Mohammed Harbi – Ayakta Bir Hayat (2021)

Mohammed Harbi, Cezayir halkının yetiştirdiği en büyük devrimcilerden.

Kendisinin 1945-1962 yıllarını kapsayan bu anıları ise, o görkemli yılların kaydını tutan çok önemli bir tanıklık.

Bugün tarihçi yönüyle bildiğimiz Harbi, genç yaşta Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında FLN üyesi olarak mücadeleye başladı.

1933 yılında Cezayir’in El Harrouch kentinde varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Henüz on beş yaşındayken özgürlük mücadelesine katıldı, daha sonra Fransa’da yeraltında yaşadı ve Cezayir’in bağımsızlığı için destek topladı.

1954-1962 FLN’de önemli bir pozisyondaydı.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı’ndan sonra yeni cumhurbaşkanı Ahmed Bin Bella’nın danışmanı ve daha sonra kabinesinin bir üyesi oldu.

Harbi, yeni hükümetin giderek artan otoriter yaklaşımına direnmeye çalıştı ve Bin Bella’yı bir askeri darbeyi önlemek için halkı silahlandırmaya çağırdı.

Haziran 1965’te Houari Boumedienne iktidarı ele geçirdi ve Ben Bella’yı tutukladı.

İki ay sonra Harbi de hapse atıldı.

Sonraki altı yıl boyunca hapishaneler arasında nakledildi, 1971’de ev hapsine alınana kadar.

1973’te sahte Türk pasaportuyla Tunus’a ve oradan da Paris’e kaçtı.

Harbi Fransa’da, Paris Üniversitesi’nde siyaset bilimi öğretmeye başladı.

1975’te FLN’nin tarihi adlı bir kitap yayınladı.

İşte Harbi bu kitaptaki anılarında, inişli çıkışlı hayatı ile ülkesi Cezayir’in iç içe geçmiş özgürlük mücadelesini paralel bir bakışla anlatıyor.

  • Künye: Mohammed Harbi – Ayakta Bir Hayat: Siyasal Anılar 1945-1962, çeviren: Ayşen Gür, Ayrıntı Yayınları, anı, 352 sayfa, 2021

Pete Woodcock – Siyaset Teorisi (2021)

Tarihten bugüne siyaset teorisine yön vermiş temel siyasi öğretiler üzerine nitelikli bir çalışma.

Pete Woodcock, kapitalizmden sosyalizme, faşizmden komünizme pek çok siyasi öğretiyi ve Lock’tan Hobbes’a, Marx’tan Nietzsche’ye pek çok düşünürün fikirlerini tartışıyor.

  • Demokrasi en iyi yönetim şekli midir?
  • Özgür olmak ne anlama gelir?
  • İnsanlar her anlamda eşit olmalı mıdır?
  • Adil bir toplum yapısı nasıl ortaya çıkarılabilir?
  • Mülkiyet hakkının doğurduğu adaletsizlik giderilebilir mi?
  • Devlet yönetiminde etik yaklaşımlar göz ardı edilebilir mi?
  • İnsan doğuştan iyi midir, kötü müdür?
  • Kapitalizm, sosyalizm, faşizm nedir, kimlere hizmet eder?

Woodcock, siyaset teorisinin bu temel sorularını geçmişten günümüze dünya düşünce tarihine yön vermiş filozofların yaklaşımları çerçevesinde ele alıyor:

Sokrates’i, Platon’u, John Locke’u, Thomas Hobbes’u, Jean-Jacques Rousseau’yu, Nietzsche’yi ve daha nice büyük düşünürü birbirleriyle tartışmaya sokarak ve yaklaşımlarını temel unsurlarıyla aktararak bu soruların yanıtlarını ve siyasetin doğasını gözler önüne seriyor.

Siyaset teorisini ve dünyanın bugün bulunduğu durumu anlamak ve yorumlamak açısından geçmişten günümüze temel kabul edilen siyasi öğretiler, bu kitapta sade, anlaşılır ve çarpıcı biçimde okura sunuluyor.

