Alasdair Gray – Lanarak (2009)

İskoç yazar ve ressam Alasdair Gray’in, fantazi edebiyatının özgün eserlerinden ‘Lanark’ı, korkutucu, soğuk bir dünyada yaşayan başkahramanının, buradan hayallerinin dünyasına kaçma çabalarını hikâye ediyor.

Romanın başkahramanı Lanark, güneşin hiç olmadığı, kurşuni bir dünyada yaşar.

Onun tek hayali de, bu cehennemden kaçarak güneşin ve sevginin bulunduğu bir dünyaya gitmektir.

Böylece yola koyulan Lanark, saf bilinçten ibaret bir kâhinden, Duncan Thaw’un öyküsünü dinler.

Öyküde, sanatın zincire vurulduğu bir dünyadan kaçarak sanatsal özgürlüğe ve yetkinliğe ulaşmaya çalışan Thaw’un trajikomik hayatı anlatılır.

Lanark öyküyü dinlediği andan itibaren, Thaw’u kendine yakın görür.

Zira ikisinin de kaderi benzerdir.

Gray, başına gelen tüm aksiliklere ve belalara rağmen, yolculuğuna inatla devam eden Lanark’ın yaşadıklarını anlattığı romanında, tüketim toplumunu da kıyasıya eleştiriyor.

  • Künye: Alasdair Gray – Lanarak, çeviren: Emine Ayhan, Metis Yayınları, roman, 611 sayfa

Fıstık Ahmet (Tanrıverdi) – Bir Başka Kentte Ölümü Beklemek… (2009)

Fıstık Ahmet (Tanrıverdi) ‘Bir Başka Kentte Ölümü Beklemek’te, kendi rızasıyla Türkiye’den ayrılan ve ömrünün geri kalanını Yunanistan’da geçiren Büyükadalı Rumların hikâyelerini anlatıyor.

Bunlar, Tanrıverdi’nin deyimiyle, “kimi akrabaları ve dostlarını 1964’te kovan devlet”in kovmadığı kişilerdi.

Tanrıverdi, konuştuğu isimlerin, Atina’da yaşamlarına devam ederken, Büyükada’yı çeşitli nedenlerle bırakıp gitmelerinden dolayı üzüntülü ve pişman olduklarını söylüyor.

Zira doğdukları, büyüdükleri, ekmeklerini kazandıkları, aile mezarlarının bulunduğu Büyükada’dan uzak olmak, kalplerinde büyük bir burukluk yaratmış.

Daha önce yayımlanan ‘Atina’daki Büyükada’ kitabıyla, köklerinden zorla koparılarak Yunanistan’a sürgün edilen Rumların hikâyelerini aktaran Tanrıverdi, bu kitabında da, seçtikleri geleceğin pek mutlu etmediği Rumları anlatıyor.

  • Künye: Fıstık Ahmet (Tanrıverdi) – Bir Başka Kentte Ölümü Beklemek…, Adalı Yayınları, anlatı, 136 sayfa

Halil İbrahim Düzenli – İdrak ve İnşa (2009)

Halil İbrahim Düzenli ‘İdrak ve İnşa’da, Türkiye mimarisinin önde gelen isimlerinden Turgut Cansever’in düşüncesine ve eserlerine odaklanıyor.

Düzenli, ilk olarak mimari konusunda sorun, amaçlar ve araştırma alanını belirliyor, ardından mimarlık alanında uzman olmayan okurları da dikkate alarak, yirminci yüzyılın mimarlık alanındaki temel gerilimlerini anlatıyor.

Çalışmanın devamında ise, Turgut Cansever’in hayat öyküsü, düşünceleri ve mimari projeleri anlatılıyor.

Düzenli’nin eseri, Turgut Cansever’in mimarisine odaklanmasının yanı sıra, mimari eleştiri ve eleştiride kullanılacak kavramlar konusunda da önerilerde bulunuyor.

  • Künye: Halil İbrahim Düzenli – İdrak ve İnşa: Turgut Cansever Mimarlığının İki Düzlemi, Klasik Yayınları, mimari, 391 sayfa

Hüseyin Kandemir – Rus Edebiyatında İstanbul (2009)

Hüseyin Kandemir, uzun süredir Rus edebiyatı alanında çalışan akademisyenlerden.

