Jeanette Winterson – Vişnenin Cinsiyeti (2015)

Anlattıklarından çok anlatmadıkları, boş bıraktıklarıyla dikkat çeken, hayal gücüyle göz dolduran bir hikâye.

Thames Nehri’nde bulunan bir bebek, bunu kurtaran Köpek Kadın ve büyüdüğünde Jordan adını alan bu bebeğin yaşadığı birbirinden ilginç, gerçekle hayal arasında gidip gelen sıra dışı maceralar. Pınar Kür’ün şahane bir çeviriyle.

  • Künye: Jeanette Winterson – Vişnenin Cinsiyeti, çeviren: Pınar Kür, Sel Yayıncılık

Stig Dagerman – Alman Sonbaharı (2015)

‘Alman Sonbaharı’, Nazilerin iktidardan düşmesinin ardından giderek içine çekilmiş ve sonrasında büyük bir bunalımla boğuşan Alman toplumunun görkemli bir tasviri.

1946’da gazeteci olarak Almanya’da bulunmuş Stig Dagerman, Nazi iktidarına destek vermiş Alman toplumuna dair verili önyargıları bir kenara bırakıyor, savaşın insanlıktan çıkardığı kadınların, erkeklerin ve çocukların hikâyelerini muhteşem bir tasvirle okurlarına sunuyor.

  • Künye: Stig Dagerman – Alman Sonbaharı, çeviren: Ali Arda, Everest Yayınları

Mark Z. Danielewski – Yapraklar Evi (2018)

Özgün öyküsünün yanı sıra, renkli/renksiz sayfalar, üstü çizilmiş yazılar ve tuhaf sayfa düzeniyle bildik kitap formatından tümüyle ayrılan ve ilk yayınlandığı 2000 yılından bu yana ilgiyle okunan Ted Danielewski’nin ‘House of Leaves’i, nihayet uzun uğraşların ardından ‘Yapraklar Evi’ adıyla Türkçede.

Bu roman, her şeyden önce kitabın fiziksel sınırlarını esneten ve kitap formunu bir sanat formu olarak dönüştüren enteresan bir çalışma olmasıyla öne çıkıyor diyebiliriz.

Mark Danielewski’nin hikâyesini anlatma biçimi de çok ilginç.

Zira kimi zaman hikâyenin yazı formatının değiştiğini, kimi zaman yazarın araya dipnotlarla müdahale ettiğini ve kimi zaman da sayfa tasarımının tümüyle değiştiğini görüyoruz.

Ayrıca kimi yerlerde fotoğraflar ve başka sürprizlerle de karşılaşabiliyoruz.

‘Yapraklar Evi’nin bu yönüyle çok şaşırtıcı ve eğlenceli bir biçim aldığını söylemeliyiz.

Gelelim hikâyeye.

Roman, dövmeci Johnny Truant’ın başından geçenler üzerine inşa edilmiş.

Truant, bir arkadaşının önerisiyle, hayatını yeni kaybetmiş Zampanò adındaki gizemli adama ait daireye taşınır.

Truant burada, Zampanò’nun bir belgesel üzerine kaleme aldığı “akademik” bir çalışmasını bulur.

İşin tuhafı, Zampanò’nun sözünü ettiği belgesel hiçbir yerde bulunmamaktadır.

Truant’ın tuhaf hikâyesi de tam bu aşamada başlar.

Truant, bu gizemli belgeselin peşine düşer ve klişe tabirle, olaylar gelişir.

  • Künye: Mark Z. Danielewski – Yapraklar Evi, çeviren: Gökhan Sarı, MonoKL Yayınları, 800 sayfa, 2018

Natsume Soseki – Sanşiro (2018)

Natsume Soseki, yalnızca dünyada değil, ülkesi Japonya’da da geç keşfedilmiş yazarlardandır.