  • Künye: Pete Woodcock – Yeni Başlayanlar İçin Siyaset Teorisi, çeviren: Aydın Çavdar, Ayrıntı Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2021

Norman Geras – Devrim Literatürü (2021)

Marx’ın “adalet ve eşitlik” teorisi, Althusser’in Marksizm kavrayışı ve Marksizmin en önemli üç politikacısı olan Lenin, Lev Troçki ve Rosa Luxemburg’un temel politik düşünce ve pratikleri üzerine usta işi bir tartışma.

‘Marx ve İnsan Doğası’ adlı ünlü çalışmasıyla bildiğimiz Norman Geras, sıkı bir eleştiri ve nitelikli bir okuma olan ‘Devrim Literatürü’nde Marx ve Lenin’in eserlerindeki temel kavramları, teorik ve politik gelenekler oluşturan Lenin’in kendisi başta olmak üzere, Troçki ve Luxemburg’un müdahaleleri aracılığıyla inceliyor.

Marx’ın teorisindeki adalet, eşitlik, etik, fetişizm, uzlaşmazlık kavramlarını incelediği bölümlerde Althusser’in, Marx ve Marksizm yorumlarını; ayrıca “Marx ve Adalet Hakkında Malum İhtilaf” makalesiyle de hem kapitalist hem de sosyalist ve komünist üretim süreçlerinde “adalet ve eşitliğin” toplumsal işleyişini ve niteliğini tartışıyor.

Lenin’in politika teorisi ve politikasını ise yine Lenin’le Troçki ve Luxemburg arasında cereyan etmiş (gelenekler arasında hala devam etmekte) olan politik örgüt/örgütlenme devrimci eylem/kitle eylemi, öncü parti/çoğulculuk, kendiliğindenlik, kitlesel politik katılım kavramları tartışması aracılığıyla inceliyor.

Geras, Marx’ın teorisi ve Lenin politikası üzerinden yürütülen tartışmaları bu kitapta örneğini verdiği eleştiri silâhı sayesinde bütünlük halinde okura sunuyor.

  • Künye: Norman Geras – Devrim Literatürü: Marksizm Üzerine Yazılar, çeviren: Ayşe K. Şener Şat ve Eyüp Eser, Epos Yayınları, siyaset, 320 sayfa, 2021

Nagihan Doğan – Dinin İktidarı İktidarın Dini (2021)

Nagihan Doğan’ın bu nitelikli incelemesi, İslam tarihinin 750-833 yılları arasını merkeze alarak din-siyaset ilişkisini tarihsel bir analizle ele alıyor.

Bu tarih, bir din olarak İslâm ve onun temsilcisi konumundaki ulemanın siyasete yön verme çabası ile siyasi faillerin dini kendi çıkar ve ilgilerine göre biçimlendirme çabası arasındaki mücadele ve etkileşimin tarihidir.

Dört halife dönemine uzanan dinî-siyasi ayrışmalara, Sünni-Şii hizipleşmesine ve bu hizipleşme içinde Abbasilerin Emevi geçmişini Sünni geleneğe oturtma stratejisine eğilen analiz, sonra Abbasilerin Sünni hilafet doktrinini kendi yönetimlerini meşrulaştıran bir kaynak olarak geliştirmelerine odaklanıyor.

Doğan bununla da yetinmeyerek, Abbasi iktidarının kendi koyduğu “İslâmî yönetim” ölçütlerine ne kadar uyduklarını da inceliyor.

İktidarlarla ulema arasındaki mücadele ve din âlimlerinin maruz kaldığı baskı deneyimi, kitapta başlı başına ilgiye değer bir fasıl oluşturuyor.

İslâm tarihi kadar, genel olarak devletin ve iktidarın tarihine ilgi duyanlara da yoldaşlık edecek bir kaynak kitap.

