Stef Penney – Issızlığın Ortasında (2010)

Stef Penney, ‘Issızlığın Ortasında’ romanında, cinayetle suçlanan on yedi yaşındaki Francis’in ıssız bir çevrede verdiği yaşam mücadelesini hikâye ediyor.

Dove Nehri yakınlarında, kasabanın Fransız sakini Laurent Jammet evinde vahşi bir şekilde öldürülmüş halde bulunur.

Onu bulan kişi, komşusu Bayan Ross’tur.

Cinayetin ortaya çıkarılması için başlatılan soruşturma, Bayan Ross’un oğlu Francis’i işaret eder.

Cinayet gününden itibaren ortadan kaybolan Francis, görevliler tarafından aranmaya başlanır.

Fakat sadece polisler değil, kötü ve kirli bir geçmişin anıları da onun peşine düşmüştür.

Penney’in bu ilk romanıyla, 2006 Costa Ödülü’nü kazandığını belirtelim.

  • Künye: Stef Penney – Issızlığın Ortasında, çeviren: Füsun Talay, Bilge Kültür Sanat Yayınları, roman, 447 sayfa

Liji Pulcu Çizmeciyan – İstanbul’da Kayıp Zamanlar (2010)

Ermeni Katolik bir ailenin kızı olarak doğan Liji Pulcu Çizmeciyan, küçük yaşında Mustafa Kemal’i Kocataş Yalısı’nın balkonunda konuşurken seyretmiş.

Pulcuyan ayrıca, Atatürk’ün manevi kızlarıyla da aynı okulda okumuş.

Yazar, anılarından oluşan ‘İstanbul’da Kayıp Zamanlar’da, Atatürk ve manevi kızlarına dair anılarının yanı sarı, Sarıyer’de geçen çocukluğunu, ilk gençlik yıllarının Osmanbey’ini, Şişli-Tünel hattındaki semtleri, İstanbul insanının gündelik yaşamını, şehrin eğlence ve kültür hayatını anlatıyor.

Pulcuyan’ın belleğinden bize yansıyan anılar, Türkiye’nin ve bilhassa İstanbul’un yakın tarihi açısından önemli ayrıntılar barındırıyor.

  • Künye: Liji Pulcu Çizmeciyan – İstanbul’da Kayıp Zamanlar, İş Kültür Yayınları, anı, 205 sayfa

Ilias Venezis – Uçurtmalar (2010)

‘Ege Hikâyeleri’, Anadolu kökenli ve Yunanistan’ın sevilen yazarı Ilias Venezis’in Türkçede yayımlanmış ilk kitabıydı.

‘Uçurtmalar’ isimli elimizdeki kitap ise, Venezis’in 1946’da yayımladığı ‘Savaş Saati’ ve 1969’da yayımladığı ‘Takımadalar’ adlı kitaplarından seçilmiş öykülerden oluşuyor.

1904’te Ayvalık’ta doğan Venezis, Türk-Yunan savaşının sonunda, Egeli Rumlarla birlikte Anadolu’nun içlerine sürgüne gönderildi.

Burada geçirdiği yaklaşık bir buçuk yıldan sonra mübadele ile Yunanistan’a dönen Venezis, Midilli adasına yerleşmişti.

Konusunu yaşanmış olaylardan alan elimizdeki öyküler, ağırlıklı olarak İkinci Dünya Savaşı’nın koşullarını anlatıyor.

  • Künye: Ilias Venezis – Uçurtmalar: Anna’nın Kitabı, çeviren: Üner Eyüboğlu, Belge Yayınları, öykü, 160 sayfa

Fazıl Hüsnü Dağlarca – Bütün Şiirleri 2 (2010)

Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın toplu şiirlerinin elimizdeki ikinci cildi, 70’li ve 80’li yılları kapsayıp, 1990’da, ‘Uzaklarda Giyinmek (Sığmazlık Gerçeği)’ ile son buluyor.