Yüksek lisans ve doktora tezlerini de Rus edebiyatı üzerine yapan Kandemir, ‘Rus Edebiyatında İstanbul’ başlıklı bu çalışmasında, İvan Alekseyeviç Bunin, Nadejda Teffi, Arkadiy Averçenko, İlya Zdaneviç, Radi Gennadiyeviç Fiş ve İosif Brodski gibi yazar ve aydınların eserlerinde, İstanbul’un ve Türk kültürün nasıl temsil edildiğini irdeliyor.

İstanbul, tarih boyunca Ruslar için önemli bir şehir oldu.

Onların İstanbul’u, Çar Şehri (Tsargad) olarak tanımlamaları da bunun en önemli göstergelerinden.

Kandemir, İstanbul’un Rus yazınında yer edinmesinin, 16. yüzyılda el yazmalarıyla başladığını ve bunun 20. yüzyılda da artarak devam ettiğini belirtiyor.

Kitap, İstanbul’un ve Türk kültürünün, Rus yazar ve aydınlarında çağrıştırdığı farklı kimlikleri gözler önüne sermesiyle özellikle ilgi çekici.

  • Künye: Hüseyin Kandemir – Rus Edebiyatında İstanbul, Çizgi Kitabevi, inceleme, 148 sayfa

Feridun Andaç – Kar Masalları (2009)

Doğu düşünün peşinden giden Feridun Andaç ‘Kar Masalları’nda, aralarına metinler serpiştirdiği 25 öyküyle okurun karşısına çıkıyor.

Şiirsel bir dille kaleme alınan öyküler, bir yandan Anadolu kültürünün derinliklerine uzanırken, bir yandan da çağdaş, kentli insanın içsel arayışlarını tasvir ediyor.

2004 Dil Derneği Asım Aksoy Ödülü’nü alan Andaç kitabında, kimi masala, kimi düşe, kimi türküye dayanan öyküler kuruyor.

Zaman, bellek, mekân duygusu, aidiyet, aşk, bağlanma, tutku, içteki ve dıştaki sürgünlük, özlem, kavuşmak, ayrılık ve acı, öykülerde birer tema olarak yerini alıyor.

Kitapta, her bir öykü arasında bütünlük sağlamaya çalışan Andaç, Sadi, Pessoa, Dante, Tagore gibi yazarlardan alıntılarla da metnini zenginleştirmiş.

Edebiyata eleştiri yazıları ve denemeleriyle girmiş Andaç’ın öykücülüğü, dilsel yetkinliği ve üslubuyla dikkat çeken ‘Kar Masalları’yla öne çıktı diyebiliriz.

  • Künye: Feridun Andaç – Kar Masalları, Kavis Kitap, öykü, 140 sayfa

Knut Hamsun – Rosa (2009)

‘Rosa’, Knut Hamsun’un en önemli yapıtları arasında yer alıyor.

Hamsun 1908’de yazdığı romanında, gezgin bir öğrenci olan Parelius’un, Norveç’in bir liman kentinde, güzel ve çekingen tavırlı Rosa’yla karşılaşmasını ve ikisi arasında yaşanan aşkı hikâye ediyor.

Hamsun, iki karakteri arasında yaşanan aşkı da, ekonomik etkenlerin insanlarda yarattığı sarsıntılar eşliğinde veriyor.

Bireyin, etrafını saran dünyanın saçmalığı ve anlamsızlığı karşısında, kendini maddiyata ve oburca zevklere kaptırması, bu sarsıntıların başında gelir.

Hamsun, iki karakterin narin, kırılgan aşkını, ekonomik dalgalanmaların insanların duygu dünyasında yarattığı dönüşümler ekseninde veriyor.

Behçet Necatigil’in usta işi çevirisiyle.

  • Künye: Knut Hamsun – Rosa, çeviren: Behçet Necatigil, Can Yayınları, roman, 194 sayfa

Lev Nikolayeviç Tolstoy – Hacı Murat (2009)

Büyük Rus yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy’un 1896-1904 yılları arasında yazdığı ‘Hacı Murat’ yazarın olgunluk dönemi eserlerinden kabul edilir.

