Johann Gottlieb Fichte – Tüm Bilim Öğretisinin Temeli (2024)

Fichte, Alman İdealist felsefe geleneğinin önde gelen temsilcilerinden biri.

Kant’ın eleştirel felsefesinden esinlenen Fichte, idealist bir perspektiften insan bilgisinin temellerini araştırdı, bilgiye yönelik sorgulamasına Kant’ın bilgi felsefesinin temel sorularından birini devralarak başladı: “Dünyaya ilişkin uzay-zamansal ve doğa yasalarınca yönetilen deneyimimiz, nasıl mümkün olabilir?”

‘Tüm Bilim Öğretisinin Temeli’nde Fichte, bilimsel bilginin kaynağı ve bilimsel yöntemin temellerini bu soruyla birlikte tartışır.

İlk kez 1794 yılında yayınlanan eser, Fichte’nin yaşamı boyunca çeşitli eklemeler ve çıkarmalarla son halini aldı.

Kendine has sisteminde Fichte, öznel bilinci (Ben) dış dünya ile (Ben-Olmayan) nasıl ilişkilendirdiğini ve bu ilişkinin bilgiyi nasıl mümkün kıldığını ele alır.

Ona göre insan deneyimi, dış dünya ile olan ilişki ve öznel bilincin sürekli bir etkileşiminden oluşur.

Tüm Bilim Öğretisinin Temeli tüm bu bilgilerin ışığında hem Fichte’nin kendine has diyalektik yöntemini hem de Alman İdealizminin düşünsel temelini anlamak adına felsefe okurları için önemli bir birincil kaynak eser.

  • Künye: Johann Gottlieb Fichte – Tüm Bilim Öğretisinin Temeli, çeviren: Ali Nalbant, Say Yayınları, felsefe, 256 sayfa, 2024

Kolektif – Travma ve Anlatı (2024)

‘Travma ve Anlatı’daki yazıların ortaklaştıkları genel izlek, bireysel, tarihsel, kolektif, çevresel ve ekolojik travmanın edebiyatta, edebiyatla yakın temas eden kültürel çalışmalarda kışkırtıcı biçimde nasıl tezahür ettiğidir.

Bu kitapta kaleme alınan özgün incelemeler, travmanın anlatıda sancılı dile gelişinde veya dile gelemeyişinde tek tipleşen biçimine ve sınırlı estetik algısına meydan okuyor.

Türkiye özelinde ise, Osmanlı sonrası çağdaş Türkçe edebiyatta travma ve travmatik belleğin yansımalarının peşi sıra giderken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçiş sancısı, çatışma, savaş, darbe, yerinden yurdundan edilme, göç ve sürgünlük gibi süreçlerin estetiğini irdeliyor.

‘Travma ve Anlatı’, bireysel, kolektif, kültürel, siyasi ve çevresel kırılmaların birbirinden esasen nasıl ayrılamaz olduğunun altını çiziyor.

Bu yanıyla, travmatik deneyimler ile travmatik belleğin sadece zihinsel durumlar aracılığıyla değil, maddesel, duyumsal ve spiritüel süreçlerle de iç içeliğini gösteriyor.

Livera Yayınevi’nin Edebî Patikalar serisinin ikinci kitabı olan ‘Travma ve Anlatı’, günümüze ait yaralara, kırılgan hayatlara daha eşitlikçi ve adaletli bir yerden bakmaya okuru davet ederken, bize verili hikâyeleri ve varsayımları sorgulayarak travma ve hafıza literatüründe geçmiş, şimdi ve geleceğe dair ikili söylemlerin ötesinde yeni bir hikâye anlatıcılığının aciliyetini vurguluyor.

Covid-19 küresel pandemisi, sınırlarımızın çok yakınında süregiden savaşlar, göçler, yaşadığımız kültürel, ekonomik, politik, çevresel ve iklimsel yerinden edilmeler, tanıklık ettiğimiz depremler, seller ve yersizyurtsuzlaşmalar gibi şimdiki zamana ilişkin felaketleri tartışmaya olanak sağlamak isterken okurları dil ve edebiyata/dilden edebiyattan yeni ve yaratıcı projeksiyonlara davet ediyor.

