Paul Erickson ve Liam Murphy – Antropoloji Kuramları Tarihi (2020)

Antropoloji, tüm karmaşıklığı ve çeşitliliği içinde insanlığın ilginç ve sıra dışı özelliklerini anlamaya yönelik bilimsel çalışma tutkusunu belki de diğer herhangi bir Batılı akademik disiplinden çok daha fazlı bünyesinde barındırır.

Paul Erickson ve Liam Murphy’nin bu sürekli güncellenen antropoloji kuramları tarihi ise alanda bir referans kitap.

Kitap antropolojiyi, antropolojinin antik

Yunan-Roma dünyasındaki entelektüel kökenlerinden başlayarak erken 21. yüzyıldaki dijital çağın antropolojisine kadar izliyor.

Çalışma ayrıca, antropoloji ve antropoloji kuramı tarihinde yer etmiş “kurucu babalar” (ve anneler) ile ekolleri de ayrıntılı bir şekilde açıklıyor.

Tüm antropoloji öğrencilerinin ve antropolojiye ilgi duyan her seviyeden kişinin muhakkak edinmesi gereken; dilsel, arkeolojik ve fiziksel antropoloji ile ilgili önemli bölümler içeren kitabın elimizdeki beşinci baskısı da, bazı yenilikçi ve kullanışlı değişiklikler içeriyor.

Örneğin çalışmaya, dijital çağın antropolojisi üzerine yeni bir bölüm eklenmiş ve bunun yanı sıra, feminizm ve antropoloji bölümüyle, kitap toplumsal cinsiyet ve cinsellik yönünden geliştirilmiş.

  • Künye: Paul A. Erickson ve Liam D. Murphy – Antropoloji Kuramları Tarihi, çeviren: Özge Kanlı, Sümer Yayıncılık, antropoloji, 348 sayfa, 2020

Kolektif – Katılımcı Demokrasi (2019)

Katılımcı demokrasi kavramı, 1960’larda, Yeni Sol tarafından ortaya atıldı.

Michigan Gölü yakınlarındaki bir kamptan demokrasiye yönelik meydan okuyucu bir bildiri açıklandı.

Yeni Sol hareketi, Demokratik Toplum Öğrencileri Port Huran Bildirisi’ni yayımladılar.

Bu bildiri, ilk kez, mevcut “rızaya dayalı demokrasi”den farklı olarak “katılımcı demokrasi” terimini kullanıyordu.

O zamandan başlayarak giderek popülerleşen bu kavram ve onun vaat ettikleri, bugün demokrasinin içinde bulunduğu derin kriz düşünüldüğünde daha da anlamlı hale geliyor.

Katılımcı demokrasi açık ve gayet basit bir görüşe dayanır, bununla beraber, insanların kendi gündelik yaşamlarını etkileyen kararlarda merkezi bir rol oynaması gerektiği varsayımı bakımından ikna edicidir.

Buna göre demokrasi, sadece bazı kişilerin ötekiler hakkında kararlar verdiği değil, siyasetten etkilenen herkesin müdahil olduğu bir karar verme sürecidir.

İşte bu kitap da, Katılımcı Demokrasi kavramını aradan uzun bir zaman geçtikten sonra yeniden hatırlatma ve onu güncelleme çabasının ürünü.

Kitaba katılan yazarlar, demokrasiyi, demokratikleşmeyi, vatandaşların demokrasiye katılımı önündeki engelleri ve bunların nasıl aşılabileceğini dünyadan pek çok örnek eşliğinde tartışıyor.

Kitabın, konu üzerine hem tarihsel hem de çağdaş anlamda yazılmış en iyi makaleleri bir araya getirdiğini söylemeliyiz.

Burada, radikal ve heretik demokrasiden grup örgütlenmesine, topluluk geliştirme kurumunun doğuşundan işte özgürlüğe, özgürlükçü teknolojiden Yugoslav ademimerkezileşme ve özyönetim sistemine, serbest örgütlenmeden yeni kentsel ekonomiye ve Antik Yunan’da demokrasiye pek çok konu tartışılıyor.

Çalışmanın bunun yanı sıra, Porto Alegre ve Montreal modelleriyle birlikte yeni kentsel ekoloji ve doğrudan demokrasi tartışmalarını ele aldığını da ayrıca belirtmeliyiz.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Dimitrios Roussopoulos, C. George Benello, George Woodcock, Murray Bookchin, Don Calhoun, Stewart Perry, Rosabeth Moss Kanter, James Gillespie, Gerry Hunnius, John McEwan, Arthur Chickering, Christian Bay, Martin Oppenheimer, Colin Ward, Sergio Baierle, Anne Latendresse, Bartha Rodin ve CLR James.

