Dilek Kızıldağ Soileau – Koçgiri İsyanı (2017)

  • KOÇGİRİ İSYANI, Dilek Kızıldağ Soileau, İletişim Yayınları, tarih, 432 sayfa

Alevilik, Kürt tarihi, Koçgiri ve Dersim tarihi konularında birçok çalışması bulunan Dilek Kızıldağ Soileau’dan, Cumhuriyetin ilk dönemine rast gelen Koçgiri isyanı hakkında nitelikli bir sosyo-tarihsel analiz. Kürt siyasallaşmasının önemli bir ayağı olan isyanın, hem 1789 Fransız Devrimiyle belirginleşen ulus/ulusçuluk kavramlarının bir yansıması olarak hem de Sevr Antlaşması’nı dayanak alan “Bağımsız bir Kürdistan” kurmak amacıyla gerçekleştiği düşünülüyor. Soileau, kitabının birinci bölümünde, isyanın oluşma şartlarına tarihsel bir arka plan vermek amacıyla Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyıl merkezîleşme politikası ve Kürt bölgelerinde yansımalarını değerlendiriyor, 20. yüzyıl Kürt milliyetçiliğinin kökenleri araştırılıyor. Yazar kitabının devamında da, Mütareke sonrası Kürt siyasallaşmasının durumunu ve Koçgiri isyanını ortaya çıkaran ana dinamikleri analiz ediyor. Kitabın önemli katkılarından biri de, ele aldığı konuyu yalnızca tarihsel yönüyle değil, antropoloji, sosyoloji ve siyaset bilimi gibi farklı sosyal bilimlerin perspektifinden irdelemesi. Kitap, konuya dair neredeyse en önemli kaynak olan Meclis Arşivi’ndeki “Koçgiri Hadisesine Dair Heyet-i Tahkikiye Raporu”nun tamamını kullanan ilk akademik çalışma olmasıyla da dikkat çekmekte.

Akif Pamuk – Kimlik ve Tarih (2014)

  • KİMLİK VE TARİH, Akif Pamuk, Yeni İnsan Yayınevi, tarih, 256 sayfa

Akif Pamuk nitelikli çalışmasında, ötekiliğin tarihsel ve güncel pek çok soruna işaret ettiği Türkiye’de, kimlikler olgusunu çok boyutlu bir bakışla irdeliyor. Bireysel ve kolektif kimliklerin ifade edilişinde tarihin rolünü tartışmaya açan Pamuk, bu irdelemeyi Roboski katliamı, Hrant Dink suikastı, Sivas katliamı, 28 Şubat süreci, Ergenekon davaları ve eşcinsellere yönelik saldırılar gibi pek çok örnek üzerinden yapıyor. Modern öncesi ve modern dönemde kimlik inşası; ulusal, dinsel, kültürel, cinsel, politik kimlikler ve bir kimlik temellendirme, inkâr etme aracı olarak tarihin kullanımı, Pamuk’un tartıştığı kimi konular.

Kemal Kurak – Pierre Loti (2008)

  • PİERRE LOTİ, Kemal Kurak, Elips Yayınları, biyografi, 169 sayfa

Kemal Kurak, Türkiye’de sevilen simalardan olan Fransız yazar Pierre Loti’nin hayat hikâyesini anlatıyor. Loti’nin Türkiye’de çok sevilmesi boşuna değil. Kendisi her daim Türkiye taraftarı olmuş, bir dönem yaşadığı İstanbul’a duyduğu hayranlık da, eserlerinde kendine çokça yer bulmuştur. Fransız ordusunda subay olan Loti, İstanbul’a ilk kez 1876 yılında ve Osmanlı yaşam biçiminden çok etkilendi. Bunu eserlerine de yansıtan Loti’nin ‘Aziyadé’ romanı da, burada yaşadığı bir aşkı hikâye eder. Loti, eserlerinde Doğu’yu sürekli işlediği gibi, Osmanlı’yı sürekli savunduğu için Batı dünyasında da dışlanmıştı. İşte Kurak’ın çalışması, bu kendine has ismin sıra dışı hayatının ayrıntılarına inmesiyle ilgi çekiyor. Kurak, Loti’nin hayat hikâyesini sunduğu gibi, kendisi hakkında dile getirilen iddiaları da bir araya getirip yanıtlıyor.