En önemlisi, dil ile uğraşmanın estetik ve etik boyutlarını yeniden düşünürken travmayı bir oluş, hakikatin ve adaletin dile getirilmesi için katman katman açılan bir alan, yaratıcılıkla örülen bir açıklık olduğunu dile getiriyor.

Kitaba katkıda bulunan isimler ise şöyle: Süreyyya Evren, Hazal Bozyer, Aylin Vartanyan Dilaver, Suat Baran, Selen Erdoğan, Zeynep Uysal, Michael Rothberg, Erin McGlothlin, Stef Craps.

  • Künye: Kolektif – Travma ve Anlatı, hazırlayan: Deniz Gündoğan İbrişim, Livera Yayınevi, inceleme, 272 sayfa, 2024

Florent Guénard – Eşitlik Tutkusu (2024)

 

Modern toplumlar eşitliği temel değerlerden biri olarak kabul ediyor.

Nitekim günümüzde kimlik etrafındaki ayrımcılıklara karşı eşitlik mücadelesi gün geçtikçe güçleniyor.

Buna karşılık maddi eşitlik mücadelesi güç kaybetti ve bu alandaki eşitsizlikler derinleşiyor.

Bu paradoksu nasıl anlamalı?

Eşitlik arzumuz adaletsizlikten rahatsız olmayacak kadar zayıfladı mı yoksa?

Florent Guénard eşitlik ile kurulan ruhsal ilişkinin karmaşık olduğunu gösteriyor.

Yazara göre eşitlikçi toplumlarda eşitlik, hem bireyler arasındaki ilişkiyi yapılandırdığı hem de her bireyin kendini değerlendirmesi için bir kıstas oluşturduğu için başlı başına bir değer olarak benimseniyor.

Modern ve eşitsiz toplumlarda ise bu tutku ortadan kalkmıyor ama kılık değiştiriyor: Herkes kendisi için eşitlik ister bir hale geliyor, çünkü modern hayatta onur duygumuz yaşam düzeyleriyle ilgili kıyaslamalardan etkileniyor.

Maddi koşulların eşitsizliği özsaygımızı yaralayabiliyor.

Kuşkusuz buna tepki olarak gelişen duyguların da bugünkü toplumsal isteklerimizi önemli ölçüde açıkladığı görülüyor.

Gelirde ve mirasta eşitsizliğin azaltılması bugün artık sadece siyasi bir seçenek değil, tarihsel bir zorunluluk haline geldi.

  • Künye: Florent Guénard – Eşitlik Tutkusu, çeviren: Zehra Cunillera, Metis Yayınları, felsefe, 272 sayfa, 2024

Dina Danon – Osmanlı Dönemi İzmir Yahudileri (2024)

Yirminci yüzyılın başında, Doğu Akdeniz’de liman şehri olan İzmir, dört yüzyılı aşkın bir süredir canlı ve önemli bir Sefarad Yahudi topluluğuna ev sahipliği yapmış ve Yahudi yaşamının önemli bir merkezi olarak ortaya çıkmıştı.

Dina Danon, ‘Osmanlı Dönemi İzmir Yahudileri, Modern Tarih’te daha önce ele alınmamış Ladino arşiv malzemelerinden faydalanarak uzun süredir göz ardı edilmiş Yahudi topluluğunun hikâyesini anlatıyor.

Avrupa genelinde, Yahudilerin dini ve kültürel farklılıklarının modern çağla uyumlu olmadığı düşüncesinin yaygın olduğu bir dönemde Osmanlı İzmiri’nden bakıldığında farklı bir yaklaşım öne çıkar: Yahudilerin farklılığı her şeyiyle olağan karşılandığında ne olur?

Danon, Yahudi dini ve kültürel farklılıklarının bu Osmanlı liman şehrinde yadırganmadığına dikkat çekerken, Yahudi kimliğinin diğer unsurlarının, özellikle de yoksulluk ve sosyal sınıfın derin gerilim alanları yarattığını savunuyor.

