James Haves – Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız (2010)

Romancı ve Franz Kafka üzerine çalışmalar yapan bir akademisyen olan James Haves, ‘Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız’da, Kafka’ya dair bildik yargıları irdeliyor ve onu bilinmeyen yönleri ve gizleriyle ortaya çıkarmaya girişiyor.

Kafka’ya dair bildiklerimizin çoğunun, yaratılan bir efsaneden ibaret olduğunu savunan Haves, ünlü yazarın gerçekte böyle olmadığını söylüyor.

Kitapta Kafka ile ilgili pek çok ilginç ayrıntı yer alıyor:

Kafka’nın, Dickens’i taklit ettiğini ve gözlem yeteneğini Sherlock Holmes’tan aldığını bizzat kendisinin söylediği; yazarın güçlü bir edebiyat eleştirmeni tarafından zorlandığı; Kafka’nın, Çekçe konuşulan bir ülkeyi idare eden, tam anlamıyla Müttefikler’e karşı kazanılacak zafere yatırım yapan, militarist ve otoriter Alman imparatorluğunun hizmetinde yüksek mevkideki bir Yahudi olduğu, Haves’in dikkat çeken iddialarından birkaçı.

  • Künye: James Haves – Hayatınızı Mahvetmeden Önce Neden Kafka Okumalısınız, çeviren: Suğra Öncü, Sel Yayıncılık, biyografi, 243 sayfa

Adil İzci – Evler Sokaklar Kitabı (2010)

Daha önce yazdığı ‘Ağaçlar Kitabı’ da beğeniyle karşılanan Adil İzci, 2004-2007 arasında kaleme aldığı denemelerinden oluşan ‘Evler Sokaklar Kitabı’nda da, evlerin ve sokakların kendisinde bıraktığı duygulara odaklanıyor.

İlk evler, ilk sokaklar, yeni evler, baba evi, bağ evleri, kuş evleri, yaz evleri, güz evleri ve kış evleri ile buralarda bulunmuş anne-baba, kardeşler, yakınlar, âşıklar, arkadaşlar ve komşular, bu denemelerde ele alınan konulardan birkaçı.

Yazar, çocukluğundan itibaren yaşadığı, çoğunun yerinde yellerin estiği evleri ve sokakları anlatırken, aynı zamanda okurları da içinde bulundukları çevre üzerine düşünmeye ve yoğunlaşmaya davet ediyor.

  • Künye: Adil İzci – Evler Sokaklar Kitabı, Yitik Ülke Yayınları, deneme, 168 sayfa

Arthur Coleman Danto – Sanatın Sonundan Sonra (2010)

Ünlü sanat eleştirmeni Arthur Coleman Danto ‘Sanatın Sonundan Sonra’da, sanat tarihi, pop art, halk sanatı, gelecekte müzelerin rolü, estetik ve sanat felsefesi gibi, sanatın geniş bir alanını tartışmaya açıyor.

Kitabın ilgi çekici yönlerinden biri, sanatın belki de en ilginç özelliğiyle, her şeyin mümkün olduğu görüşüyle baş edebilecek bir sanat eleştirisi felsefesi üzerinde yoğunlaşıyor olması.

Danto daha önce, sanatın altmışlı yıllarda bittiğini ilan etmişti.

O tarihten bu yana, sanata benzer radikal eleştiriler yönelten Danto, bu görüşünü daha kapsamlı bir şekilde yeniden ele alarak, sanatın nasıl daha önce izlediği anlatı yolunu terk ettiğini göstermeye çalışıyor.

Sanatın Hegelci anlamda sona erdiğini savunan yazar, bunun sanatın tükendiğine değil, aksine, sanatın ideolojilerin bütün prangalarından kurtulduğu anlamına geldiğini söylüyor.

  • Künye: Arthur Coleman Danto – Sanatın Sonundan Sonra: Çağdaş Sanat ve Tarihin Sınır Çizgisi, çeviren: Zeynep Demirsü, Ayrıntı Yayınları, sanat, 276 sayfa

György Dragoman – Beyaz Şah (2010)

György Dragoman ‘Beyaz Şah’ta, 1980’lerin Romanyası’nda geçen trajik bir çocukluğun hikâyesini anlatıyor.

