Leah A. Lievrouw – Alternatif ve Aktivist Yeni Medya (2015)

Bugün aktivistler, sanatçılar ve yurttaş grupları, alternatif medya ve enformasyon teknolojilerini nasıl kullanıyor?

Leah Lievrouw’un nitelikli çalışması, alternatif ve aktivist yeni medyaların beş ana biçimini kapsamlı bir şekilde açıkladığı gibi, bunların hangi yönleriyle geleneksel medya biçimlerinden ayrıldığını gözler önüne seriyor.

Bugünkü egemen medya araçları, bırakın marjinal görüşleri, alternatif görüşleri dahi kapsamaktan uzak bir yapıya dönüşmüş durumda.

Dolayısıyla, muhaliflerin görünürlük ve güç kazanmaları için alternatif yollar yaratmak en acil ihtiyaçlarımızdandır.

Bu kitap da, toplumsal hareketlerin ve sanatçıların alternatif medyayı kullanma biçimlerinin tarihsel bir analizini yapıyor, en önemlisi de yeni medya aktivizmi ile ilgilenenlere çok aydınlatıcı bilgiler sunuyor.

  • Künye: Leah A. Lievrouw – Alternatif ve Aktivist Yeni Medya, çeviren: İlkay Sevgi Temizalp, Kafka Kitap, medya, 280 sayfa, 2018

Hasan Kaplan – Dik Dur, Devrimci Ol! (2015)

12 Eylül’ün tüm gaddarlığına ve korku siyasetine inat, hukuka bağlılığından taviz vermeyen sıra dışı bir hâkim: Arif Hikmet Korkmaz.

Bu anı kitabı, Korkmaz’ın 12 Eylül mahkemelerinde kimi zaman askeri yönetime ve onun yereldeki komutanlarına kimi zaman sanıklara yönelttiği eleştiriler ile sanıklar ve tanıklarla arasında geçen ciddi ve mizahi diyalogları aktarıyor.

  • Künye: Hasan Kaplan – Dik Dur, Devrimci Ol!, Su Yayınevi

Selahattin Yıldırım – Gramsci’yi Okumak (2018)

Antonio Gramsci, 20. yüzyılın ilk yarısındaki düşünsel, siyasal, toplumsal ve kültürel mücadeleleri içinde yoğun etkinlik gösteren en özgün düşünür ve eylem insanlarından biridir.

Kendisi yılmaz bir direnişçi olduğu kadar, siyasal ve düşünsel dünyamıza getirdiği yeni açılım ve yaklaşımlarla özgün ve etkili bir düşünürdür.

İşte Selahattin Yıldırım’ın elimizdeki özenli eseri de, bu çok yönlü şahsiyetin hayatına ve düşünce dünyasına girmek konusunda bir başucu kitabı.

Yıldırım, kitabının ilk bölümünde, Gramsci’nin kendisinin, kendi hakkında söylediklerinden ve yazdıklarından, ardından Gramsci hakkındaki görüşlerden yararlanarak Gramsci’nin, bir insan ve düşünür olarak portresini sunuyor.

Kitabın ikinci bölümü, Gramsci’nin dili ve Gramsci’yi hangi arka plan üzerinden okuyabileceğimizi ele alıyor.

Üçüncü bölümde, bizzat Gramsci’nin metinlerinden yola çıkarak düşünürün temel kavramları ve görüşleri açıklanıyor.

Dördüncü bölüm, Gramsci’nin kişisel, düşünsel ve siyasal ilişki içinde bulunduğu, ancak dünyada ve Türkiye’de nispeten az tanınan kimi insanları tanıtıyor.

Beşinci bölüm, Gramsci’nin hayatı, mücadelesinin evrimi ve döneminin kronolojisine yer veriyor.

Yıldırım’ın anlaşılabilir bir tarzda kaleme aldığı kitabı her seviyeden okura hitap ettiği gibi, Gramsci’ye ait birçok metni barındırmasıyla konunun uzmanlarının da fazlasıyla ilgisini çekebilecek nitelikte.

  • Künye: Selahattin Yıldırım – Gramsci’yi Okumak, İletişim Yayınları, felsefe, 336 sayfa, 2018

Atilla Keskin – Bir Başka Kandil (2015)

Bu kitap, 1970 yılında El Fetih eğitim kampına giden ve tam kırk yıl aradan sonra Kandil’i yeniden ziyaret eden Atilla Keskin’in gözlem ve değerlendirmelerini sunuyor.