  • Künye: Kolektif – Katılımcı Demokrasi: Demokrasinin Demokratikleştirilmesi Üzerine İncelemeler, editör: Dimitrios Roussopoulos ve C. George Benello, çeviren: Hakan Şahin, Sümer Yayıncılık, siyaset, 360 sayfa, 2019

Janet Biehl – Toplumsal Ekoloji Siyaseti (2016)

Bu kitap, anarşist toplum kuramcısı Murray Bookchin’in geliştirdiği özgürlükçü yerel yönetimcilik konusuna harika bir giriş.

Yerel demokrasinin ve ekonominin güçlendirilmesi, devlet ve kentleşme, yurttaşlığın oluşturulması, konfederalizm ve muhalefetin organizasyonu gibi kavramlar hakkında bir başucu kitabı.

Özgürlükçü yerel yönetimcilik, Bookchin’in toplumun insancıl ve akılcı bir biçimde radikal bir dönüşümden geçirilmesinin en iyi ne şekilde sağlanabileceği üzerine hayatı boyunca oluşturduğu düşüncelerin doruk noktası olarak kabul ediliyor.

Özgürlükçü yerel yönetimcilik, mevcut yerel yönetimlerde saklı bulunan demokratik olanakları yeniden canlandırarak onları doğrudan demokrasilere dönüştürmeyi hedefler, ayrıca insani bir ölçeğe sahip olmalarını ve doğal çevrelerine uyum göstermelerini sağlamak maksadıyla bu siyasi toplulukların yetkilerinin dağıtılmasını amaçlar.

Janet Biehl de, özgürlükçü yerel yönetimciliğin içerdiği fikirlerin özlü bir açıklamasını sunuyor.

  • Künye: Janet Biehl – Toplumsal Ekoloji Siyaseti, çeviren: Esra Eren, Sümer Yayıncılık, siyaset, 198 sayfa, 2019

Brian Morris – Ekolojik İnsancıllığın Öncüleri (2019)

Toplumsal ekoloji felsefesi önemli isimlerin katkılarıyla ortaya çıktı.

Bu alanın önde gelen üç ismi ise, Lewis Mumford, René Dubos ve Murray Bookchin’dir.

Brian Morris’in bu nitelikli çalışması ise, yaşamın nasıl büyük bir tehlike altında olduğunu ortaya koyan ve alternatif bir hayatın mümkün olduğunu gözler önüne seren bu üç ismin fikirlerini kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor.

Morris, bu isimlerin “ekolojik insancıllık” adını verdiği bir gelenek ortaya koyduğunu belirtiyor.

Yazara göre “ekolojik insancıllık”, doğayla tekrar hemhal olmuş bir toplum ile ekolojik, eşitlikçi ve demokratik bir kent ve kültürü tahayyül eder ve bunun teorik/pratik koşullarını açıklar.

Konuyu oldukça anlaşılır bir üslupla ele almasıyla her seviyeden okurun rahatlıkla okuyacağı çalışma, Mumford, Dubos ve Bookchin’in fikirlerini açıklarken insanın doğasının dışında bir yaşama nasıl sürüklendiğini; doğayı denetim altına almanın neden bizzat insanın denetim altına alınması anlamına geldiğini; kentlerin ortaya çıkışı, gelişim ve dönüşüm dinamiklerini ve bütün bunların da doğanın bugün karşı karşıya kaldığı büyük tahribatla ilişkisini gözler ününe seriyor.

Ekoloji, siyaset ve felsefenin iyi bir bireşimi olan çalışma, sokaktaki eylemciye de, akademisyene de, ekologa da hitap ediyor.

  • Künye: Brian Morris – Ekolojik İnsancıllığın Öncüleri: Mumford, Dubos, Bookchin, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, ekoloji, 2019

Murray Bookchin – Özgürlüğün Ekolojisi (2019)

Çağdaş özgürlükçü düşüncenin harikulade yapıtlarından biri olan ‘Özgürlüğün Ekolojisi’, aynı zamanda yazarı büyük düşünür Murray Bookchin’in de en önemli çalışmalarındadır.

Kitap, şimdi üçüncü baskısıyla raflardaki yerini aldı.

Bookchin burada, çağımızın teknokratik çevreciliğine ve mistisizme batmış ekofeministlere sert eleştiriler yöneltmekle kalmıyor, aynı zamanda çevre/ekoloji sorunlarına çözüm üretirken kapitalizmin ekonomist mantığını ısrarla devam ettiren Marksistlere karşı da cephe alıyor.

Bookchin, gezegenimizdeki yoğun ekolojik tahribatın ardında, insanın insan üzerindeki tahakkümünün, insanın doğa üzerinde de hakimiyet kurma isteğine de yol açtığı “tahakküm mirası”nın ve bu isteği tam anlamıyla gerçekliğe dönüştüren rekabetçi kapitalizmin bulunduğunu söylüyor.

Bu tarihsel hakikat ortada iken, bizzat akla, teknolojiye ve bilime saldırmanın ucuz bir gericilik olduğunu düşünen Bookchin, hem toplumsal hem de doğal özgürlüğün, ancak söz konusu tarihsel hakikatle yüzleşilmesiyle sağlanabileceğini belirtiyor.

