Özden Soyalp – Mandalya Körfezi Hatırası (2010)

Özden Soyalp’in ‘Asmalar Artık Ağlamıyor’ isimli yayımlanmış bir romanı bulunuyor.

Yazar, elimizdeki romanı ‘Mandalya Körfezi’nde ise, bir kadının geçmişiyle yüzleşmesini hikâye ediyor.

Romanın başkahramanı Buket, Milas’ta bir çiftlik evinde, yazar kocası Nevzat Bey ve bazı zamanlar hafızasını kaybeden babası ile birlikte yaşar.

Fakat Buket’in zihni, içinde bulunduğu zaman ve mekândan çok, geçmişte yaşadığı olaylarla meşguldür.

Kadının anılarının çerçevesini ise, gençliğinin geçtiği Ankara ve şehrin darbe öncesi sosyal hayatı oluşturur.

Soyalp, Buket karakterinin yaşamı aracılığıyla, sona erdiği zannedilen geçmişin, bireyin şimdiki hayatını ne denli etkilediğini anlatıyor.

  • Künye: Özden Soyalp – Mandalya Körfezi Hatırası, Kavis Kitap, roman, 254 sayfa

Kemal Safa Güntekin – Rita (2010)

‘Rita’, Kemal Safa Güntekin’in ‘Düşkünler’ üçlemesinin ikinci kitabı.

1955 yılının Türkiye’sinde geçen roman, Rita’nın kabadayı Ali Osman’ın ardından Kayseri’ye gelişini ve bunun ertesinde yaşananları hikâye ediyor.

Pavyoncu Nuri’nin açtığı Elhamra’da çalışmaya başlayan Rita, şehirdeki birçok erkeğin dikkatini çekecektir.

Tabi bu durum, kadınların da gözünden kaçmayınca, Rita’nın bu orta Anadolu şehrinde yaşadıkları, tamı tamına bir entrikaya dönüşecektir.

Yaşananların anlatıcılığını ise, olup biten her şeye tanık olmuş fayans, kolye, klarnet, ayna ve şamdan gibi nesneler üstleniyor.

  • Künye: Kemal Safa Güntekin – Rita, İletişim Yayınları, roman, 230 sayfa

Hikmet Temel Akarsu – Nihilist (2010)

‘Nihilist’, Hikmet Temel Akarsu’nun on üçüncü romanı.

Akarsu burada, kendini “Reddedilenlerin Risaleleri”ni yazmaya adamış bir muhalifin yaşadığı trajikomik olayları hikâye ediyor.

Böylece, “Reddedilenlerin Mesihi” olduğunu ilan eden bir “seçilmişin” başarısızlıkla dolu hayatı, romanın omurgasını oluşturuyor.

“Seçilmiş”, müritleri aracılığıyla dünyaya bambaşka bir din ve felsefe getirme uğraşındadır.

Fakat hiçliğin derin sularına dalmışlığı ve olabildiğince melankolik oluşuyla, daha baştan yenilgiye uğramış gibidir.

Kahramanımız, beyhude bir çabayla da olsa hüsranını ertelemeye çalışacaktır.

  • Künye: Hikmet Temel Akarsu – Nihilist, Doğan Kitap, roman, 189 sayfa

Halide Edip Adıvar – Kalp Ağrısı (2010)

Halide Edip Adıvar, ilk kez 1924 yılında yayımlanan ‘Kalp Ağrısı’nda, Zeyno ile Hasan arasında yaşanan yasak aşkı hikâye ediyor.

Romanın başkahramanı Zeyno’nun güncesi ve mektupları aracılığıyla aktarılan bu öyküde, Zeyno’nun nişanlısı Saffet ile Azize ve Azize’nin nişanlısı Hasan gibi karakterler yer alıyor.

Güçlü ve çekici bir kadın olan Zeyno, en yakın arkadaşı Azize’nin nişanlısı Hasan’la aşk yaşamaya başlar.

Kadın, tehlikelerle dolu bu ilişkinin önüne geçmek için, nişanlısıyla beraber İstanbul dışındaki bir çiftlik evine gider.

Fakat kısa bir süre sonra Azize ve Hasan da, onlara sürpriz yapmak için peşlerinden gider.

Bu durum Zeyno ve Hasan’ı, duygularıyla yüzleşmeye davet edecektir.

  • Künye: Halide Edip Adıvar – Kalp Ağrısı, Can Yayınları, roman, 267 sayfa

Liviu Rebreanu – Umut Toprakları (2019)

Çok güzel haber:

Rumen edebiyatçı Liviu Rebreanu’nun efsane romanı ‘Padurea Spînzuratilor’, ‘Umut Toprakları’ adıyla Türkçede.

Birinci Dünya Savaşı sırasında geçen romanında Rebreanu, ülkesinin sancılı modernleşme sürecinde yaşananları çarpıcı bir şekilde hikâye ediyor.

Geri kalmış Romanya’nın savaş ve devrim, isyan ve kölelik arasında gidip gelen tarihini özgün karakterler ve sıra dışı bir kurguyla hikâye eden roman, özellikle köylülerin modern devrimlerdeki konumlarını tartışmaya açmasıyla dikkat çekiyor.

Ayrıca savaş üzerine yazılmış çok iyi bir metin olarak ‘Umut Toprakları’, savaşın toplumda yarattığı tahribatı ustaca ortaya koyuyor.

  • Künye: Liviu Rebreanu – Umut Toprakları, çeviren: Gülen Aktaş, Ayrıntı Yayınları, roman, 496 sayfa, 2019

Carl Einstein – Bebuquin (2016)

İspanya İç Savaşı’nda Franco karşıtı cephede savaşan yazar, anarşist ve aktivist Carl Einstein’dan, bir anti-roman.

