Kolektif – Hukukun Yapay Zekâyla İmtihanı (2025)

‘Hukukun Yapay Zekâyla İmtihanı’, yapay zekânın hukuku yalnızca teknik bir araç olarak değil, norm üretimini ve sorumluluk rejimini kökten dönüştüren yapısal bir güç olarak ele alıyor. Algoritmik karar süreçlerinin yaygınlaşması, öznelik, irade ve kusur kavramlarının yeniden tanımlanmasını zorunlu kılıyor. Hukuk düzeni, insan merkezli sorumluluk modelinin sınırlarını fark ediyor ve otonom sistemlerin doğurduğu zararların nasıl anlamlandırılacağını tartışıyor. Böylece yapay zekâ, hukuki düşüncenin ontolojik ve etik zeminini sarsan bir eşik olarak belirginleşiyor.

Metin, yapay zekânın hasım mı yoksa yeni bir aktör mü sayılacağı sorusunu merkezine alıyor ve cezai sorumluluk, illiyet bağı ile denetim mekanizmalarının dönüştüğünü gösteriyor. Şeffaflık, veri güvenliği, ayrımcılık riski ve otomatik karar verme pratikleri bağlamında hukuk, özgürlükleri koruyan eleştirel bir görev üstleniyor. Hukuk eğitimi ise dijital araçlarla zenginleşiyor, ancak yorumlama yetisinin korunması gerektiğini hatırlatıyor. Sonuçta eser, hukuk ile yapay zekâ arasındaki ilişkiyi uygulama değil, zihniyet düzeyinde yeniden kuruyor.

Derlemenin bir diğer önemli katkısı, yapay zekânın hukuk eğitimine etkisini ele almasıdır. Dijital araçlarla zenginleşen eğitim pratikleri, hukukçunun bilgiye erişimini hızlandırırken, eleştirel düşünme ve norm yorumlama yetisinin nasıl korunacağı sorusunu da gündeme getiriyor. Böylece eser, yapay zekâ ile hukukun karşılaşmasını sadece uygulama değil, zihniyet düzeyinde bir dönüşüm olarak kavrıyor ve geleceğin hukuk düzenine dair kapsamlı bir düşünme alanı açıyor.

  • Künye: Kolektif – Hukukun Yapay Zekâyla İmtihanı, derleyen: Ozan Erözden, Zoe Kitap, hukuk, 288 sayfa, 2025

Kazimir Maleviç – Süprematizm (2025)

Kazimir Maleviç’in bu çalışması, sanatçının süprematist düşüncesini yalnızca resim alanında değil, mekân, mimarlık ve kozmik bir estetik tasavvur içinde temellendirdiğini gösteren kurucu bir metin olarak öne çıkıyor. Özel tasarımıyla dikkat çeken kitap, Maleviç’in süprematizmi evrensel bir biçim dili haline getirme çabasını hem kuramsal hem de görsel düzlemde görünür kılıyor. Çalışma, kısa ama yoğun bir giriş metninin ardından yer alan otuz dört çizimle, sanatçının soyut form anlayışının mekânsal bir dünya kurma idealine yöneldiğini açık biçimde ortaya koyuyor.

Maleviç, süprematizmi siyah, renkli ve beyaz olarak üç gelişim evresi içinde ele alıyor ve bu evrelerin düzlem üzerinde gerçekleşen inşa sürecinden doğduğunu vurguluyor. Siyah Kare sonrasında biçim, nesneyi temsil eden bir araç olmaktan çıkıyor ve saf hareketin, enerjinin ve dinamizmin göstergesine dönüşüyor. Kare, daire, haç ve çizgi gibi temel biçimler, kompozisyon içinde yalnızca görsel öğe değil, yeni bir mekân deneyiminin yapı taşları olarak karşımıza çıkıyor.

Bu anlayışta süprematik form, faydacı yetkinliğin değil, eylemin ayrışan gücünün ifadesi haline geliyor. Biçim, bir organizma olmaktan ziyade hareketin izini süren bir yön gösterici gibi işliyor ve mekân içinde bir uçağın izlemesi gereken rota metaforuyla düşünülüyor. Böylece perspektif geleneğinin sona erdiği bir eşikte, algının ve mekânın köklü bir dönüşüm geçirdiği sezdiriliyor.

