Fernand Braudel – Fransa’nın Kimliği (2024)

Fernand Braudel, Fransız tarihinin anahtarlarını titizlikle ve tutkuyla sunuyor.

Yazar Fransa’nın zengin çeşitliliğini hayranlıkla gözlemliyor, coğrafi ortamı ve Avrupa’daki konumuyla ilgili konuları konumlandıyor, coğrafyasını şekillendiren uzak kökenlerin, tekniklerin ve geleneklerin muazzam ağırlığını ortaya koyuyor.

Kitaptan bir alıntı:

“Bunu bir kez daha söylemeyeceğim: Fransa’yı Jules Michelet ile aynı titiz ve karmaşık tutkuyla seviyorum. Erdemleriyle kusurları, yeğlediklerimle kabul etmeye zorlandıklarım arasında ayrım gözetmeden. Ama bu tutku bu kitabın sayfaları arasına pek sızmayacaktır. Onu özenle uzakta tutacağım. Beni tuzağa düşürebilir, şaşırtabilir, bu yüzden onu yakın göz hapsine alacağım. Ve yolumda ilerlerken olası zaaflarıma da işaret edeceğim. Çünkü Fransa’dan sanki başka bir ülke, başka bir yurt, başka bir ulusmuş gibi söz etmeye kararlıyım.

Elinden geldiğince tarafsız bir ‘gözlemci’ olması gereken tarihçi kendisini bir çeşit kişisel suskunluğa mahkûm etmek zorundadır. Daha önceki çalışmalarımdan dolayı böyle bir çaba benim için belki daha kolay olacaktır. Akdeniz ya da kapitalizm üzerine kitaplarımda Fransa’yı uzaktan, bazen çok uzaktan, ama ötekilerin arasında, ötekilere benzer bir gerçeklik olarak süzdüm. Böylece bana çok yakın olan bu çevreye geç ama apaçık bir zevkle vardım: Tarihçi, gerçekte yalnız kendi ülkesinin tarihiyle rahat ilişkiler içindedir, bu tarihin dönemeçlerini, değişimlerini, özgünlüklerini, zayıflıklarını neredeyse içgüdüsel olarak kavrar. Başka yerde kamp kurduğu zaman, ne kadar derin bilgi sahibi olursa olsun, asla böylesine kozları yoktur.”

  • Künye: Fernand Braudel – Fransa’nın Kimliği, çeviren: Levent Başaran, Alfa Yayınları, tarih, 984 sayfa, 2024

Maurice Vaïsse – 1945’ten Günümüze Uluslararası İlişkiler (2024)

Güncel olaylarla doğrudan ilgili olan bu kitap, 1945’ten günümüze uluslararası siyasi ilişkilere kapsamlı bir genel bakış sunuyor.

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesi devletlerarasındaki ilişkilerde önemli bir kırılmaya işaret eder.

Öncelikle Avrupa devletlerinin gerilemesi karşısında, kendi etraflarında homojen bloklar oluşturmayı hedefleyen ABD ve Sovyetler Birliği’nin yükselişine tanık olduk.

Soğuk Savaş hız kaybetmezken, sömürgeleştirilmiş halklar Avrupa’nın himayesinden kurtulmaya çabaladı.

Artık yeryüzünde uluslararası ilişkilere bir nebze olsun katılmayan neredeyse hiçbir bölge kalmamıştı.

1960’lı yıllardan 1980’li yıllar arasında iki kutuplu dünya yerini, yeni hesaplaşmaların ortaya çıktığı bir dünyaya bıraktı.

1989-1991 yılları arasında yaşanan devrim niteliğindeki olaylar, Soğuk Savaş’a son verdi.

Amerikan süper gücünün egemen olduğu uluslararası toplum, 11 Eylül 2001 olaylarının daha da olanaksız hale getirdiği yeni bir dünya düzeni arayışındaydı.

Yirmi birinci yüzyılın ilk yıllarına küreselleşme olgusu ve başta Çin olmak üzere yükselen güçlerin ortaya çıkışı damgasını vurdu.

1990’ların barış umutlarından çok uzakta, uluslararası düzene yönelik meydan okumalar 2010’larda dünyayı yeniden bir gerilim ve şiddet sarmalına itti.

