Massimo Recalcati – Aşk Hayatında Affetmeye Övgü (2024)

Massimo Recalcati, çağdaş psikanalizin önde gelen isimlerinden biri.

‘Aşk Hayatında Affetmeye Övgü’ adlı eseri, yaşadığımız çağın getirdiği değişimlerin bireysel ve toplumsal psike üzerindeki etkilerini derinlemesine inceliyor. Özellikle pandemi sürecinin insan ilişkileri, aile yapısı, aşk ve cinsellik gibi temel kavramlar üzerindeki dönüştürücü gücüne odaklanıyor.

Recalcati, pandemi sürecinin yarattığı belirsizlik, kaygı ve yalnızlık duygularının insan psikesi üzerindeki derin izlerini anlatıyor.

Pandemi, insanlar arasındaki sosyal etkileşimi sınırlayarak ilişkilerin dinamiklerini kökten değiştirdi. Recalcati, bu değişimin aşk, aile ve arkadaşlık ilişkileri üzerindeki etkilerini inceliyor.

Pandemi sonrası dünyada yeni bir normalin ortaya çıktığını ve bu yeni normalin bireylerin kimliklerini, değerlerini ve yaşam biçimlerini nasıl şekillendirdiğini tartışıyor.

Recalcati, psikanalizin günümüz dünyasının karmaşık sorunlarına cevap verebilecek güçlü bir araç olduğunu savunuyor. Pandemi sürecinde psikanalizin önemi ve geleceği hakkında önemli tespitlerde bulunuyor.

Recalcati, yaşadığımız çağın karmaşasını ve belirsizliğini psikanalitik bir bakış açısıyla yorumlayarak, bireylerin yaşadığı zorlukları daha iyi anlamalarına yardımcı oluyor.

‘Affetmeye Övgü’ ayrılıkların aleladeleştiği, romantik ilişkilerin çabucak sıkıcılaştığı, aşkın giderek narsizmin oyuncağı haline geldiği bir dünyaya itiraz niteliğinde.

  • Künye: Massimo Recalcati – Aşk Hayatında Affetmeye Övgü, çeviren: Bilge Özsoy, Telemak Kitap, psikoloji, 132 sayfa, 2024

Carter Vaughn Findley – Osmanlı İmparatorluğu’nda Hukuk ve Devlet (2025)

Carter V. Findley, bu çalışmasında Aydınlanma Çağı’nda Batı dünyasının İslam ve Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki anlayışını derinlemesine inceliyor. Özellikle İsveçli diplomat ve yazar Ignatius Mouradgea d’Ohsson’un, Osmanlı İmparatorluğu hakkında yazdığı kapsamlı eser olan ‘Tableau général de l’Empire othoman’ (‘Osmanlı İmparatorluğu’nun Genel Tablosu’) adlı esere odaklanıyor.

Kitap, d’Ohsson’un hayatını, Osmanlı İmparatorluğu’nda geçirdiği yılları ve bu dönemde edindiği bilgileri detaylı bir şekilde ele alıyor. Yazarın, Osmanlı İmparatorluğu hakkında yazdığı anıtsal eserin Avrupa’da büyük yankı uyandırmasını ve Aydınlanma dönemi düşünürleri üzerindeki etkisini inceleniyor.

Findley, Aydınlanma Çağı’nda Avrupa’da İslam ve Osmanlı İmparatorluğu hakkındaki genel algının nasıl şekillendiğini ve d’Ohsson’un bu algının oluşumunda ne gibi bir rol oynadığını araştırıyor.

Kitap, d’Ohsson’un eserinin sadece bir seyahatname veya tarih kitabı olmadığını, aynı zamanda bir kültürel köprü görevi gördüğünü vurguluyor. D’Ohsson, Batı dünyasına Osmanlı İmparatorluğu’nu daha doğru ve kapsamlı bir şekilde tanıtan önemli bir kaynak olmuştur.

Sonuç olarak, ‘Osmanlı İmparatorluğu’nda Hukuk ve Devlet’ adlı kitap, Aydınlanma Çağı’nda İslam ve Osmanlı İmparatorluğu üzerine yapılmış en kapsamlı çalışmalardan biri. Kitap, hem tarihçiler hem de bu konuya ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Carter Vaughn Findley – Osmanlı İmparatorluğu’nda Hukuk ve Devlet: Avrupa’yı Aydınlatan Adam Mouradgea d’Ohsson, çeviren: Tansel Demirel, İş Kültür Yayınları, tarih, 432 sayfa, 2025

Susan Arndt – Seksizm (2025)

Susan Arndt’ın ‘Seksizm’ kitabı, seksizmin sadece bireysel önyargılar değil, aynı zamanda toplumsal, ekonomik ve politik sistemlerin derinlemesine yerleşmiş bir yapı olduğunu vurguluyor. Kitap, seksizmin tarihsel kökenlerini, günümüzdeki yansımalarını ve bu durumu değiştirmek için neler yapılabileceğini derinlemesine inceliyor.