Kitap, Maleviç’in süprematizmi yalnızca bir sanat akımı değil, yeni bir dünya kurma girişimi olarak konumlandırdığını açıkça kanıtlıyor. Kuram ile biçim arasındaki kopmaz bağ burada somutlaşıyor ve modern sanatın nesne temsiline değil, saf duyumsama ve düşünceye dayanan yeni bir estetik düzlemde inşa edildiği güçlü biçimde ortaya çıkıyor.

  • Künye: Kazimir Maleviç – Süprematizm: Otuz Dört Çizim, çeviren: Aykut Köksal, Arketon Yayıncılık, mimari, 80 sayfa, 2025

Tony Judt – Olgular Değişince (2025)

Tony Judt’un birbirinden ufuk açıcı denemelerini bir araya getiren bu derleme, 1995-2010 yılları arasında kaleme aldığı denemeler üzerinden çağdaş dünyanın siyasal, entelektüel ve ahlaki çelişkilerini sorguluyor. Jennifer Homans’ın önsözü, Judt’un düşünsel evrimini ve tutarlı entelektüel coşkusunu görünür kılıyor ve metinlerin yalnızca yorum değil, etik bir duruş içerdiğini hissettiriyor.

Judt, tarih yazımının popüler anlatılarla bulanıklaştığını, gerçeklerin yerini rahatlatıcı kurguların aldığını söylüyor ve okuru eleştirel dikkatini yitirmemeye çağırıyor. Avrupa sosyal demokrasisi, neoliberal dönüşüm, Irak Savaşı ve Orta Doğu siyaseti gibi başlıklar, onun gözünde yalnızca politik meseleler değil, ahlaki bir vicdan sınavı olarak da anlam kazanıyor.

Denemeler boyunca Judt, geçmişle kurulan ilişkinin bugünü nasıl biçimlendirdiğini vurguluyor ve tarihin hafızadan değil sorumluluktan güç aldığını söylüyor. Entelektüelin iktidarla arasına mesafe koyduğunu, düşüncenin kamusal alandaki rolünü koruduğunu ve hakikatle kurduğu bağın diri kaldığını sezdiriyor. Okur, bu yaklaşım içinde dünyayı daha bilinçli okuduğunu fark ediyor.

‘Olgular Değişince: Denemeler, 1995-2010’ (‘When the Facts Change: Essays, 1995-2010’), soğukkanlı analiz ile kişisel kırılganlığı dengeliyor ve Judt’un yaşamının son dönemlerinde bile düşünsel canlılığını sürdürdüğünü yansıtıyor. Olgular değiştiğinde düşüncenin de değişmesi gerektiğini hatırlatıyor ve konforlu inançların sorgulandığını ortaya koyuyor. Böylece eser, tarih okumasını etik bir dikkat pratiğine dönüştürüyor ve sorumluluk bilincini derinleştiriyor.

  • Künye: Tony Judt – Olgular Değişince: Denemeler, 1995-2010, çeviren: Dilek Şendil, Alfa Yayınları, tarih, 408 sayfa, 2025

Gloria Steinem – Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir! (2025)

Gloria Steinem bu kitabında, feminizmi yalnızca bir hak mücadelesi değil, zihniyet dönüşümü olarak ele alıyor. Denemeler, konuşmalar ve kişisel gözlemler üzerinden ataerkil yapının gündelik hayatta nasıl işlediğini gösteriyor ve okuru rahatsız eden gerçeklerle yüzleşmeye çağırıyor.

Steinem, kadın deneyiminin görünmezleştirilmesini, beden politikalarını, şiddeti ve temsil sorununu ele alıyor ve özgürlüğün yalnızca yasal değil, duygusal ve kültürel bir mücadele gerektirdiğini anlatıyor. Mizah, ironi ve öfkeyi iç içe geçirerek feminist bilincin dönüştürücü gücünü görünür kılıyor.

Yazar, öfkenin bastırılması yerine politize edilmesini savunuyor ve deneyimin bilgiye dönüştüğünü vurguluyor. Kitap, kadınların suskunlukla kuşatıldığını, bu sessizliğin bozulmasıyla dayanışmanın güçlendiğini hissettiriyor ve okuru eyleme davet ediyor.

