Sanne Blauw – Tarafgir Sayılar (2022)

Sayılar her zaman nesnel olmadığından onlara daha şüpheci yaklaşmak gerekir.

Sanne Blauw, pek çok tarihsel örnekten yola çıkarak sayıların algılarımızı nasıl yönlendirdiğini ve hatta manipüle ettiğini gözler önüne seriyor.

Hayatımızın hemen her alanını kontrol eden nedir?

Bu sorunun ilk akla gelen cevabı muhtemelen sayılar olmayacaktır, hâlbuki okulda nasıl bir öğrenci olduğumuzdan işyerindeki satış rakamlarımızın değerlendirilmesine, seçim tahminlerinden ekonomik krizin etkilerine uzanan çok çeşitli konularda bir şeyler söyler sayılar.

Peki, bu değerlendirme ve gerçeklikler ne kadar doğrudur?

Sahi sayılar her zaman nesnel midir?

Sayıların temsil ettiği hikâyelere, enteresan bir şekilde bu durumun medya, politikacılar ve iş insanları tarafından sıkça unutulmasına veya kendi çıkarları için kullanmalarına bakarsak pek de öyle olmadığını görürüz.

Blauw, ‘Tarafgir Sayılar’da eğlenceli bir dille, tarihsel örnekler üzerinden, sayılarla olan ilişkimizi masaya yatırarak yönlendirilmiş algılarımıza ayna tutuyor.

Eski çağ tacirinin arpa hesabından İngiltere’deki her bireyin mülkünü kayıt altına almak isteyen Fatih William’a, Kırım Savaşı zamanı Üsküdar sırtlarındaki hastanede asker ölümlerini dert edinip ilk grafikleri keşfeden ve bilmeden belki de tarihin ilk büyük veri dalgasını başlatan başhemşire Florence Nightingale’e uzanan ilginç ve düşündürücü bir yolculuk bu.

Çalışma, pandemiyle hayatımıza giren günlük istatistiklerden IQ, sigara, kanser gibi daha uzun vadeli araştırmalara kadar sayılara nasıl daha şüpheci yaklaşabileceğimize dair öneriler sunan bir rehber.

  • Künye: Sanne Blauw – Tarafgir Sayılar: Sayılar Bizi Doğru Yanlış Nasıl Yönlendirir?, çeviren: Çiçek Öztek, Alef Yayınları, bilim, 224 sayfa, 2022

Richard Hoggart – Okuryazarlığın Kullanımları (2022)

İşçi sınıfının kendine özgü kültürü ve gündelik hayat pratikleri hakkında enfes bir sosyolojik inceleme.

Richard Hoggart, işçi sınıfının varoluşunu tehdit eden en büyük tehlike olarak kitle kültürüne dikkat çekiyor.

Bazı yazarlar tasnif dışıdır. Richard Hoggart birçok açıdan böyle bir yazardır.

‘Okuryazarlığın Kullanımları’, aslında bir otobiyografidir.

Kendisi işçi sınıfı kökenli olan Hoggart, toplumsal yörüngesi üzerinden, işçi sınıfının içeriden ancak mesafeli, olabildiğine detaylı, realist fakat aynı zamanda da eleştirel bir tasvirine girişir.

“Yakınlık ve mesafe”, muhtemelen Hoggart’ın maharetini özetleyebilecek kilit formüllerden biridir.

Bu ona işçi sınıfının gündelik pratiklerinde, dışarıdan (başka bir toplumsal sınıftan) bir gözlemcinin “yabancı” olduğu için, içinden olanın ise fazlasıyla “aşina” olduğu için fark edemeyeceği sayısız ve sıradan detayda süreklilik veya kırılmaların izdüşümünü görmeyi sağlar.

İşçi sınıfı kültürünün “kitle kültürü” tarafından tamamıyla “yutulduğu” yönündeki yaygın kanaatin aksine Hoggart, daha nüanslı, direnç ve değişim arasında salınan bir tablo çizer.