Arndt, seksizmin sadece kadınları değil, erkekleri de etkilediğini ve toplumdaki cinsiyet rollerini sınırladığını belirtiyor. Kitapta, seksizmin neden bu kadar güçlü olduğu ve günümüzde ne gibi şekillerde ortaya çıktığı gibi sorulara yanıtlar aranıyor.

Yazar, seksizmin üstesinden gelmek için bireysel ve toplumsal düzeyde atılabilecek adımları ve uygulanabilecek stratejileri sunuyor. Farkındalık yaratmanın, eğitim verme ve politik değişimlerin önemini vurguluyor.

  • Künye: Susan Arndt – Seksizm: Eski Zamanlardan Beri Süregelen Baskı, çeviren: Beyza Akkurt, Yeni İnsan Yayınevi, siyaset, 368 sayfa, 2025

Hafize Alkurt Orbay, Aynur Civelek – Antik Roma Dünyasında Beslenme (2024)

Bu çalışma, Roma İmparatorluğu döneminde yemeğin hayatın merkezinde yer aldığını ve toplumun tüm kesimleri için önemli bir sosyal ve kültürel faaliyet olduğunu gözler önüne seriyor.

Kitap, sadece yemek tarifleriyle sınırlı kalmayıp, Roma mutfağının tarihsel gelişimini, farklı bölgelerdeki mutfak kültürlerini ve beslenmenin sosyal statü ile olan ilişkisini de kapsamlı bir şekilde ele alıyor.

Antik Yazarların Gözünden Yemek: Kitap, dönemin ünlü yazarlarının yemek hakkındaki gözlemlerini ve tariflerini bir araya getirerek, Romalıların sofralarına dair canlı bir tablo çiziyor.

Gündelik Hayatta Yemek: Romalıların günlük yaşamlarında yemeklerin ne kadar önemli bir yer tuttuğu, sofra adabı, yemek saatleri ve özel günlerde hazırlanan yemekler gibi konular detaylı bir şekilde inceleniyor.

Mutfak ve Mutfak Ekipmanları: Roma mutfaklarının yapısı, kullanılan malzemeler ve yemek hazırlama teknikleri hakkında detaylı bilgiler veriliyor. Amforalar, değirmenler, ocaklar gibi mutfak araç gereçleri ve bunların kullanımı hakkında görsel materyallerle desteklenmiş bilgiler sunuluyor.

Beslenme ve Sosyal Statü: Yemeğin Roma toplumundaki sosyal statüyle olan ilişkisi, farklı sosyal sınıflardaki insanların beslenme alışkanlıkları ve sofralarındaki farklılıklar inceleniyor.

Besin Çeşitliliği ve Tarifler: Kitapta, Romalıların tükettiği çeşitli besinler, içecekler ve yemek tarifleri yer alıyor. Bu tarifler, günümüzde de deneyebileceğiniz lezzetli ve tarihi değeri olan yemekler sunuyor.

Arkeolojik Kanıtlar: Kitapta, Roma’da ve özellikle Anadolu’da yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgulara yer veriliyor. Bu bulgular, Roma mutfağı hakkında önemli bilgiler sunarken, aynı zamanda görsel bir şölen de sunuyor.

  • Künye: Hafize Alkurt Orbay, Aynur Civelek – Antik Roma Dünyasında Beslenme: Mutfak, Sofra, Depolama ve Ekipman, Sakin Kitap, tarih, 264 sayfa, 2025

Patrick J. Casement – Yolda Öğrenmek (2025)

Patrick J. Casement ‘Yolda Öğrenmek’ adlı kitabında, kendi terapötik deneyimlerini ve öğrenme süreçlerini samimi bir şekilde paylaşarak, psikanalizin dinamik ve gelişimsel bir alan olduğunu vurgular.

Kitapta, Casement, klasik psikanalitik tekniklerin yanı sıra, daha deneysel ve kişisel yaklaşımların önemini de vurgular. Terapi sürecinde, hem terapistin hem de hastanın sürekli bir öğrenme içinde olduğunu ve bu öğrenmenin karşılıklı bir etkileşimle gerçekleştiğini belirtir.

