Patrick Senecal – Kaybeden Ölecek (2010)

Kanadalı edebiyatçı Patrick Senecal, bir deliler evinde tutsak olarak tutulan Yannick Bérubé’nin hikâyesini anlatıyor.

Yirmi üç yaşındaki Bérubé’nin hayatı, bir bisiklet kazasıyla alt üst olur.

Bu kazanın ardından, Ormes Sokağı’nda bir eve kapatılan Bérubé, her yönüyle anormal olan bir ailenin tuzağına düştüğünü fark edecektir.

Ailenin üyeleri, adaleti satrançla belirlemeye çalışan bir baba; en az babası kadar tehlikeli bir kız; din saplantısıyla hayatını alt üst etmiş bir anne ve hiç konuşmayan, sabit bakışlı bir kızdır.

Bir yandan yaşadığı dehşeti yazmaya koyulan Bérubé, öte yandan da bu korkunç aileden kurtulmanın yolları üzerine düşünecektir.

‘Kaybeden Ölecek’in sinemaya uyarlandığını da belirtelim.

  • Künye: Patrick Senecal – Kaybeden Ölecek, çeviren: Yaşar İlksavaş, Doğan Kitap, roman, 271 sayfa

Tim O’Brien – Taşıdıkları Şeyler (2010)

Savaşa dair yetkin eserlerden biri olarak kabul edilen ‘Paris Yolunda’, Tim O’Brien’ın Türkçede daha önce yayımlanmış eserlerinden.

O’Brien ‘Taşıdıkları Şeyler’de de, savaşın yarattığı duygusal hasarı anlatmaya devam ediyor.

Metnini, kurgu ve gerçeklik arasında bulanık bir çizgide konumlandırmayı tercih eden yazar, savaşan tarafları bir kenara bırakarak, eylemin kendisini irdelemesi ve insanoğlunun yarattığı medeniyetin şiddetle örülü temellerini sorgulamasıyla dikkat çekici bir metne imza atmış.

Kendisi de Vietnam’da savaşmış O’Brien, insan doğasının sertliğini, yaşama uğraşının imkânsızlığını; yazma ve hazırlama eylemlerinin travmatik yönlerini ustaca tasvir ediyor.

Kitabın ilk baskısındaki kapağı da çok beğendik, o da şöyle:

  • Künye: Tim O’Brien – Taşıdıkları Şeyler, çeviren: Avi Pardo, Siren Yayınları, roman, 222 sayfa

İsmail Güzelsoy – Değil Efendi’nin Renk ve Korku Meselleri (2010)

İsmail Güzelsoy ‘Değil Efendi’nin Renk ve Korku Meselleri’nde, başkahramanı komünist şair İskender Sof’un maceralarını hikâye ediyor.

Güzelsoy’un çok katmanlı kurgusunda Sof’un başına gelenler, meddah Değil Efendi’nin anlatımıyla okurun karşısına çıkıyor.

Tehlikeli addedilen Sof, peşindeki iki MİT ajanından kurtulmak için Iğdır’a gitmeye karar verir.

Amacı, kışları donan Aras ırmağı üzerinden Sovyet Rusya’ya geçmektir.

Fakat Iğdır, onun için yeni ve daha büyük tehlikelerin adresi anlamına gelir.

Zira onu burada, âşık olacağı kadının yanı sıra, kan emici bir vampir de beklemektedir.

Ayrıca şairi öldürmek için uzun zamandır fırsat kollayan MİT Osman da Iğdır’da pusuya yatmıştır.

  • Künye: İsmail Güzelsoy – Değil Efendi’nin Renk ve Korku Meselleri, Doğan Kitap, roman, 310 sayfa

Stef Penney – Issızlığın Ortasında (2010)

Stef Penney, ‘Issızlığın Ortasında’ romanında, cinayetle suçlanan on yedi yaşındaki Francis’in ıssız bir çevrede verdiği yaşam mücadelesini hikâye ediyor.

Dove Nehri yakınlarında, kasabanın Fransız sakini Laurent Jammet evinde vahşi bir şekilde öldürülmüş halde bulunur.

Onu bulan kişi, komşusu Bayan Ross’tur.

Cinayetin ortaya çıkarılması için başlatılan soruşturma, Bayan Ross’un oğlu Francis’i işaret eder.

Cinayet gününden itibaren ortadan kaybolan Francis, görevliler tarafından aranmaya başlanır.

Fakat sadece polisler değil, kötü ve kirli bir geçmişin anıları da onun peşine düşmüştür.

Penney’in bu ilk romanıyla, 2006 Costa Ödülü’nü kazandığını belirtelim.

  • Künye: Stef Penney – Issızlığın Ortasında, çeviren: Füsun Talay, Bilge Kültür Sanat Yayınları, roman, 447 sayfa

N. D. Wilson – Karahindiba Ateşi (2010)

‘Karahindiba Ateşi’, N. D. Wilson’ın fantastik üçlemesi ‘100 Dolap’ın ikinci romanı.

Serinin bu kitabında, Boston’a dönmesine iki hafta kalan Henry York’un, hiç tahmin edemeyeceği gizemli bir dünyayı keşfedişini hikâye ediyor.

Kısa bir süre sonra ayrılacağı Kansas’ın Henry kasabasını çok seven York, burada, tavan arasındaki odasında bir duvar dolusu dolap bulmuştur.

York, dolapların içinde esrarengiz bir dünyayla karşı karşıya gelir.

Fakat çocuk burada, farkında varmadan, kötü bir cadının serbest kalmasına neden olacak ve üstelik bu aksilik yetmezmiş gibi, kendisinin de bebekken bunlara benzer bir dolaptan geldiğini öğrenmesi, kafasını daha da karıştıracaktır.

