Ian Kershaw – Nazi Diktatörlüğü (2020)

Nazi döneminin yetkin bir tarihini verdiği kadar, Nazizmin tarihçiler tarafından nasıl yorumlandığı ve açıklandığını da tartışan usta işi bir çalışma.

Hitler ve Nazi Almanya’sı hakkında araştırmalar yapan en yetkin isimlerden biri olan İngiliz tarihçi Ian Kershaw, Nazizmin özgün bir tarihsel yorumunu sunuyor.

Tarihçilerin Nazizmi açıklama sorununu irdeleyerek kitabına başlayan Kershaw, devamında da,

  • Tarihçileri ve siyaset bilimcileri tamamen ve keskin bir şekilde bölen Nazizm olgusunun tarihsel ve karşılaştırmalı olarak nasıl konumlandırılacağını,
  • Kapitalizm ve Nazizm arasındaki ilişkinin Marksist yorumlarını,
  • Üçüncü Reich iktidarında “büyük şirketler”in rolünü,
  • Hitler’in Nazizmin gelişimindeki etkisini,
  • Hitler ve Holokost ilişkisini,
  • Nazizm’in Almanya’da toplumsal bir devrim yaratıp yaratmadığını,
  • Rejime karşı Alman direnişinin nasıl değerlendirileceğini,
  • Nazizmin dış politikasının dinamiklerini,
  • Nazizm’in temelinde yatan Yahudilere karşı soykırıma karşı, zaman içinde değişen Alman tutumlarını,
  • Ve bunun gibi önemli konuları irdeliyor.

Künye: Ian Kershaw – Nazi Diktatörlüğü: Yorum Sorunları ve Perspektifleri, çeviren: Kıvanç Ulusoy, Ayrıntı Yayınları, tarih, 304 sayfa, 2020

Nassir Ghaemi – Birinci Sınıf Delilik (2016)

Churchill, Lincoln, Gandi, Roosevelt, Kennedy, Hitler…

Güçlü liderlik ile akıl hastalıkları arasında bir bağ olabilir mi?

Bu sorunun yanıtını arayan psikiyatri profesörü Nassir Ghaemi, ortaya çok tartışılacak bir iddia koyuyor: Depresyon, bipolar bozukluk gibi sorunlar kriz zamanlarında en iyi liderleri ortaya çıkarır.

  • Künye: Nassir Ghaemi – Birinci Sınıf Delilik, çeviren: Yavuz Alogan, İthaki Yayınları

Paddy Ashdown – Nein! (2020)

Azılı diktatör Hitler, nasıl oldu da bu kadar güçlenebildi?

Buna engelleyecek kimseler oldu mu, olduysa neden başaramadılar?

İşte bu kitabın konusu, Hitler karşıtları ve onların diktatörü devirmek için giriştikleri çabalar.

Paddy Ashdown, Hitler Almanyası’nda İkinci Dünya Savaşı’nı önlemeye çalışan, Hitler’i öldürmek için tekrar tekrar girişimlerde bulunan, yenilsin diye elinden geleni yapan, Müttefik devletleriyle erken barışı sağlama çabası gösteren ve yaptıklarından dolayı korkunç şekilde öldürülen en üst düzeydeki kişilerin çarpıcı hikâyelerini anlatıyor.

Bunu yaparken, “İkinci Dünya Savaşı olmak zorunda mıydı?” gibi çok kritik bir sorunun yanıtını da arayan Ashdown, Ordu istihbaratı Abwehr’in başkanından genelkurmay başkanına, Birinci Dünya Savaşı’nda kahramanlığıyla ismini duyurmuş, feldmareşal, general rütbelerindeki pek çok aklıselim sahibi subaya uzanarak yüksel rütbeli subayların Hitler’i devirmek için neler yaptıklarını ve hangi sebeplerden dolayı başarısız olduklarını ayrıntılı bir şekilde ortaya koyuyor.