Steinem’in yaklaşımı, feminizmi gündelik hayatın içine yerleştiriyor ve dönüşümün bireyin iç sesiyle başladığını söylüyor. Kişisel olanın politik olduğunu hatırlatıyor, empatiyle dinlemenin ve deneyimi paylaşmanın kolektif bilinci güçlendirdiğini ifade ediyor. ‘Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir!’ (‘The Truth Will Set You Free, But First It Will Piss You Off!’), özgürleşmenin yalnızca bir hedef değil, süreklilik taşıyan bilinçli bir süreç olduğunu düşündürüyor ve hak mücadelesinin umutla sürdüğünü duyumsatıyor.

Metin, kişisel hikâyeler ile politik analiz arasında kurduğu dengeyle, öfkenin dönüştürücü bir enerji olduğunu sezdiriyor ve direnişin gündelik pratiklerde sürdüğünü gösteriyor. Steinem, sessizliğin parçalandığını, görünmeyen deneyimlerin kamusal dile taşındığını ve hak talebinin kolektif bir bilinç yarattığını vurguluyor ve özgürlük arayışının kesintisiz biçimde büyüdüğünü hissettiriyor. Bu çağrı, öfkeyle başlayan bilincin dayanışmaya dönüştüğünü ve geleceği yeniden kuruyor hep.

  • Künye: Gloria Steinem – Gerçekler Sizi Özgürleştirir Ama Önce Öfkelendirir!: Hayat, Aşk ve İsyan Üzerine Düşünceler, çeviren: Elif Doğan, Düşbaz Kitaplar, feminizm, 176 sayfa, 2025

Emile Durkheim – Emile Durkheim: Bir Disiplinin Doğuşu (2025)

Levent Ünsaldı’nın derlediği ‘Émile Durkheim: Bir Disiplinin Doğuşu’, Durkheim’in sosyoloji tasarısını yalnızca tarihsel bir miras olarak değil, bugünle konuşan dinamik bir düşünce alanı olarak yeniden yorumluyor. Derleme, sosyolojinin hangi entelektüel koşullarda ortaya çıktığını ve nasıl özgül bir disiplin kurduğunu görünür kılıyor. Durkheim’in sosyolojiyi bağımsız bir bilim olarak inşa ettiğini, nesnesini toplum olarak belirlediğini ve yöntemi bu nesnenin özgünlüğüne göre tanımladığını vurguluyor.

Kitap, bireysel temsiller ile kolektif temsiller arasındaki ayrımı merkezine alıyor ve insanın çift tabiatlı yapısını ifade eden homo duplex kavramı üzerinden modern toplumsallığın karmaşık doğasını çözüyor. Toplumu sui generis bir gerçeklik olarak ele alan yaklaşım, sosyolojinin psikoloji ve tarih karşısında kendi sınırlarını kurduğunu gösteriyor. Natüralizm, deneysel muhakeme ve toplumsal olguların zorlayıcı niteliği, disiplinin bilimsel meşruiyet kazandığını gösteriyor.

Derleme, Durkheimci mirasın sosyolojiye kazandırdığı kurucu momenti açığa çıkarıyor ve bu mirastan doğan düşüncenin kendini diğer disiplinlerden ayrıştırarak özgül bir sorgulama tarzı geliştirdiğini gözler önüne seriyor. Sosyoloji burada yalnızca betimleyen değil, toplumsal gerçekliği eleştirel biçimde kavrayan bir pratik olarak beliriyor. Okur, disiplinin varlık gerekçesini nasıl kurduğunu ve güncel teorik tartışmalarla bağını nasıl koruduğunu izliyor. Bu yaklaşım, Durkheim sosyolojisinin bugün de üretken bir referans olmaya devam ettiğini güçlü şekilde yansıtıyor.