 

Ferudun Ata – Süleymaniyeli Nemrut Mustafa Paşa (2008)

  • SÜLEYMANİYELİ NEMRUT MUSTAFA PAŞA: BİR İŞBİRLİKÇİNİN PORTRESİ, Ferudun Ata, Temel Yayınları, tarih, 144 sayfa

Ferudun Ata, ‘Nemrut Mustafa Paşa: Bir İşbirlikçinin Portresi’nde, Atatürk ve milli mücadele liderlerine idam kararı veren mahkemenin reisi olan ve Kürt Mustafa Paşa olarak da bilinen Nemrut Mustafa Paşa’yı anlatıyor. Aslen Süleymaniyeli Babanzade ailesine mensup Nemrut Mustafa Paşa, Osmanlı ordusunda Tuğgeneralliğe kadar yükselmiş, mütareke sırasında kurulan Divan-ı Harb-i Örfi’ye üye olarak atanmış ve daha sonra Damat Ferit zamanında mahkeme reisi olmuştu. Kitabın birinci bölümü, Mustafa Paşa’nın orduya girişi ve mezun olduktan sonra Osmanlı Devleti’nin farklı coğrafyalarında ve askerî birliklerde yaptığı görevleri ele alıyor. Kitabın ikinci bölümü, Mustafa Paşa’nın Mondros Mütarekesi’nden sonra yaptığı faaliyetleri anlatıyor. Kitabın son bölümü ise Paşa’nın 150’likler listesine dâhil edilip yurt dışına sürgün edilmesini ve sonrasındaki hayatını anlatıyor.

 

Mehmet Şevki Yazman – Cephaneniz Yoksa Süngünüz Var (2008)

  • CEPHANENİZ YOKSA SÜNGÜNÜZ VAR, Mehmet Şevki Yazman, yayına hazırlayan: Tuncay Yılmazer, Yeditepe Yayınları, tarih, 455 sayfa

Mehmet Şevki Yazman’ın ‘Cephaneniz Yoksa Süngünüz Var’ isimli bu çalışması, Çanakkale Savaşı konusunda yazılmış en önemli eserlerden biri. Kitabı bu derece önemli kılan başlıca nokta da, Yazman’ın 20. Tümen içerisinde Teğmen olarak bizzat savaşa katılmış olması. Dolayısıyla, kitabın tasvirlerinin olabildiğince canlı olması, yazarının birebir tanıklığına dayanmasından kaynaklanıyor. Bu zorlu ve çileli savaşı başlangıcından sonuna kadar anlatan Yazman, savaşa katılmış çok sayıda subayın anılarını ve savaşa dair pek bilinmeyen ayrıntıları, kendine özgü bir üslupla yorumluyor. Yazarın kimi zaman sohbet eder, kimi zaman sorular sorar ve kimi zaman da olayları yorumlar tarzda karşımıza çıkan anlatımının da oldukça orijinal olduğunu söylemeliyiz.

 

İlber Ortaylı – İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı (2008)

  • İMPARATORLUĞUN EN UZUN YÜZYILI, İlber Ortaylı, Timaş Yayınları, tarih, 335 sayfa

İlber Ortaylı’nın ‘İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı’ isimli bu kitabının ilk baskısı 1983 yılında yapılmıştı. İlgiyle karşılanan kitap, aradan geçen bu süre zarfında 26 baskıya ulaştı. Ortaylı bu kitaptaki yazılarında, Osmanlı İmparatorluğu’nun en sıkıntılı dönemlerinden olan 19. yüzyıldaki durumunu çeşitli yönleriyle anlatıyor. Kitapta, İmparatorluğun 18. ve 19. yüzyıllarının idari, toplumsal kurumları ve bir anlamda da kültür tarihine dair çok sayıda ayrıntı yer alıyor. Ortaylı’nın kitaptaki yazılarının ana çerçevesini, aslında tarihçiler tarafından biraz ihmal edilmiş, Osmanlı modernleşmesinin başladığı 19. yüzyıl oluşturuyor.

