Heather Heying, Bret Weinstein – Bir Avcı-Toplayıcının 21. Yüzyıl Rehberi (2025)

Heather Heying ve Bret Weinstein’ın bu kitabı, insanlığın evrimsel geçmişiyle modern dünyanın yarattığı çelişkileri ele alıyor. Yazarlar, avcı-toplayıcı olarak şekillenmiş biyolojimizin günümüz yaşam tarzıyla uyumsuzluklarını açıklıyor. ‘Bir Avcı-Toplayıcının 21. Yüzyıl Rehberi: Evrim ve Modern Yaşamın Zorlukları’ (‘A Hunter-Gatherer’s Guide to the 21st Century: Evolution and the Challenges of Modern Life’), beslenme, uyku, aile ilişkileri, cinsiyet rolleri, eğitim, teknoloji ve toplumsal düzen gibi temel alanlarda bu uyumsuzlukların nasıl ortaya çıktığını örneklerle tartışıyor.

Heying ve Weinstein, modern toplumda karşılaştığımız birçok sağlık ve davranış sorununu evrimsel bağlamda yorumluyor. Örneğin, işlenmiş gıdaların yaygınlığı, hareketsiz yaşam biçimi veya yapay ışıklarla bozulan uyku düzeni, binlerce yıl boyunca şekillenmiş biyolojik sistemimizle çelişiyor. Yazarlar, bu uyumsuzlukların bireysel ve toplumsal düzeyde kaygı, depresyon, obezite gibi sonuçlara yol açtığını vurguluyor.

Kitap, çözüm önerilerini de gündeme getiriyor. Evrimsel geçmişimizden öğrenerek, daha doğal beslenme alışkanlıkları edinmek, hareketi günlük yaşama katmak, anlamlı topluluk bağlarını sürdürmek ve doğayla yeniden ilişki kurmak gibi yollar öneriliyor. Yazarlar, modern dünyanın imkânlarını reddetmeden, biyolojik kökenlerimizle uyumlu bir yaşam inşa etmenin mümkün olduğunu savunuyor.

Sonuçta eser, çağımızın sorunlarını yalnızca kültürel veya teknolojik gelişmeler üzerinden değil, evrimsel bir perspektifle kavrayarak, modern hayatın karmaşasında yön bulmaya çalışan okuyucuya pratik ve düşünsel bir rehber sunuyor.

  • Künye: Heather Heying, Bret Weinstein – Bir Avcı-Toplayıcının 21. Yüzyıl Rehberi: Evrim ve Modern Yaşamın Zorlukları, çeviren: Gökçe İnan Yağlı, Pegasus Yayınları, psikoloji, 368 sayfa, 2025

Robert Lyall – Rusya’ya Yolculuk (2025)

Robert Lyall’ın ilk kez 1825 yılında yayımlanan bu kitabı, yazarın Rus İmparatorluğu’nun az bilinen güney bölgelerine yaptığı kapsamlı seyahatin zengin ve detaylı bir kaydı olarak öne çıkıyor. ‘Rusya’ya Yolculuk: Kırım, Kafkasya ve Gürcistan’ (‘Travels in Russia, the Krimea, the Caucasus, and Georgia’), sadece bir gezginin notlarından ibaret değil, aynı zamanda 19. yüzyılın başlarındaki bu toprakların siyasi, sosyal ve kültürel yapısına ışık tutan değerli bir belge niteliği taşıyor.

Lyall, gezisi boyunca bir doktor ve gözlemci titizliğiyle notlar alarak, Kırım’ın Akmescit (Simferopol) ve Sivastopol gibi önemli şehirlerinden Kafkasya’nın dağlık bölgelerine ve Gürcistan’ın tarihi Tiflis kentine kadar geniş bir coğrafyayı dolaşıyor. Kitap, bu bölgelerin zorlu ve bir o kadar da etkileyici coğrafi yapısını tasvir ediyor. Nehirler, dağlar, ormanlar ve iklim koşulları hakkında ayrıntılı bilgiler sunuyor. Ancak eserin en güçlü yönü, yazarın bölgedeki etnik çeşitliliği ve insan manzaralarını anlatış biçimi oluyor.

