şimdiki hayatıyla hem de geçmişindeki hayallerle yüzleşmesine vesile olacaktır.

  • Künye: David Guterson – Öteki, çeviren: Ceren Yalçın, Yapı Kredi Yayınları, roman, 303 sayfa

Anthony Bidulka – Ara Sıcak (2010)

Antony Bidulka ‘Ara Sıcak’ta, düğünde kaybolan damadın izini süren dedektif Russel Quant’ın maceralarını hikâye ediyor.

Bir gay düğününde, damatlardan biri esrarengiz bir şekilde kaybolmuştur.

Kaybolan kişinin yakınları, damadı bulması için çiçeği burnunda dedektif Quant’tan yardım ister.

Aldığı bu ilk büyük işinin peşinden Fransa’ya giden Quant, buradan da ülkenin güneyine uzanacaktır.

Bir sonuç alamayan Quant, yeniden damadın kaybolduğu güne odaklanmaya başlar.

Burada tanık olduğu bir sürpriz, şüpheli sayısını da arttıracaktır.

Şimdi kayıp damadın işvereni, kız kardeşi, meslektaşı, eski sevgilisi, meraklı komşusu, avukatı ve hatta bir rahip, şüpheliler arasındadır.

  • Künye: Anthony Bidulka – Ara Sıcak, çeviren: Ayfer Ünalan, Sel Yayıncılık, roman, 271 sayfa

Cornelia Golna – Arzular Kenti İstanbul (2010)

Cornelia Golna ‘Arzular Kenti İstanbul’da, ailesi ile birlikte şehre gelen Theodora’nın yaşadıkları ekseninde, yüzyılın başlarında, yıkılmak üzere olan Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’da geçen bir hikâye anlatıyor.

1908 Meşrutiyet’ini yaşayan İstanbul’da Theodora, Avrupalılar, Levantenler, Türkler, Rumlar ve Ermenilerden oluşan Pera’ya misafir olur.

Genç kadın burada, büyük sıkıntılarla boğuşan, geleceği belirsizlikler içinde Osmanlı toplumunun yaşadıklarının aksine, Pera’da sakin ve mutlu bir hayat süren bu muhitte umulmadık sürprizlerle karşılaşacaktır.

  • Künye: Cornelia Golna – Arzular Kenti İstanbul, çeviren: Bilal Çölgeçen, Telos Yayıncılık, roman, 527 sayfa

Alphonse Daudet – Tarasconlu Tartarın (2010)

Fransız edebiyatının en parlak yıldızlarından Alphonse Daudet ‘Tarasconlu Tartarin’de, mizah yönü ağır basan bir romanla okurun karşısına çıkıyor.

Küçük Tarascon kentinde yaşamakta olan Tartarin’in en büyük hayali, büyük serüvenler yaşamak ve aslan avına çıkmaktır.

Öte yandan, yaşadığı süre boyunca hiç evinden ayrılmamış Tartarin için Afrika’ya gitmek, bambaşka zorluklara da gebe olduğu için onu korkutmaktadır.

Fakat Tartarin günün birinde, her şeyi göze alıp yola koyulmaya karar verir.

Bu aşamada, başkaları tarafından kandırılmaya pek müsait olan Tartarin’in başına beklenmedik olaylar gelecektir.

Her şeye rağmen, çocukça saflığını elden bırakmamaya çalışan muzip Tartarin, amaçladığı yolda ilerlerken birbirinden ilginç maceralar yaşayacaktır.

Daudet’nin klasik eseri, olay örgüsüyle olduğu kadar, özgün karakteri Tartarin’le de dikkat çekiyor.

  • Künye: Alphonse Daudet – Tarasconlu Tartarın, çeviren: Tahsin Yücel, Can Yayınları, roman, 116 sayfa

Haşim Hüsrevşahi – Ölümü Gözlerinden Gördüm (2010)

‘Ölümü Gözlerinden Gördüm’, İranlı çevirmen ve şair Haşim Hüsrevşahi’nin ilk romanı.

İran’ın batı kapısı, hafızası ve şairler kenti Tebriz’de yaklaşık bir yüzyıllık zaman diliminde geçen roman, şiddetin alt üst ettiği yaşamları, yalın bir dille anlatıyor.

Hüsrevşahi, farklı karakterlerinin kesişen ve birbirinin içine geçen hayatlarını anlatırken, Türkiye’ye hem çok yakın hem de çok uzak olan İran’ın yakın tarihini içerden bir gözle kaleme getiriyor.

Roman, beklenmedik olaylarla yüz yüze gelen sıradan insanların; hırsın yok olmaya mahkûm ettiği bireyin; tüm zorluklara, yokluklara ve çaresizliklere rağmen yazgılarını değiştirebilenlerin hikâyesini anlatıyor.

  • Künye: Haşim Hüsrevşahi – Ölümü Gözlerinden Gördüm, Arkadaş Yayınevi, roman, 319 sayfa

Boualem Sansal – 2084 (2019)

❝Din bize Tanrı’yı sevdirebilir; ne var

ki bize insanı hor gördüren ve bizi

insanlıktan nefret ettiren ondan

daha güçlü bir şey yoktur.❞

Cezayirli yazar Boualem Sansal’ın bu cümleyle açılan ‘2084’ romanı, çarpıcı, kan dondurucu bir din distopyası.

