Roy Bhaskar – İnsan Bilimlerinin Felsefi Eleştirisi: Natüralizmin Olanaklılığı (2017)

Yayımlanmasının üzerinden geçen kırk yılın ardından sosyal bilim alanında kült hale gelmiş bir kitap.

Kitabın asıl özgünlüğü, pozitivist olmayan bir natüralizm arayışını ortaya koyarak sağlam bir düşünsel alt yapı inşa etmesi ve böylece sosyal bilim yapmak isteyenler için alternatif bir yol ortaya koymasıydı.

Pozitivizm-hermenutik ikilemine düşmeden yönünü tayin etmek isteyen, farklı disiplinlerle kurduğu ilişkilerle zengin bir perspektif kazanan kitap, sosyal teoride önemli yer tutan yapı-fail meselesini de tartışıyor.

Türkiye’de de, bilhassa ilişkisel sosyal bilim alanında çalışanlar için bir başucu çalışması olmaya aday.

  • Künye: Roy Bhaskar – İnsan Bilimlerinin Felsefi Eleştirisi: Natüralizmin Olanaklılığı, çeviren: Vefa Saygın Öğütle, Nika Yayınevi, felsefe, 296 sayfa

Ernest Hemingway – Tüm Öyküleri (2017)

Özgün anlatım tarzı ve kendine has roman tekniğiyle yalnızca Amerikan edebiyatını değil, dünya edebiyatını da etkilemiş Ernest Hemingway’in öyküleri ilk kez Türkçede tek kitap halinde yayımlanıyor.

868 sayfalık bu oylumlu basım, Hemingway hayranları için arşivlik bir eser.

Hemingway’in öyküleri daha önce ayrı ayrı yayımlanmış, bunlardan da ağırlıklı olarak yazarın ‘Klimanjaro’nun Karları’, ‘Beyaz Fil Tepeleri’ ve ‘Aydınlık ve Temiz Bir Yer’ adlı öyküleri öne çıkmıştı.

Bu baskıda ise, yazarın gölgede kalmış öyküleriyle yukarıda adını andığımız meşhur öyküleri de bulunuyor ki, bu Hemingway Türkçe külliyatına yapılmış muazzam bir katkı.

  • Künye: Ernest Hemingway – Tüm Öyküleri, çeviren: Elif Derviş, Bilgi Yayınevi, öykü, 868 sayfa

Fred Uhlman – Kavuşmak (2017)

Fred Uhlman’ın kısa ama etkili ‘Kavuşmak’ isimli bu romanında anlatıldığı gibi…

Bu çarpıcı roman, Almanya’nın tarihsel ve kültürel zenginliğiyle öne çıkan Svabya bölgesinde geçiyor.

Hikâyenin başkahramanı iki arkadaş, bu bölgede doğmuş, beraber büyümüş iki gençtir.

Fakat bu masum arkadaşlığın üzerine, Nazizmin yükselişiyle doruğa ulaşan Yahudi düşmanlığı bir karabasan gibi çöker.

Kısa bir süre sonra birbirinden ayrılamaz gibi görünen iki arkadaş, şimdi birbirine düşmandır.

Faşizmin ilk olarak savaşlarla veya iktidarların aşırı söylemleriyle değil, iki insan arasında filizlendiğini yetkin tasvirlerle ortaya koyan bir roman.

  • Künye: Fred Uhlman – Kavuşmak, çeviren: Özlem Uygun, Kolektif Kitap, roman, 102 sayfa

Carol Gilligan – Kadının Farklı Sesi (2017)

Sosyal psikoloji alanındaki önemli çalışmalarıyla bilinen feminist teorisyen Carol Gilligan’dan, erkek psikolojisini ve davranışlarını genelleyerek kadınlara da uyarlayan egemen psikoloji bilimiyle bir hesaplaşma.

Gilligan, bu alanda yapılan çalışmalarda erkeklerden edinilen verilerin herkes için uygulanmasına, psikolojik ve ahlaki gelişiminde kadın ile erkek arasında önemli farklar bulunduğunu belirterek karşı çıkar.

Yayımlandığı zaman büyük ilgiyle karşılanan kitap, kadınlar hakkında üretilen toplumsal kuramlara karşı çıkıyor.

Çalışma, kadının psikolojisini, sesini ve haklarını daha görünür kılarak hem daha sonraki çalışmalar için öncü bir rol üstlendi hem de akademinin sınırlarını aşarak siyasi tartışmalara da uzandı.