Danon, sokaktaki dilencilerden, ticari elitlere, ayakkabı boyacılarına, gazete editörlerinden, hahamlara, ev hanımlarına dek pek çok kesime ses verdiği eserinde; Sefarad topluluğunun modern çağla karşılaşmasını belirleyen en temel unsurun Yahudilik değil, yoksulluk ve sınıf olduğunu gösteriyor.

  • Künye: Dina Danon – Osmanlı Dönemi İzmir Yahudileri, Modern Tarih, çeviren: Seda Kutsal, Monografi Yayınları, tarih, 248 sayfa, 2024

Özlem Altan-Olcay, Evren Balta – Türkiye’de Amerikan Pasaportu (2024)

  • Çocukları Amerika Birleşik Devletleri vatandaşı olabilsin diye tüm zorlukları göze alıp doğum için binlerce kilometre öteye, ABD’ye giden anne adayları bize neler söylüyor?
  • Amerikan rüyasının peşinde Amerika’ya yerleşen biri neden oradaki kariyerini bırakıp Türkiye’ye döner?
  • Amerikan pasaportu taşıyanlar için gerçek “fırsatlar ülkesi”, ABD’nin dışındaki dünya mı?

‘Türkiye’de Amerikan Pasaportu’, ABD’nin resmi sınırlarının ötesinde ABD vatandaşlığına yüklenen anlamlar, değerler, hayaller ve umutlar üzerine kurulu yeni bir tür Amerikan imparatorluğunun işleyişini, yüzü aşkın insanın somut, gündelik deneyimleri ve bireysel anlatıları üzerinden inceliyor.

Küreselleşen dünyada ulusal vatandaşlığın hâlâ önemini koruduğunu, ama artık yalnızca ülke içiyle sınırlı bir çerçeveden bakılarak anlaşılamayacağını savunuyor.

Günümüzde ulusal vatandaşlıklar, devletler arasındaki asimetrik ilişkilerin şekillendirdiği “ulusötesi” alanda bireylere sağlayabildikleri avantajların eşitsizliği bakımından birbirlerinden ayrışır.

Özlem Altan-Olcay ve Evren Balta’nın Amerikan Sosyoloji Derneği’nden ödül alan çalışması, vatandaşlığın, ülke sınırları ötesindeki sınıfsal konumlar, coğrafi hareketlilik imkânları, aidiyet ve kimlik iddiaları üzerinde oynadığı belirleyici rolü gözler önüne seriyor.

  • Künye: Özlem Altan-Olcay, Evren Balta – Türkiye’de Amerikan Pasaportu: Ulusötesi Çağda Aidiyet ve Vatandaşlık, çeviren: Ezgi Dikici, Koç Üniversitesi Yayınları, sosyoloji, 224 sayfa, 2024

Jordan B. Peterson – Anlam Haritaları (2024)

  • Neden farklı yer ve zamanlarda insanlar benzer semboller ve anlamlarla mitler ve hikâyeler üretsinler?
  • Farklı dinî veya ideolojik inançlara sahip insan grupları sonsuz çatışmaya mı mahkûmdur?
  • Bilimin ve dinin iddiaları gerçekten uzlaştırılamaz mı?
  • Grupların teşvik ettiği gaddarlığa yönelik bireysel eğilimi azaltmak için ne yapılabilir?

‘Anlam Haritaları’, modern nöropsikolojinin bize beyin hakkında söyledikleri ile uzun süredir anlatılan ritüeller, mitler ve dinî hikâyeler arasındaki bağlantıyı araştıran kışkırtıcı yeni bir hipotezle bu soruları ele alıyor.

Peterson’ın iddialı disiplinler arası incelemesi, din, bilişsel bilim ve mitoloji ile anlatıya yönelik Jungcu yaklaşımlardan örnekler ortaya koyuyor.

‘Anlam Haritaları’, arkaik ve modern düşüncenin zenginliğine eleştirel bir rehber olmanın yanı sıra insan motivasyonuna ve duygularına dair önemli içgörüler sunuyor.