Lyall, Gürcülerin, Ermenilerin, Tatarların ve diğer Kafkasya halklarının geleneklerini, yaşam tarzlarını, kıyafetlerini ve dini inançlarını canlı bir dille aktarıyor. Rus İmparatorluğu’nun bu bölgelerdeki politikalarını, askeri varlığını ve yerel halklarla kurduğu ilişkileri de yakından inceliyor. Rus idaresinin getirdiği değişiklikler ve bu değişikliklere karşı yerel direnişler, kitabın önemli temaları arasında yer alıyor. Eser, Rusya’nın güneye doğru genişleme stratejisini ve bu stratejinin bölgenin dinamiklerini nasıl değiştirdiğini gözler önüne seriyor.

‘Rusya’ya Yolculuk’, yalnızca bir seyahatname olmakla kalmıyor, aynı zamanda erken dönem etnografları için de bir başvuru kaynağı oluyor. Lyall’ın nesnel ve detaylı gözlemleri, bugün Kafkasya ve Kırım tarihi üzerine çalışan araştırmacılar için paha biçilmez bir kaynak sunuyor. Kitap, 19. yüzyılın o karmaşık ve hareketli dönemine ait bir fotoğraf çekerek, okuyucuya bu uzak diyarların geçmişine dair derin bir bakış açısı sunuyor. Bu yönüyle, Lyall’ın eseri, günümüzdeki siyasi tartışmaları ve kültürel çatışmaları anlamak için de önemli bir arka plan oluşturuyor.

  • Künye: Robert Lyall – Rusya’ya Yolculuk: Kırım, Kafkasya ve Gürcistan, çeviren: Füsun Doruker, Albaraka Yayınları, seyahatname, 376 sayfa, 2025

David Robson – Beklenti Etkisi (2025)

David Robson’un bu kitabı, zihnimizin beklentilerinin bedenimizi, algılarımızı ve yaşam deneyimimizi nasıl şekillendirdiğini anlatıyor. Robson, nörobilim, psikoloji ve tıp alanındaki araştırmaları bir araya getirerek düşünce gücünün somut biyolojik etkilerini ortaya koyuyor. ‘Beklenti Etkisi: Düşünce Biçimimiz Zihnimizi Nasıl Değiştirir?’ (‘The Expectation Effect’), beklentilerin sadece ruh halimizi değil, bağışıklık sistemimizi, dayanıklılığımızı, performansımızı ve hatta yaşlanma sürecimizi bile etkileyebildiğini gösteriyor. Yazar, placebo ve nocebo etkileri üzerinden beynin beklentilerle bedensel tepkiler arasında kurduğu güçlü bağı açıklıyor.

Robson, bu etkinin olumsuz yönlerine de dikkat çekiyor. Negatif beklentiler, kişilerin sağlık sorunlarını ağırlaştırabiliyor veya başarı potansiyelini sınırlayabiliyor. Kitapta, bu olumsuz döngüleri kırmak için algı yönetimi, olumlu çerçeveleme ve bilinçli düşünce yeniden yapılandırma gibi yöntemler öneriliyor. Yazar, örnekler üzerinden, insanların kendi hayatlarında küçük beklenti değişiklikleri yaparak büyük sonuçlar elde edebileceğini gösteriyor.

Eserde, spor performansından beslenmeye, uykudan ağrı algısına kadar geniş bir yelpazede beklentinin etkileri inceleniyor. Robson, bilimsel kanıtlarla desteklediği anlatımı sayesinde okuyucuya yalnızca teorik bilgi değil, uygulanabilir stratejiler de sunuyor. Sonuçta kitap, zihnimizdeki beklentilerin farkına varmanın ve onları bilinçli olarak şekillendirmenin, yaşam kalitesini köklü biçimde değiştirebilecek güçlü bir araç olduğunu vurguluyor.