Romanın başkahramanı on bir yaşındaki Cata’nın hayatının en zor yılı, babasının Tuna Kanalı’na çalışma kampına götürüldüğü gün ile onu tekrar görebildiği güne kadarki zaman aralığını kapsıyor.

Yazar, 80’li yıllarda Transilvanya ve Romanya’da yaşananlara, Cata’nın gözünden yansıyan kimi eğlenceli kimi hüzünlü hikâyeler aracılığıyla bakıyor.

Bu durum, kurgunun absürd, aynı zamanda akıcı olmasını sağlayan başlıca hususlardan.

Babası kendisinden alınan Cata, aile üyelerinin babanın eksikliği konusunda söylediği yalanları da birer birer ortaya çıkaracaktır.

Bu olaydan sonra birdenbire yetişkin olmaya başladığını fark eden ama inatla yetişkin dünyasının umutsuzluğuna kapılmayan Cata, her şeye rağmen, çocukluğun saf iyimserliğini de korumaya çalışacaktır.

  • Künye: György Dragoman – Beyaz Şah, çeviren: Gün Benderli, Yapı Kredi Yayınları, roman, 198 sayfa

Johannes Mario Simmel – Yaşamak Ne Güzel (2010)

Casusluk romanlarının ünlü kalemi J. Mario Simmel ‘Yaşamak Ne Güzel’de, 2. Dünya Savaşı’ndan yeni çıkmış, açlık ve işsizliğin boğazına oturduğu Almanya’da, bu durumu fırsat bilerek zengin olan Jakob Formann’ın hikâyesini anlatıyor.

Kendisi de bu dönemleri yaşayan birisi olarak Simmel, savaştan yenik çıkmış bir ülkenin içinde bulunduğu bunalımı, insanların çaresizce hayatta kalma çabalarını ustaca tasvir ediyor.

Burada karşımıza çıkan Formann karakteri ise, açlık ve yoksullukla beslenen bir kan emicidir.

Almanya, Soğuk Savaş döneminin iktidar kavgalarıyla sarsılırken Formann, kısa bir süre içinde, ustaca yöntemleriyle bu kavgayı kendi lehine çevirecektir.

  • Künye: Johannes Mario Simmel – Yaşamak Ne Güzel, çeviren: Ahmet Arpad, Everest Yayınları, roman, 660 sayfa

Hilâl Onur İnce – Muhafazakâr İdeoloji (2010)

Hilâl Onur İnce ‘Muhafazakâr İdeoloji’de, günümüzde giderek yaygınlaşan muhafazakâr söylemi bütün dinamikleriyle irdeliyor.

Yazar bunu da, ağırlıklı olarak bu söylemin “vaftiz babaları” dediği Hans Freyer, Carl Schmidt, Martin Heidegger, Arnold Gehlen ve Leo Strauss gibi düşünürlerin fikirlerini eleştirel bir gözle değerlendirerek yapıyor.

Muhafazakârlığın bir teori olmaktan çok, pragmatik bir ideoloji olduğunu söyleyen yazar, söz konusu düşünürler ile günümüzdeki muhafazakâr düşünceyi savunanların söylemleri arasındaki bağlantıları açığa çıkarıyor.

Muhafazakârlığa dair kavram karmaşasının yaşandığı günümüzde, çalışmanın, konuya netlik getirmekte başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

  • Künye: Hilâl Onur İnce – Muhafazakâr İdeoloji: Din-Siyaset, Alan Yayıncılık, inceleme, 375 sayfa

Aygül Ağır – İstanbul’un Eski Venedik Yerleşimi ve Dönüşümü (2010)

Aygül Ağır ‘İstanbul’un Eski Venedik Yerleşimi ve Dönüşümü’nde, Haliç’in güney sahilinde, İstanbul’un fethine kadar yaklaşık dört yüz yıl varlığını sürdürmüş Konstantinopolis’in Venedik Yerleşimi’nden Osmanlı Ticaret Bölgesi’ne dönüşüm sürecini inceliyor.