Egemen psikolojinin kadının erkeğe itaat etmesi gerektiği anlayışını nasıl meşrulaştırdığına daha yakından bakmak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Carol Gilligan – Kadının Farklı Sesi, çeviren: Duygu Dinçer, Fulden Arısan ve Merve Elma, Pinhan Yayıncılık, psikoloji, 288 sayfa

Czeslaw Milosz – Tutsak Edilmiş Akıl (2017)

Varşova’daki Nazi işgalinin yanı sıra Sovyetlerin ülkesi Polonya’ya yönelik baskılarını da bizzat deneyimlemiş büyük şair ve denemeci Czeslaw Milosz’tan diktatörlüklerin, totaliterliğin altında inim inim inleyen insanlığa bir ağıt.

1953’te yayımlanan kitabın konusu, ağırlıklı olarak komünizmin düşüncelerin ifade edilmesi üzerindeki baskıcı tutumu ve bunun ardında entelektüel dünyada yaşanan çölleşme.

Fakat kitabı yalnızca bundan ibaret görmek, onun sahip olduğu evrensel ve çağlar üstü niteliği basite indirgemek olur.

‘Tutsak Edilmiş Akıl’, güncelliğini halen koruyan ve dünya üzerinde baskıcı yönetimler var oldukça da etkili kalacak bir metin.

Kitap, baskıcı iktidarların aklı neden ele geçirmeye ihtiyaç duyduklarını, zamanla bunda hangi araç ve yöntemleri kullanarak başarılı olduklarını ve buna karşı ruhumuzu ve aklımızı nasıl koruyabileceğimizi anlamak için iyi bir fırsat.

Kitaptan bir alıntı:

“Tek bir şey biliyorum: Eğer arkadaşım, zaferin tatlı meyvelerini yiyecekse, yerküre uzun yüzyıllar için planlı şekilde imar edilecekse, o güne kadar yaşayacaklara yazık. Şimdi yataklarında uyuyorlar ya da aptal eğlencelere veriyorlar kendilerini ve gerçekten her bir eylemleriyle yok oluşa hizmet etmeye uğraşıyorlar.”

Milosz, karamsar bir tablo çiziyor görünse de, iyinin nihayetinde kazanacağına duyduğu derin inançla bize de muazzam bir ümit aşılıyor.

  • Künye: Czeslaw Milosz – Tutsak Edilmiş Akıl, çeviren: Osman Fırat Baş, MonoKL Yayınları, anlatı, 240 sayfa

Faik Acar – Din – Bilim ve Bitmeyen Kavga (2017)

Dünya ve tarih tasavvurları arasında derin uçurumların bulunduğu din ile bilim arasında çok eski zamanlardan bugüne uzanan bir çatışma yaşanıyor. Batı, Aydınlanma ile birlikte bilimin daha egemen olacağı bir dönemi başlattıysa da, Doğu’daki dini söylem zayıf bir iki istisna dışında halen egemen.

İşte Faik Acar da bu kitabında, din ve bilim arasındaki bu uzun çatışmayı tarihsel bir bakışla ele alıyor.

Kitapta, Tevrat ve Kur’an’ın Sümerlerden nasıl etkilendiğinden Aristoteles ve Galileo’dan günümüze uzanan dini tutuculuğa, Yasak Meyve meselinden Habil ve Kabil’in hikâyesine, Nuh’un gemisi efsanesinden Sümerlerde ve İslamiyet’te kadına ne gibi roller biçildiğine pek çok konu tartışılıyor.

Acar bütün bunların yanı sıra, Türkiye eğitim sisteminde ilerlemenin, aydınlanmanın ve bilimin önündeki başlıca engelleri de saptıyor.

  • Künye: Faik Acar – Din – Bilim ve Bitmeyen Kavga, Berfin Yayınları, din, 190 sayfa

Max Stirner – Biricik ve Mülkiyeti (2017)

Asıl adıyla Johann Kaspar Schmidt olan Max Stirner, aralarında Marx, Engels ve Nietzsche’nin de bulunduğu birçok filozofun etkilendiği, fakat eserlerinde kendisinden neredeyse hiç bahsetmedikleri filozoflardan.

Kimilerinin faşist kimilerinin nihilist dediği Stirner, “felsefenin günah keçisi” olarak tanımlanır.

Rahatsız edici ‘Biricik ve Mülkiyeti’ ise, Stirner’in düşünce sistematiğinin en karakteristik hale geldiği, aynı zamanda kendisinin en ünlü eseri.

Nihilizm vurgusuyla öne çıkan kitabında Stirner, hakikati bir insan icadı olarak tanımlayıp onunla ve genel olarak verili din, devlet, toplum ve felsefeyle bir hesaplaşmaya girişiyor.