Covid-19 salgını ve Ukrayna savaşının (2022) neden olduğu şokların etkisiyle, ulusötesi sorunlar, çok taraflı çözümler gerektiren bir dünyayı iyice parçaladı.

Kırılma anları, tırmanan kriz ve gerilimler, yeni ittifak arayışları, antlaşmalar, hiç bitmeyen savaş ve barışlar…

Uluslararası ilişkiler alanında yetkin bir isim olan Maurice Vaïsse yaşadığımız dünyanın bu baş döndürücü hızını, siyasi ve ekonomik güç dengelerini gözeterek tarafsız bir gözle analiz ediyor.

  • Künye: Maurice Vaïsse – 1945’ten Günümüze Uluslararası İlişkiler, çeviren: Ayşe Meral, Doğu Batı Yayınları, siyaset, 535 sayfa, 2024

Andrew Scull – Deliliğin Kısa Tarihi (2024)

Dünyanın önde gelen psikiyatri tarihçilerinden Andrew Scull, antik çağlardan günümüze, dünyanın farklı kültürlerinde deliliğin panoramik bir portresini çiziyor.

İki bin yılı aşkın bir süre boyunca akıl hastalığına verilen sosyal, kültürel, tıbbi ve sanatsal tepkileri kışkırtıcı ve eğlenceli bir şekilde inceliyor.

Günümüzde akıl hastalığına yaygın olarak tıbbi bir mercekten bakılsa da, toplumlar deliliği psikolojik veya sosyal açıklamalar inşa ederek anlamlandırmaya çalıştılar.

Scull, ‘Deliliğin Kısa Tarihi’ kitabında bu rahatsızlığın ve onu tedavi etme girişimlerimizin uzun ve karmaşık tarihinin izini sürerken, deliliğin yönetimi ve bastırılmasına adanmış bir endüstrinin nasıl bu denli büyüdüğünü de ortaya koyuyor.

Scull, deliliğin sağduyulu varsayımlarımızı nasıl derinden sarstığını; toplumsal düzeni hem sembolik hem de pratik olarak nasıl tehdit ettiğini; günlük yaşamın dokusunda yarattığı aksaklıkları; deneyimlerimizi ve beklentilerimizi nasıl alt üst ettiğini ustaca aktarıyor.

  • Künye: Andrew Scull – Deliliğin Kısa Tarihi, çeviren: Deniz Aktan Küçük, Say Yayınları, psikoloji, 160 sayfa, 2024

Jan De Vries – Çalışkanlık Devrimi (2024)

On yedinci yüzyılın başlarından itibaren tüketicilerin yeni talepleri, kuzeybatı Avrupa ve Kuzey Amerika’nın maddi kültürlerini kökünden değiştirecek yeni bir çalışkan davranışla birleşti.

Bu çalışkanlık devrimi, Sanayi Devrimi ile ilişkilendirilen ekonomik ivmenin içinde şekillendiği bağlamdır.

Hollandalı tarihçi De Vries’in erken modern dönem iktisat tarih yazımında dönüm noktası olan bu eseri, tüketim mallarının yeni önemine ilişkin entelektüel anlayışı ve bütün gelir düzeylerinden hane halklarının tüketici davranışlarını araştırıyor.

Tüketici davranışını hane halkı ekonomisi bağlamına yerleştirerek, tüketim taleplerinin farklılaşması ve bunların çeşitlenmesi ekonomik kalkınmanın seyrini nasıl şekillendirdi?

Hane halklarının çalışmak ve tüketmek üzerine yoğunlaşmaları nasıl bir iktisadi düzen yarattı?

Orijinal kaynakları ve iktisat tarihi modellerini birleştiren bu kitap, mevcut tüketici teorisinin güçlü ve zayıf yönlerini ortaya koyuyor ve ekonomik soyutlamalara tarihsel gerçekçilik katan revizyonlar öneriyor.

  • Künye: Jan De Vries – Çalışkanlık Devrimi: 1650’den Günümüze Tüketici Davranışı ve Hane Halkı Ekonomisi, çeviren: Ramiz Üzümçeker, Vakıfbank Kültür Yayınları, tarih, 472 sayfa, 2024

Richard Charkin – 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Yayıncılığın Tarihi (2024)

Yayıncılığın altın çağına tanıklık etmek, sadece bir gözlemci olmaktan öte bir deneyimdir.