Kitaptan bir alıntı:

“Din ve devletin ikiz kardeşler olması ne Kurânî bir tasvir ne de var olan gerçekliğin izahıdır. Geçerliliğini ve kutsiyetini temel İslâmî kaynaklardan alan ideal devlet şekli olarak gösterilen hilafet de, aslında beşerî ve tarihsel bir müesseseden fazlası değildir. Ne temel İslâmî kaynaklar yeryüzünde tanrısal düzenin garantörü olarak hilafetten söz etmiş ne de din ile siyaset klasik İslâm yazınında sunulduğu kadar iç içe olmuştur. Siyasetin … Müslümanların içtihadına terk edilmiş bir alan olduğu çok açıktır. Bu bakımdan, İslâm toplumlarında din-siyaset ya da din-iktidar ilişkisi, sadece teolojinin değil aynı zamanda ve hatta daha çok tarihin konusudur.”

  • Künye: Nagihan Doğan – Dinin İktidarı İktidarın Dini: Hilafet, Siyaset ve İslâm (750-833), İletişim Yayınları, siyaset, 336 sayfa, 2021

Onur Akşit ve Aslı Favaro – Teknokültürel Düşler ve Kâbuslar (2021)

Yirmi birinci yüzyıl bilimkurgu sinemasında, teknoloji ve insan ilişkisinin nasıl inşa edildiği üzerine iyi bir analiz.

Onur Akşit ve Aslı Favaro’ya göre, teknokültür kendine has yapısıyla yeni bir sosyal gerçekliğin temsilcisidir.

Yazarlar bu amaçla, güncel bir anlatı olarak (teknokültürel ideoloji ve söylem düzenine sahip) bilim kurgu sineması üzerinden teknokültürün tematik bir çözümlemesini yapıyor.

Türkiye gibi, teknoloji ve bilimin üreticisi olmasa da zihinsel ve sosyal bir gerçeklik anlamında teknokültürün üreticisi ve tüketicisi konumunda olan Batı dışı toplumların teknokültürü nasıl karşıladığını ve buna bağlı ideoloji ve söylemleri nasıl inşa ettiğini anlamak, teknokültürün hâkimiyetini görünür kılmayı sağlayacaktır.

Teknokültürü anlamak, bu kültürü benimseyen ve aynı zamanda bu kültüre maruz kalan toplumu kendi dinamikleri içinde kavrama, kendine özgü soruları araştırma gündemine getirme, eleştirel bir perspektifi koruma ve yeni anlayışlar geliştirebilme olanaklarını oluşturacaktır.

‘Teknokültürel Düşler ve Kâbuslar’ da, bu anlamda yapılmış önemli bir katkı.

  • Künye: Onur O. Akşit ve Aslı Favaro – Teknokültürel Düşler ve Kâbuslar: 21. Yüzyıl Bilim Kurgu Sinemasında Teknoloji ve İnsan, Kalkedon Yayınları, sinema, 250 sayfa, 2021

John Bellamy Foster – Doğanın Dönüşü (2021)

Bugün toplumlar, ekolojik köklerini yeniden keşfediyor.

John Bellamy Foster, ekolojik ve sosyalist eleştiriye katkıda bulunmuş pek çok düşünürün fikirlerini izleyerek harika bir ekoloji tarihi çalışmasıyla karşımızda.

2020 Isaac and Tamara Deutscher Ödülü’nü kazanmış çalışma, Foster’ın yaklaşık yirmi yıl sürmüş düşünsel yoğunlaşmasının ve arşivlerde yapılmış çalışmalarının ürünü.

Kitap, günümüzün ekososyalizme doğru ilerleyen küresel hareketini daha iyi kavramak açısından büyük önem arz ediyor.

Yazara göre, kitapta ele alınan düşünürler düşüncelerini ekososyalizmin tarihsel bir özgül direniş formu olarak 1980’lerde ortaya çıkışından çok daha önce geliştirmiş olsalar da, çok daha sofistike bir şekilde olsa da, ekolojik eleştiriyi geliştirmek için sosyalist kavramları, sosyalizmi geliştirmek için de ekolojik eleştiriyi kullanarak herkesin izleyeceği yolu hazırladılar.

Foster şöyle diyor:

“Burada bizim geçmişten çıkarmamız gereken şey, sadece bir tarihsel anlam değildir, elde ettiğimiz ancak unutulmuş sonuçlar bugün verdiğimiz mücadeleler bakımından çok büyük önem taşıyor. Homeros’un İlyada’sındaki trajedi, daha iyi bir kahraman olan Hector’un yenilmesiydi. Yine de bu, ölmeyecek ve tekrar tekrar geri dönecek bir geçmişi simgeliyordu.”