İşçi sınıfı kültürü, hem sınıfın dış dünyayla arasındaki sınırları pekiştiren, onu kitle yayıncılığının etkisinden görece koruyan, fakat aynı zamanda kitle kültürünün ürünlerinin sızmasına da imkân tanıyan tutumları eş zamanlı biçimde bünyesinde taşır.

Hoggart’ın, işçi sınıfının varoluşunu tehdit eden en büyük tehlike olarak kitle kültürüne dikkat çekmesi tesadüfi değildir çünkü onun için “işçi sınıfından olmak”, diğer tüm veçhelerinin yanı sıra, hususi bir kültürel evren ve gündelik yaşam pratiklerine nakşolmuş bir “aidiyet deneyimi/biçimi” manasına da gelir.

Hoggart’a göre kitle kültürünün torpillediği ve en büyük tahribata yol açtığı yer de tam olarak burasıdır.

  • Künye: Richard Hoggart – Okuryazarlığın Kullanımları: İşçi Sınıfı Yaşamının Veçheleri, çeviren: Levent Ünsaldı ve Mümtaz Kirik, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 528 sayfa, 2022

Peter Singer – Neden Vegan? (2022)

İnsanların hayvanlar üzerindeki zulmü ırkçılık ve cinsiyetçilikle eşdeğerdir.

Üstelik hayvanlar oy kullanamaz, gösteri yapamaz; yani kendilerine yönelik kırımı protesto edemez.

Peter Singer, etik bir beslenmenin neden zorunlu olduğunu çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Modern çağın en büyük ahlak felsefecilerinden biri olan Singer, ‘Neden Vegan?’da, hayatımızı nasıl yaşamamız gerektiğine dair cesur sorular soruyor.

İnsanın hayvanlar üzerindeki zulmünün, ırkçılık ve cinsiyetçilik gibi yanlış olduğunu savunan Singer, hayvan hakları hareketini tetiklemiş ve vegan beslenmenin yükselişine ivme kazandırmıştı.

Hayvan özgürlüğü, insanlık adına diğer özgürlük hareketlerinden daha fazla fedakârlık gerektirecektir, çünkü hayvanlar bunu kendileri için talep edemez, oy, gösteri ya da bombalarla sömürülmeye karşı protesto düzenleyemezler.

İnsan böyle içten bir fedakârlığa muktedir midir?

Kim bilir?

Eğer bu kitap önemli bir etkide bulunabilirse, insanın içinde taşıdığını düşündüğü insafsızlık ve bencillikten daha fazla bir potansiyele sahip olduğuna inanan herkesin inancını aklayacaktır.

  • Künye: Peter Singer – Neden Vegan?: Etik Beslenme, çeviren: Pınar Şengül, Ayrıntı Yayınları, felsefe, 96 sayfa, 2022

Ergun Aydınoğlu – Barış Süreci (2022)

Barış Süreci çok hızlı yükseldi ve aynı hızla çöktü.

Ergun Aydınoğlu, ardında büyük şaşkınlık ve hayal kırıklığı bırakan bu sürecin karmaşık ve çok boyutlu evrimini inceliyor.

Kamuoyuna yansıyan şekliyle Barış Süreci’nin hızlı yükselişi ve ani çöküşü, sadece genel kamuoyunda değil, konuyla ilgili siyasal gözlemciler ve analistler arasında bile büyük kafa karışıklıklarına yol açtı.

Yaşananların üzerinden yıllar geçmesine rağmen, bu sürecin gerçek karakterinin ve trajik sonunun nedenlerinin anlaşılmadığını gösteren değerlendirmeler ortalığı kaplamış durumda.