  • Künye: David Robson – Beklenti Etkisi: Düşünce Biçimimiz Zihnimizi Nasıl Değiştirir?, çeviren: Gökçe Çakmak, Domingo Kitap, psikoloji, 388 sayfa, 2025

Michael Freeman – İnsan Hakları (2025)

Michael Freeman’ın bu kitabı, insan haklarının tarihsel gelişimini, felsefi temellerini ve günümüzdeki uygulama sorunlarını derinlemesine inceliyor. Yazar, insan haklarının yalnızca hukuki belgelerden ibaret olmadığını, aynı zamanda kültürel, politik ve ahlaki boyutları olan evrensel bir kavram olduğunu vurguluyor. ‘İnsan Hakları’ (‘Human Rights (4th Edition)’), Aydınlanma düşüncesinden başlayarak modern insan hakları fikrinin köklerini, farklı medeniyetlerdeki hak anlayışlarını ve bu fikirlerin küresel ölçekte nasıl evrildiğini anlatıyor. Freeman, hakların mutlak değil, tarihsel koşullar ve güç ilişkileri içinde şekillendiğini belirtiyor.

Eserde ayrıca Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi’nin doğuşu, uluslararası hukuk mekanizmaları ve bölgesel insan hakları sistemleri detaylı biçimde ele alınıyor. Yazar, bu mekanizmaların başarısının, devletlerin iradesi ve sivil toplumun etkinliğiyle doğrudan bağlantılı olduğunu savunuyor. Kitap, ifade özgürlüğü, din özgürlüğü, azınlık hakları, ekonomik ve sosyal haklar gibi alanlarda yaşanan ihlallerin hem yerel hem de küresel dinamiklerini inceliyor.

Freeman, insan hakları savunusunun gelecekte karşılaşacağı zorluklara da değiniyor. Küresel eşitsizlikler, iklim krizi, göç hareketleri ve dijital çağın getirdiği mahremiyet sorunlarının, hak anlayışını yeniden tanımlayabilecek güçte olduğunu öne sürüyor. Kitap, okuyucuya insan haklarının yalnızca teorik bir ideal değil, günlük yaşamın her alanında mücadele edilmesi gereken canlı bir pratik olduğunu hatırlatıyor.

  • Künye: Michael Freeman – İnsan Hakları: Yaklaşımlar, Kazanımlar, Sorunlar, çeviren: Kıvanç Koçak, İletişim Yayınları, siyaset, 295 sayfa, 2025

Eric J. Johnson – Seçim Mimarisi (2025)

Eric J. Johnson, karar verme süreçlerinin yalnızca bireysel tercihlerden ibaret olmadığını, bu tercihlerimizin çoğunlukla nasıl sunulduğuna bağlı olarak şekillendiğini gösteriyor. ‘Seçim Mimarisi: Kararlarımıza Yön Veren Unsurlar’ (‘The Elements of Choice: Why the Way We Decide Matters’), seçimlerimizi etkileyen görünmez tasarım unsurlarını, yani “choice architecture” kavramını ayrıntılı biçimde ele alıyor. Johnson, seçeneklerin sıralanışından kullanılan dile, varsayılan ayarlardan zamanlamaya kadar pek çok unsurun, farkında olmadan kararlarımızı yönlendirdiğini ortaya koyuyor.

Yazar, günlük yaşamdan ekonomi, sağlık, politika ve teknolojiye uzanan geniş bir alanda, karar çerçevesinin nasıl değiştiğini ve bunun sonuçlarını inceliyor. Örneğin, organ bağışı formlarında varsayılan seçeneğin “kabul” olması, bağış oranlarını dramatik biçimde artırıyor. Benzer şekilde, bilgi sunumunun netliği ya da karmaşıklığı, insanların risk algısını ve eylem tercihlerini doğrudan etkiliyor. Johnson, bu örnekler üzerinden, karar ortamını tasarlayanların sorumluluğunu da tartışıyor.