Dağlarca bu kitabında yer alan ‘Yolculuk’ şiirinde şöyle diyor:

 

“Çağırır

Bir gece sürüsü bir gece sürüsünü

İşte uyanır ilk kız susuzluktan

Ben giderim

 

O müze

Hayvanlarla doludur hepsi iskelet

Ki çağların sessizliği

Yaşamak öldü der

Sanki dün ölmüşlerdir hepsi iskelet

Mamutun ortalığı dolduran kemikleri

Altın kemiklerine parlar da

Ta nerelerden

Duyar adımlarımı sarı yıldız

Ben giderim

 

Bütün aydınlık

Bütün sürez bütün Taş Çağı

Yerinde duran birdir

Ben giderim”

  • Künye: Fazıl Hüsnü Dağlarca – Bütün Şiirleri 2, Yapı Kredi Yayınları, şiir, 1824 sayfa

Bekir Aşba – Üşüyorum (2010)

Ağustos 1992’de Abhazya ile Gürcistan arasında başlayan savaş, özellikle Türkiye’de yaşayan Çerkesler arasında büyük yankı uyandırmıştı.

Savaşın başlamasıyla, Türkiye’den otuz yedi genç, gönüllü olarak Abhazya’ya, Gürcü faşizmine karşı savaşmaya gitmişti.

İşte bu grupta yer alan Bekir Aşba, elimizdeki kitabında o süreçte yaşadıklarını anlatıyor.

Yola çıkış sancıları, Abhazya’da yaşanan sıcak savaş, kurulan dostluklar, buradaki anıların çerçevesini oluşturuyor.

Savaşın dehşetine tanık olan Aşba, bir arkadaşının ölüme yaklaşırken “üşüyorum” diye fısıldayışını, bu dehşetin en büyük göstergesi olarak metninin merkezine yerleştiriyor. Aşba’nın birebir tanıklığıyla kaleme aldığı kitap, yakın tarihe ışık tutacak nitelikte.

  • Künye: Bekir Aşba – Üşüyorum, Chiviyazıları Yayınevi, anı, 223 sayfa

Yannis Ritsos – Rumluk / Yaşlı Kadınlar ve Deniz (2010)

‘Rumluk’ ve ‘Yaşlı Kadınlar ve Deniz’, Yannis Ritsos’un iki farklı döneminden şiirlerini bir araya getiriyor.

Çevirmenlerden Özdemir İnce’nin “gerçek sevginin şiirleri” dediği kitaplardan ilki ‘Rumluk’, Ritsos’un 1945-1947 arasında kaleme aldığı şiirlerden oluşuyor.

İç savaşa, solcu Ulusal Kurtuluş saflarında katılan şair, ‘Rumluk’u, kavgaların ve hengâmenin sürdüğü bu zamanda yazdı.

‘Yaşlı Kadınlar ve Deniz’ ise, şiirlerinde kadınlara çok özel bir yer ayırmış Ritsos’un, bu tarzdaki eserlerinin en güzel örneklerinden oluşuyor.

Bir halk kadınından Helena’ya kadar neredeyse her kadın, bu şiirlerde kendine yer bulmuştur diyebiliriz.

  • Künye: Yannis Ritsos – Rumluk / Yaşlı Kadınlar ve Deniz, çeviren: Özdemir İnce ve Herkül Millas, Kırmızı Yayınları, şiir, 117 sayfa

Orhan Kahyaoğlu – Caz’dan Pop’a Müzikli Yolculuk (2010)

Popüler müziğe dair yazıları ve kitaplarıyla bildiğimiz Orhan Kahyaoğlu ‘Caz’dan Pop’a Müzikli Yolculuk’ta, yazılarından bir seçkiyle okurun karşısına çıkıyor.

Buradaki denemelerin temel eksenini caz, etnik müzik, pop ve bu çizgilerin türevi müzikler oluşturuyor.