On dokuzuncu yüzyılın Kafkas halkları arasında efsaneleşen Şeyh Şamil’le çekişen Hacı Murat’ın hikâyesini kaleme alan Tolstoy, zayıflıklarının ve gücünün farkında olan bir kahramanı anlatıyor.

Hacı Murat yurt edinme, hayata tutunma, bağımsızlık, tutsaklık, ihanet ve iktidar sarmalında biçimlenen bir davanın kahramanıdır.

Rus Çarı I. Nikolay ile dağlı halkların önderi Şeyh Şamil arasında fark görmeyen Tolstoy romanında, dağların gözüpek savaşçısı Hacı Murat’ın, Çar ve Şeyh Şamil’le mücadelesini ve trajik sonunu hikâye ediyor.

  • Künye: Tolstoy – Hacı Murat, çeviren: Günay Çetao Kızılırmak, İmge Kitabevi, roman, 159 sayfa

Fadhil al-Azzawi – Hücre (2009)

Iraklı edebiyatçı Fadhil al-Azzawi, siyasi gerilim türündeki romanı ‘Hücre’de, başkahramanı Aziz Mahmud Sayid’in bir hücreye düşmesini ve burada tanık olduğu olayları hikâye ediyor.

Sayid, hiç hesapta olmadığı halde, kendini hapishanede bulur.

Hapishanenin politik suçluların yer aldığı bölümünde tutulan Sayid, burada örgüt liderleri ve entelektüel tutuklularla tanışarak hiç alışık olmadığı bir dünyaya adım atar.

Sayid’in, işkence ve hücreyle tanışması da, bu döneme denk gelir.

Fakat daha kötü günler, gelmekte gecikmeyecektir.

Zira hapishane yönetimi ona, işlemediği bir suçu üstlenmesi için baskı yapacaktır.

Sayid, suçu kabul etmekle, işkenceye maruz kalmak arasında seçim yapmak zorundadır.

  • Künye: Fadhil al-Azzawi – Hücre, çeviren: Gökhan Soyşekerci, Pupa Yayınları, roman, 110

Sophy Burnham – Montségur Hazinesi (2009)

Sophy Burnham, Ortaçağ’da geçen romanı ‘Montségur Hazinesi’nde, Katharların inanç ve yaşam tarzını anlatıyor.

Fransa’da dinsel grup olarak ortaya çıkan Katharlar, diğer adıyla “Arınmışlar”, İncil’i konuştukları dile çevirerek geniş kitlelere sunmuş ve kilisenin görüşlerine karşı çıkarak reenkarnasyonu kabul etmiş bir tarikat.

Bu nedenle kilise ve Fransa Krallığı, Katharları imha girişimlerinde bulunmuş, nihayetinde bu imha, Haçlı orduları eliyle gerçekleşmiş.

İşte Burnham’ın elimizdeki romanı, Katharları yok etmek amacıyla başlayan bu acımasız savaşları anlatıyor.

Roman aynı zamanda, okuru, Katharların özgün inançları ve yaşam tarzları hakkında da bilgilendiriyor.

  • Künye: Sophy Burnham – Montségur Hazinesi, çeviren: Suat Kaya, Abis Yayıncılık, roman, 380 sayfa

Bayram Balcı – Livar (2009)

Gazeteci Bayram Balcı’nın ilk şiiri 1985 yılında yayımlandı.

Şiirleri ve düzyazıları çeşitli yayınlarda yer alan Balcı’nın, ‘Canıma Değmez’ ve ‘Yerdibi’ isimli, yayımlanmış iki şiir kitabı da bulunuyor.

Balcı’nın yeni yayımlanan elimizdeki kitabı ‘Livar’ ise, üç bölümden oluşuyor.

Kitaba adını veren şiirden bir alıntı:

 

“zamanın kanseri

ne çekilmez bir sözcüktür herkes

kurşunî şafaklarda akıp gider safsata izlenimler

gecenin siyah kristali çözer tutkalını tenden

yılanların derisinde gezinir âmade ilişkiler

 

eşya değişir

huzursuz suskularda başlar talan

sonsuzun sert boşluğunda kırılır yazgı

evreni ve dünyayı bölen sabır yarası

tutuşturur kanı lanetli hece kıvılcımları (…)”

  • Künye: Bayram Balcı – Livar, Kibele Yayınları, şiir, 63 sayfa