Kitabın, bilhassa bizi ilgilendiren kısmıysa, Hitler’e yönelik komploda İstanbul’un rolünü de irdelemesi.

Burada, Hitler’e muhalif istihbarat elemanları ve hatta generallerin, İstanbul’da kimlerle görüştüğü, bu görüşmelerde neler konuşulduğu ve burada hangi planların yapıldığı da ele alınıyor.

  • Künye: Paddy Ashdown – Nein!: Hitler’in Muhalifleri (1935-1944), çeviren: Yunus Sağır, İndie Kitap, tarih, 528 sayfa, 2020

Nicholas O’Shaughnessy – Hitler’i Pazarlamak (2020)

Konu üzerine yapılan pek çok araştırmanın da ortaya koyduğu gibi, Nazizm muazzam propaganda araçlarını kullanarak kitleleri avucuna almıştı.

Nicholas O’Shaughnessy ise, bu propaganda çalışmalarına, tüketici pazarlaması perspektifiyle bakıyor.

Kitap bu yönüyle, Nazizmin iyi yönetilen bir marka olarak nasıl ortaya çıktığını ve diğer yandan da modern pazarlama iletişimi tekniklerinde nasıl öncü rol üstlendiğini ortaya koyuyor.

Hitler’in propaganda sürecini etkili bir marka pazarlaması olarak değerlendiren O’Shaughnessy, Nazizmin neredeyse her şeyi ikna edici amaçlarla paketleyen bir marka olarak kullanılması olgusunu irdeliyor.

Yazara göre propaganda ve politik pazarlama, Nazi Almanyası’nda yalnızca bir hükümet aracı değil, aslında hükümetin kendisi olarak nasıl var olduğunu gösterme iradesiydi.

Tarihle ilgilenenler kadar, pazarlama tarihi, politik pazarlama ve propaganda gibi konuları merak edenlerin de severek okuyacağı kitap, Adolf Hitler’in yaşayan siyaset tiyatrosunu kullanması ile Nazi yalanları ve gerçekler arasında açık paralellikler ortaya koymasıyla dikkat çekici.

  • Künye: Nicholas O’Shaughnessy – Hitler’i Pazarlamak: İkna, Sunum ve Propaganda, çeviren: Ayşe Öztürk, The Kitap Yayınları, iş dünyası, 376 sayfa, 2020

Klaus P. Fischer – Nazi Almanyası (2020)

Naziler üzerine tam 880 sayfalık, konuyla ilgilenen herkesin kitaplığında muhakkak bulunması gereken bir çalışma.

Klaus Fischer, 19. yüzyıldan başlayarak Hitler’in iktidarı ele geçirmesinden Yahudilerin soykırıma tabi tutuluşuna, 2. Dünya Savaşı’ndan Almanya’nın savaştaki mağlubiyetine uzanarak konuyu derinlemesine izliyor.

O dönemde kitlelerin neden Hitler’in peşinden sürüklendiğini de irdeleyen çalışma, Üçüncü Reich’ın ekonomik, politik, askeri, diplomatik, uluslararası, dini ve kültürel bileşenlerini çok yönlü bir şekilde ele alıyor.

‘Nazi Almanyası’nın bir diğer büyük katkısı ise, anılar ve fotoğraflardan da yararlanarak Holokost gerçeğini ve Avrupalı Yahudilerin yaşadıklarını bütün açıklığıyla ortaya koyması.

Künye: Klaus P. Fischer – Nazi Almanyası: Yeni Bir Tarih, çeviren: Yavuz Alogan, Alfa Yayınları, tarih, 880 sayfa, 2020

Saul Friedländer – Nazi Almanyası ve Yahudiler (2016)

Yahudi soykırımı ile Nazi ideolojisinin dinamikleri arasındaki ilişkiyi daha iyi kavramak açısından vazgeçilmez bir kaynak.