 

Onur Karahanoğulları – Birinci Meclis’in İçki Yasağı (2008)

  • BİRİNCİ MECLİS’İN İÇKİ YASAĞI, Onur Karahanoğulları, Phoenix Yayınları, tarih, 176 sayfa

Onur Karahanoğulları ‘Birinci Meclis’in İçki Yasağı’nda, Ali Şükrü Bey’in çalışmalarının neticesinde ortaya çıkmış Men-i Müskirat Kanunu olarak bilinen içki yasağını inceliyor. Karahanoğulları bu yasağın, toplumsal ihtiyaçların yasalaşması ve yasaların toplumsal ilişkilere müdahale aracı olarak kullanılmasının iyi bir örneğini sunduğunu söylüyor. İçki yasağı, 28 Nisan 1920 tarihinde Birinci Meclis’te Trabzon milletvekili Ali Şükrü Bey tarafından içkiyi yasaklayan bir teklifin verilmesiyle başlamış ve altı yıl kadar uygulandıktan sonra, 22 Mart 1926’de kalkmıştı. Kitap, bu yasağın uygulanma sürecinde yaşanan gelişmeleri ve bu yasakla gerçekte nelerin amaçlandığına odaklanıyor.

 

Alexander Rabinowitch – Devrime Doğru (2014)

  • DEVRİME DOĞRU, Alexander Rabinowitch, çeviren: Serpil Pehlivan, Yordam Kitap, tarih, 237 sayfa

 

Tarihçi Alexander Rabinowitch ‘Devrime Doğru’da, 1917 Petrograd Haziran ve Temmuz gösterilerinin nedenleri ile Bolşevik Parti’nin bu gösterilerin örgütlenmesi ve gelişimindeki rolünü aydınlatıyor. Çalışmanın odak noktasını, yaz ortalarında kitlesel huzursuzluğun ve Bolşeviklere olan desteğin taşradakinden ve cephedekinden çok yoğun olduğu Petrograd’daki gelişmeler oluşturuyor. Bir tarihsel arka planın analiziyle açılan kitapta, Petrograd Bolşeviklerinin akim kalan 10 Haziran gösterisi, Temmuz ayaklanması sürecinde yaşananlar, Lenin ve Parti Merkez Komitesinin bu süreçteki tutumu gibi önemli olaylar ele alınıyor.

Penny le Couteur ve Jay Burreson – Napolyon’un Düğmeleri (2014)

  • NAPOLYON’UN DÜĞMELERİ, Penny le Couteur ve Jay Burreson, çeviren: Raşit Gürdilek, Metis Yayınları, bilim, 370 sayfa

Napolyon’un, Ruslara efsanevi yenilgisi konusunda muhtelif nedenler öne sürüldü. Bunlardan en garibi, Napolyon’un piyadelerinin paltolarından pantolon ve ceketlerine kadar tüm giysilerini ilikleyen kalaydan yapılma düğmelerin, amansız Rus kışında parçalanıp dağılarak askerleri soğuk karşısında dayanıksız kılmasıydı. Penny le Couteur ve Jay Burreson da, bu efsaneden yola çıkarak kimyasal yapılarla tarihi olaylar arasındaki bağlantıların öykülerini anlatıyor. Yazarlar, görünürde birbiriyle ilgisiz olayların benzer kimyasal yapılara dayandığını ve toplumun gelişmesinin bazı bileşiklerin kimyasına bağlı olduğunu savunuyor.

Emre Dölen – İstanbul Darülfünunu’nda Alman Müderrisler (2014)

  • İSTANBUL DARÜLFÜNUNU’NDA ALMAN MÜDERRİSLER, Emre Dölen, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, tarih, 905 sayfa

Emre Dölen dikkat çekici incelemesinde, 1. Dünya Savaşı sırasında Türk-Alman ittifakının sonucu olarak 1915’te İstanbul Darülfünunu’nda müderris olarak görevlendirilmiş Alman bilim insanlarının Türkiye’deki faaliyetlerini inceliyor ve onların mirasının izini sürüyor. Kitap, Mondros Mütarekesi’nin hükümleri uyarınca 1918’de Türkiye’den ayrılan bu yirmiyi aşkın müderrisin ülkede kaldıkları üç yıllık dönemde yaptıkları yayınlar ile ayrıldıktan sonra Türkiye’ye ilişkin gerçekleştirdikleri çalışmaları, yanlarına müderris muavini ve tercüman olarak verilmiş kişileri ve onların ülke eğitimine sundukları katkıyı aydınlatmasıyla önemli.