  • Künye: John Bellamy Foster – Doğanın Dönüşü: Ekolojinin Uzun Bir Tarihi, Cilt 1, çeviren: İdem Erman, Kalkedon Yayınları, ekoloji, 368 sayfa, 2021

Mario Tronti – İşçiler ve Sermaye (2021)

İşçi sınıfı bugün, hem sermaye ve devletin hem de solun kurumsal yapıları içinde sıkışmış durumda.

Otonom Marksizmin kurucu metni olan ‘İşçiler ve Sermaye’ ise, bu durumdan devrimci bir çıkış önermesiyle dikkat çekiyor.

Kapitalist toplumu sermayenin değil de işçi sınıfının bakış açısından okumaya davet eden Mario Tronti, emeğin politik öznelliğini sermayenin içindeki ve karşısındaki yıkıcı güç olarak görüyor ve bu gücü devrimci bir politik pratiğe dönüştürmenin yolunu açıyor.

İşçi sınıflaşmamış bir proletaryayı, emek gücüne dönüşmemiş bir emeği ve tarihsel koşulların olgunlaşmasına bağlanmamış bir devrimi, ücretli emeğin reddine oturtuyor.

Canlı emeği, sermayenin karşıtı değil, otonom bir fark olarak; işçi sınıfı mücadelesini de sermayenin kendini olumlamasının bir dinamiği değil, emeğin farklanma hareketi olarak görüyor.

Marx’ı ve Lenin’i en görmezden gelinip eleştirilen, ama en devrimci yönleriyle öne çıkarıyor: “Devrimi sürekli köşe başında gören” Marx ve “uygunsuz zaman ve anda devrim yapmak isteyen” Lenin.

Tronti’nin kendi ifadesiyle, “bir tarafta yarın her şeyin infilak edeceğini ve eski dünyanın parçalanacağını söyleyenler, diğer tarafta ise önümüzdeki elli yıl boyunca hiçbir şeyin yerinden oynamayacağını söyleyenler olduğunda, ilk gruptakileri olgular yanlışlamış, ikinciler ise haklı çıkmıştır; biz birinci gruptayız, buradayız…”

İşte İtalya’da Sıcak Sonbahar’ın, dünya devrimci hareketinin en özgün deneyimlerinden biri olan Otonomist Marksizm’in devrimi devrimcileştiren temel tezi.

  • Künye: Mario Tronti – İşçiler ve Sermaye, çeviren: Eyüp Eser, Otonom Yayıncılık, siyaset, 432 sayfa, 2021

Kolektif – Salgın Halleri (2021)

‘Salgın Halleri’, Covid-19’un ortaya çıkardığı çok katmanlı eşitsizliklerin harika bir dökümü.

Derlemede, pandeminin gündelik hayatın dönüşümündeki etkilerinden eğitim üzerinde yarattığı kırılganlıklara ve işçi sınıfı üzerindeki derinleşen eşitsizliklere kadar pek çok konu tartışılıyor.

Covid-19, hızlı bulaş riski, yayılma kapasitesi ve dirençli varyantları sebebiyle tüm dünyayı kısa sürede etkisi altına aldı.

Bu beklenmedik ve endişe verici gelişme, küresel ticaret ve ulaşım ağlarındaki yoğunluk, siyasal öngörüsüzlük, sağlık hizmetleri ve altyapısındaki yetersizlikler gibi faktörlerin eklenmesiyle toplumsal hayatın her alanında giderek derinleşen bir krize dönüştü.

Sadece dünyanın her köşesinden milyonlarca insanın yaşamını yitirmesine yol açmadı.

Küresel ölçekte yaşanan istihdam kaybı, olağanüstü hâl kapsamında uygulanan sokağa çıkma yasağı, seyahat engeli gibi kısıtlamalar ve aksayan eğitim faaliyetleri milyarlarca insanın hayatına ket vurdu.