  • Künye: Jordan B. Peterson – Anlam Haritaları: İnancın Mimarisi, çeviren: Elif Kayurtar, Pegasus Yayınları, psikoloji, 824 sayfa, 2024

Kohei Saito – Antroposen’de Marx (2024)

Marx’ın kapitalizme yönelik ekolojik eleştirisi, küresel iklim kriziyle karşı karşıya olduğumuz bugünlerde önemini her zamankinden çok daha açık bir biçimde gösteriyor.

‘Antroposen’de Marx’, Marx’ın ekolojisinin onun ölümünden sonra Marksistler tarafından 20. yüzyıl boyunca neden marjinalleştirilip bastırıldığını açıklıyor.

Fakat Marx’ın ekolojik eleştirisi, egemen üretimcilik ve tekçilik karşısında Antroposen’de canlanıyor.

Kohei Saito, Marx’ın ve Engels’in bütün eserlerinde yayımlanmış olan yeni malzemeleri inceleyerek Marx’ın büyümeme komünizmi olarak nitelendirilebilecek kapitalizme yönelik alternatif ve bütünüyle özgün fikrini sunuyor.

Geç Marx’ın bu kışkırtıcı yorumu, toplum ve doğa arasındaki ilişkiye yönelik yakın tarihli tartışmalara ışık tutuyor ve okuru 20. yüzyılın reel sosyalizminin hatasını tekrar etmeyen post-kapitalist bir toplumu zihninde canlandırmaya davet ediyor.

Saito, Marx’ın ekolojisi üzerine yazdığı göz alıcı makaleden sonra, bu yeni çığır açıcı kitabında farklı Marksistlerin anti-kapitalist bir perspektiften nasıl çevresel zorluklarla başa çıkmaya çalıştıklarını gösteriyor.

Saito, makalesinin çok ötesine geçen bu yapıtında Marksizm’i kapalı bir sistem olarak değil hareket halinde bir düşünce olarak kavramayı başarıyor.

Kitap, zamanımızın ekolojik Marksizm’ine ve Antroposen’deki komünizme sağlam bir katkı.

  • Künye: Kohei Saito – Antroposen’de Marx: Büyümeme Komünizmi Fikrine Doğru, çeviren: Onur Orhangazi, Ütopya Yayınları, siyaset, 416 sayfa, 2024

Nihat Baş – Türlerin Hukuku (2024)

Bu çalışma, insana bahşedilen o ayrıcalıklı ahlâkî üstünlüğün temelsiz, metafizik bir önerme olduğunu akademik bir titizlikle tartışıyor.

İnsanı hayvandan ayıran zihnî sınırı yıkmıyor, aksine bu sınırın zaten hiç var olmadığını gösteriyor.

Bunun için kutsal kitapları yeniden ve çok daha eleştirel bir gözle okuyor.

Düşünce tarihi içinde çok geniş çaplı bir yolculuk rotası çizen Nihat Baş’ın argümanları karşısında hâlâ dededen kalma ezberlerle ayakta durabilmek çok kolay değil.

Neticede insanların ihlâl edilemez haklara sahip olduğu fikrini, hayvanların da benzer hakları olduğu fikrine doğru teşmil ediyor.

İşte meselenin bam teli de burası zaten.

  • Künye: Nihat Baş – Türlerin Hukuku, Yeni İnsan Yayınevi, ekoloji, 331 sayfa, 2024

Öner Günçavdı – Nasıl Büyüdük? (2024)

Öner Günçavdı bu çalışmasında, 2017 yılına kadar olan zaman zarfında AKP iktidarının uyguladığı ekonomik büyümenin teorik temellerini inceliyor.

Bu dönemden sonra ekonominin maruz kaldığı dışsal şokların etkisiyle ortaya çıkan kurumsal dönüşümün ekonomide yol açtığı sonuçlar, bu kitaba dahil edilmemiş.

Kuralların yerine daha çok durumsal yönetimin öne çıktığı bugünün Türkiyesi’nde herhangi bir büyüme pratiğinin tutarlı teorik bir çerçeve içinde ele alınması neredeyse imkânsız.