  • Künye: N. D. Wilson – Karahindiba Ateşi, çeviren: Ebru Sürmeli, Remzi Kitabevi, roman, 368 sayfa

James Hilton – Yitik Ufuklar (2010)

James Hilton, yayımlandığı dönemde ilgiyle karşılanan ‘Yitik Ufuklar’da, dört yabancı yolcunun Çin’den kaçırılarak Tibet’e götürülüşünü ve burada yaşadıkları dönüşümü hikâye ediyor.

İç savaşın başladığı Çin’de bulunan dört kişi, ülkeden kaçmaya çalışır.

Fakat bindikleri bir uçak, onları Tibet sınırları içinde hiç bilinmeyen bir bölgeye götürür. Burada bir Çinli tarafından bulunan yolcular, Şangri-La manastırına götürülür.

Gerçekte, hayatları boyunca aradıkları cenneti keşfedecek dört yolcu, bir yandan kaçırılışlarının ve manastırın ardındaki sır perdesini aralamaya çalışırken, öte yandan içinde bulundukları gizemli ve mistik havanın da etkisiyle, geçmişleriyle hesaplaşacaktır.

  • Künye: James Hilton – Yitik Ufuklar, çeviren: Nihal Yeğinobalı, Can Yayınları, roman, 206 sayfa

Bülent Küçükerdoğan – Sinemada Kurgu ve Eisenstein (2014)

Bülent Küçükerdoğan ‘Sinemada Kurgu ve Eisenstein’da, sinema ve kurgu ustası Sergei Eisenstein’ın kurgu kuramını, unutulmaz filmi ‘Potemkin Zırhlısı’ üzerinden çözümlemeler üzerinden anlatıyor.

Küçükerdoğan, iki bölümden oluşan kitabına, kurgunun bir sanat olarak gerçekliğini sorgulayarak başlıyor.

Kurgunun tanımı ve temel işlevleri; sınıflandırılması ve türleri; kurgunun uzunluğunun belirlenmesi ve temel özellikleri, bu bölümde ele alınan konulardan birkaçı.

Yazar kitabının ikinci bölümünde ise, kurgunun öncüsü Eisenstein’ı; onun film ve kurgu kuramını, kapsamlı bir gözle inceliyor.

Yazar incelemesini de, ‘Potemkin Zırhlısı’nı merkeze alarak yapıyor.

  • Künye: Bülent Küçükerdoğan – Sinemada Kurgu ve Eisenstein, Hayalperest Kitap, sinema, 165 sayfa

Louis-Charles Royer – İnsan Harası (2010)

Louis-Charles Royer’in ‘İnsan Harası’, Türkçede ilk kez 1953 yılında yayımlanmış ve beğeniyle karşılanmıştı.

Royer, ‘Hitler’in Kızları’ alt başlığını taşıyan romanında, Nazilerin “üstün ırk”  yaratmak amacıyla kurdukları insan çiftliklerini ve burada yaşananları hikâye ediyor.

Royer’in eseri, “savaş kahramanı” denilen Alman askerleri ile değişik ırklardan kadınları çiftleştirerek “üstün” ve “ari” bir ırk yaratma çabalarını izlerken, faşizmin ırkçılıkla birleşerek nasıl tehlikeli ve dehşet verici boyutlara ulaşabileceğini de gözler önüne seriyor.

  • Künye: Louis-Charles Royer – İnsan Harası, çeviren: Emine Bogenç Demirel, Delta Kültür Yayınevi, roman, 159 sayfa

Dino Buzzati – Dağların Adamı Barnabo (2010)

‘Dağların Adamı Barnabo’, ‘Tatar Çölü’nün ünlü yazarı Dino Buzzati’nin ilk eseri.

Romanın yayımlandığı yıllar, İtalya’da faşizmin otoriter bir diktatörlüğe dönüştüğü döneme denk geliyor.

Roman, ormanın kuytu bir yamacında, bir cephaneliği beklemekle görevlendirilmiş bekçilerin hikâyesini anlatıyor.

Orman bekçileriyle birlikte, kışla türü bir evde yaşayan romanın başkahramanı Barnabo’nun dağlar arasındaki yaşamı, aslında Buzatti’nin tipik temalarından biri olan hayat yolculuğunu simgeler.

Barnabo, faşizmin olanca ağırlığıyla üzerine çöktüğü bir dünyada, geçmişin anılarına ve geleceğin bilinmezlerine dönerek hayatının anlamını aramaya koyulur.

  • Künye: Dino Buzzati – Dağların Adamı Barnabo, çeviren: Elçin Kumru, Timaş Yayınları, roman, 149 sayfa

Klaus Mann – Sonsuzda Buluşma (2010)

Büyük yazar Thomas Mann’ın oğlu Klaus Mann’ın anılarının ilk bölümü olan ‘Çağının Çocuğu’ kısa bir süre önce Türkçeye kazandırılmıştı.

Yazarın ‘Sonsuzda Buluşma’ romanı ise, gerek kendisinin, gerek çevresindeki insanların günlük hayatlarını ve nasıl bir ruh hali içinde yaşadıklarını dolaysız bir biçimde vermesiyle dikkat çekiyor.

Hitler’in iktidara gelişinin arifesinde, Almanya’daki huzursuz dönemi tasvir eden Mann, gelecek umutları kalmamış, gerçekliği uyuşturucuda arayan kayıp bir kuşağın dünyasına iniyor.

Roman, Sebastian ve Sonja karakterleri ile arkadaşlarının yaşadıkları aracılığıyla, faşizmin gölgesinde nefes almaya çalışan bohem bir çevreyi resmediyor.

  • Künye: Klaus Mann – Sonsuzda Buluşma, çeviren: Tevfik Turan, Turkuvaz Kitap, roman, 279 sayfa