Buradan yola çıkarak tarihteki çeşitli özgürlük deneyimleri üzerine düşünen Bookchin, “özgürlük mirası” şeklinde kavramsallaştırdığı yaklaşımıyla doğa ile insan toplumunun yeni bir ekolojik duyarlılık içinde nasıl yeniden uzlaşabileceğini derinlemesine irdeliyor.

Bookchin’in burada ele aldığı tarihteki özgürlük deneyimlerinden bazıları ise şöyle:

  • İlksel toplumlarda “indirgenemez asgari”, “eşitsizlerin eşitliği” ve “yararlanma hakkı”,
  • Antik Yunanların sınır ve denge anlayışlarıyla doğrudan demokrasi pratikleri,
  • Hıristiyanlığın evrensel insanlık vurgusu,
  • Ortaçağın konfederasyon ilkesi…

Künye: Murray Bookchin – Özgürlüğün Ekolojisi: Hiyerarşinin Ortaya Çıkışı ve Çözülüşü, çeviren: Mustafa Kemal Coşkun, Sümer Yayıncılık, ekoloji, 484 sayfa, 2019

Murray Bookchin – İnsanlığı Yeniden Büyülemek (2018)

İnsan umutsuz bir vaka mıdır?

Hakikaten azımsanmayacak oranda bir kesimin dile getirdiği gibi insan, akılcılık ve medeniyet, dünyanın başına gelmiş en büyük felaketler midir?

Murray Bookchin’in bu ve benzeri tezlere verdiği yanıt, güçlü bir ‘Hayır’dır!

Bookchin bu kitabında akıl, laiklik, bilim ve insanın evrenselliğine yönelik vurgunun yerini alan narsisist mistisizme, mizantropiye ve toplumsal dinginciliğe karşı sert eleştiriler yöneltiyor ve bunların asıl olarak insanın dönüştürme ve değiştirme kabiliyetini sekteye uğratan, düzeni değiştirmek yerine onu besleyip koruyan yaklaşımlar olduğunu belirtiyor.

Bu toptancı ve karamsar yaklaşımlara karşı aydınlanmacı hümanizm yaklaşımını ortaya koyan Bookchin, düşünce, umut ve yenilenmeyle dünyayı dönüştürme imkânlarına nasıl yeniden kavuşabileceğimiz, insanın devrimci potansiyellerini nasıl yeniden ortaya çıkarabileceğimiz üzerine derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Murray Bookchin – İnsanlığı Yeniden Büyülemek: Anti-Hümanizme, Mizantropiye, Mistisizme ve İlkelciliğe Karşı İnsan Ruhunun Savunusu, çeviren: Gökhan Demir ve Dünya Ahtem Öztogay, Sümer Yayıncılık, siyaset, 360 sayfa, 2018

Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri (2018)

Müşterekler fikri kaynakların ve toprağın ortaklaşa kullanımını anlatır; yani topluluklar ya da kişiler topladıklarını, yetiştirdiklerini, yarattıklarını paylaşırlar.

Başka bir ifadeyle, kaynaklar ve toprak düpedüz herkese aittir.

Öte yandan anarşizm ve coğrafyalar arasında her zaman yoğun düşünsel bağlar mevcut olmuştur.

İşte coğrafyacı Simon Springer de bu etkileyici kitabında, anarşist coğrafya fikrini Aydınlanma dönemindeki kökenlerinden 1990 başlarında küreselleşme karşıtı hareket ve kendin yap kültürünün ortaya çıkışıyla yeniden geçer akçe haline gelişine ve bugünkü durumuna dek geniş bir çerçevede irdeliyor.

Springer ilk olarak gönüllü birlikler, karşılıklı yardımlaşma, dayanışma, doğrudan eylem ve özerklik gibi konu ve kavramlar bağlamında özgürleşme meselesini ele alıyor.

Yazar ardından anarşizmi gündeliğin isyancı coğrafyaları, karşılıklı yardımlaşma ve gönüllü birlikler yoluyla gelişen çok yönlü bir süreç olarak değerlendiriyor.

Springer, anarşizmin gündelik siyasete ve kendileriyle bağlantılı mekân düzenlemelerine egemen olan köhne ve çürümüş yetkeci kurumlara ve bu bağlamda devletçiliğe, kapitalizme, toplumsal cinsiyet hâkimiyetine, heretonormatifliğe, ırksal baskıya, türcülüğe ve emperyalizme karşı çıkabilecek güçlü alternatif olduğunu belirtiyor.

  • Künye: Simon Springer – Coğrafyanın Anarşist Kökleri: Mekansal Özgürleşmeye Doğru, çeviren: Burak Esen, Sümer Yayıncılık, siyaset, 248 sayfa, 2018