Aynı zamanda Albert Einstein’ın yeğeni olan yazarın bu romanıyla amacı, farklı bir öykü yapısı, olay örgüsü ve karakter psikolojisi yaratmak; bir kurmacanın farklı yönlerde ilerleyebileceğini göstermek.

  • Künye: Carl Einstein – Bebuquin, çeviren: Elvan Kıvılcım, Encore Yayınları

Antoine de Saint-Exupéry – İnsanların Dünyası (2019)

Uçakların ve gökyüzünün romancısı Antoine de Saint-Exupéry, Sahra ve And Dağları’nda posta pilotluğu yaparken başından geçenleri çok özgün bir kurguyla hikâye ediyor.

Exupéry’nin bir pilot ve yazar olmasının yanı sıra bir filozof olarak da karşımıza çıktığı ‘İnsanların Dünyası’, çağımızı sorguluyor; insanın ve dünyanın anlamı üzerine derinlemesine düşünüyor.

Uçakların henüz emekleme evresinde bulunduğu bir dönemde geçen roman, bize Guillaumet, Mermoz, Prevot, Yüzbaşı Bonfous ve yaşlı tutsak Bark gibi unutulmaz karakterler armağan ediyor.

Vedat Günyol’un harika çevirisi de romanın tadını bir kat daha arttırıyor.

  • Künye: Antoine de Saint-Exupéry – İnsanların Dünyası, çeviren: Vedat Günyol, Ayrıntı Yayınları, roman, 176 sayfa, 2019

Nasreen Akhtar – İnternette Balık Avlamak (2010)

Pakistan doğumlu Nasreen Akhtar ‘İnternette Balık Avlamak’ isimli ilk romanında, ruh ikizini arayan bir kadının yaşadıklarını hikâye ediyor.

Pakistan kökenli bir İngiliz kadının, internette Müslüman evlilik sitelerinde âşık olacağı ve evleneceği erkek adaylarını araştırırken yaşadığı trajikomik maceralar, romanın omurgasını oluşturuyor.

Kadın, sıra dışı bir erkeğin izini sürerken maço, bağnaz, üçkâğıtçı, kaypak ve playboy gibi, birbirinden çok farklı karakterlerle karşı karşıya gelecektir.

Ayrıca bir yönüyle ait olunan Pakistan kültürü, görücü usulüyle evlilik, tutuculuk ve eş adayının ailenin de olurunu alması gibi durumlar, genç kadının işini daha da zorlaştıracaktır.

Kadın-erkek ilişkilerinin kendine has çatışmalarını barındıran, ayrıca zeki ve esprili karakterinin maceralarıyla da renklenen romanın, keyifli bir okuma vaat ettiğini söyleyebiliriz.

  • Künye: Nasreen Akhtar – İnternette Balık Avlamak, çeviren: Zarife Biliz, Ayrıntı Yayınları, roman, 269 sayfa

Abbas Maroufi – Ölüler Senfonisi (2010)

❝Soğuk ve kar. Attığı her adımda dizlerine kadar kara batıyordu. Bu yükü toprağa kim indirmişti? Gökyüzü müydü yerde yatan?❞

‘Ferhat’ın Naaşı’, ‘Yorgun Sene’ ve ‘Feridun’un Üç Oğlu Vardı’, İranlı yazar Abbas Maroufi’nin daha önce yayımlanmış romanları.

Maroufi’nin yayımlandığı zaman ilgiyle karşılanan ve 2001 Alman Surkamp Edebiyat-Felsefe Enstitüsü tarafından ödüllendirilen ‘Ölüler Senfonisi’, bir ailenin her biri apayrı ruhlara sahip bireyleri arasında yaşananlar etrafında, yalnızlık duygusunu irdeliyor.

Babasının aşırılıklarına maruz kalmış şair Aydın, açgözlü ve kıskanç kardeşi Orhan, geçirdiği kazanın ertesinde yatağa mahkûm olan çaresiz Yusuf, erkeklerin baskısından ve çocuklarının sonu gelmez sıkıntılarından usanmış bir anne, Maroufi’nin kurgusunda karşımıza çıkan karakterlerden birkaçı.

Roman, birbirlerini tüketmekten başka bir şey yapamaz hale gelmiş aile bireylerinin, sert hava koşullarının yaşandığı bir dünyada, geçen her günle beraber daha çok savruldukları yalnızlıklarını anlatıyor.

  • Künye: Abbas Maroufi – Ölüler Senfonisi, çeviren: Veysel Başçı, Sonsuz Kitap, roman, 317 sayfa

Şefik Asan – Karadeniz Rapsodisi (2010)

Eğitimci ve yazar Şefik Asan ‘Karadeniz Rapsodisi’nde, kalabalıklardan kaçarak doğaya sığınan Şahbenderoğli’nin münzevi hayatını hikâye ediyor.

Hayatını doğa içinde sürdürmeye karar veren Şahbenderoğli ile kentten kaçarak köye yerleşen bir yazar olan Şadi Hoca’nın altı aylık sıkı arkadaşlığı ekseninde kurgulanan roman, ağırlıklı olarak doğaya âşık Şahbenderoğli’nin bilgelikle örülü hayatı etrafında dönüyor.

Şahbenderoğli’nin Moldovalı Gabriela ve Rus Oksana ile yaşadığı aşklar, Karadeniz’in kendine has zamanı, kültürü, folkloru ve insanına dair ayrıntılar romanın çerçevesini oluşturuyor.

Asan’ın ayrıca, bölgenin kendine has fıkralarını olay örgüsüne yedirmesi romanı eğlenceli kılıyor.

  • Künye: Şefik Asan – Karadeniz Rapsodisi, Heyamola Yayınları, roman, 332 sayfa