Aydınoğlu bu çalışmasında, bir tarihsel arka planın ardından söz konusu sürecin bu karmaşık ve çok boyutlu evrimi, Türkiye siyasetinde, bölgedeki güç ilişkilerinde ve bunlara bağlı olarak sürecin aktörlerinin iktidar konumlarında yaşanan değişimleri dikkate alarak inceliyor.

  • Künye: Ergun Aydınoğlu – Barış Süreci: Söylem, Pratik, Çöküş, Versus Kitap, siyaset, 120 sayfa, 2022

Özlem İlyas – Freelance Emek (2022)

Freelance çalışmak, neoliberalizmin yeni kölelik biçimidir.

Özlem İlyas, insanların 7 gün 24 saat işe koşulabilmek anlamına geldiği bu yeni emek rejiminin nasıl bir tuzak olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor.

Güvencesizlik koşullarında sınıf siyasetini yeniden düşünen ‘Freelance Emek’, freelance çalışmaya dair dolaşımdaki neoliberal söylemlere sıkı eleştiriler getirmesiyle dikkat çekiyor.

Freelance çalışmanın getirdiği özgürlüğün, kişinin zaman ve mekândan bağımsız, çalışma koşullarına hâkim olduğu egemen bir varoluşu içerdiği tahayyül edilir.

İlyas ise, bu söylemin hem sınıf antagonizmasını ve sınıfsal çeşitliliği görünmez kıldığını, hem de freelance çalışanın duygu dünyası ve siyasal öznelliği üzerinde yıkıcı etkilerinin olabileceğini belirtiyor.

Yazar bu bağlamda freelance çalışmayı; emek piyasalarının yeniden yapılandırılması, ekonomik öznelliğe dair neoliberal söylemler ve freelance çalışanların işyerlerindeki mobbing, düşük ücret, fazla mesai gibi çeşitli sorunları reddedip alternatif çalışma ve yaşama biçimlerini deneyimleme arzularının da dahil olduğu çeşitli süreçlerin fazla belirlenmiş bir sonucu olarak ele alıyor.

Çalışma, bu konunun dört dörtlük bir fotoğrafını çektiği gibi, freelance emekçilerin direniş ve örgütlenme tecrübeleri içinden, alternatif bir özgürlük tahayyülü üzerine de derinlemesine düşünüyor.

  • Künye: Özlem İlyas – Freelance Emek: Ofissiz Çalışmanın Sınıfsallığı, İletişim Yayınları, sosyoloji, 216 sayfa, 2022

Bernhard Kegel – Epigenetik (2022)

Epigenetik programlar, çevre ile genom arasında halka görevi gören muhteşem yapılardır.

Bernhard Kegel, insanların sonradan kazandığı deneyimlerin sonraki kuşaklara epigenetikle nasıl aktarıldığını her okurun rahatça anlayabileceği şekilde gözler önüne seriyor.

Doğuştan gelen özelliklerin “gen” denen aktif DNA dizilimleriyle kuşaktan kuşağa aktarıldığını biliyoruz.

Fakat bilim insanları yakın zaman içerisinde, sonradan kazanılan özelliklerin de kuşaktan kuşağa aktarılabildiğini keşfettiler.

Gelgelelim, tuhaf bir şey vardı: Sonradan kazanılan bu özellikler DNA dizilimlerinde bir değişikliğe yol açmıyor ama yine de sonraki kuşaklara aktarılabiliyordu.

Çok geçmeden DNA dizilimleriyle bağlantılı ikincil enformasyon yapıları keşfedildi.

Epigenetik sözcüğü işte bu yapıları ifade ediyor.

Bu epigenetik “programlar”, genleri, hatta bir kromozomun tamamını “açıp kapatabiliyor”, çevre ile genom arasında ara halka görevi yapıyor.

Kegel. epigenetiğin sonuçlarını etraflıca ve ustaca betimliyor.

Biyolojide etkileyici bir paradigma değişimine tanık olacaksınız.