  • Künye: Émile Durkheim – Émile Durkheim: Bir Disiplinin Doğuşu (Kurucu Metinler), derleyen ve çeviren: Levent Ünsaldı, Heretik Yayıncılık, sosyoloji, 334 sayfa, 2025

Oktay Özel – Dün Sancısı (2025)

Oktay Özel bu kitapta, Türkiye’de geçmiş algısının nasıl kurulduğunu, tarihçiliğin siyasal iklimle nasıl kuşatıldığını ve akademik üretimin hangi gerilimler içinde ilerlediğini sorguluyor. Kitap, yalnızca “tarih”e değil, tarihçinin konumuna ve tarihyazımının kendisine de eleştirel bir mesafeden yaklaşıyor ve geçmişle kurulan ilişkinin bugünün ihtiyaçlarıyla nasıl biçimlendiğini görünür kılıyor. Özel, iyimserliğin çözüldüğü ve nostaljinin güç kazandığı bir dönemde tarihçinin yaratıcı rolünün daraltıldığını, buna rağmen eleştirel bir müdahalenin mümkün olduğunu savunuyor.

Metin boyunca Osmanlı tarihçiliğinin dönüşümü, “klasik dönem” anlatısının sorgulanması, Bizans ile kurulan problemli ilişki, arşiv pratikleri, belgeleme takıntısı ve soykırım tartışmaları gibi başlıklar, iç içe geçen temalar halinde ele alınıyor. Akademi ile siyaset arasındaki gerilim, üniversitenin yapısal krizi ve gündemin tarih üretimi üzerindeki baskısı, tarihçiliğin hem bilgi üretme hem de etik sorumluluk taşıma alanı olduğunu ortaya koyuyor.

Özel, bireysel tarihçi portreleri üzerinden mesleğin belleğini kuruyor ve Türkiye’de tarihçiliğin entelektüel seyrini görünür hale getiriyor. Tarihin yalnızca geçmişi anlatmadığını, aynı zamanda bugünün ideolojik çerçevesini şekillendirdiğini vurguluyor ve tarihçinin kendi zamanına karşı da sorumluluk taşıdığını sezdiriyor. Bu yönüyle ‘Dün Sancısı’, tarih yazımını savunan ama onu sürekli sorgulayan eleştirel bir perspektif geliştiriyor.

  • Künye: Oktay Özel – Dün Sancısı: Türkiye’de Geçmiş Algısı ve Akademik Tarihçilik, İletişim Yayınları, tarih, 484 sayfa, 2025

Scott H. Young – Ustalaşmanın 12 Kuralı (2025)

Scott H. Young bu eserinde, yeni becerilerin neden zor edinildiğini inceliyor ve ustalığın doğuştan değil doğru yöntemle geliştiğini savunuyor. Öğrenmenin rastgele tekrar yerine bilinçli pratikle ilerlediğini vurguluyor ve bireyin sürece aktif katılım gösterdiğini belirtiyor. Başkalarından, deneyimden ve uygulamadan öğrenmenin merkezi bir rol oynadığını ifade ediyor.

Yazar, öğrenmeyi iyileştirmek için geliştirdiği on iki temel kural üzerinden dikkat, disiplin ve strateji kavramlarını tartışıyor. Net hedef koymanın ilerlemeyi hızlandırdığını, geri bildirim almanın süreci görünür kıldığını ve zorlayıcı görevlerle yüzleşmenin kalıcı gelişim sağladığını anlatıyor. Pasif tekrar yerine odaklı pratik öneriyor ve zamanın bilinçli yönetildiğini söylüyor.

‘Ustalaşmanın 12 Kuralı’ (‘Get Better at Anything 12 Maxims for Mastery’), sınava hazırlananlardan iş yaşamında kendini geliştirmek isteyenlere kadar geniş bir okur kitlesine sesleniyor. Young, motivasyonun geçici olduğunu, asıl belirleyenin sürdürülebilir çalışma alışkanlığı olduğunu vurguluyor. Öğrenmenin kişisel bir sorumluluk gerektirdiğini hatırlatıyor ve bireyin kendi yöntemini inşa ettiğini gösteriyor.

Eser, beceri kazanımını yalnızca teknik değil, zihinsel bir dönüşüm süreci olarak ele alıyor. Odaklanma, sabır ve öz farkındalıkla ilerleyen bu yol, ustalığı erişilebilir bir hedef haline getiriyor. Okur, başarıyı şansa değil yönteme bağladığını anlıyor ve öğrenme pratiğini daha bilinçli biçimde yeniden kuruyor.