Bu kitap, Richard Charkin’in kaleminden son 50 yılda kitap yayıncılığının değişen dinamiklerine ışık tutuyor.

Yayıncılık dünyasının önde gelen isimlerinden biri olan Charkin, Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin eski başkanı ve Oxford Üniversitesi, Bloomsbury, Macmillan Yayınları gibi prestijli yayınevlerinde üst düzey yöneticilik yapmış duayen bir isim.

Okuyucu alışkanlıkları nasıl dönüştü?

Dijitalleşme yayıncılık dünyasını ve kitapları nasıl etkiledi?

Akademik dergiler ve bilimsel yayınlar değişim sürecini nasıl tetikledi?

Bu ve benzeri sorulara kişisel hikayelerle yanıt aramaya çalışan eser, sadece yayıncılığın bir tarihçesini değil, sektörün geleceğine dair yeni perspektiflerini de sunuyor.

Sürükleyici, açık fikirli, kapsamlı ve çok öğretici bir çalışma. Yazarlığa, okurluğa, kitaplara ve yayıncılığa ilgi duyan herkes için vazgeçilmez bir kaynak.

  • Künye: Richard Charkin – 20. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Yayıncılığın Tarihi, çeviren: Kadir Yılmaz, Nokta Kitap, tarih, 248 sayfa, 2024

Ahmet Denker – Klasik Çağın Kaybolan Harikası: Artemis Tapınağı (2024)

Gizemi ve erişilmezlikle örtülmüş cazibesiyle dünya genelinde çok az tapınak insanlığı Efes’teki Artemis Tapınağı (Efes Artemisionu) kadar derinden etkilemiş ve meşgul etmiştir.

Öyle ki, Klasik Çağ’ın yazarları onu “Dünyanın Yedi Harikası”ndan biri olarak seçmişlerdi.

Hatta tapınak, onları görenlere göre yedi harikanın en muhteşemiydi.

Artemision yedi kez yıkıma uğramasına rağmen Efes’in ebedi sembolü olarak kalmaya devam etmiş, her yıkılıştan sonra Efesliler onu yeniden inşa etmek gibi zorlu bir görevi tekrar üstlenmiş ve her yeniden inşa bir öncekini hem büyüklük hem de ihtişam açısından geride bırakmıştı.

Sekizinci ve son yıkılışından sonra dünyanın bu harikası, ardında hiçbir iz bırakmadan bir hayalet gibi ortadan kaybolmuştu.

Klasik Çağ’ın tüm tapınakları arasında Artemision bu şekilde yok olan tek tapınaktı; bu nedenle eğer bulunamasaydı gerçekte hiç var olmadığına, bir hayal ürünü olduğuna hükmedilecekti.

1869 yılının son gününde, yüzyıllardır aranan ama bir türlü bulunamayan, varlığı şüpheyle karşılanan ve keşif ümitleri zaman içinde tükenmiş olan kayıp tapınak bir mucize eseri bulundu.

Yıllarca limanı dolduran Küçük Menderes’in taşıdığı alüvyonların altında gömülü kalmıştı.

Üç yıl daha devam eden 10 yıllık kazı macerası, tapınağın parçalarının 1873’te Britanya Müzesi’ne nakledilmesiyle sona erdi.

Tapınak bir daha asla yerinde görülmeyecekti.

Bugün Artemision’u görmek için Efes’e gidenleri, yeşil bir su birikintisinin yanında tek başına duran bir sütun karşılamaktadır.

Günümüz ziyaretçisinin tapınağın esas ihtişamını tasavvur edebileceği hiçbir şey kalmamıştır.

Ahmet Denker, ‘Çölün Gelini Palmira’dan sonra bu kitapta da önemli bir kültürel miras sorununa cevap arıyor: Artemis Tapınağı’nı, coğrafyasında başka hiçbir yapının görkemini geçemediği en parlak döneminde olduğu gibi dijital alanda görünür kılmak.

Yazar, tapınağın şimdiye kadar keşfedilmiş neredeyse tüm önemli parçalarını içeren Britanya Müzesi’nde uzun yıllar süren çalışmalarını açık, sanal ortamların yaratılması imkânı ve zamanda geriye yolculuk olanağına yol açan teknolojilerle harmanlayarak, okuru Artemis Tapınağı’yla sanal olarak buluşturuyor.