Hal böyleyken, salgını kontrol altına alabilmenin yollarını araştırmak kamu sağlığı açısından ne kadar önemliyse, salgının sosyo-politik ve ekonomik alandaki tezahürlerini sorgulamak da bu süreçte ortaya çıkan ve pekişen toplumsal eşitsizlikleri anlamak açısından o kadar önemli.

‘Salgın Halleri’, salgının bir anda ve tüm çıplaklığıyla ortaya saçtığı bu çok katmanlı eşitsizlikleri mercek altına almasıyla önemli.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Ebru Kayaalp Jurich, İbrahim Burhan Işık, Mehmet Barış Kuymulu, Onur Bilginer, Bahar Aykan, Duygu Hatıpoğlu Aydın, Aksu Akçaoğlu, Can Özen, Yeşim Mutlu, Zafer Ganioğlu, Önder Küçükural, Etrit Shkreli, Hatice Yaprak Civelek, Gökten Doğangün ve Canan Balan.

  • Künye: Kolektif – Salgın Halleri: Covid-19 ve Toplumsal Eşitsizlikler, derleyen: Bahar Aykan ve Onur Bilginer, Nika Yayınevi, siyaset, 480 sayfa, 2021

Kolektif – Yeni Medyada Görsel Küresel Politikalar (2021)

Yeni medya, görüntüleri hızlı bir biçimde yerel ve küresel ölçekte kitlelerle buluşturarak yepyeni aidiyet ve ifade biçimleri yaratıyor.

Bu nitelikli derleme de, bu durumun küresel politikaları nasıl etkilediğini çok yönlü bir bakışla ele alıyor.

Dijital ağların zamanı ve mekânı aşan yapısı sayesinde yeni medyadaki içerikler anlık olarak dolaşıma giriyor ve dünyanın farklı yerlerinde yaşayan yeni medya kullanıcıları tükettikleri ve/veya ürettikleri içerikler ile ortak bir paydada buluşabiliyor.

Hareketli ve durağan görüntülerin kolayca üretilebilmesi ve tüketilebilmesiyle, söz konusu içeriklerin kullanıcıların olay, kişi ve olgulara bakış açısını şekillendirme gücü bizleri, yeni medya kullanıcılarının görsel küresel politikalar alanında bir özne mi yoksa nesne mi olduğu sorusuna götürüyor.

İşte ‘Yeni Medyada Görsel Küresel Politikalar’ başlıklı bu çalışmanın çıkış noktası da tam olarak, yeni medyanın bu alanda yarattığı değişim ve bu değişimin mimarı olan kullanıcılar.

Etkileşimli yapısı ve multimedya özelliği ile ön plana çıkan yeni medya, durağan ve hareketli görüntüleri anlık ve hızlı bir biçimde yerel ve küresel ölçekteki kitleler ile buluşturarak küresel çapta yeni aidiyet ve ifade biçimleri yaratıyor ve böylece görsel küresel politikaları etkiliyor.

Söz konusu aidiyet ve ifade biçimlerinin farklı alanlardaki yansımaları kitaptaki on bir yazıda detaylı şekilde ele alınmış ve güncel örnekler üzerinden tartışılmış.

  • Künye: Kolektif – Yeni Medyada Görsel Küresel Politikalar, editör: Gözde Kurt ve İrem Çoban, Kalkedon Yayınları, medya, 294 sayfa, 2021

Kolektif – Şirketlerden Kooperatiflere, Rekabetten Dayanışmaya (2021)

Kooperatifçilik, kapitalizmin yarattığı tahribatın üstesinden gelmenin en iyi alternatiflerindendir.

Bu önemli derleme de, konut, eğitim, gıda, enerji gibi pek çok alanda örgütlenen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye’deki örneklerini ortaya koyuyor.

Kooperatifçilik hareketi tarihsel olarak geniş halk kesimlerinin, kapitalizmin yarattığı tahribat karşısında, zaman zaman imkânlarını, zaman zaman kaynaklarını, zaman zamansa üretim süreçlerini ortaklaştırma faaliyeti, tekellerin, aracıların, yoksulluğun karşısında ayakta kalma ve dayanışma mücadelesi oldu.