Keskin, hem bölgenin doğasının, insanının ve siyasetinin dönüşümünü tanıklıklara dayanarak anlatıyor hem de zorluklardan yola çıkıp yok sayılamaz bir güç haline gelen Kürt siyasal hareketinin gelişimini izliyor.

  • Künye: Atilla Keskin – Bir Başka Kandil, Tekin Yayınevi

Engin Bermek – Türkiye’nin Bilim (Akademisi) Sınavı (2015)

2011’de yayınlanan bir kanunla özerkliği ortadan kaldırılan Türkiye Bilimler Akademisi’nin (TÜBA) sekiz yıl boyunca başkanlığını yürütmüş Engin Bermek’ten, Akademi’nin kuruluşundan kendi döneminde yürüttüğü çalışmalara uzanan bir hikâyesi.

Kitap, Türkiye’de iktidarların bilime ve bilimsel özerkliğe beslediği düşmanlığın ibretlik hikâyesi olarak okunmalı.

  • Künye: Engin Bermek – Türkiye’nin Bilim (Akademisi) Sınavı, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları

Hasan Palaz – Ömrümü Yedin Bay Böcek! (2015)

Başbakanlık ofisinde bulunan böcek skandalıyla birlikte gündeme gelen bir isimden sürecin çarpıcı tanıklığı.

Hasan Palaz, böcekle ilgili raporda tahrifat yapma yönündeki baskılara direndiği için, 25 yıl önce girdiği ve o dönem başkan yardımcılığı yaptığı TÜBİTAK’taki görevinden nasıl alındığını anlatıyor, kendisine yönelik karalamalara yanıt veriyor.

  • Künye: Hasan Palaz – Ömrümü Yedin Bay Böcek!, Cinius Yayınları

Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri (2018)

Müşterekler fikri kaynakların ve toprağın ortaklaşa kullanımını anlatır; yani topluluklar ya da kişiler topladıklarını, yetiştirdiklerini, yarattıklarını paylaşırlar.

Başka bir ifadeyle, kaynaklar ve toprak düpedüz herkese aittir.

Öte yandan anarşizm ve coğrafyalar arasında her zaman yoğun düşünsel bağlar mevcut olmuştur.

İşte coğrafyacı Simon Springer de bu etkileyici kitabında, anarşist coğrafya fikrini Aydınlanma dönemindeki kökenlerinden 1990 başlarında küreselleşme karşıtı hareket ve kendin yap kültürünün ortaya çıkışıyla yeniden geçer akçe haline gelişine ve bugünkü durumuna dek geniş bir çerçevede irdeliyor.

Springer ilk olarak gönüllü birlikler, karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, doğrudan eylem ve özerklik gibi konu ve kavramlar bağlamında özgürleşme meselesini ele alıyor.

Yazar ardından anarşizmi gündeliğin isyancı coğrafyaları, karşılıklı yardımlaşma ve gönüllü birlikler yoluyla gelişen çok yönlü bir süreç olarak değerlendiriyor.

Springer, anarşizmin gündelik siyasete ve kendileriyle bağlantılı mekân düzenlemelerine egemen olan köhne ve çürümüş yetkeci kurumlara ve bu bağlamda devletçiliğe, kapitalizme, toplumsal cinsiyet hâkimiyetine, heretonormatifliğe, ırksal baskıya, türcülüğe ve emperyalizme karşı çıkabilecek güçlü alternatif olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri: Mekansal Özgürleşmeye Doğru, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, siyaset, 248 sayfa, 2018

Stavros Stavrides – Müşterek Mekân (2018)

Müşterekler fikri kaynakların ve toprağın ortaklaşa kullanımını anlatır; yani topluluklar ya da kişiler topladıklarını, yetiştirdiklerini, yarattıklarını paylaşırlar.

Başka bir ifadeyle, kaynaklar ve toprak düpedüz herkese aittir.

Peki her etkinlikten kâr etmeye odaklı egemen iktisadi anlayış, günümüz şehirlerine nasıl yaklaşıyor?