Kitapta, caz ve blues müzisyenleri; Türkiye cazı ve örnekleri; geleneksel ve etnik kaynaklı müziklerin Türkiye’de nasıl modernleştiği; şarkılardan yola çıkarak Türkiye’nin son elli yıllık pop müziği ve bu dönemin pop müziğinde öne çıkan isimler konulu denemeler yer alıyor. Kitapta ayrıca, Kahyaoğlu’nun MÜYAP başkanı Bülent Forta’yla, Dünya ve Türkiye müzik piyasası üzerine yaptığı bir röportajı da yer alıyor.

  • Künye: Orhan Kahyaoğlu – Caz’dan Pop’a Müzikli Yolculuk, Everest Yayınları, müzik, 338 sayfa

N. D. Wilson – Karahindiba Ateşi (2010)

‘Karahindiba Ateşi’, N. D. Wilson’ın fantastik üçlemesi ‘100 Dolap’ın ikinci romanı.

Serinin bu kitabında, Boston’a dönmesine iki hafta kalan Henry York’un, hiç tahmin edemeyeceği gizemli bir dünyayı keşfedişini hikâye ediyor.

Kısa bir süre sonra ayrılacağı Kansas’ın Henry kasabasını çok seven York, burada, tavan arasındaki odasında bir duvar dolusu dolap bulmuştur.

York, dolapların içinde esrarengiz bir dünyayla karşı karşıya gelir.

Fakat çocuk burada, farkında varmadan, kötü bir cadının serbest kalmasına neden olacak ve üstelik bu aksilik yetmezmiş gibi, kendisinin de bebekken bunlara benzer bir dolaptan geldiğini öğrenmesi, kafasını daha da karıştıracaktır.

  • Künye: N. D. Wilson – Karahindiba Ateşi, çeviren: Ebru Sürmeli, Remzi Kitabevi, roman, 368 sayfa

Gilles Deleuze – Nietzsche (2010)

Gilles Deleuze elimizdeki kitabında, Friedrich Nietzsche’nin yaşamını ve felsefesini anlatıyor.

Kitapta ayrıca, Nietzsche’nin temel kişiliklerinin sözlükçesi ile Deleuze tarafından yapılmış metinlerinden bir seçki de yer alıyor.

Deleuze filozofu anlatırken, ilk olarak, Nietzsche’nin ‘Zerdüşt Böyle Söyledi’ isimli eserinde yer alan “Nasıl ruh deveye, deve aslana ve nihayetinde aslan çocuğa dönüşür.” şeklindeki üç dönüşüm anlatısına başvuruyor.

Deleuze, Nietzsche için bu üç dönüşümün, diğer şeylerin yanı sıra, onun eserinin evrelerini, yaşamının ve sağlığının aşamalarını ifade ettiğini söylüyor ve bundan hareketle, Nietzsche’nin hayatı ve felsefesine iniyor.

  • Künye: Gilles Deleuze – Nietzsche, çeviren: İlke Karadağ, Otonom Yayınevi, felsefe, 143 sayfa

Melih Cevdet Anday – Balerina’nın Ölümü (2010)

‘Balerina’nın Ölümü’, Melih Cevdet Anday’ın dergilerde kendi adıyla yazdığı iki öyküsünü ve Murat Tek adıyla Akşam gazetesinde yazdığı yirmi altı öyküsünü bir araya getiriyor.

Bu kitaptaki kimi öykülerin, Anday’ın Murat Tek imzasıyla yazdığı romanlar arasında benzerlikler dikkat çekiyor.

Kitabın bir özelliği de, şiirle öykünün yakınlığını iyi gösteren örneklerden oluşmasıdır diyebiliriz.

Anday, kitaba adını veren öyküsünde, henüz on sekizinde ölen balerina Sevil’in hikâyesini anlatıyor.

Yazar, sahneye çıktığı ilk gün, belirsiz bir nedenle hayata veda eden genç kadının hikâyesi ekseninde, geleceğin belirsizliğini, sanat-insan ilişkisini ve bireyin ölüm karşısındaki tutumunu anlatıyor.

  • Künye: Melih Cevdet Anday – Balerina’nın Ölümü, Everest Yayınları, öykü, 138 sayfa