Bu anlamda kooperatiflerin bir ortaklaşma ve dayanışma pratiği olarak, küreselleşme sürecinin getirdiği yıkım ile birlikte, yeniden gündem gelmesi ve giderek daha fazla tartışılması şaşırtıcı değil.

‘Şirketlerden Kooperatiflere, Rekabetten Dayanışma’ya başlıklı bu çalışma da, konut, eğitim, gıda, enerji gibi pek çok alanda, toplumsal ihtiyaçlar alanında örgütlenen, yeni kamusallıklar inşa etmeye çalışan, katılımcı ve dayanışmacı ilkelerle organize edilen çeşitli kooperatiflerin Dünyada ve Türkiye’deki örneklerini ortaya koyuyor.

Şirket egemenliğinin, sosyal, ekonomik ve aynı zamanda ekolojik alanda yarattığı yıkıcı sonuçlar ve kriz gün geçtikçe derinleşirken, tarım ve gıda alanında olduğu kadar yaşamın diğer alanlarında da dayanışmacı ve katılımcı temelde işleyen örneklerin inşa ediliyor olması umut verici.

Dolayısıyla birbirleriyle eklemlenerek faaliyet gösteren şirket tipi sermaye formları, üretimden tüketime bütün sektörleri nasıl kontrol ediyorsa, kooperatiflerin de birbirleriyle dayanışmacı, katılımcı ilkelerle eklemlenerek birlik olmaları ve daha geniş ölçeklerde etkili olabilecekleri ağ ilişkileri ve kurumsal yapılar geliştirmeleri büyük bir gereklilik haline geldi.

Bu gereklilik kendini örgütleyebildiği oranda, şirketlerin distopik dünyasında eşitlikçi ve dayanışmacı ilkelerle kurulan yeni alternatifler kendisine gelişim gösterebileceği yeni alanlar bulacaktır.

Kitap, rekabetin karşısına dayanışmayı, parçalanmanın ve yabancılaşmanın karşısına kolektiviteyi, hiyerarşinin karşısında katılımcılığı ve eşitlikçi ilişkileri koyan bir yönetim anlayışıyla, üretimden tüketime bir süreci organize etmeyi hedefleyen bir “yeni”den bahsediyor.

Bu “yeni”, sistemin mağduru olan işçileri, kadınları, çiftçileri ve bütün ötekileştirilen kimlikleri temsil eden kurumların “birbirinin eki” olarak kendi sorunlarını bizzat kendisinin aşması ve özneleşmesi temelinde yeni ve alternatif bir kamusallığın inşasına işaret ediyor.

İşte kooperatifler bir dayanışma formu olarak, bu sürecin önemli parçalarından biridir.

Ancak kooperatiflerin kendi içlerinde eskinin kalıntılarını ve yeninin nüvelerini aynı oranda barındıran, şirket egemenliğine karşı olduğu kadar sistemin hastalıklarını da taşıyabilen çelişkili formlar olarak karşımıza çıktığı söylenebilir.

Bu anlamda eldeki çalışma, neoliberalizmin anti demokratik, adil olmayan yapısının ürettiği sosyal sorunlar karşısında, Dünyada ve Türkiye’de yeni gelişen kooperatifleşme deneyimlerini ele alan tartışmaları barındırması, emeğin ve doğanın sömürüsüne dayanan mevcut sistemi aşmaya çalışan bir perspektif sunması ve yeni kooperatifleşme hareketine, akademik alandan sağlam bir katkı sunmasıyla çok önemli.

Kitaba katkıda bulunan isimler: Ahmet Gire, Betül Yaprak Yorğun, Nilay Küme Yıldırım, Çağatay Edgücan Şahin, Ecem Evrensel, Emre İşeri, Göktürk Kalkan, Hatice Kurşuncu, Mehmet Cevat Yıldırım, Özal Çiçek ve Radiye Funda Karadeniz.

  • Künye: Kolektif – Şirketlerden Kooperatiflere, Rekabetten Dayanışmaya: Tartışmalar, Deneyimler, derleyen: Uygar D. Yıldırım ve F. Serkan Öngel, NotaBene Yayınları, siyaset, 328 sayfa, 2021