Romanın başkahramanı Arabistanlı Ati, dine dayalı, totaliter, zorbalık ve tahakkümün tek yönetim biçimi olduğu rejimin soluk aldırmadığı bir ülkede yaşamaktadır.

Tarihin yok olduğu, kültürel farklılıkların tümüyle ortadan kaldırıldığı Arabistan’da Ati, bir süre sonra görünenin altındaki perdeyi aralamak için önüne geçilemez bir tutku hissetmeye başlar.

Ati, hayatın karşısına çıkardığı bambaşka gerçekliklerin izini sürecek ve bu esnada kendini büyük tehlikelerin ve çıkmazların ortasında bulacaktır.

George Orwell’ın ‘1984’ünün yüz yıl sonrasında geçen ‘2084’, dinin hayatımızı kâbusa çevirme konusunda ne kadar kullanışlı bir araç olabileceğini bize bir kez daha ve üstelik çarpıcı bir şekilde hatırlatıyor.

‘2084’, 2012’de Prix du Roman Arabe, 2011’de de Alman Barış Ödülü’ne layık görülen Boualem Sansal’ın yedinci, Türkçede yayımlanan ilk eseri.

Sansal’ın bu romanıyla, 2015 yılında Académie Française’in, Grand Prix du Roman ödülüne hak kazandığını da ayrıca belirtelim.

  • Künye: Boualem Sansal – 2084: Dünyanın Sonu, çeviren: Şirin Etik, Ayrıntı Yayınları, roman, 224 sayfa, 2019

Konstantin N. Leontiev – Mısır Güvercini (2010)

Ünlü Rus yazarı Konstantin Leontiev’in ‘Mısır Apartmanı’ isimli elimizdeki romanı, İstanbul’da kaleme alınmış bir eser.

Zira Leontiev, en verimli yılları diyebileceğimiz 1873-1874 yıllarını İstanbul’da geçirmiş ve burada, bu romanın yanı sıra, önemli inceleme eserlerini de kaleme almıştı.

Leontiev’in kişisel dünyasından izler taşıyan romanın en dikkat çeken yanı, Doğu mistisizminin karakterlerinin ruh dünyasında ağırlıklı bir yer işgal etmesi.

Bunun bir nedeni de, eşinin akıl hastalığının, yazarı iyice mistik bir dünya görüşüne yaklaştırmış olması.

Roman, başkahramanı Ladnev’in, Edirne’den İstanbul’a ve buradan Rusya’ya uzanan hayatını anlatıyor.

Roman, bir Batılı olmakla birlikte, kendini daha çok Doğu’ya yakın gören ve hayatı tam anlamıyla bir arayıştan ibaret olan bu karakterin başından geçenleri, akıcı bir dille kaleme getiriyor.

  • Künye: Konstantin N. Leontiev – Mısır Güvercini, çeviren: Yaşar Avunç, Kırmızı Yayınları, roman, 302 sayfa

Robert Jordan ve Brandon Sanderson – Fırtına Toplanıyor (2010)

‘Fırtına Toplanıyor’, Robert Jordan tarafından kaleme alınan ‘Zaman Çarkı’ isimli fantastik dizinin on ikinci kitabı.

Serinin bu romanı, demirci Thulin’in yaşlı Renald’a, kendilerini yok etmek için kuzeyden başlayarak toplanan korkunç bir fırtınadan bahsetmesiyle başlar.

Thulin, kendilerini savunmak için bir araya gelen insanlara katılacaktır.

Bu fırtına, sonun başlangıcı anlamına gelir ve gündelik hayatını yaşayan insanların, ailelerini yok olmaktan kurtarmak için zorlu bir mücadeleye girmeleri gerekmektedir.

Yörede bulunanlar, kısa bir süre içinde, fırtınanın geçip gitmeyeceğini ve bu nedenle onunla yüzleşmeleri gerektiğini anlayacaktır.

  • Künye: Robert Jordan ve Brandon Sanderson – Fırtına Toplanıyor, çeviren: Niran Elçi, İthaki Yayınları, roman, 941 sayfa

Alex Rovira ve Francesc Miralles – Mutluluk Labirenti (2010)

İki yazarlı ‘Mutluluk Labirenti’, roman ve felsefenin harmanlandığı bir eser olarak düşünülebilir.

Romanın başkahramanı, genç bir kadın olan Ariadne, sonu gelmez bir labirentte yolunu kaybetmiştir.

Ariadne’nin bu labirentten kurtuluşu ise, ancak “Ben kimim?”, “Nereden geliyorum?” ve “Ne için yaşıyorum?” gibi varoluşsal sorulara yanıt vermesiyle mümkün.

Kahramanımız, labirentte sorulara doğru yanıtları verdikten sonra, kişilik itibariyle de dönüşmüş ve gerçek anlamda mutluluğu bulmuş olacaktır.

‘Mutluluk Labirenti’, Ariadne’nin öyküsü ekseninde, okurunu varoluşunu sorgulamaya ve mutluluğa giden yollar üzerinde düşünmeye davet ediyor.

  • Künye: Alex Rovira ve Francesc Miralles – Mutluluk Labirenti, çeviren: Ayşegül Yurdaçalış, Literatür Yayıncılık, roman, 199 sayfa