Elimizdeki ‘Sanşiro’ da, Türkçede 2012’de yayınlanmış ‘Gönül’den sonra, Soseki’nin Türkçedeki ikinci kitabı yalnızca.

Soseki ‘Sanşiro’da, genç bir adam olan aynı adlı başkahramanının eğitim almak için taşradan Tokyo’ya geldikten sonra yaşadığı karmaşaları ustaca hikâye ediyor.

1909’da yayınlanan roman, dönemin sosyal ve kültürel halinin şahane bir fotoğrafını çekiyor ve aynı zamanda Sanşiro’nun bu kalabalık şehirde yaşarken kendi karakterini adım adım inşa edişini, kendi sesini bulma çabasını anlatıyor.

Masum ve naif bir gencin ince bir mizahla örülü büyüme hikâyesi olarak okunabilecek roman, edebiyatta bugün işlenegelen pek çok temayı barındırması ve bunun yanı sıra Doğulu olmak ile Batılı olmak arasında bocalayan dönemin Japon toplumuna dair ilginç ayrıntılar sunmasıyla önemli.

Modern Japon edebiyatının büyük yazarlarından Haruki Murakami’nin bu romandan övgüyle söz ettiğini de belirtelim.

  • Künye: Natsume Soseki – Sanşiro, çeviren: Alper Kaan Bilir, Maya Kitap, roman, 265 sayfa

Hüseyin Yurtdaş – Genç Yazarın Notları (2018)

Hüseyin Yurtdaş, daha önce yayınlanan iki kitabı, ‘İhsan’ ve ‘Çöreklenen’ ile kendi okur kitlesini oluşturmuş yazarlardan.

Yurtdaş’ın yeni romanı ‘Genç Yazarın Notları’ ise, yaratmak ve hayatla yoğun bir kriz yaşayan karakterinin edebiyat ve yazma eylemini hikâye ediyor.

Bu genç yazar adayı, bir yandan kendi yaratı evrenini inşa etmeye koyulurken, aynı zamanda hayatla, edebiyatla ve yazmayla yoğun ve öfkeli bir hesaplaşmaya girer.

Bu sıra dışı karakterin dünyasında olup bitenleri hikâye eden roman, Kafka, Nietzsche, Dostoyevski ve Fante gibi yazar ve filozoflara göndermelerle ilerliyor.

  • Künye: Hüseyin Yurtdaş – Genç Yazarın Notları, Encore Yayınları, roman, 110 sayfa, 2018

Guillaume Apollinaire – Genç Bir Don Juan’ın Maceraları (2009)

İtalyan asıllı Fransız şair, yazar ve sanat eleştirmeni Guillaume Apollinaire, ‘Genç Bir Don Juan’ın Maceraları’nda, kadın kokusu ve bedenine karşı hissettiği tutkunun esiri olan Roger’in yaşadığı seks maceralarını ve bu süreçte kadınlarla ilişkilerinde edindiği deneyimleri anlatıyor.

Roger’in çocukluğundan beri kadınlara duyduğu büyük ilgi, kendisi adım adım yetişkinliğe uzanırken, önüne geçilemez bir tutkuya ve hatta zaafa dönüşecektir.

Vaktinin büyük kısmını kadınları gözlemlemekle geçiren Roger, bu aşamada hem kadın bedenini hem de kendi cinselliğini keşfedecektir.

Bu keşif, kadınları baştan çıkarmanın ustası olacak Roger’in, Don Juan’lığa uzanan kişiliğinin temellerini atacaktır.

  • Künye: Guillaume Apollinaire – Genç Bir Don Juan’ın Maceraları, çeviren: Reşit İmrahor, Sel Yayıncılık, roman, 101 sayfa

Zdenek Jirotka – Saturnin (2009)

Çek edebiyatının dikkat çeken kara mizah yazarlarından Zdenek Jirotka ‘Saturnin’de, bir asilzadenin Saturnin isimli bir uşak tutmasını ve ardından yaşananları hikâye ediyor.