  • Künye: Scott H. Young – Ustalaşmanın 12 Kuralı, çeviren: Sevgi Halime Özçelik, İş Kültür Yayınları, inceleme, 240 sayfa, 2025

Michael Allen Gillespie – Modernitenin Teolojik Kaynakları (2025)

Michael Allen Gillespie bu çalışmasında, modern dünyanın kökeninin bütünüyle seküler olmadığını, aksine uzun süreli teolojik tartışmaların içinden doğduğunu gösteriyor. Moderniteyi Tanrı’dan kopuş olarak yorumlayan yerleşik anlatıya karşı çıkarak, sekülerleşmenin tamamlanmış bir kırılma değil, çözülemeyen inanç krizlerinin dönüştürücü bir devamı olduğunu savunuyor ve özgürlük, akıl ile vahiy arasındaki gerilimin düşünce tarihini nasıl biçimlendirdiğini ortaya koyuyor.

‘Modernitenin Teolojik Kaynakları’ (‘The Theological Origins of Modernity’), Ortaçağ nominalizminin yarattığı ontolojik kırılmadan başlayarak Ockham, Petrarca, Erasmus, Luther, Descartes ve Hobbes üzerinden ilerliyor ve bireyin doğuşunu, Reformasyonun sarsıcı etkilerini, rasyonalizmin yükselişini ve Aydınlanmanın iç çelişkilerini izliyor. Bu süreçte modern öznenin mutlak özerklik iddiasının, Tanrı merkezli anlam evreninin boşalmasıyla oluşan belirsizliği telafi etmeye çalıştığını vurguluyor.

Gillespie, modern aklın kendini kutsalın yerini alan yeni bir otorite olarak kurduğunu, ancak bu girişimin sürekli bir istikrarsızlık ürettiğini ileri sürüyor. Teolojik soruların felsefi formlar altında varlığını sürdürdüğünü göstererek modernitenin köklü bir kopuştan çok, yeniden adlandırılmış bir süreklilik olduğunu düşündürüyor ve okuru çağdaş dünyanın temel varsayımlarını yeniden sorgulamaya çağırıyor.

Modernitenin ilerleme miti ile kurtuluş vaadi arasında kurduğu ilişkinin dinsel söylemin dünyevileşmiş bir biçimi olduğunu belirtirken, siyasetin ve hukukun meşruiyet arayışının da teolojik izler taşıdığını söylüyor. Gillespie, özgürlük fikrinin sınırsız bir vaat gibi sunulduğunu, ancak bu vaatle birlikte anlam boşluğunun da derinleştiğini düşünüyor ve modern öznenin güç kazandığını fakat kırılgan varoluş içinde kaldığını söylüyor.

  • Künye: Michael Allen Gillespie – Modernitenin Teolojik Kaynakları, çeviren: Mehmet Serdal Eglen, Alfa Yayınları, inceleme, 560 sayfa, 2025

Timur Kuran – Ertelenen Özgürlükler (2025)

Timur Kuran bu çalışmasında, İslam hukukunun tarihsel mirasının Orta Doğu toplumlarında siyasal özgürlüklerin kurumsallaşmasını nasıl geciktirdiğini ele alıyor. Yazar, sorunu kültürel bir özcülük üzerinden değil, kurumsal yapılanmalar üzerinden değerlendiriyor ve şeriat temelli düzenin ekonomi, hukuk ve siyaset alanlarında baskıları yeniden ürettiğini savunuyor. Bu yapı, bireysel hakların yerleşmesini sınırlandırıyor ve anayasal gelişmenin önünde kalıcı engeller oluşturuyor.

‘Ertelenen Özgürlükler: Ortadoğu’da İslam Hukukunun Politik Mirası’ (‘Freedoms Deyaled: The Political Legacies of Islamic Law’), İslam hukukunun ticaret, miras, sözleşme ve vakıf sistemleri üzerinden toplumsal yaşamı düzenlediğini, ancak bu düzenin uzun vadede girişimciliği ve kurumsal yenilenmeyi zayıflattığını gösteriyor. Modern hukuki çerçevelerle bütünleşemeyen bu miras, siyasal çoğulculuğun gelişmesini de yavaşlatıyor ve devlet-toplum ilişkisini hiyerarşik bir zeminde tutuyor.