‘Klasik Çağın Harikası: Artemis Tapınağı’, bu yapının 2. yüzyılda Efeslilerin gözünden nasıl göründüğünü canlandırıyor.

Okur, tapınağın tarihine ve onun geçmişteki görkemli haline doğru bir yolculuğa çıkarılıyor.

  • Künye: Ahmet Denker – Klasik Çağın Kaybolan Harikası: Artemis Tapınağı (Tarihçesi, Mimarisi ve Dijital Rekonstrüksiyonu), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, arkeoloji, 242 sayfa, 2024

James Henry Breasted – Antik Mısır’ın Öyküsü (2024)

 

Bu kitap, Mısırbilimciler tarafından, Mısır tarihi üzerine şimdiye kadar yazılmış en iyi referans kitaplarından biri olarak kabul ediliyor.

James Henry Breasted, Antik Mısır hakkındaki bu kapsamlı çalışmasında okuyucuyu Mısır devletinin daha kurulduğu ilk günlerden Perslerin hakimiyetinde nihai çöküşüne ve yıkılışına kadar götürüyor.

Mısır’ın neden bu kadar hızlı gelişebildiği ve böylesine sofistike bir sosyo-politik sistem oluşturabildiğini açıklıyor.

Öncü bir Mısırbilimci olan Breasted, Antik Mısır’ın bu tarihini oluşturmak için arkeolojiden antik tarihçilere ve tercüme edilmiş hiyerogliflere kadar çok çeşitli kaynaklardan yararlanıyor.

Kitap boyunca erken dönem Mısır dinsel inançlarını, piramitlerin gelişimini, hüküm süren farklı hanedanlıkları ve daha pek çok büyüleyici konuyu açığa çıkarıyor.

Breasted akademik hayatını bir arkeolog, Mısırbilimci ve tarihçi olarak sürdürdü.

Mısırbilim ve Şark tarihi alanında profesör oldu.

Chicago Üniversitesi’nde Şark Enstitüsü’nü kurarak Mısır topraklarında antik dönemde yaşananları gün yüzüne çıkaran önemli çalışmalar yaptı.

Başlangıcından Pers istilasına kadar Mısır tarihinin genel bir görünümünü, kaynak metinlere hâkim bir akademisyen tarafından yazılmış olarak edinmek isteyenler, Breasted’in şimdiye kadar yazılmış en dolu, en canlı ve en ilginç ‘Antik Mısır’ın Öyküsü’ kitabına başvurabilirler.

  • Künye: James Henry Breasted – Antik Mısır’ın Öyküsü, çeviren: İbrahim Şener, Retorik Yayınları, tarih, 640 sayfa, 2024

Mart Hollingsworth – Medici Ailesi (2024)

Tarihe damgasını vuran Mediciler muazzam güce nasıl ulaştılar ve onu korumak için neler yaptılar?

On beşinci yüzyılda Avrupa’nın en güçlü bankasını kuran Medici ailesi, Floransa’da büyük bir siyasi güç elde ederek şehri kültürel başarının zirvesine çıkardı. Yarattıkları muazzam etki Floransa sanatı ve mimarisinde bir patlamaya neden oldu ve böylece Rönesans dönemine damgasını vurdu. Michelangelo, Donatello, Fra Angelico ve Leonardo Da Vinci himaye ettikleri sanatçılardan sadece birkaçıydı.

Peki vitrinde böylesine güçlü bir mitolojik hikâye anlatılırken arka planda neler olmaktaydı? Bu başarı hikâyesi gerçekte bir kurgu muydu?

300 yıldan fazla hüküm süren ve içinden papalar, siyasetçiler, kraliyet mensupları çıkaran bu hanedanlığın güce ulaşma ve onu koruma macerasının asıl hikâyesi neydi?

Ortaçağ tarihçisi Mary Hollingsworth, İtalyan Rönesansı’nın en güçlü ailesinin tarihine taze ve heyecan verici yeni bir bakış açısı getiriyor.

Hollingsworth, bu efsanevi hanedanlığı çevreleyen mitleri etkili bir şekilde çürütürken Medicilerin yükselişi ve düşüşünün nefes kesici hikâyesini anlatıyor.