Eğitimli ve varlıklı genç bir asilzade, evinde çalışacak bir uşak için gazeteye ilan verir.

İlana başvuran Saturnin, iyi referansları vesilesiyle işe kabul edilir.

Fakat Saturnin çalışmaya başladıktan sonra yaşanan baş döndürücü gelişmeler, o ana kadar huzurlu ve sakin bir hayat yaşayan asilzadenin dünyasını alt üst edecektir.

Zira uşak olarak eve giren Saturnin, kısa süre içinde en baskın karaktere dönüşmüştür.

Jirotka, ilk baskısı 1943’te yapılan eserinde, köle-efendi ilişkisine kara mizah çerçevesinden bakıyor.

  • Künye: Zdenek Jirotka – Saturnin, çeviren: Hakan Gür, Dost Kitabevi, roman, 238 sayfa

Nancy Kricorian – Zabel (2009)

Nancy Kricorian ilk romanı ‘Zabel’de, Ermeni bir kadın olan Zabel Kasparyan’ın trajik hayatını hikâye ediyor.

Boston’un bir banliyösünde yaşayan yaşlı dul olan Zabel’in ölümüyle başlayan roman, Zabel’in Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş günlerine, 1915 olaylarına ve Suriye çölünde açlık ve ölümle giriştiği mücadeleye uzanan hayatını kurguluyor.

Zabel bu zorlu tehcirden, İstanbul’da bir yetimhaneye sığınarak kurtulacak ve sonra, tamamıyla rastlantı eseri, varlıklı bir Ermeni ailesi tarafından evlat edinilecektir.

Ardından görücü usulü bir evlilikle Amerika’ya, hiç görmediği kocasının yanına giden Zabel, geçmişinin gölgesinde yaşayacağı yeni bir hayatın kapısını aralayacaktır.

  • Künye: Nancy Kricorian – Zabel, çeviren: Deniz Barış Atay, Pencere Yayınları, roman, 168 sayfa

Ron Hansen – Hitler’in Yeğeni (2015)

Acımasız diktatör Hitler’in üvey yeğeni Angelika Maria Raubal’ın trajik hikâyesi.

Hitler’in Geli diye hitap ettiği, kendisinin de Hitler’e Alfi dediği Angelika, henüz 23 yaşındayken intihar etmişti.

Roman, genç kadın ile Hitler arasındaki ilişkiyi, Geli’nin intiharının Hitler’de uyandırdığı derin üzüntüyü hikâye ediyor.

  • Künye: Ron Hansen – Hitler’in Yeğeni, çeviren: Ayşegül Pomakoğlu, Maya Kitap

Alain Mabanckou – Yarın 20 Yaşında Olacağım (2015)

Devrim sonrasındaki, 1970’li yılların Kongo’sunda, on yaşında bir çocuğun arayışlar, soru işaretleri, belirsizlikler ve gizemlerle örülü büyüme serüveni.

Michel’in yapmayı en çok sevdiği şey, dostu Lounès’la vakit geçirip gevezelik etmektir.

Kız arkadaşı Carolin’le duygu dünyasının kapılarını aralamaya koyulan kahramanımız, radyo haberlerinden duyduğu, devrilen İran Şah’ı için üzülmekte ve dayısı René aracılığıyla da kapitalizmin ve sosyalizmin, ezilmenin, sömürmenin, siyasetin ve hakikatin ne olduğunu, kafası fazlasıyla karışsa da adım adım öğrenmektedir.

Michel’in meraklı ruhuna, bu esnada, halkının gündelik hayatından, geleneklerinden süzülen renkli ayrıntılar da eşlik edecektir.

Otobiyografik öğeler de barındıran Alain Mabanckou’nun romanı, özellikle Michel karakteriyle zihinlerde yer edinecek türden.

  • Künye: Alain Mabanckou – Yarın 20 Yaşında Olacağım, çeviren: Sibel Kuşca, Timaş Yayınları