Bu yaklaşım, bizim pek çok örnekten gördüğümüz gibi, çok açıktır:

Neoliberal veya hatta post-neoliberal aşamasındaki talancı kapitalizm, yalnızca şehirleri sömürmekle kalmıyor, bunu yaparken içinde yaşayanlar olarak bizleri iktisadi birer metaya dönüştürmeyi amaçlıyor.

Bu nedenle, farklı tahakküm biçimleri üzerinden ilerleyen şehir talanı, bugün korkutucu boyutlara varmış durumda.

Öte yandan, günümüzün şehir sakinleri mevcut kentsel düzen içinde ya da ona karşıt bir şekilde kendi şehirlerini inadına sahipleniyor, yeni paylaşım mekânları ya da işbirliğine dayalı yaşama pratikleri yaratıyor ve bu amaçla yeni fırsatları keşfediyor.

Buna kısaca, müşterekleşme deniyor.

İşte bu Stavros Stavrides bu ilgi çekici çalışmasında, müşterekleşmenin tam olarak ne anlama geldiğini ve müşterekleşme pratiklerini kapsamlı bir bakışla irdeliyor.

Stavrides’in çalışması, özellikle günümüz metropol yaşamının bünyesindeki imkânları açığa çıkaran sosyo-mekânsal deneyimlere odaklanarak mekânsal dönüşüm süreçleriyle siyasal özneleşme süreçleri arasındaki karşılıklı bağlantıların izini sürmesiyle önemli.

  • Künye: Stavros Stavrides – Müşterek Mekân: Müşterekler Olarak Şehir, çeviren: Cenk Saraçoğlu, Sel Yayıncılık, kent çalışmaları, 279 sayfa, 2018

Emre Erdoğan ve Pınar Uyan Semerci – Fanusta Diyaloglar (2018)

Türkiye’de sokaktan medyaya ve sosyal medyaya uzanan büyük bir ayrışma ve kutuplaşmanın yaşandığı bir dönemden geçiyoruz.

Bunun, siyaset tarafından bile isteye tercih edildiğini ise, bilmeyen yoktur.

Siyasiler kutuplaştırarak oy almayı tercih ettiği sürece bu kutuplaşma azalmak yerine artacağı, hatta daha tehlikeli boyutlara da geleceği açık.

İşte iki yazarlı bu kitap da, ülkedeki kutuplaşmanın geldiği boyutları derinlemesine ortaya koymasıyla bu konuda farkındalık yaratmayı amaçlıyor.

Konuyu hem kavramsal hem de bulgulara dayalı yapması, kitabı objektif kılan başlıca husus.

Emre Erdoğan ve Pınar Uyan Semerci, daha çok siyasi parti taraftarlarınca her gün yeniden ve yeniden üretilen kutuplaşmanın halkı nasıl birbirinden ayırdığını, bunun gündelik hayatın her alanında nasıl yaşandığını ve bu kutuplaşmanın aşılması konusunda siyasetçilerin yanı sıra, sokaktaki insana da neler düştüğünü anlatıyor.

‘Fanusta Diyaloglar’,  hem iyi bir durum tespiti yapması hem de hepimizi aklıselime davet eden saptamalarıyla bu konuda yaşadığımız boşluğu doldurmaya aday.

  • Künye: Emre Erdoğan ve Pınar Uyan Semerci – Fanusta Diyaloglar: Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 172 sayfa, 2018

Cangül Örnek – Türkiye’nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı (2015)

Türkiye’nin Soğuk Savaş koşullarındaki entelektüel iklimini kapsamlı bir şekilde inceleyen bir çalışma.

Cangül Örnek’in bu özenli çalışması, o dönemin fikir çevrelerine ve ideolojiler alanına nasıl yansıdığını, ABD’nin bu süreçte Türkiye’deki yönetici ve aydın kesimle ilişkilenme biçimlerini, Amerikan propagandasının ülkedeki antikomünizmin gelişimine etkilerini ve bütün bunların üniversitelere, özellikle de sosyal bilimlere nasıl yön verdiğinin dört dörtlük bir analizini sunuyor.

Örnek’in bu nitelikli çalışmasıyla, Halit Çelenk Hukuk Ödülü kazandığını da belirtelim.

  • Künye: Cangül Örnek – Türkiye’nin Soğuk Savaş Düşünce Hayatı, Can Yayınları