  • Künye: Bernhard Kegel – Epigenetik: Deneyimler Kalıtımla Nasıl Aktarılır?, çeviren: Sema Özgün, Say Yayınları, bilim, 384 sayfa, 2022

Vedat Özkan – İnşa Etme Kültürü (2022)

Şantiyelerde insan davranışları çok kendine has biçimlerde sergilenir.

Yapım ve inşa etme sürecini “insan odaklı” inceleyen Vedat Özkan da, inşaat kuruluşları ve onların şantiyelerinde yaşanan insan davranış, algı, kültür gibi değerlerini gözlemler, veriler ve bilgiler eşliğinde yorumluyor.

Kitapta,

  • Şantiyelerde bekleme eylemi nasıl algılanır?
  • Şantiyelerde anlamın egemenliği nasıl olmalıdır?
  • İnsan kaynaklarının bir şantiyeye yansımaları ne yönde olur?
  • Hayali deneyim ve hayali kişilik hangi sonuçları doğurur?
  • İnşaat kuruluşlarının siyaset, hukuk ve bürokrasisi nasıl olmalıdır?
  • Saldırgan yapılar ortaya çıkabilir mi?
  • Yabancı dile yüklenen sermaye değeri şantiyelerin hangi durumlarına etki eder?
  • Dünya genelinde tekelleşmiş inşaat kuruluşları neden bulunmaz?
  • “Şantiyelerde ruhsal gerilimden kaçış yok” derken ne anlatılmak istendi?
  • Ve inşaatın geleceği ve boyutları nerelere uzanıyor? gibi soruların yanıtları aranıyor.

Kurum, kuruluş ve kitleler tarafından yapıların yapım süreçlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayacak davranışsal veriler de içeren çalışma, inşaat kuruluşlarında ve şantiyelerde çalışan yöneticilerin insan duygu ve düşüncelerine yönelik uyguladıkları yöntem ve yaklaşımları tekrar gözden geçirmelerini sağlayacak deneyimlenmiş bilgiler de içeriyor.

Kitap bunun yanı sıra, sosyoloji ve kitle davranışları üzerine çalışanlar için de önemli bir başvuru kaynağı niteliğinde.

  • Künye: Vedat Özkan – İnşa Etme Kültürü: İnşaat Kuruluşlarında ve Şantiyelerde İnsan Davranışları, YEM Yayın, mimari, 224 sayfa, 2022

David Sinclair ve Matthew LaPlante – Yaşam Döngüsü (2022)

Yaşlılık aslında bir hastalık mı?

Ve en önemlisi de, bunun tedavisi var mı?

Harvard Tıp Fakültesi’ndeki laboratuvarında pek çok araştırma yapmış David Sinclair, yaşlanmanın aslında tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu savunuyor.

Biliminsanları yıllarca yaşlanmanın sebeplerini aradı ve sonunda kimsenin yaşlılıktan ölmediği fikrine ulaştılar.

Bu düşünceye göre insanlar yaşa bağlı hastalıklardan ölürler.

Çünkü yaşlanma ve ölüm kaçınılmaz sondur.

  • Peki, bu gerçekten doğru mu?
  • Yaşlanma hakkında bildiğimiz her şey yanlış olabilir mi?

‘Yaşam Döngüsü’nde, genetik ve yaşlanma konusunda dünyanın önde gelen otoritelerinden biri olan ve hayatını insanların daha uzun, daha sağlıklı ve hastalıksız yaşamalarını sağlamaya adayan Sinclair, tüm bu sorulara açıklık getiriyor.

Sinclair’e göre, genetik yapımızda var olan ve yaşamda karşılaştığımız zorluklara hücrelerimizin içinde karşı koyan bir hayatta kalma devresi, zamanla işleyişinde ortaya çıkan bozulmalarla bizi yaşlandırır.

Ancak bu bozulmaları tersine çevirmek ve sadece yaşam süremizi değil, sağlıklı geçirdiğimiz yılların sayısını artırmak da mümkün.