Saul Friedländer, çalışmasının, 1933-1939 arası dönemi ele alan bu ilk cildinde, Nazi Almanya’sında yaşamını sürdürmeye çalışan Yahudilerin etrafındaki çemberin gitgide daralışını anlatıyor.

Olguların kronolojik akışını izleyen çalışma, savaş öncesi gelişmeleri, anti-Yahudi yaptırımların doğuşu ve tatbikinde Hitler’in kişisel rolünü ve ideolojisinin işlevini ortaya koyuyor.

Friedländer, Alman nüfusunun büyük çoğunluğunun, savaştan çok daha önce Yahudilere karşı giderek artan şiddette uygulanan yaptırımların bütünüyle farkında olsa da, neredeyse tamamen ekonomik ve özellikle de dini-ideolojik sebeplere dayanan çok küçük itiraz alanları oluştuğunu ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Nazi rejiminin işlediği suçlar ne sadece bazı rastlantısal, istem dışı, fark edilemez, birbiri ile ilişkisiz olguların kaotik bir araya gelişidir ne de önceden belirlenmiş şeytani bir senaryodur; bir araya gelen unsurların sonucudur, bazı tasarılar ve beklenmedik durumların, elle tutulur sebepler ve tesadüflerin kesişmesinin sonucudur.”

  • Künye: Saul Friedländer – Nazi Almanyası ve Yahudiler, Cilt 1: Zulüm Yılları (1933-1939), çeviren: Ali Selman, İletişim Yayınları, tarih, 392 sayfa, 2016

William Sheridan Allen – Naziler İktidarı Nasıl Ele Geçirdi? (2016)

Weimar Cumhuriyeti’nin son yıllarında, 3. Reich’ın ilk yıllarında Nordheim adlı küçük ve durgun bir Alman şehrinde olup bitenler, nasıl oldu da Dünya’daki bütün taşları yerinden oynattı?

William Sheridan Allen bu kitabında, Nazilerin demokrasiyi bir araç olarak kullanıp ardından bunu nasıl demokrasiyi adım adım ortadan kaldırdıklarının sıkı bir incelemesini sunuyor.

Yasal kayıtlar ve birincil kaynaklarla yapılan röportajlara dayanan kitap, 20. yüzyılın en büyük ikilemlerinden birini ele alırken diktatörlüğün demokrasiyi nasıl sinsice ortadan kaldırdığını ve Nazilerin iktidarı ele geçirip nasıl kötüye kullandıklarını gösteriyor.

  • Künye: William Sheridan Allen – Naziler İktidarı Nasıl Ele Geçirdi?, çeviren: Zarife Biliz, Alfa Yayınları, tarih, 465 sayfa, 2016

Henrik Eberle – Hitler’e Mektuplar (2010)

Bir halk, diktatörüne yazıyor!

Henrik Eberle ‘Hitler’e Mektuplar’da, 1924’ten 1945’e kadar Alman halkından Hitler’e yazılan mektuplardan örneklere yer veriyor.

Savaş sonrasında Sovyet askerleri tarafından toplanarak Rusya’ya gönderilen binlerce mektup arasından Eberle’nin inceleyip tasnif ettiği mektuplar, Alman halkıyla Hitler arasındaki ilişkinin belgeleri olmalarıyla önemli birer tarihi kaynak niteliğinde.

“Saygıdeğer Bay Hitler!”, “Sevgili liderimiz!” ve “Saygıdeğer Reichkanzler” gibi hitaplarla başlayan mektupları yazanlar arasında öğretmenler, öğrenciler, işsizler, tüccarlar, yüksek rütbeli askerler ve basit SA subayları gibi, çok sayıda farklı kesimden insanlar yer alıyor.