“Benden yüce her varlık, ister Tanrı olsun ister insan, Biriciklik duygumu zayıflatır ve ancak bu bilincin rüzgârı karşısında sönüp gider.” diyen Stirner, okuruna radikal ve rahatsız edici sorular soruyor.

  • Künye: Max Stirner – Biricik ve Mülkiyeti, çeviren: H. İbrahim Türkdoğan, Norgunk Yayıncılık, felsefe, 240 sayfa

Haluk Şahin – Babıali’de Cinayet (2017)

Bugünün medya ortamındaki büyük kirlenme ve yozlaşmayı bir polisiye-gerilim hikâyesiyle gözler önüne seren akıcı ve merak uyandırıcı bir roman.

Romanın başkahramanı Kahraman Karaman, Küre adlı gazetenin ünlü yazarlarındandır.

Karaman aynı zamanda, patronuyla birlikte iktidardaki partiyle gizli kapaklı işler de çevirmektedir.

Bu esnada Karaman, gizemli kişilerden ölüm tehditleri almaya başlar.

Bu basit bir tehdit değildir. Zira küresel şirketlerden cemaate, büyük medya patronlarından polis ve siyasetçilere uzanan karmaşık ilişkiler söz konusudur.

Doğruları olduğu gibi anlatacağımız normal bir dönemde değiliz. Tamı tamına bir manipülasyon ve çarpıtma çağında yaşıyoruz.

Şahin’in romanı da, hakikatlerin ancak kurmaca metinlerle ifade edilebildiği ve ayrıca Şahin’in edebi ustalığını da konuşturduğu kitaplardan.

Medyanın ve ülkenin içinde bulunduğu derin ve belirsiz krizi daha iyi kavramak için okunması gereken kitaplardan.

  • Künye: Haluk Şahin – Babıali’de Cinayet, Kırmızı Kedi Yayınevi, roman, 232 sayfa

Mahmut Yesari – Bir Namus Meselesi (2017)

Mahmut Yesari, edebiyatımızın ihmal edilen kalemlerinden. Onu şimdilerde pek kimse bilmez.

Bilenler de en çok ‘Çoban Yıldızı’ veya ‘Çuluk’ adlı romanlarını bilir.

‘Bir Namus Meselesi’ de, Yesari’nin ilk romanı ve tamı tamına 94 yıl önce Yesari’nin Reşat Nuri Güntekin ile birlikte çıkardığı Kelebek dergisinde tefrika edilmişti.

İşin üzücü yanı, bu romanın ilk kez kitap olarak yayımlanması.

Kayseri ve İstanbul’da geçen roman, Hacıoğlu Ağapiyadi ile Kara Eftimoğlu Petraki arasındaki bir miras sorunu üzerinden ilerliyor.

Her iki karakterin miras için çekişmesi ve birbirini kandırmak üzerine kurulu zihin dünyaları, romanı akıcı ve özgün kılan başlıca husus.

Romanın en güzel taraflarından biri de, yöresel dili ustaca kullanması. Burada özellikle Kayseri ağzının kullanım biçimi okuru ayrıca keyiflendirecek türden.

Yesari’nin ‘Bir Namus Meselesi’, günümüzde dönüşmüş, hatta neredeyse hiç kalmamış diyebileceğimiz, dönemin Kayseri ve İstanbul’undaki toplumsal zenginliğin nitelikli bir panoramasını çiziyor.

Yesari’yi yeniden hatırlamak için iyi bir fırsat.

  • Künye: Mahmut Yesari – Bir Namus Meselesi, İstos Yayın, roman, 128 sayfa

Andy Merrifield – Yeni Kent Sorunu (2017)

Özellikle son 10-15 yıldır Türkiye’de pek çok örneğini gördüğümüz gibi, yaşadığımız şehirler sermaye eliyle pervasız ve sonu gelmez bir yağmaya maruz kalıyor.

Merrifield’ın elimizdeki dikkat çekici çalışması ise, güncel kent kuramlarıyla politik aktivizm arasında bağlantılar kuruyor ve şehirlerimizi, hayat alanlarımızı korumak için neler yapabileceğimizi tartışıyor.

Yazarın kitabının öne çıkan yönü, sermayenin sınıf çelişkilerini nasıl ustaca kullanarak kentleri ranta tahvil ettiğini ortaya koymasıdır diyebiliriz.

Merrifield, Occupy Wall Street ve İspanya’daki Öfkeliler (Indignados) isyanlarının verdiği deneyimden yola çıkarak yeni kent direnişinin imkânlarını araştırıyor.

  • Künye: Andy Merrifield – Yeni Kent Sorunu, çeviren: Duygu Toprak ve Ceren Akyos, Tekin Yayınevi, siyaset, 184 sayfa