Kitabın ana temaları:

Terapinin Dinamik Doğası: Casement, terapinin statik bir süreç olmadığını, sürekli değişen ve gelişen bir etkileşim olduğunu vurgular. Terapistin de tıpkı hasta gibi öğrenen ve büyüyen bir birey olduğunu belirtir.

Hastanın Önemli Rolü: Casement, terapide hastanın aktif rolünü vurgular. Hastanın kendi deneyimlerini ve duygularını keşfetmesi ve anlamlandırması için terapistin ona rehberlik etmesi gerektiğini savunur.

Terapistin Sürekli Öğrenmesi: Casement, terapistlerin de sürekli öğrenmesi gerektiğini ve kendilerini geliştirmeleri gerektiğini vurgular. Kendi deneyimlerini ve hatalarını paylaşarak, diğer terapistlere de ilham verir.

Terapideki İnsanlık Hali: Casement, terapinin sadece teknik bir süreç olmadığını, aynı zamanda insan ilişkileri ve duygusal bağlar üzerine kurulu bir süreç olduğunu belirtir. Terapistin de bir insan olduğu ve kendi duygularını ve deneyimlerini terapi sürecine yansıtabileceğini kabul eder.

Casement, psikanalizi daha insancıl ve dinamik bir hale getiriyor, terapistlere, kendi deneyimlerini ve duygularını terapide kullanma konusunda cesaret veriyor.

Hastaların terapide daha aktif bir rol oynayabileceklerini gösteren kitap, psikanaliz alanında çalışanlar ve terapi sürecinde ilgi duyan herkes için önemli bir kaynak niteliğinde. Casement’in samimi ve içten yaklaşımı, psikanalizin daha insancıl ve anlaşılır bir hale gelmesine katkıda bulunur.

  • Künye: Patrick J. Casement – Yolda Öğrenmek: Psikanaliz ve Psikoterapi Üzerine Düşünceler, çeviren: Elif Kayurtar, Okuyanus Yayınları, psikanaliz, 300 sayfa, 2025

Serdar Korucu – Öncesiyle Sonrasıyla 12 Eylül Döneminde Ermeniler (2025)

Serdar Korucu’nun yeni kitabı, Türkiye Ermenilerinin 1970’lerden 1990’lara uzanan çalkantılı dönemini, hem kişisel anlatılar hem de dönemin siyasi ve sosyal atmosferini inceleyerek mercek altına alıyor.

ASALA eylemleri, 12 Eylül darbesi ve PKK gibi önemli olayların Ermeni toplumunu nasıl etkilediği, bu etkilerin bireysel hayatlara yansımaları ve toplumun maruz kaldığı baskı, kitapta derinlemesine analiz ediliyor. Bunlar vasıtasıyla maruz kaldığı baskıyı gözler önüne seren kitap, 12 Eylül döneminde Türkiye’de birçok Ermeni’nin de polis ve mahkeme süreçlerinden geçtiğini, hatta işkence gördüğünü ortaya koyuyor.

Korucu, dönemin basınından derlediği verilerle birlikte, 22 farklı bireyin yaşadıklarını aktararak, o dönemde yaşananları canlı bir şekilde gözler önüne seriyor.

Bu kitap, sadece bir topluluğun tarihini değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihini anlamak için de önemli bir kaynak niteliğinde.

  • Künye: Serdar Korucu – Öncesiyle Sonrasıyla 12 Eylül Döneminde Ermeniler: Olaylar Tanıklıklar, Aras Yayıncılık, söyleşi, 284 sayfa, 2025

Georges Bataille – Erotizmin Tarihi (2024)

‘Erotizm Tarihi’, Georges Bataille’ın ‘Lanetli Pay’ adlı daha kapsamlı çalışmasının bir parçasıdır.

Bataille, bu eserinde erotizmi, sadece cinselliğin biyolojik bir yönü olarak değil, aynı zamanda insanın ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamındaki yerini ve anlamını sorgular.

Yazar, erotizmin, insanın üretim ve tüketim üzerine kurulu ekonomik sistemde harcanan enerjinin fazlası, yani “lanetlenmiş pay” olarak görülebileceğini savunur.

Bu fazla enerji, üretim ve tüketim döngüsünün dışında kalarak, sanat, din, şiddet ve tabii ki erotik deneyimler gibi farklı alanlarda kendini gösterir. Bataille’a göre, erotik deneyim, bu fazla enerjinin boşaltıldığı, tüketildiği ve böylece bireyin kendini aştığı bir anı temsil eder.

Bataille, erotizmi sadece bireysel bir deneyim olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir olgu olarak da inceler. Erotik ritüeller, mitler ve sanat eserleri aracılığıyla toplumların ortak bilinçaltında yer alan derin arzuları ve korkuları yansıtıldığını savunur.