  • Künye: Henrik Eberle – Hitler’e Mektuplar: Bir Halk Diktatörüne Yazıyor, çeviren: Deniz İkizler, Aykırı Yayınları, mektup, 312 sayfa

B. H. Liddel Hart – Hitler’in Generalleri Konuşuyor (2019)

Guderian, Manstein, Rundstedt, Student, Thoma, Bayerlein, Senger, Manteuffel, Heinrici, Kleist, Tippelskirch, Westphal, Blumentritt…

Bu kitapta, Hitler iktidarının önde gelen Alman general ve mareşalleri B. H. Liddel Hart’a enteresan açıklamalarda bulunuyor.

İkinci Dünya Savaşı’nı Alman ordusunun gözünden anlatmasıyla büyük önem arz eden çalışma,

Alman Silahlı Kuvvetleri’nin savaşın ilk safhasında kazandığı beklenmedik zaferleri ve bunu takip eden süreçte Almanya’nın yaşadığı büyük çöküşün nedenlerini aydınlatmasıyla önemli.

Kitapta,

  • Versay Antlaşması’nın sınırlayıcı hükümlerinin, Alman ordusunu Avrupa’daki diğer orduların aksine nasıl profesyonelleştirdiği,
  • Almanların, Avrupa’nın büyük bölümünü hızla ele geçirmelerine olanak veren Yıldırım Savaşı’nın, yani Blitzkrieg doktrinini nasıl benimsediği,
  • Fransız ordusu ve Majino Hattı’nın nasıl darmadağın olduğu,
  • Hitler’in, İngiliz ordusunun Dunkirk’ten kaçmasına neden izin verdiği,
  • Moskova banliyölerine kadar girmeyi başaran Alman ordusunun Stalingrad, Kuzey Afrika ve Normandiya’da nasıl mağlup olduğu,
  • Hitler ve generallerinin ihtilafa düştükleri hususların neler olduğu,
  • Hitler’in zafer ve yenilgilerdeki payının ne olduğu,
  • Hitler’e suikast girişiminde bulunulduğu 20 Temmuz günü orduda neler yaşandığı,
  • Ve bunun gibi çok önemli konular ele alınıyor.

Askerî tarih ve strateji konularına ilgi duyanların severek okuyacağı bir kitap.

Künye: B. H. Liddel Hart – Hitler’in Generalleri Konuşuyor: Askerî Hadiselere İlişkin Kendi Anlatımlarıyla, Alman Generallerin Zafer ve Yenilgileri 1939-1945, çeviren: Selçuk Uygur, Kronik Kitap, tarih, 528 sayfa, 2019

Kalle Johansson ve Lena Berggren – Sahi Nedir Faşizm? (2019)

Faşizm güçsüzlerin aşağılanmasıdır, baskıdır, diktatörlüktür, disiplindir, ırkçılıktır, soykırımdır…

Lena Berggren, faşizm üzerine çalışmalarıyla bildiğimiz önemli bir tarihçi.

Berggren ayrıca, antisemitizm, nasyonalizm ve yabancı düşmanlığı gibi alanlarda da uluslararası çapta üne sahip isimlerden.

Grafiker ve grafik roman çizeri Kalle Johansson ise, özellikle belgesel nitelikteki çalışmalarıyla tanınıyor.

İşte elimizdeki harikulade çizgiroman, bu ikilinin ortak emeğinin neticesi.

Lena Berggren ile yapılan röportajlara dayanan kitap, faşizmin tarihsel gelişimini adım adım izliyor ve faşist düşünce ve akımları derli toplu bir şekilde açıklıyor.

İtalya’da Mussolini ve Almanya’da Hitler’in iktidara gelişlerini irdeleyerek açılan kitap, faşizmin İkinci Dünya Savaşı, Soğuk Savaş ve günümüze uzanan macerasını kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Görsel zenginliğiyle de güçlü içeriğiyle de dikkat çeken çalışmanın, bugün Avrupa’nın birçok ülkesinde ders kitabı olarak okutulduğunu da belirtelim.

  • Künye: Kalle Johansson ve Lena Berggren – Sahi Nedir Faşizm?, çeviren: Murat Özsoy, Ginko Bilim Yayınları, çizgiroman, 64 sayfa, 2019