Tıbbi çalışmaların ön saflarında yer alan araştırmacıların keşfettiği en son bulgulardan yararlanan Sinclair, şaşırtıcı ve çok basit yöntemler paylaşarak daha uzun bir yaşam için genetik saati tersine çevirmenin bilimsel kanıtlara dayanan yol haritasını önümüze seriyor.

TIME dergisinin “Dünyadaki En Etkili 100 Kişisi” listesinde yer alan Sinclair’ın vizyonu, insanların uzun yıllar sağlıklı yaşadığı bir dünyanın nasıl bir yer olacağını ve oraya ulaşmak için neler yapmamız gerektiğini gösteriyor.

  • Künye: David A. Sinclair ve Matthew D. LaPlante – Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori, çeviren: Cenk Tezcan, Epsilon Yayıncılık, sağlık, 480 sayfa, 2022

Hélène L’Heuillet – Gecikmeye Övgü (2022)

Sürekli acele ettiğimiz halde, paradoksal olarak yine de hiçbir yere, hiçbir işe yetişemiyoruz.

Hélène L’Heuillet, bugün tam bir saplantıya dönüşmüş her yere ve her şeye geç kalmak korkusunu irdeleyerek hayatı nasıl ıskaladığımızı gözler önüne seriyor.

Herkesin herkesle savaşınnı artık yalnızca mekânları, bölgeleri, sınırları değil, zamanı da kapsadığını söyleyen L’Heuillet, her güç ilişkisinin bir zaman ilişkisi olduğunu, iktidarın zamansal açıdan imkânsızı talep etme kapasitesiyle ölçüldüğünde, yeni bir şiddet biçimi uyguladığını belirtiyor.

Yazara göre bunun aksine gecikme, zamansallığı bize hem kaotik hem de sevinçli bir biçimde yaşatan çok özel bir ruhsal deneyimdir.

Zira geç kaldığımızda, bunun çok da bilincinden olmasak da, kendimizi başkaldırmış olarak görürüz.

‘Gecikmeye Övgü’, çocuklukta ısrar etmek, uykusuzluk, annelik, çalışma yaşamının katı kuralları gibi olgular üzerinden zaman(sızlığ)ın hissedilen yüzlerini tasvir ediyor ve hayatı daha iyi anlamak için geç kalmaya davet ediyor bizi.

  • Künye: Hélène L’Heuillet – Gecikmeye Övgü: Zaman Nereye Gitti?, çeviren: Şehsuvar Aktaş, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 104 sayfa, 2022

Akın Bakioğlu – Büyük Madenci Yürüyüşü (2022)

Zonguldak madenci yürüyüşü, Türkiye işçi sınıfının en görkemli eylemlerinden biriydi.

Akın Bakioğlu, 1991 madenci grevini ve Ankara’ya doğru çıkılan uzun yürüyüşü enine boyuna irdeliyor.

‘Büyük Madenci Yürüyüşü’, trajik bir cephesi de olan bu büyük direnişi, işçi sınıfının kendini inşa etme deneyiminin kurucu bir anı olarak resmediyor.

Bu hikâyeyle özdeşleşen sendika önderi Şemsi Denizer’in portresiyle birlikte…

Bir işçi havzası olarak Zonguldak’ın emek tarihindeki yerini hatırlatan çalışma, aynı zamanda bu büyük grev ve yürüyüşün Zonguldak’ta bıraktığı etkilerin izini sürüyor.

Kitap, sendika tabanında 1991’i örgütleyenlerin, Zonguldak’tan başlayan Ankara yürüyüşüne katılanların sesine kulak vererek grevin ve yürüyüşün arka planını ele alıyor.

  • Künye: Akın Bakioğlu – Büyük Madenci Yürüyüşü: Zonguldak’ın Büyük Grevi (1990-1991), İletişim Yayınları, inceleme, 167 sayfa, 2022