‘Erotizm Tarihi’nde Bataille, tarih boyunca farklı kültürlerde erotik deneyimin nasıl algılandığını ve ifade edildiğini inceler. Antik Yunan’dan Orta Çağ’a, Rönesans’tan modern döneme kadar erotik temaların sanatta, edebiyatta ve dini ritüellerde nasıl yer aldığını gösterir.

Kitabın temel noktaları:

  • Erotizm, ekonomik sistemin dışında kalan bir enerji kaynağıdır.
  • Erotik deneyim, bireyin kendini aşmasına ve toplumsal bağlara katılmasına olanak tanır.
  • Erotizm, tarih boyunca farklı kültürlerde farklı şekillerde ifade edilmiştir.
  • Erotizm, sadece biyolojik bir dürtü değil, aynı zamanda kültürel ve sosyal bir olgudur.

Sonuç olarak, ‘Erotizm Tarihi’, erotizmi sadece cinsellik olarak değil, aynı zamanda insanın varoluşsal sorularına cevap arayan bir felsefi ve kültürel olgu olarak ele alır. Bataille, bu eseriyle erotizmi, insanın yaşamındaki temel dürtülerden biri olarak konumlandırır ve bu dürtünün tarihsel, sosyal ve kültürel boyutlarını derinlemesine inceler.

  • Künye: Georges Bataille – Erotizmin Tarihi, çeviren: Hüseyin Can Akyıldız, Sel Yayıncılık, erotizm, 216 sayfa, 2024

Nader Sohrabi – Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Devrim ve Meşrutiyet (2025)

Nader Sohrabi’nin ‘Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Devrim ve Meşrutiyet’ adlı eseri, 19. ve 20. yüzyıllarda Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da yaşanan siyasi ve sosyal dönüşümleri, özellikle de devrim ve meşrutiyet kavramlarını merkeze alarak inceler. Sohrabi, bu iki devletin benzer tarihsel süreçlerden geçmesine rağmen, farklı sonuçlara ulaşmasının nedenlerini araştırır.

Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tanzimat Fermanı ile başlayan modernleşme çabalarını ve bu süreçte yaşanan iç çatışmaları detaylı bir şekilde analiz eder. İran’da ise, Batılılaşma hareketlerinin ve meşrutiyet mücadelesinin Osmanlı’ya göre farklı bir seyir izlediğini gösterir. Sohrabi, her iki devlette de yaşanan devrim ve anayasa girişimlerinin başarısız olmasının nedenlerini, Batılılaşma anlayışlarındaki farklılıklar, toplumsal yapılar ve dış güçlerin etkileri gibi çeşitli faktörlere bağlar.

Yazar, bu iki devletin deneyimlerinin, modernleşme sürecindeki zorlukları ve engelleri anlamak için önemli bir kıyaslama noktası olduğunu vurgular. Kitap, sadece tarihsel bir inceleme olmaktan öte, günümüzde de devam eden siyasi ve sosyal dönüşümlerin anlaşılmasına katkı sağlayan önemli bir çalışma olarak öne çıkar.

Kitabın temel noktaları:

  • Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da 19. ve 20. yüzyıllarda yaşanan siyasi ve sosyal dönüşümler
  • Devrim ve anayasacılık kavramlarının bu iki devletteki yeri ve etkileri
  • Batılılaşma süreçlerindeki farklılıklar ve sonuçları
  • Toplumsal yapıların siyasi dönüşümler üzerindeki etkisi
  • Dış güçlerin rolü

Sonuç olarak bu eser, Osmanlı ve İran’ın modernleşme süreçlerini karşılaştırmalı bir perspektifte ele alarak, bu iki önemli devletin tarihsel deneyimlerinin günümüz dünyası için önemli dersler içerdiğini gösteriyor.

  • Künye: Nader Sohrabi – Osmanlı İmparatorluğu ve İran’da Devrim ve Meşrutiyet, çeviren: Ülke Evrim Uysal, İş Kültür Yayınları, tarih, 535 sayfa, 2025

Anthony Sattin – Göçebeler (2025)

‘Göçebeler’, 12.000 yıllık bir zaman diliminde göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihine olan etkilerini kapsamlı bir şekilde inceliyor.

Yazar, sadece coğrafi olarak yer değiştiren değil, aynı zamanda düşünce ve kültürleriyle de sürekli hareket halinde olan bu toplulukların hikayelerini anlatıyor.