Kentin Akdeniz dünyasına açılan bu kozmopolit liman bölgesi, Osmanlı döneminde de İstanbul’un ticari etkinliklerinin önemli merkezlerinden biri olmuştu.

Ağır, bölgenin kimlik değiştirerek Venediklilerden Yahudilerin kontrolüne geçişini ve Osmanlı’nın Konstantinopolis içindeki “küçük Venedik’in izlerini, çok etkili yapılarla nasıl sildiğini gözler önüne seriyor.

  • Künye: Aygül Ağır – İstanbul’un Eski Venedik Yerleşimi Ve Dönüşümü, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü Yayınları, tarih, 286 sayfa

Irvine Welsh – Trainspotting (2010)

Danny Boyle tarafından sinemaya da uyarlanan, Irvine Welsh’in ‘Trainspotting’i, yeraltı edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Roman, vaat edilenlerin hiçbir zaman yerine getirilmediği bir dünyada, hayatlarını dayanılabilir kılmaya çalışan gençlerin öyküsünü anlatıyor.

İskoçya’nın gettolarında işsizlik ve yoksulluğun pençesinde kıvranan gençler, Leith Merkez İstasyonu’na giren trenlerin numaraları üzerine, birasına bahse girerler.

İlk etapta masum görünen bu oyun, gerçekte onları mahvedecek büyük bir kumardır.

Dibe vurmuş, her daim kafası güzel gençler, ancak arabalarıyla son sürat hiçliğe giderken yaşadıklarını hissedebilmektedir.

  • Künye: Irvine Welsh – Trainspotting, çeviren: Avi Pardo, Siren Yayınları, roman, 349 sayfa

Gürbüz Azak – Tatar (2010)

Bilindiği gibi Gürbüz Azak, çizgiroman karakterlerinden ‘Deli Balta’nın yazarı ve çizeri.

Azak elimizdeki eseri ‘Tatar’da ise, saray postacısı ve ulak olarak önemli görevler üstlenmiş Tatarların hayatını roman aracılığıyla hikâye ediyor.

Saraydan gerekli bölgelere ferman götüren Tatarların, bu görevlerini yerine getirirken yaşadıkları maceralar ve ayrıca işlerini yapma şekilleri, romanın omurgasını oluşturuyor.

Tarihte bir yolculuğa çıkan Gürbüz, acımasız sürüşleriyle bindikleri atları çatlatan, hayvanlarını değiştirmeleri için belirli mesafelerde kurulan menzilhânelere sahip, başkalarının giyinmesinin yasak olduğu özel kıyafetlere sahip Tatarların hayatını anlatıyor.

  • Künye: Gürbüz Azak – Tatar, Babıali Kültür Yayınları, roman, 95 sayfa

Yavuz Ekinci – Tene Yazılan Ayetler (2010)

‘Sırtımdaki Ölüler’, ‘Bana İsmail Deyin’ ve ‘Meyaser’in Uçuşu’, Yavuz Ekinci’nin daha önce yayımlanmış öykü kitapları.

‘Tene Yazılan Ayetler’ adlı elimizdeki kitap ise, yazarın roman türünde kaleme aldığı ilk eser.

Ekinci burada, Türkiye’nin güneydoğusunda yaşanan acımasız bir savaşın ortasında hayatını anlamlandırmaya çalışan bir yazar ile bin yıllar boyunca sevdiği kadın olan Lili’nin izini süren Utanapişti’nin kesişen, birbirinin içine geçen yaşamlarını anlatıyor.

Ekinci, yıllara, çağlara uzanan geniş bir zaman aralığında, iki karakterinin hayat, aşk ve ölümün izini sürüşünü, dünya edebiyatından, mitolojiden ve kutsal metinlerden alıntılarla da zenginleştiriyor.

  • Künye: Yavuz Ekinci – Tene Yazılan Ayetler, Doğan Kitap, roman, 264 sayfa