  • Künye: Mary Hollingsworth – Medici Ailesi: Medici Hanedanlığının Gizli Tarihi, çeviren: Aslı Perker, Beyaz Baykuş Yayınları, tarih, 416 sayfa, 2024

Cengiz Erdinç – Overdose Türkiye (2024)

‘Overdose Türkiye’, organize suç ve uyuşturucunun demokrasiye karşı bir tehdide dönüşen istilasını konu ediniyor.

Kıyıda köşede unutulmuş resmi belgelerin, hiç konuşulmamış güncel raporların ve mahkeme kayıtlarının ayrıntılarında kalan karanlığa ışık tutuyor.

Kitaptan 1930’larda İstanbul’da üç eroin fabrikasının bulunduğu ve bunlardan birinin yönetim kurulu başkanının sonradan başbakanlık yaptığı gibi şaşkınlıkla okuyacağımız pek çok bilgi mevcut.

Bir zehrin, bir ulusun damarlarında nasıl dolaştırıldığını anlatan belgesel niteliğindeki kitap, mafya ve uyuşturucunun yalnızca suç olarak değil, toplumsal ve politik bir sorun olduğunu da net bir şekilde ortaya koyuyor.

  • Künye: Cengiz Erdinç – Overdose Türkiye: Narkoelitlerden Mafyaya Uyuşturucunun Yüzyıllık İstilası, Doğan Kitap, siyaset, 512 sayfa, 2024

Frederick W. Frey – Türk Siyasal Eliti (2024)

Türkiye 1920’den sonra geçen on dört yılda hemen hemen tekdüze bir siyasi gidişat sergiledi.

Büyük Güçlerin müdahalesine karşı milliyetçi bir devrim yaşadı.

İstiklâlini eline aldıktan sonra, büyük bir karizmatik liderin yönettiği vesayetçi bir tek parti rejimi altında müşfik bir dikta idaresine geçti.

Kısa sürede pek çok önemli reform gerçekleştirdi ve diğer ülkelerin de sık sık yapmaya çalıştığı bir model oluşturdu.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türkiye benzersiz bir şekilde, barışçıl yöntemlerle ve gönüllü olarak tek partili sistemden çok partili sisteme geçti.

Bunu, çok kısa bir süre içinde keskin partizanlık çatışmalarına, tek parti kontrolüne dönüşe ve nihayet kararlı bir askeri darbeye yol açan birkaç yıl süren etkili çok partili faaliyetler izledi.

Böylece, Birinci Türk Cumhuriyeti’nin bu kritik yıllarında Türkiye, gelişen ülkelerin karşı karşıya kaldığı hayati siyasi meselelerin birçoğuyla karşılaştı. Türkiye, siyasi gelişim yolunda diğer birçok gelişmekte olan ülkeden daha fazla yol kat etti.

Dolayısıyla, izlediği yol özellikle önemlidir.

Frederick Frey bu kitapta, Türk millî iradesinin tecelligâhı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1920’deki kuruluşundan 1957’ye kadar görev yapan 2210 milletvekilinin hepsinin mensup olduğu toplumsal kökenleri, belirli ölçülerde genişletilmiş olarak Birinci Cumhuriyet’in sona erdiği 1960 yılına kadarki dönemi kapsayacak şekilde ele alıyor.

Bu araştırma, bu tarihi olaylar ile üst düzey siyasi kadrolara yapılan alımlar arasındaki ilişkilerin de peşinden gidiyor.

“Modernleşmenin” siyasi elitin yapısını nasıl etkilediği, sistemin resmen demokratikleşmesiyle birlikte hukukçunun yaşadığı ani yükseliş, artan oy rekabetine eşlik eden “yerelciliğin” yaygınlaşması, grupların iktidarın zirvesine giden yollardaki modeller, milletvekillerinin Türk toplumunu nasıl temsil ettiği, bu ve benzeri konular araştırmanın ana hatlarını oluşturuyor.

Frey’in Türk eliti incelemesi, gerek Türkiye’de gerekse uluslararası siyasetin başat aktörleri arasında iktidarın pay edilişi ve şekillenişini etkileyen siyasal değişimlerin paha biçilmez bir özetidir.

  • Künye: Frederick W. Frey – Türk Siyasal Eliti, çeviren: Fatih Santur, Selenge Yayınları, tarih, 480 sayfa, 2024