Kitap, bireylerin kendi karar süreçlerini daha bilinçli yönetebilmesi için stratejiler sunuyor. Seçenekleri değerlendirirken bilişsel önyargıları fark etmek, varsayılan ayarların etkisini sorgulamak ve karar anında bilgi kaynaklarını çeşitlendirmek bu stratejilerin başında geliyor. Johnson, doğru tasarlanmış karar ortamlarının yalnızca bireysel mutluluğu değil, toplumsal faydayı da artırabileceğini savunuyor. ‘Seçim Mimarisi’, seçimlerimizin ardındaki görünmez mimarileri anlamak isteyen herkes için rehber niteliğinde bir eser sunuyor.

  • Künye: Eric J. Johnson – Seçim Mimarisi: Kararlarımıza Yön Veren Unsurlar, çeviren: Güneş Turhan, Pegasus Yayınları, psikoloji, 392 sayfa, 2025

Çiğdem Kafescioğlu – Konstantinopolis (2025)

Çiğdem Kafescioğlu bu çalışmasında, kentin Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan dönüşümünü kültürel etkileşimler bağlamında inceliyor. ‘Konstantinopolis: İstanbul İmparatorluk Başkentinde Mekânın ve İmgenin Yeniden İnşası’ (‘Constantinopolis/Istanbul: Cultural Encounter’), İstanbul’un yalnızca bir başkent değil, farklı uygarlıkların, inançların ve sanat geleneklerinin kesişim noktası olduğunu gösteriyor. Kafescioğlu, Bizans mirasının Osmanlı döneminde tamamen yok edilmediğini, aksine yeni iktidar yapısı içinde yeniden yorumlanarak yaşatıldığını vurguluyor.

Eserde, Bizans mimarisi ile Osmanlı üslubunun iç içe geçtiği yapılar, şehir planındaki değişiklikler ve kamusal alanların yeniden işlevlendirilmesi ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Kafescioğlu, Ayasofya’dan Topkapı Sarayı’na, surlardan camilere uzanan mimari dönüşümleri, hem siyasi güç gösterisi hem de kültürel sürekliliğin ifadesi olarak yorumluyor. Kentin çok dinli ve çok etnik yapısının, ticaret ağlarının ve diplomatik ilişkilerin şehir dokusuna nasıl yansıdığını da inceliyor.

Yazar, Osmanlı İstanbul’unun yalnızca geçmişi devralan değil, aynı zamanda onu dönüştüren yaratıcı bir merkez olduğunu savunuyor. Bu süreçte görsel kültür, el sanatları, yazılı kaynaklar ve seyyah anlatıları üzerinden, kentin kimliğinin sürekli yeniden üretildiğini gösteriyor. Kitap, İstanbul’u tarihin belirli bir dönemine sıkıştırmadan, onu bir kültürel karşılaşmalar ve müzakereler alanı olarak ele alıyor. Böylece okuyucu, kentin çok katmanlı geçmişini, estetik ve politik bağlamıyla birlikte kavrıyor.

  • Künye: Çiğdem Kafescioğlu – Konstantinopolis: İstanbul İmparatorluk Başkentinde Mekânın ve İmgenin Yeniden İnşası, çeviren: Ayşen Gür, Koç Üniversitesi Yayınları, mimari, 336 sayfa, 2025

Özgür Taburoğlu – Tekil ve Çoğul (2025)

Semiyotik, hayatın her alanında – toplumsal, siyasal, kültürel, ekonomik ve sanatsal – görünmez bir ağ gibi işliyor. Bu ağ, uzak zaman ve mekânların sakinlerini yan yana getirirken, bazen de bağları koparıyor. Bağlantılar, ilişkiler ve ayrışmalar; tıpkı evrenin yapısındaki kararsızlıklar gibi, farklı olay ve nesneler üzerinden okunuyor. Semiyotik hem kuramsal hem pratik bir alan olarak, yalnızca farklı nesneleri değil, tekil ve çoğul varlıkların da bağ kurma koşullarını tanımlıyor. Bu bağlar basitçe yan yana gelişlerden ibaret olmayıp, belirsizlikler içinde yeni imkânlara kapı aralıyor.