Yazar, Osmanlı ve diğer İslam toplumlarında görülen gecikmenin kader olmadığını, Batı’da yaşanan kurumsal dönüşümlerin sonucunda özgürlüklerin daha erken kökleştiğini belirtiyor. Eğitim, mülkiyet ve temsil mekanizmalarının farklı evrim izlemesi, iki dünya arasındaki siyasal açı farkını derinleştiriyor. Bu durum, modernleşme süreçlerinde eşitsiz bir ilerleme yaratıyor.

Eser, özgürlük fikrinin yalnızca ideolojik değil, kurumsal altyapıya bağlı olduğunu vurguluyor ve hukuki geleneklerin siyasal kültürü nasıl biçimlendirdiğini ortaya koyuyor. Kuran, gecikmiş özgürlüklerin tarihsel nedenlerini çözümleyerek günümüz reform tartışmalarına eleştirel bir zemin sunuyor ve İslam dünyasında demokratikleşmenin önkoşullarını daha berrak biçimde okumayı sağlıyor.

  • Künye: Timur Kuran – Ertelenen Özgürlükler: Ortadoğu’da İslam Hukukunun Politik Mirası, çeviren: Mustafa Batman, Yapı Kredi Yayınları, inceleme, 560 sayfa, 2025

Lesley Newson, Peter J. Richerson – Bizim Hikâyemiz (2025)

Lesley Newson ve Peter J. Richerson bu çalışmalarında, insan evrimini biyolojik determinizmin ötesine taşıyor ve kültürel evrimin belirleyici rolünü merkeze alıyor. Yazarlar, insan topluluklarının salt genetik mirasla değil, öğrenilen davranışlar ve paylaşılan normlarla şekillendiğini vurguluyor ve kültürün seçilim süreçlerini dönüştürdüğünü savunuyor.

‘Bizim Hikâyemiz: İnsan Evrimine Yeni Bir Bakış’ (‘A Story of Us: A New Look at Human Evolution’), biyolojik ve kültürel evrim arasındaki karşılıklı etkileşimi ayrıntılandırıyor ve bu sürecin insanı işbirliğine yönelttiğini ileri sürüyor. Dil, ahlak, paylaşım ve cezalandırma gibi pratiklerin grup içi uyumu güçlendirdiğini açıklıyor. Newson ile Richerson, kültürel normların bireysel çıkarı sınırlandırırken kolektif sürekliliği sağladığını söylüyor ve bu mekanizmanın toplumsal düzeni kurduğunu gösteriyor.

Yazarlar, modern dünyada hızlanan değişim karşısında insan topluluklarının uyum kapasitesini tartışıyor ve kültürel mirasın bu uyumu beslediğini ileri sürüyor. Geleneklerin, eğitim pratiklerinin ve ortak anlatıların bireyleri birbirine bağladığını ifade ediyor. Aynı zamanda rekabetçi çevre koşullarının yeni davranış kalıpları ürettiğini, bu kalıpların da yeni değerler doğurduğunu belirtiyor.

Çalışma, insanlık tarihini çizgisel bir ilerleme miti olarak değil, sürekli müzakere edilen bir ortaklık süreci olarak okuyor. Kültürel çeşitlilik, yazarların gözünde bir zayıflık değil, evrimin temel itkisi olarak anlam kazanıyor. Bireyin kararları ile kolektif hafıza arasındaki ilişkinin toplumsal davranışı yönlendirdiğini anlatıyor ve insan türünün esnekliğini görünür kılıyor. Böylece eser, kimlik, aidiyet ve dayanışma üzerine yeniden düşünmeye çağırıyor ve insan olmanın müşterek bir öğrenme deneyimi olduğunu duyumsatıyor.

  • Künye: Lesley Newson, Peter J. Richerson – Bizim Hikâyemiz: İnsan Evrimine Yeni Bir Bakış, çeviren: Dilara Erdem, Minotor Kitap, bilim, 440 sayfa, 2025