Sattin, göçebe yaşam biçiminin sadece bir yaşam tarzı olmadığını, aynı zamanda bir dünya görüşü, bir düşünce sistemi olduğunu vurguluyor. Göçebe kavimlerin, imparatorluk sınırlarının ötesinde kendi krallıklarını ve imparatorluklarını kurduklarını, ticaret ağlarını genişlettiklerini ve hatta medeniyetlerin gelişimine önemli katkılarda bulunduklarını belirtiyor. Scythianlar, Xiongnu, Persler, Hunlar, Araplar, Moğollar, Mughal ve Osmanlılar gibi birçok göçebe kavmin tarihsel süreçteki etkilerini derinlemesine inceliyor.

Kitap, göçebe yaşam biçiminin sadece coğrafi bir hareketlilik değil, aynı zamanda bir düşünce ve yaşam biçimi olduğunu vurguluyor. Sattin, göçebe kavimlerin tarih boyunca siyasi, ekonomik ve kültürel olarak nasıl önemli bir rol oynadığını ve modern dünyayı şekillendirmede nasıl etkili olduğunu gösteriyor.

Kitabın temel noktaları:

Göçebe yaşam biçiminin tarihsel süreci: 12.000 yıldır devam eden göçebe yaşamının insanlık tarihine olan etkileri.

Göçebe kavimlerin kültürel ve siyasi etkileri: Scythianlar, Xiongnu, Moğollar gibi kavimlerin dünya tarihine olan etkileri.

Göçebe yaşam biçiminin modern dünyaya etkisi: Göçebe kavramlarının günümüzdeki anlamı ve önemi.

Yerleşik yaşamla göçebe yaşam arasındaki ilişki: İki farklı yaşam biçiminin birbirini nasıl etkilediği ve şekillendirdiği.

Sonuç olarak, ‘Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler’ kitabı, göçebe yaşam biçiminin insanlık tarihindeki yerini ve önemini gözler önüne seren kapsamlı bir çalışma. Kitap, sadece tarih meraklıları için değil, aynı zamanda antropoloji, sosyoloji ve kültür çalışmalarıyla ilgilenen herkes için değerli bir kaynak.

  • Künye: Anthony Sattin – Göçebeler: Dünyamızı Şekillendiren Gezginler, çeviren: Nurettin Elhüseyni, Yapı Kredi Yayınları, tarih, 280 sayfa, 2025

Frédéric Lenoir – Bilgelik (2025)

Bu kitap, günümüz insanının giderek artan karmaşıklık ve belirsizlik içinde aradığı bilgelik kavramını derinlemesine inceliyor. Kitap, farklı kültürlerden ve dönemlerden bilge kişilerin ve filozofların düşüncelerini bir araya getirerek, bilgeliğin ne olduğu, nasıl elde edileceği ve modern dünyada nasıl uygulanabileceği sorularına cevap arıyor.

Kitapta Ele Alınan Başlıca Konular:

Bilgeliğin Tanımı: Lenoir, bilgeliği sadece bilgi birikimi olarak değil, aynı zamanda yaşam deneyimi, içsel huzur ve başkalarına karşı empati gibi çok boyutlu bir kavram olarak tanımlıyor.

Farklı Kültürlerde Bilgelik: Antik Yunan filozoflarından Doğu felsefesine, farklı kültürlerde bilgeliğin nasıl algılandığı ve ifade edildiği inceleniyor.

Modern Dünyada Bilgeliğe İhtiyaç: Günümüzün hızlı ve karmaşık yaşamında bilgeliğin neden daha da önemli hale geldiği ve modern insanın hangi zorluklarla karşılaştığı ele alınıyor.

Bilgeliğe Ulaşmanın Yolları: Meditasyon, felsefe, sanat, doğa ile iç içe olma gibi bilgeliğe ulaşmada kullanılan farklı yöntemler ve teknikler inceleniyor.

Bilgeliğin Günlük Hayatta Uygulamaları: Bilgeliği günlük hayata nasıl entegre edeceğimiz, daha iyi kararlar almak, daha mutlu ve anlamlı bir yaşam sürmek için bilgeliğin nasıl kullanılacağı gibi konulara değiniliyor.

Lenoir’ın amacı, okuyuculara bilgeliğin ne olduğu, nasıl elde edileceği ve günlük hayatta nasıl uygulanacağı konusunda kapsamlı bir rehber sunmak. Kitap, karmaşık dünyada kaybolmuş hisseden insanlara, iç huzur, anlam ve mutluluk arayışlarında yol göstermeyi amaçlıyor.

  • Künye: Frédéric Lenoir – Arayanlar İçin Açıklamalı Bilgelik, çeviren: Yusuf Yıldırım, İş Kültür Yayınları, inceleme, 96 sayfa, 2025