Özgür Taburoğlu bu kitabında, Donna Haraway’in figürlerinden Jakob von Uexküll’ün biyosemiyotiğine, Merleau-Ponty’nin düşünce çemberlerinden Achille Mbembe’nin brütalist mimari okumalarına uzanan geniş bir yelpazede, anlamın izini sürüyor. Düz ontolojideki güç mücadelelerinden Montessori pedagojisinin işçi sınıfı çocuklarıyla ilişkisine, çağın sonunu işaret eden korku atmosferinden şiddet tekniklerine, öznesiz tarih anlayışından popüler kültürdeki aktarım ilişkilerine kadar çok farklı alanlar, semiyotik merceğinden yeniden yorumlanıyor.

Bu yaklaşım, tesadüf ile zorunluluk arasındaki karşılaşmaları, bilincin ve bilinçdışının ortak paydalarını, yeryüzünün ve evrenin paydaşlarını anlamak için kullanılıyor. ‘Tekil ve Çoğul’, semiyotiğin yalnızca anlam çözümleme aracı değil, aynı zamanda varoluş biçimlerini yeniden kuran bir ilişki zemini olduğunu ortaya koyuyor.

  • Künye: Özgür Taburoğlu – Tekil ve Çoğul: Semiyotik Bağlantılar, Akademim Yayıncılık, felsefe, 184 sayfa, 2025

Erkan Serçe, Akın Erdoğan – İzmir’de Bira ve Birahaneler (2025)

Kentlerin kimliği, sokaklarında yankılanan sesler ve paylaşılan lezzetlerle şekillenir. İzmir’de biranın hikâyesi de ithal bir keyiften şehrin ortak ritmine dönüşen bir kültürel yolculuğu anlatıyor.

Bu kitap, biranın 1820’lerde fıçılarla kente ayak basmasından günümüze uzanan serüvenini takip ediyor. Zamanla Prokopp gibi yerel üreticilerin eliyle bir sosyalleşme aracına dönüşen bira, çok kültürlü bu liman kentinin meydanlarında ve birahanelerinde kendine kalıcı bir yer buluyor.

İzmirli için iş çıkışı yorgunluk atmak, sahilin tadını çıkarırken güneşi bir kadehle batırmak ya da sıcak bir günde serin bir mola vermek; artık yalnızca bir içecek molası değil, şehrin ruhuna sinmiş, kuşaktan kuşağa aktarılan gündelik bir alışkanlık.

‘İzmir’de Bira ve Birahaneler’, bu köklü kültürel pratiğin izini sürerken, okuruna biranın damakta bıraktığı tatla birlikte İzmir’in geçmişine ve kültürel belleğine dair zengin bir okuma vadediyor.

  • Künye: Erkan Serçe, Akın Erdoğan – İzmir’de Bira ve Birahaneler, Sakin Kitap, inceleme, 144 sayfa, 2025

Karl Polanyi – Büyük Dönüşüm (2025)

Karl Polanyi, modern kapitalizmin ortaya çıkışını ve 19. yüzyılın ekonomik düzenini inceleyerek, piyasa ekonomisinin toplumsal yapı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Kitap, özellikle sanayi devrimi sonrası dönemde piyasanın kendi kendini düzenleyen bir mekanizma olarak görülmesinin nasıl derin toplumsal dönüşümlere yol açtığını gösteriyor. Polanyi, ekonominin tarihin büyük kısmında toplumsal ilişkilerin içine gömülü olduğunu, ancak 19. yüzyılda bunun tersine çevrilerek toplumun piyasa kurallarına göre yeniden şekillendirildiğini savunuyor.