Bu kitapta, bir dönem başarılı bulunan ekonomik uygulamaların, aslında bugünkü sorunlarımızın kaynağını oluşturduğu analitik bir çerçevede anlatılıyor.

O günlerde amaçlanan yüksek büyümenin büyük ölçüde dışarıdan borçlanılan mali kaynaklarla, yapılan harcama tercihlerinin ve uygulanan para politikasının kurumsal çerçevesinin de sonucu olduğu gösteriliyor.

Ayrıca ‘Nasıl Büyüdük?’ ekonomi öğrencileri ile ekonomiye ilgi duyan ve AKP’nin ilk yıllarındaki ekonomik büyümenin nedenlerini ve doğurduğu sonuçları anlamak isteyenler için kaynak niteliğinde.

Kitap, Türkiye’nin 21. yüzyılda ekonomik performansını alışılagelenden farklı bir gözle değerlendiren, beraberinde kullandığı teorik araçları da okuyucuya tanıtan özgün, kapsamlı ve öğretici bir çalışma.

Özellikle ülkenin iki ezeli (ve ebedi) sorunu, yani enflasyon ve dış açıkla büyüme dinamikleri arasındaki karşılıklı karmaşık ilişkiler üzerine önemli gözlem ve analizler sunuyor.

Türkiye ekonomisi son yirmi yılda bir yandan büyürken öte yandan da önemli yapısal sorunlar biriktirdi.

Günçavdı ayrıntılı ve özgün araştırmalarıyla bu gelişmeleri en yakından izleyen iktisatçılardan biri.

Bu çalışmasında son dönemde derinleşen iktisadi sorunların uzun dönemli nedenlerini inceliyor, izlenen politikaların, yapılan siyasi ve iktisadi tercihlerin sonuçlarını gözler önüne seriyor.

Hem bugünkü Türkiye ekonomisini daha iyi anlayabilmek hem de yaşadığımız sorunların nedenlerini doğru teşhis edebilmek ve bunların nasıl aşılabileceği konusunda daha sağlıklı düşünebilmek için okunması gereken önemli bir kitap.

  • Künye: Öner Günçavdı – Nasıl Büyüdük?: 2001 Sonrası Ekonomik Büyümenin Analitik Bir İncelemesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, iktisat, 298 sayfa, 2024

Mustafa Suleyman, Michael Bhaskar – Yaklaşan Dalga (2024)

İnsanlık tarihinde önemli bir eşiğe yaklaşıyoruz.

Her şey değişmek üzere.

Yakında etrafımızda yapay zekâlar olacak.

DNA yazıcılarının ve kuantum bilgisayarlarının, laboratuvar patojenlerinin ve otonom silahların, robot asistanların ve enerji bolluğu dünyasında yaşayacaksınız.

Böyle bir dünyaya hazır değiliz.

Google bünyesindeki yapay zekâ şirketi Deepmind’ın kurucularından olan Mustafa Suleyman bu devrimin merkezindeydi.

Önümüzdeki yıllara bu güçlü ve hızla yayılan yeni teknolojiler dalgası damgasını vuracak.

‘Yaklaşan Dalga’da Suleyman bu teknoloji dalgasının büyük bir bolluk yaratacağını ama öbür yandan da küresel düzenin temeli olan ulus devleti nasıl tehdit edeceğini anlatıyor.

Kırılgan devletlerimiz bir felakete sürüklenirken, varoluşsal bir ikilemin içindeyiz: Bir yanda hayal bile edemeyeceğimiz felaketler, öbür yanda da her saniye gözetim ve baskı altında yaşamak.

Yapay zekâ teknolojisinin merkezinden çıkan bu çığır açıcı kitap, çağımızın en büyük problemi olan güçlü teknolojileri kontrol edebilmeyi, “dizginleme problemini” inceliyor.

Kıyamet ve distopya arasındaki dar yolda yürüyebilecek miyiz?

  • Künye: Mustafa Suleyman, Michael Bhaskar – Yaklaşan Dalga: Teknoloji, Güç ve 21. Yüzyılın En Büyük İkilemi, çeviren: Omca A. Korugan, Doğan Kitap, inceleme, 432 sayfa, 2024