Yazar, bu dönüşümün “büyük dönüşüm” adını verdiği süreçle gerçekleştiğini, serbest piyasa ilkesinin emek, toprak ve parayı da metalaştırarak insan yaşamının temel unsurlarını piyasaya tabi kıldığını belirtiyor. Bu durum, toplumsal istikrarsızlık, yoksulluk ve krizlere zemin hazırlıyor. Polanyi, devletin bu süreçte pasif bir gözlemci olmadığını, aksine serbest piyasayı kurmak ve sürdürmek için aktif politikalar uyguladığını vurguluyor.

‘Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri’ (‘The Great Transformation: The Political and Economic Origins of Our Time’), 20. yüzyılda ortaya çıkan ekonomik ve siyasi krizlerin, piyasa güçleri ile toplumsal koruma mekanizmaları arasındaki çatışmadan doğduğunu ileri sürüyor. Polanyi, toplumların piyasaların yıkıcı etkilerine karşı kendilerini korumak için sosyal politikalar geliştirdiğini, ancak bu koruma refleksinin siyasi kutuplaşmayı da tetiklediğini aktarıyor. Eser, kapitalizmin yalnızca ekonomik değil, derin bir toplumsal proje olduğunu göstererek, piyasa ve toplum arasındaki dengenin yeniden düşünülmesi gerektiğini öne sürüyor.

  • Künye: Karl Polanyi – Büyük Dönüşüm: Çağımızın Siyasal ve Ekonomik Kökenleri, çeviren: Ayşe Buğra, İletişim Yayınları, iktisat, 432 sayfa, 2025

Kolektif – Politik ‘Şeyleri’ Tasniflemek (2025)

Komplo teorilerine yaklaşım, geçmişe kıyasla bugün çok daha karmaşık bir soru halini alıyor. Bu kitap, meseleyi tekil cevaplardan ziyade, komplo teorilerini anlama biçimlerini inceleyen bir bakışla ele alıyor. Amacı, bu teorilerin sunduğu dünya tasavvurunun ardındaki ideolojik sınıflandırma mantığını çözümlemek. Sosyal bilimler perspektifinden hareket eden yazar, komplo teorilerinin yalnızca irrasyonel veya paranoyak bir tutumun ürünü olarak damgalanmasını sorguluyor.

Eser, komplo teorilerini baştan reddetmek yerine, onların siyasî coğrafya ve yerel-kültürel bağlamla kurduğu ilişkileri anlamaya odaklanıyor. Bu yaklaşım, araştırmacıya hem eleştirel hem de mesafeli bir duruş imkânı sağlıyor. Kitap, komplo teorilerinin toplumsal işlevlerini, kategorik yapılarını ve söylemsel bağlamlarını analiz ederek, onları yalnızca yanlış bilgi üretimi olarak değil, belirli bir düşünme biçimi ve toplumsal ilişki kurma tarzı olarak konumlandırıyor.

Bu çerçevede, okura hem teorik hem de yöntemsel bir araç seti sunarak, komplo teorilerini tek boyutlu bir reddedişin ötesine taşıyor. Böylece konu, günümüz siyasal ve kültürel tartışmalarıyla bağlantılı olarak, daha geniş ve eleştirel bir perspektifle değerlendirilebiliyor.

Kitaba katkıda bulunan yazarlar ise şöyle: İsmet Parlak, Yağız Alp Tangün, Efe Baştürk, Toygar Sinan Baykan, Hamit Bozarslan, Kadir Dede, Mehmet Güldal, Kerem Karaosmanoğlu, Mehmet Akif Kumtepe, Beate Küpper, Armağan Öztürk, Erol Sağlam, Elif Sandal Önal, Doruk Tatar, Çağla Pınar Tunçer, Andreas Zick.

  • Künye: Kolektif – Politik ‘Şeyleri’ Tasniflemek: Komplo Teorileri Nasıl Okunmalı, editör: İsmet Parlak, Yağız Alp Tangün, İmge Kitabevi, siyaset, 409 sayfa, 2025